Adı:
Cümle Kapısı
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9753629362
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş
Kelimeyle değil, cümleyle düşündüğümü fark ettim ben. Muhal farz bile olsa "Her şeyi özetleyecek bir cümle" tutkum, mana birimimin cümle olmasından. Karmaşık cümlelerle konuşmayı sevmem, öyle düşünmemden. Başka türlü anlatamıyorum, bu yüzden mazurum ben.

Faturaların, makbuzların, ihbarnamelerin arkasına.

Mektup zarflarının, davetiyelerin, program kartlarının boşluklarına.

Peçetelerin üzerine.

Kitapların kenar sularına, kapak içlerine.

Defterlerin, sahifelerine değil kıyılarına köşelerine.

Yazılıp da bırakılmış; bilinç kendine bile hırsız, kim bilir bazıları hatırlanmış da sonradan unutulmuş bunca cümleyi bir yerden bulup da çıkarmam. Burada böyle bir kapı açmam.
Cümle kapısı: Kalbin kapısı.

Sonra, sebebi malûm sırrı meçhul, yani bana muamma, tutup bu kapıyı kapatmam.

Eğer beni okuyanla paylaşım isteği ve daha yakından tanışma beklentisinden değilse, defterimde kalan cümleden kurtulma isteğimden.

Bir şey değil, yeni bir şey söylemek için.
Nazan Bekiroğlu
Bu yazdıklarım çok değer verdiğim ,kıymetli ablam ,gonluyle tutunduğum https://1000kitap.com/suedareyyan/Duvar/ 'â ithafendir .


Ruhum firtinalarla dagila dagila savrulmusken ,tum karanlıklar sozlesmiscesine üzerime kasvet yükünü bırakıp cullanmisken ,
günah ve nefsani arzular birlesmiscesine doğru yolumun üzerine oturup
"hakikati yaşamamı " gasp etmişken ,zemherir soguklari gitmek bilmeksizin kalbimi
mesken tutup derinden kanatirken,gizlemeye çalıştığım gözyaşlarım kimseyi şahit tutmamacasina kendiliğinden süzülüp akiyorken;yolunu kaybetmiş ,yön ve istikamet arayışında bir munzevi gibi ,her ne kadar cümle cümle surgulerle kalbimin kapılarını sıkı sıkı kilitlesemde ,"sinanmayi kaldiramayan" kalbime iyi gelecek manevi zatlar,dostlar ,mekanlar var.Eşiğine düştüğümde halimi nasıl anlatacağımı tarif etmekten aciz ,hangisine tutunup teselli olacağını şaşırmış kelimelerim bogarcasina aglamalara bıraktı yerini .Ağladım ,ağladım ...Sicim sicim aktı gözyaşlarım.Kullugu yaşamanın zor olduğu bir zamanda "kaybetme " korkusuyla ağladım ."Hel min mezid " serzenisleriyle lutfun da hoş diyebiliyorken ,kahrında hoş diyemeyen ,nazlanip sizlanan ,şikayet eden bünyeme ağladım .Kapkaranlık günahlarımı gözyaşlarımla arindirmak istedim .Duygularımı akord etmeye ,bozulan nazarlarimi tamir etmeye gözyaşlarımı şahit kıldım .Gözyaşlarım aktikca yitigini bulmuscasina ,yakınlığı ozlemiscesine "Huzur " da el pençe divan duruyorken ,"yuvaya" dönüşün ferahlığı kalbimin kasvetli bulutlarini dağıttı ...


"Şüphe yok ki kendi kavmi tarafından taslanmak ,peygamberligin çilesi .Kaderi.Bedeli "
Hz.İsa (as) misali çarmıha giderken ,acı çekerken ,anlasilamamisken bile sadakatle sımsıkı tutunup kandan irinden deryalari öylece asmak gerek .Her ne kadar güvense de büyük ihanete uğramak dost bildigince ,çarmıha gerilmekten daha ağır gelmiştir yüreğine .Dostun vefasizligi yoldan daha çok yorar.Ama bilmezler ki çamur da atsalar ,ateşe de atsalar ,çarmıha da gerseler o kutlularin dupduru hallerini gizleyemez ;alinlarindaki parlak ışığın vicdanlara yansıyan aksini perdeleyemezler .


Tanpinar 'in "Deniz insanla konuşur " saliklamasi misali bazen de denizle dertleşmek istersiniz.Konuşursunuz saatlerce ,iç dökümü mesabesinde .Hüzün iklimininizin, denizin dalgalariyla kıyıya vurup sahili selamete çıkmasını temenni edersiniz.Ama dost gibisi var mı ...Mekanı da, ruhunuzu da güzelleştiren dostlar .Herşey dostlarla anlamlı .Bir şeyi sevmek için tanımak lazım diyor N.Bekiroglu uzun süre saklayamaz kendisini insan .Kirilmissa kalbinden ,susmussa halinden ,dusmusse yarasindan beresinden kendisini ele verir .Hani bir söz var ya çok sevdiğim "Sözün demi de kemi de sahibini ele verir " misali maskelerle gizleyemez insan kendisini .Ağır sinanmislik içinde insan kalmanın zorlastigi bir zamanda ,yalnızlığın gurbetinde dostların varlığı nefes oldu,şifa oldu .Bundandır yaslarimizin,kederlerimizin içinde bogulmayisimiz.


Bazen de edebiyatın romanesk havasında nefes almak istersiniz.Bir de bakarsınız ki cehaletin karanlığı ,fasizmin karanlığı ,savaşın karanlığı ,kin ve nefretin karanlığı ,sizi tüm yazarların ,düşünce suclularin mahkumiyet libasiyla yığıldıgi gibi, demir kapı kör pencere taş duvar zindanlarin cümle kapısına yigiliverirsiniz .O zaman da tüm dert edindiginiz şeylerin aslinda dert edilmeyecek kiymette olduğuna şahit olup,hayiflanirsiniz.Tüm kayiplariniza rağmen "özgürlük " gibisi yokmuş dersiniz.Kuşların kanatlariyla kanatlanmak istersiniz.Içinizi yiyip
kemiren geride biraktiklarinizin ,
sevdiklerinizin dayanılmaz özlemi .Hakikaten eşsiz bir iztirab icerisindesiniz.Düşüncelerinizi kelimelere dökerek kalemin ve kelamin ozgurluguyle protesto edersiniz size reva görülen muameleyi.


Ozgurlugunuz yagmalanmis,
gasp edilmiş kelimelerinizde ...
Murekkebiniz sevdiklerinizin tesellisi .Sevdiklerinize yazdığınız mektuplarla hayat tazelersiniz."Gönderiniz kalbime ulaştı " tanikligiyla çocuklar gibi senlenirsiniz .Kendi izdirabinda bütün bir beseriyetin izdirabini görerek bu yaradan korkmamayi öğrenirsiniz.Zindanla sinanmazsa Yusuf ,Yusuf'lugu eksik kalır.Değil mi ki hayat bir imtihan .Varsın fikirler ,düşünceler ,mefkureler üzerine olsun bedeli ağır bile olsa.Zindanlar da saray gibi gelir size ...


Etkinliğe katilmamda büyük payı olan deger verdiğim Sevgili https://1000kitap.com/YagmurM/Duvar/ 'â ve
kıymetli kardeşim
https://1000kitap.com/1Burak/Duvar/ Hocam'a çok teşekkür ederim .


Keyifli okumalar ...
Nazan Bekiroğlu, bendeki okumaların en güzeli. Her kitabında apayrı güzellikler ile bana eşlik eden yol arkadaşı, bir anne, bir hoca, bir sırdaş. Nar Ağacı ile tanıdım kendisi ve bu zamana değin okuduğum kitaplarında çevremde dilinin ağırlığından yakınanlar olsa da ben her cümlesi, her kelimesi, her hecesi ve her harfiyle beni; anlamak kadar mana ile de yoğuran yanları oldu eserlerinde daima. Nar Ağacı’nda Trabzon, Tebriz, Tiflis, Bakü ve İstanbul arasında tarih ve aşk ile dolu bir serüvende hareketli bir hayata götürürken beni, Mücellâ’da durgun bir hayatın aslında sade bir durgunluktan ibaret olmadığını ve daha nice Mücellâlar ile ne kadar yakın komşu, eş dost, olduğumuzu anlattı. Cam Irmağı Taş Gemi’de bir ustanın mermeri işleyişinde işledi ufkumdaki mermerden sert yargılarımı kelimelerinin ustalığı ile. Daha niceleri ve şimdi ise Cümle Kapısı…

“Gemilerin Geçtiği Umman” diyor Nazan Hoca ve sizi “aşk, adından geçmek değil mi” diyerek yüreğimizin ummanlarından aşk gemisini yürütmeye cesaretlendiriyor… Mevlana ve Şems hikâyeleri daha da somut kılıyor gemilerin ummandan geçmesini. Bir başka deyişle geminin ve ummanın maddesinden geçip manasının derinliklerinde buluyorsunuz kendinizi.

Sonra “Zindanlar Risalesi” sizleri, eski zamanlardan alıp; daha birçoğumuzun dün gibi hatırladığı hatırlamasa bile muhakkak dinlediği mahpusluk hikâyelerine, dört duvar aralarına yolcu ediyor. Yedikule zindanlarından Sinop Cezaevi’ne ve buralarda bulunmuş şahsiyetlerin hayatlarıyla baş başa kalıyorsunuz. Bunun da öncesinde tabi Avrupa ve Rusya hapishaneleri… Yazarların hapis olmak ile edebi olarak nasıl etkilendiği, kaybedilen özgürlüğün kalemde, kâğıtta nasıl bulunduğunun hikâyesi oluyor bu baş başa kalmışlıklar. Zindanlar Risalesi’nde, bir hayli tanıyor olduğumuz, yazar, şair, fikir adamı veya siyasi ile zindanların karanlıklarında, davaları uğruna ödedikleri bedellere şahitlik ederek, tanışıyorsunuz.

“Sevgilim İhanet” başlığı altında yazılanlarda yazar burada beni daha da içine çeken bir konuya değiniyor. Babalar ve Oğullar… Bu başlık altında 'evlatlar babalarında kendi geleceklerini mi görürler' ile 'babalar kendi geçmişlerini evlatlarında mı izlerler' fikrine ve bu fikrin birçok yönüne değiniyor Nazan Hoca.

Son olarak da “İçdökümü” ve “Cümle Kapısı” bölümleri ile bitmesini istemediğiniz bu kitabın eminim büyük kazanımlar ile bitirmiş olacaksınız.

Türkiye Yazarlar Birliği 2003 Deneme Ödülü’ne layık görülen bu eser; bu ödülü derin tahlilleri ve araştırmaları edebi bir şekilde aktarmış olması ile en azından benim naçizane gözlemim ile sonuna kadar hak ediyor.

Son olarak, bir mısra şiir diye okuduğumuz birkaç cümlenin nerelerde hangi koşulda meydana geldiğini, bu cümlelerin nasıl bu kadar etki bırakır bir yanının olduğunu anlayacağınız bu eseri herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar…
Belirli aralıklarla okurum Nazan Bekiroğlu'nun kitaplarını. Tek sebebi, kitaplar erkenden bitmesin diye. Cümle Kapısı, türü deneme. Denenmiş, yaşanmış şeylerin sayfalara dökülmüş hali. Şems ve Mevlana ile 'Merhaba!' diyor kitap. Ardından Hz. İsa peygamberin yaşamı anlatılmış Kur'an-ı Kerim ve İncil ile. Ardından uzunca bir bölüm: Zindan Risalesi. Hayatın olumsuzlukları var kitapta. Mahpusluk ve ihanet genel olarak. Yerli ve yabancı yazar ve şairlerin hapis yıllarını anlatmış Nazan Hoca, sebepleriyle, sonuçlarıyla. Ardından 'İhanet' başlığı.O da bayağı sarsıcı. En sonda da içini dökmüş Nazan Bekiroğlu, 'İçdökümü' ile. Ama hepsinden de önemli Nazan Hoca'nın hayatında derin bir iz bırakmış olan hocasına yazdığı mektup en etkileyici kısmı idi. Nazan Bekiroğlu acaba bu esere neden 'Cümle Kapısı' ismini vermiş diye düşündüm. Acaba birçok farklı kapıdan birçok farklı cümle aldığı için mi?
Cümle kapısı, etrafımızda olup biten fakat bizim bir türlü varlığından ürpermediğimiz veya daha detaylı değerlendirmediğimiz olayların bir derlemesi. Hapislik, İhanet ve benzeri duyguların edebi yönü incelenmiş. Birçok ünlünün hatıraları veya kitapların içerikleri irdelenmiş.

Yazar, Türkçeyi güzel kullanan, okuyanlara edebi tat bırakan üsluba sahip. Sadece bu özelliği için okunabilir.
Herkes gibi bende deneme türünden çok roman okurdum fakat bu kitap tamamiyle fikrimi değiştirdi. Tereddütle başlayıp tek solukta okuduğum bir kitap. Bu kitaptan sonra deneme türlerine de ilgim arttı. Bence okunması gereken bir kitap.
uzun zamandır okumak için çırpındığım ...okuyunca fırtınalara kapılan ben ...yazara olan tutkum dahada perçinleşiyor ....cümle kapısı/kalbin kapısı .... tarihten , felsefeye ...coğrafyadan sanata ...yazılanlardan yazanlara....ta ki ademden bu güne aldı götürdü ....evet yazarında dediği gibi ....'' yazar, bütün düşüncelerimizi yönlendirebilecek bir büyücüdür....'' kitap mı okunmaması garip ....garip olmayın derim ....geç kalınmış bir hüzünle ....daha ne duruyorsunuz... :)
Nazan Bekiroğlu'nun okuduğum ilk kitabı. Ben kitabı roman zannederek almıştım birinden. Meğer denemeymiş, iyi oldu. Çünkü böyle kaliteli yazıları her zaman bulamıyorum.

Kitap belli başlı bölümlerden ve yazarın bu bölüm başlıklarıyla ilgili düşüncelerinden oluşuyor Sırasıyla Şems ve Mevlana, Hz. İsa, hapishane, babalar ve oğullar ve ihanet temalarını işliyor. Son üç temaya dair yazdıklarına bayıldım. Hapishaneye hiç düşünmediğimiz bir tarzda yaklaşıyor ve hapishaneler üzerinden hem Dünya hem de Türk edebiyatının olağanüstü bir panoramasını sunuyor.

Kitabın içinde kitabın adandığı Orhan Okay hoca için bir mektup ve kitabın sonunda yazarın kendi kendine konuşurcasına bizlere anlattığı bir İç dökümü bölümü bulunuyor. Kitap başlı başlına bir iç dökümü zaten.

Bal gibi bir edebiyat yapıyor Nazan Bekiroğlu. O kadar yoğun ve o kadar lezzetli ki tatmadan anlatılamaz. Yalnız cümleleri biraz kırık. Birden yarıda kesiliyor cümleler ve cümlenin kalanı diğer cümlede devam ediyor. Bu üslup hoşuma gitmediği için bir puanı oradan kırdım. Bunun dışında her şeyiyle muhteşem bir deneme olmuş. Keyifli okumalar...
Kitap insanı tarih yolculuğuna çıkartıyor. Özellikle zindanların tarihi seyrini ilgi ile okudum. İntihar bahsi de güzeldi. Deneme dalında ödül alması da kitabın kalitesini ortaya koyuyor.
Nazan Bekiroğlu'nun okuduğum ilk kitabıydı tereddütle başladım ama gerçekten benim için enfes bir tecrübe oldu. Kitap bir yandan bu topraklarda "yararlı ve önemli" olana değil "değerli" olana, bedelini ödeme pahasına talip olanların sarayını yani "zindanları" anlatıyor tarihin an be an tanıklığına başvurarak. Mapushane ve hapislik fevkalade özgün bir bölümdü. Sonra "baba ve oğullar" ve "ihanet", "intihar". Sürükleyici, tarihi bir yolculuk. .
Okuduğum ilk Nazan Bekiroğlu kitabı. Elime ilk aldığımda fazlaca korktum. Zira kitapta çok fazla eski Türkçe kelimeye yer veriyordu .Buna rağmen başladıktan sonra elimden bırakamadım. Hem edebi yönü hem de bilgi verici olması bakımdan kusursuz bir anlatımı var.

Şems ile Mevlana’dan, Nazım ve aşklarına, geçmişten günümüze yolu cezaevlerinden geçen düşünür, yazar, şair, politikacıların yaşadığı zorluklara ,babalar ve oğulların karşılaştırılmasına, intihar kavramına, intihar eden yazar ve şairlere, onları intihar olgusuna sürükleyen etkenlere yer veriyor denemelerinde.

Kitapta ayrıca cezaevi kavramının nasıl oraya çıktığına , Türk ve Dünya tarihinde önemli yer tutmuş cezaevlerine, günümüzde hangi konumda kullanıldığına, nasıl anıldıklarına yer veriyor.

Sabahattin Ali’nin Sinop Cezaevi'nde yazdığı
“Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül aldırma “
dizelerinde,

Nazım Hikmetin Bursa Cezaevi'nde
“Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eğer
bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı,
Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı.”
dizelerinde,

Menderesin Yassıada eşi Berrin Hanıma yazdığı son mektupta ve daha birçok yazar ve şairin dizelerini, mektuplarını, yazılarını yazarken onlara eşlik ediyorsunuz.

Eğer benim gibi yazar ve şairlerin hayatlarına dair bilgi öğrenmek, eserlerinde daha fazla kişiliklerini hissetmek istiyorsanız okumaktan pişman olmayacağınıza eminim.
Nazan Bekiroğlu yazmışsa tartışmadan al, oku ve tadını çıkar derim. Kitap tam bir Türkiye'nin panoramasıdır. "Cümle kapısı, cümlemizin kapısı."
Nazan Bekiroğlu müthiş tespitlerle dolu bu denemesinde farklı düşünce biçimleri geliştirmemize yardımcı oluyor. Kalemi ve dili tartışılmaz. Okumak ve düşünmek için...
Bir şeyi sevmek için tanımak lazımdır. Sevdiğimiz bütün yemekler, insanlar, kitaplar vs. gibi yıldızları da tanıdıktan sonra sevdim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cümle Kapısı
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9753629362
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş
Kelimeyle değil, cümleyle düşündüğümü fark ettim ben. Muhal farz bile olsa "Her şeyi özetleyecek bir cümle" tutkum, mana birimimin cümle olmasından. Karmaşık cümlelerle konuşmayı sevmem, öyle düşünmemden. Başka türlü anlatamıyorum, bu yüzden mazurum ben.

Faturaların, makbuzların, ihbarnamelerin arkasına.

Mektup zarflarının, davetiyelerin, program kartlarının boşluklarına.

Peçetelerin üzerine.

Kitapların kenar sularına, kapak içlerine.

Defterlerin, sahifelerine değil kıyılarına köşelerine.

Yazılıp da bırakılmış; bilinç kendine bile hırsız, kim bilir bazıları hatırlanmış da sonradan unutulmuş bunca cümleyi bir yerden bulup da çıkarmam. Burada böyle bir kapı açmam.
Cümle kapısı: Kalbin kapısı.

Sonra, sebebi malûm sırrı meçhul, yani bana muamma, tutup bu kapıyı kapatmam.

Eğer beni okuyanla paylaşım isteği ve daha yakından tanışma beklentisinden değilse, defterimde kalan cümleden kurtulma isteğimden.

Bir şey değil, yeni bir şey söylemek için.
Nazan Bekiroğlu

Kitabı okuyanlar 366 okur

  • Aydın Beyhan
  • Çiğdem
  • Emine Beyhan
  • Esra  Yeşilyurt
  • İpek H.
  • Gamze Gamze
  • Derek VİNYARD 
  • Ebru Öktem
  • Hatice Çoban
  • Feyza Nur Şahiner

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.7
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%24.8
25-34 Yaş
%45.6
35-44 Yaş
%18.8
45-54 Yaş
%4
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%2.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%74.2
Erkek
%25.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33 (34)
9
%24.3 (25)
8
%20.4 (21)
7
%12.6 (13)
6
%5.8 (6)
5
%1.9 (2)
4
%1 (1)
3
%0
2
%1 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları