Cümle Kapısı

·
Okunma
·
Beğeni
·
7528
Gösterim
Adı:
Cümle Kapısı
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9753629362
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş
Kelimeyle değil, cümleyle düşündüğümü fark ettim ben. Muhal farz bile olsa "Her şeyi özetleyecek bir cümle" tutkum, mana birimimin cümle olmasından. Karmaşık cümlelerle konuşmayı sevmem, öyle düşünmemden. Başka türlü anlatamıyorum, bu yüzden mazurum ben.

Faturaların, makbuzların, ihbarnamelerin arkasına.

Mektup zarflarının, davetiyelerin, program kartlarının boşluklarına.

Peçetelerin üzerine.

Kitapların kenar sularına, kapak içlerine.

Defterlerin, sahifelerine değil kıyılarına köşelerine.

Yazılıp da bırakılmış; bilinç kendine bile hırsız, kim bilir bazıları hatırlanmış da sonradan unutulmuş bunca cümleyi bir yerden bulup da çıkarmam. Burada böyle bir kapı açmam.
Cümle kapısı: Kalbin kapısı.

Sonra, sebebi malûm sırrı meçhul, yani bana muamma, tutup bu kapıyı kapatmam.

Eğer beni okuyanla paylaşım isteği ve daha yakından tanışma beklentisinden değilse, defterimde kalan cümleden kurtulma isteğimden.

Bir şey değil, yeni bir şey söylemek için.
Nazan Bekiroğlu
248 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
İki gündür kaç defa oturdum masama, inceleme adına bir şeyler yazmaya çalıştım, defalarca karaladım sildim, olmadı. İnceleme yazmak değil niyetim, sadece hissettiklerimi paylaşmak.

Kendimi daha zarif hissediyorum kitaptan sonra. Evet daha zarif, daha hassas. Ve Nazan Bekiroğlu okuyabilen erkekgilleri anlamak için bu nadide türleri dikkatle korumak ve tüketmemek gerektiğini düşünüyorum artık.
( Burak’ a kocaman selamlar).

Yıllar önce nette Bekiroğlu için yazılan kendisine hayran okurlarının yorumlarını okurken rastlamıştım bu cümleye :
‘’Morun asilliğinin ispatı vücudu’’ ..
Neden mor hiç düşünmedim. Nazan Bekiroğlu deyince aklıma mor orkide gelir. Her toprakta biten papatya değil. Menekşe ya da karanfil de değil. Bakımı zor, dili hassas. İşte bence Bekiroğlu her ortamda, her vakit okunabilecek bir yazar değil sanki. Dopdolu bir zihinle araya sıkıştırılabilecek kitaplar değil, şöyle koskocaman yer açmalı önceden. Çünkü sonra cümleler dalga dalga büyüyor insanın içinde. Ve bence devamlı okunası da değil, demlenmesini beklerken uzaklaşılası :)

Bir de yıllar önce nerede okudum hatırlamıyorum, renklerin tasavvufi manalarını okurken dikkatimi çekmişti. İki ucun rengidir mor. Fani- baki temsili . Uç ruhların temsilidir diye. Nazan Bekiroğlu okurken hem ölesiye yoruldum, hem de garip ama dinlendim. Sanki merakla morun binbir tonuyla çevrili koca bir aleme girdim de, içeride gözlerim de gönlüm de yoruldu biraz. Paragrafların içinde bile uçlar, hatta cümle içlerinde kelimelerde bile. Bir tarafı dünya, bir tarafı ukba. Bir tarafı yerme, bir tarafı övme. Biraz deniz biraz toprak?? Ben de gittim geldim uçlar arasında, yoruldum habire dinlenmek için.

Edebi yönüne inceleme yazmak haddim değil elbet, konusu hakkında belki dilim dönerse. Sayfa sayfa kelimelere bile sindirilmiş uçlar içinde koskoca alemler.. Yeri geldi 'Zindan Risalesi'ni okurken; elinden kalemi ve kağıdı alınan şairlerin yazamadığı dizeler oturdu içime, yeri geldi hapishane duvarları oldum mahkum yazarların gözyaşları ile nemlenen. Yeri geldi Piraye’yi, yeri geldi Berin Hanım’ı dinledim açık hapishane mektuplarında aşkı sorgularken, yeri geldi intiharla tarihe geçen yazarların mezarlarını gezdim kutsal emanetin ağırlığıyla. Denizin sesini duyar oldum, toprağın kokusunu. Anlamadım da bu kadar hissetmişken nasıl okuduklarımı anlatamadığımı, kelimelerimin yetmediğini???

Galiba başka seçeneğim ya da fırsatım olsaydı, üstün yeteneklerim ya da 24 saati aşan günlerim; ikinci bir eğitim şansım olsaydı ya edebiyat ya da ilahiyat talep ederdim. Öğrencisi olmak isterdim Nazan Bekiroğlu’nun. Kelamla hal dilinin farklarını tekrarla zikretmiş ya yazar ; kitaplarından sonra dinlemek, gözlemlemek isterdim kendisini. Öğrencisi olabilenlere ne mutlu:)

Keyifli okumalar, sevgiler, saygılar...
230 syf.
Okumayı çok istediğim firsat bulup okuyamadığım kitabı bu #32335575 etkinlik sayesinde okudum etkinliği düzenleyen https://1000kitap.com/pikacu_ 'e ve kitabı hediye eden Burak Bey'e çok teşekkür ederim.


Yazar Konya'ya gitmiş, Mevlanadan , Şemsten izler arar, bulmaktan onu hissetmekte ve adeta onların devirlerine gider, Yaşamaktan öte onlarla olmuş ve Mevlanayı Mevlana yapan,Şemsle olan dostlukları ve kazandırdıklarını  anlatır. Aralarındaki aşk öyle büyüktür ki Mevlana, evlatlığı olan kızı Kimya Hatun’u Şemsle evlendirir bağlılığı olup da uzaklara gidemesin diye... Genel olarak Mevlana ve Şems’in aşkından bahseder kitap.

Mevlananın iki oğlundan bahseder. Birisi Şemsi kuyuya bizzat atanlardan olduğu binilen Veled Çelebi. Diğeri ise Şems Konya’yı terk ettiğinde bulmak için aramaya çıkan ve Konya’ya Mevlanasına getiren Alaaddin Çelebi.

Öyle Günler Gelecek ki

Bu kısımda Hz. Meryemden ve oğlu olan Hz. İsa’dan bahsedilir. Hz. İsa’nın doğumundan başlayarak, onun için hazırlanan Çarmıha kadar olan olayları konu alınır. Bu olayları bir İncil’den birde Kuran’dan anlatılır. İki farklı şekilde inceler. Son akşam yemeğinden ve onu ihbar eden yemekteki 13. kişiden bahsedilir. Çarmıha gerilenin Hz. İsa değilde onu ihbar eden kişi olduğu, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmeden hakka ulaştığı anlatılır.

Kar Kokulu Sınıflarda Poetika Dersleri

Burada çok sevidiği hocasına yazdıkları yer alır. Hocası ile hatıralarını, ona kattıklarından uzun uzun bahseder. Ona ne kadar çok şey borçlu olduğunu anlatır. En çok kendisiyle mektuplaştığını söyler ki zaten kitabı hocasına adadığını yazmaktadır.

Yazar hocasının kendisine yeni bir ufuk kazandırdığından bahseder ve ne kadar kıymetli bir hocahocası olduğunu, onun gibi hocaların azlığından ve onu anlatmanın kelimeleri aciz bıraktığını söyler.

Zindan Risalesi

Yazar zindanların tarihinden anlatımına başlar ve ünlü olanlarıyla devam eder. Zindanları ünlü yapanında tarihinden çok içinde yatanların olduğunu söyler.

Batıda yatmış olanlardan Rusyadakilere, Fransadakilere ve nihayetinde de Türkiye’dekilere kadar anlatır. Mahkum olanların idealleri uğruna bunlara katlandıklarını söyler. Ya yazdıkları bir şey yahut söyledikleri bir söz onları mahkum etmeye yetiyor. Hatta bazen düşündükleri bile. Ve mecburen özgürlük ortamı oluştuğunda bunlar sorgulanacak gerçekler gün yüzüne çıkacak. Bunlar altını çizdikleri yazarın.

Ünlü mahkumlar inceler ve hapis hayatı boyunca yazdıkları yazılar, şiirler yayınlanır. Bu yazılar içeride yaşadıkları, düşünceleri, idealleri hakkında izler taşır.

Yakın tarihten örneklerle daha da iyi anlaşılmasını ister.Örneğin Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet, Kemal Tahir, Nihal Atsız, Said Nursi gibi isimleri zikredilir ve düşüncelerinden yapmak istediklerinden, yazdıklarından yola çıkarak incelemelerde bulunur.İncelemeler yapar.Yaşadıklarını değerlendirir. Bu insanların tesir kuvvetlerinden, hapishane hayatlarında değerli eserler verdiklerini söyler.

BABALAR VE OĞULLAR

Bu demede ise çeşitli olaylardan, romanlardan, kişilerden örneklerle baba ve oğul arasındakiler anlatılır. Örneğin Can Yücel ve babası Hasan Ali Yücel’den yahut Karamazov Kardeşler romanından veya Franz Kafka’dan örneklerle çeşitli olaylar anlatılır. Birbirlerinin ilişkileri konu edinilir yazar tarafından...

Not: inceleme için bu linkten faydalandım...
https://ncgoogle.wordpress.com/...iroglu-cumle-kapisi/



Son olarak şu alıntıyla bitirmek istiyorum:

“Sapla samanın birbirine karıştığı, suçlu ile masumun aynı kaderi paylaştığı, kuru ile yaşın birlikte yandığı kaza meydanında, bütün bunların bir hesabının tutulduğunu ve mahkemelerin de üstündeki mahkemenin gün geldiğinde şaşmaz mizanını kuracağını bilmek kalbe eşsiz ferah veriyor. Bu kadar incecik detayların sağlıklı bir hesabının tutuluyor olabileceği hususunda tek inanç dayanağımız ise kurulmuş olan nizamın dengesindeki azamet.”
248 syf.
Nazan Bekiroğlu; hırçın dalgalar şehrinin sakin sahibesi, güzel kâtibesi. Onda bizi cezbeden güzellik ne hülyalı gözleri, ne zarif elleri. Bir ruh ki göz çukurlarından yüreklerimize taşar, bir kalem ki ruhumuzu tüm fırtınalardan sağ salim çıkarıp önünde toplar. Onun sözleri önünde kalakalır insan.

Cümle kapısı; işte bu kâtibenin deneme türünde yayınlanmış dördüncü eseridir. Yayınlandığı yıl, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından yılın deneme ödülüne layık görülmüş bir eser aynı zamanda. "Cümle kapısı" her ne kadar giriş kapısı, büyük kapı anlamlarını taşısa da yazarına göre "kalbin kapısıdır". Çünkü insan sözle düşünür, cümle ile yekdiğerine yakınlaşır yahut ondan uzaklaşır. Sadi'nin deyimi ile "insanın kıymeti konuşunca anlaşılır."

Bu sebepledir ki cümle kapısı adından aldığı ihtişamla mağrur görünse de mütevazı bir kapıdır. Ancak boyun eğmek, aczini bilmek ile insan oradan geçerek ışığa ulaşır yoksa cümle kapısı bir zindan kapısıdır girmesini bilmeyene. Belki bu sebeple daha kitabın kapağındaki zindan resmi hem ürperti hem heyecan uyandırır siz de.

Nazan Bekiroğlu tarzına alışkın okur için bu kitap bulunmaz bir hazinedir. Yazarın kaleminin kuvveti yanında çarpıcı tarih bilgisini de gözler önüne serer denemeler. Yazarın batı edebiyatına hâkimiyeti kadar doğu edebiyatına hâkimiyeti mi yoksa doğu kadar batıya hâkimiyeti mi sizi şaşırtır bilemeyeceğiniz bir eser vardır şimdi elinizde. Aynı zamanda ne okuyalım sorusuna kapı aralayacak pek çok kitap, yazar, şair, mütefekkir de size göz kırpar sayfaların arasından.

Bunca kelama rağmen İç Dökümünü okuyup kitabın kapağını kapatırken fark edersiniz ki ardına kadar açıldı sandığınız Cümle Kapısı kapalı bir kapıdır aslında.

"Cümle kapısı.
Kapalı bir kapı aslında.
Nur'un babasına son cümlesi, esamenin ateşe düştüğü an. Kime nasıl anlatayım?"
248 syf.
·5 günde·10/10·
"Sonra, sebebi malûm sırrı meçhul, yani bana muamma, tutup bu kapıyı kapatmam."

Günümüz dünyasında kalbime dokunan yazarı buldum galiba diyebiliyorum Nazan Bekiroğlu sayesinde.

Bekiroğlu bu eserinde önce Konya kapısına giderek Mevlana ve Şems'in yaşamlarına yolculuk yapar. Sonra Hz. İsa'nın yaşamını bütün samimiyetiyle okuyucuya anlatır. ( Hristiyan dünyasının İsa'sı ve Müslüman dünyasının İsa'sı aynı mıdır?) Arada çok sevdiği hocasının kapısında bulur kendini Bekiroğlu Erzurum ve İstanbul hatıralarıyla. Tabii insanın önüne hep güzel kapılar açılacak değil ya bu kitapta hapishane(zindan) kapılarına da yolunuz düşer. Nice şairler, yazarlar, devlet adamları, alimler geçmiştir bu kapılardan, birbirinden tamamen farklı olsa da nedenleri. Özgürlüğü elinden alınan her şair, yazar eserlerine de yansıtmış tabi yaşadıklarını. Girenler ünlüdür buralara da ya hapishaneler, zindanlar ünlenmez mi?.. Yaşananları mekanlar ele verecektir asırlar geçmiş bile olsa. Esarete dayanmanın en büyük nedeni aşklardır, aşıkların beklemesidir elbette. Bekiroğlu bu aşklardan da bahseder bu güzel eserinde. Babalar ve oğulların sevgisi, mücadelesi, birbirlerinin kapılarına gelip gitmelerine de yer açar kitap. "Baba bu dünyada kimlik demektir." der bir yerde yazar ne kadar da doğru bir söz. Her oğul babasının kaderini yaşamaz mı?

Eee o kadar kapıdan geçer de insan ölümün kapısına gelmez mi? Yaşamak mücadelesi kadar intiharlar da vardır elbette. Hele bir de tanınan kişilerin intiharları... Kimler kimler vazgeçmemiş ki bu dünyadan. Vazgeçemeyenler de eserlerinde öldürmüşlerdir kendilerini.

Bütün bu kapılardan geçerek kalbinin kapılarını da açarak aktarmış bize Bekiroğlu hislerini... Dediği gibi bütün bu yaşananlara kalbinin kapısını kapatamamış bu güzel yürekli yazar.

Herkesin kapısının güzelliklere açılması dileğiyle. Okuyun, okutturun...
248 syf.
·29 günde
Çok sıkıldım okurken... gitmedi, bir türlü ilerlemedi.

Seveni çok ama ben sevemedim, bu kitap bana dokunamadı. Sevemediğimden araya başka başka kitaplar girdi.
Bir daha şans verip tekrar okur muyum bilmiyorum.
248 syf.
Nazan Bekiroğlu'nu Mavi Lale kitabı ile tanımıştım. O kitabı bitirmedim. Yarım bıraktım. İçindeki güzellikleri tüketmek istemedim doğrusu. Ve hala kitaplığımda hala yarım.
Nazan Bekiroğlu bir akademisyen, bir edebiyatçı. Hisleri ve duyguları bu kadar derinlemesine anlayıp, kavrayıp yazıya dönebilen nadir yazarlardan.
Okul yıllarımda edebiyat derslerim hep sorunlu geçti. Öğretmenler ile yıldızım bir türlü barışmadı. Belki de Nazan Bekiroğlu kadar içli ve hisli değildi benim edebiyat öğretmenlerim.
Kitaba gelirsek alıp götürüyor işte bir uçtan diğer uca, bir konudan başka bir konuya. Kalıyorsun. Takılıp kalıyorsun cümlelerin arasında.
Belki ben Nazan Bekiroğlu'nun kitaplarını okumuyorum. Okurken yaşıyorum. Belki ondandır ilk kitabı yarım bırakmışlığım. Hep orada kalmak istememdendir.
248 syf.
·4 günde·9/10
Geç tanımış olduğum yazarlardan biri daha. Beklediğimden fazla donanımlı bir yazar, yazıları net, evirip çevirmiyor. Batı'dan Doğu'ya bir çok isim geçiyor kitapta ve sizi bilgi sağanağına tutuyor. Kitabın uslubü ve genel işleyişi bana Cemil Meriç kitaplarını andırdı. Cemil Meriç'in kitaplarında da öncellikle bahsedeceği bir konunun terim açıklaması, daha sonra Batı'dan Doğu'ya birçok düşünür, filozof, alimlerin görüşleriyle harmanlayıp kendi bilgi biriminden okuyucuya aktarır. Bekiroğlu'nun kitabındaki fark ise; isimler daha popüler, bilindik, hafızalarda olan karakterler. Güncel kitapların özelliğidir belki de bu.

Nazar Bekiroğlu okuduğum bu kitap kadarıyla anlatmam gerekirse ne sağcıdır ne de solcu. Hürriyet aşığıdır. Düşüncenin hürriyetin engellenmesine şiddetle karşıdır. Nazım Hikmet'in de Necip Fazıl'ın da acısını yüreğinde hisseder. ''... fikirler arasındaki çatışma ve çarpışma ilerlemenin vazgeçilmez şartıdır.'' (Cemil Meriç) sözüne inanan insanlardan biridir.

Kitap olarak 4 ana bölümden oluşmasına rağmen, genel olarak Zindan Risalesi adı verdiği bölüm oluşturuyor kitabı. Zindan kelimesinin kavramıyla başlıyor anlatmaya.

Batı'yı anlatıyor öncellikle. Hapsetme ilk olarak kiliseyle başlamış ve ilk hapishane binalarını manastırlar oluşturur.

''Ortaçağ'ın karanlık bölümü Skolastik, erkin varılabileceği en sert noktayı temsil etti. Çünkü dünyayı Hristiyan tanrısı adına yönetmek sevdasına düşen kilise, işine geldiği gibi yorumladığı bir Hristiyanlık adına yüzyıllarca terör saçmıştı. Bu terörün pratikteki adı Engizisyon.'' (Sayfa 58)

Roger Bacon büyütecin mücidi. Düşündükleri ve denedikleri kiliselenin kafa şekline uymadı ve büyücü ilan edildi. Galileo Galilei, kilisenin kabul etmiş olduğu evrenin sabit olduğu görüşününe karşı çıkıp yerin sabit olmadığı ve Güneş'in etrafında döndüğünü iddia edince yer yerinden oynadı. Daha bunun gibi birçok bilimadamı mevcut düzenin aksi hareket ettiği için hapsedilmiş, tecrit edilmiş veya öldürülmüştür. Bunun kaçınılmaz sonucu Rönesans ve Reform hareketleriyle Avrupa'nın aklı ön plana alıp, taassup ve taklidi terk ederek bilimsel yaklaşımlara önem vermelerini onlar için önemli bir dönüm noktasıdır. ''Izdırabın sonu ihtial'' (Sayfa 63) cümlesi özetliyor aslında bunu.

Doğu'ya geçiyor yazar. Hz.Peygamber (s.a.v) döneminde hapishane yoktur. Suç işleyenler mescidde bekletilirdi. Hz. Ömer (r.a) döneminde büyük bir evde ilk hapishane kurulmuştur. Ama uzun süreli hapis olmamıştır. Suçun şahşiliği önemli olduğundan, suçluya verilecek cezayla ailesi de cezalandırılmış olacağından uygun görülmemiştir. Bunun için İslâm hukukunda hapis cezası bir ceza olarak değil, hakkın tesbiti için alınan tedbir olarak düşünülmelidir.
https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/hapis-cezasi
Hz.Peygamber (s.a.v) ve 4 Halife döneminden sonra hilafet saltanata, saltanat da sultana dönüştükten sonra bazı haksızlıklar olmuştur. Mevcut iktidar gücü kendi lehine kullanmıştır çoğu zaman. İmam-ı Azam, Ebu Hanife, Hallac-Mansur, Ahmed bin Hanbel, İbni Sina, İbn Haldun, İmam-ı Rabbani hepsinin yolu zindanlardan geçmiştir.

''Her çağda sert tepkilere yol açmış tenkit. Kimi yakmış tenkitçiyi, kimi taş ocaklarına yollamış. Susturabilmiş mi? Hayır.'' der Cemil Meriç. Bir başka sözünde ise ''Otorite ile hürriyet.. politikayı özetleyen iki zıt mefhum. Çatışıyorlarsa, toplum rahatsızdır; aralarında ahenk kurulmuşsa, mutlu. Otoriteyi yıkmak, anarşiye yol açmaktır. Hürriyeti kaldırmak, toplumu bir veya birkaç kişinin sömürüsüne terketmektir. Demek ki insanlar ne hürriyetten vazgeçebilirler, ne otoriteden. Ama bir hakikatı da unutmamalıyız: Hürriyetin tek desteği var: hak.. Otorite hem kuvvete dayanır, hem hileye. Yani hürriyet daima tehlikelidir.'' demiştir. Hürriyet, otorite tarafından daima tehlikeli görülmüştür.

Osmanlı devletini inceledikten sonra Cumhuriyet dönemine gelir. Çok kültürlü, çok dilli, çok dinli adeta bir mozaik şeklinde harmanlaşmış bir toplumdan maalesef tek dil, tek kültür, tek din kültüre oluşturulmaya çalışılmıştır cebren. Bu sancılı süreçte hemen hemen toplumun her kesimi büyük ızdıraplar çekmiş ve çekmeye devam etmektedir. Can Yücel, Che Guevara kitabını çevirdiği için hapise atılır, Necip Fazıl Kısakürek de dini içerikli şiir yazdığı için hapse. Oluşturulmak istenen tek tipçilik zihniyet, düşünceye ve düşünene hep kasdetmiştir. Bazen canına, bazen özgürlüğüne.
248 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Kavramların insan yaşamında nasıl somutlaştığının göstergesi.
İnanç, Zindan, Ölüm, Düşünce, İnfaz, İntihar, İhanet...
N. Bekiroğlu kalemiyle dokunduğu her bir kavramı, bir değil, birçok açıdan sunmuş okuruna.
Şahsımca en güzeli, Zindan Risalesi;
Kaç yazar, düşünür, kaşif sırf düşünceye sahip olduğu için yatmıştır zindanlarda. Kaçı soğuk taş duvarların arasında ölümü, kurtulmayı, özgürlüğü, güneşi, gökyüzünü, denizi tekrar görmeyi bekleyerek geçirmiştir ömrünü. Yazdıklarını okuyup da hayatlarından bihaber olduğum ve aslında romanlarında hayatlarından izler yansıyan kaç yazar geçmiş zindanlardan, kaçına ölüm zindanda uğramış...
Sırf yazdığı için, düşündüğü için bir insanı dört duvar arasına kapatmak veya infazına karar vermek. Düşünceye sahip olan birinden düşüncesinden vazgeçmesini istemek nasıl bir mantık? Daha doğrusu ne kadar manasız ve mantıksız! Düşünceler ile yaşayan insanın düşünmemesini beklemek, kara delik misali..
Asıl acı olan ise şudur ki; Bugün gerçek manada suç işleyen insanlara hakettikleri cezalar verilmezken mazide sırf düşünceye sahip olduğu için, yazdığı için, bilimde ilerlemek istediği için insanların zindanlara kapatılması veya infaz edilmesidir asıl acı olan. Nazım Hikmet'in, "Öyle ölüler vardır ki ben onların öldüklerini düşündükçe, vakit olur, yaşadığımdan utanırım." sözü tam da bunun üzerine söylenecek bir söz.
Sevgilim İhanet;
İhanet, insanın aklına her daim aldatmak ve aşk kavramları gelir. Bambaşka pencerelerden bakıldığında birçok eylemin, ihanet kavramını aldatmak eyleminden daha keskin yansıtması. Ve bazılarının aldatılmaktan çok daha ağır acı verdiği...
Ölümümden Kimse Mes'ul Değildir, Garip ki Ben de Mes'ul Değilim;
İntihar, ölüm kavramının en yakın dostu. Bırakın ölümü, ölümün ağzından çıkmasına dahi katlanamazken insanlar, yaşamdan vazgeçip kendini ölümün kollarına bırakmak her yiğidin harcı değildir. Yaşamak arzusu öyle bir şeydir ki, en kötü yaşam şartlarına sahip olan insanlar dahi sarmaşığın ağacı sardığı gibi sarılırlar bu arzuya. Elimize alıp okuduğumuz romanlarda en sevdiğimiz karakterin canına kıydığı bölüme geldiğimizde kanımız çekilir, afallar kalırız. Oysa bilmeyiz bir çoğumuz kurgu gibi görünen bu intiharların bir çoğunun yazarın, kendi intiharını okuruna anlattığını. Hatta bazılarının karısını, sevgilisini de kendi ile birlikte intihara sürüklediğini bilmeyiz. Hele ki bir tanesi vardır ki kendisi ile yaşayacak olan değil de kendisi ile ölecek olan kadının peşine düşmüştür. Henriette Kleist. Nazan Bekiroğlu ne de güzel betimlemiş onun bu durumunu, "Şimdi Kleist'in hayatında, ölümden başka her şeyi birlikte yapabildiği birçok kadın var. Ama ölümden başka hiçbir şeyi birlikte yapamadığı tek kadını var onun."
Yazarın üslubu insanı kendisinden alıp götürecek nitelikte. Nazan Bekiroğlu: Nesir yazıp manzumun tadını yaşatan yazardır...
248 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Sevgili dostlarım Öznur ve ʙüşʀᴀ~ ile beraber okuduk. Nazan Bekiroğlu ile onlar sayesinde tanıştım, teşekkür ediyorum...

Biraz dağınık gibi gelmişti başta ama sonra açıldıkça açıldı kitap. Yine "herkes burada"ydı :) Kitaptan kitap önerisi almak mükemmel bir şey. Kitapta gördükçe okumadığım klasiklerin farkına vardım ve okuyacağım inşallah.

Her kesimden yazar, her telden konu, her kafadan ses vardı. Bu yüzden herkesin okumasını tavsiye ederim. Yazarla benim gibi daha önce tanışmamış olanlara da, yazarı bilenlere de...
248 syf.
·7 günde·8/10
Nazan Bekiroğlu' nun romanları güzeldir. Fakat denemelerinden ayrı bir keyif aldığımı itiraf etmeliyim. Yine dopdolu bir kitapla karşılaştım. Bir sürü yazar, kitap, şair, sevdiğim eserler. Dillendirmeyi beceremediğim düşüncelerimi okuduğum kısımlar bile oldu. Gerçeği söylemek gerekirse biraz karanlıktı. Zindanlar, ihanetler... Buna rağmen cümlelerin o ahengine kapılıp gidiyor insan. En güzeli de cümlelerinin güzelliği değil aslında, bunları içten kullanışı.
Keyifli okumalar.
248 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
~Kitaplar nefesiniz olsun~
Öyle bir güzel ki; bir birinden güzel, yalın, zeka kokan, bilgi, birikim ve Araştırma kokan müthiş denemeler.
~Zindan risalesi~ Hoşunuza gidecek geçmiş, yaşanmış, gerçek insanlarla tasfir edilmiş insan hapis ve buna bağlı bir çok şey anlatılıyor; müthiş. Diğer denemelerde insanı kendinden alıyor. Bir kaçı hariç.
Bu kitabı okuyarak takip edilecek bir yazar daha oldu hayatımda    Nazan Bekiroğlu       'nun bakalım hangi kitabını okuyacağım. Okumanızı tavsiye ederim.
Bütün kitaplar güzeldir. "Bu bir tık daha güzel" iyi okumalar.
248 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Nazan oğlan der ki;
"Kelimeyle değil, cümleyle düşündüğümü fark ettim ben.
Muhal farz bile olsa
-her şeyi özetleyecek bir cümle-
tutkum, mana birimimin cümle olmasından.
Karmaşık cümlelerle konuşmayı sevmem, öyle düşünmemden.
Başka türlü anlatamıyorum, bu yüzden mazurum ben.
Faturaların, makbuzların, ihbarnamelerin arkasına.
Mektup zarflarının, davetiyelerin, program kartlarının boşluklarına.
Peçetelerin üzerine.
Kitapların, kenar sularına, kapak içlerine.
Defterlerin, sayfaların değil kıyılarına köşelerine.
Yazılıp da bırakılmış; bilinç kendine bile hırsız, kim bilir bazıları hatırlanmış da sonradan unutulmuş Bunca cümleyi bir yerlerden bulup da çıkarmam. Burada böyle bir kapı açmam.
Cümle kapısı: Kalbin kapısı.
Sonra, sebebi malum sırrı meçhul, yani bana muamma, tutup bu kapıyı kapatmam.
Eğer beni okuyanla paylaşım isteği ve daha yakından tanışma beklentisinden değilse, defterimde kalan cümleden kurtulma isteğimden.
Bir şey değil, yeni bir şey söylemek için.
.
.
.
Ve ekler;
Bir şey değil, yeni bir şey söylemek için.

Cümle Kapısı.

Kapalı bir kapı aslında.

Nur'un babasına son cümlesi, esamenin ateşe düştüğü an.
Kime nasıl anlatayım?"


Kime nasıl anlatılır bilemem.Bu sihirli kalemin bile dili yoksa,içindekini dökemiyor ya da o öyle sanıyorsa biz bu kitaba nasıl yorum yapabiliriz?
Pardon ama hangi kelime ve hangi alfabemizle?
Beceremeyeceğimi bildiğimden girizgâhı kitaptan alıntıladım.Haydi süslü cümleleri bir kenara bırakalım.Belki tarzınız değil,olabilir.
Peki neden okuyalım Bekiroğlu'nu?
Işık tuttuğu için mesela.
Önceliği daima ülkemize ayırmış fakat adeta tüm dünyayı ve insanlığı analiz ve dünyanın geçmişine ayna tutmuş gibi.
Derine inmeden,sıkmadan,boğmadan bir deneme yazmış.Merak duygumuzu harekete geçirerek ama.Not alarak,merak uyandırarak,vay be öyle miymiş demelik bir deneme.

Hz.Adem'den başlayarak,
Hz.Adem,Hz.Muhammed'ten..
Necip Fazıl'dan,Nazım Hikmet'ten,Sabahattin Ali'den,Nazım'ın Pirayesinden,Dostoyevski'den dediğim gibi kutlu ve yüce olan tüm ruhlardan.
Hep kısa kısa tutmuş ama o hissiyatı vererek.
Bir ütopya oluşturmuş sanki.Ve bu ütopyayı diğerleri gibi kısaca değil derine inerek anlatmış.
Orda bir köy var uzakta demiş.
Doğru söyleyenlerin kovulduğu değil,barındığı yerlerden söz etmiş.
Zindanlardan,hapishanelerden,tutsaklıktan.

T u t s a k l ı k..
Ne ağır imtihan.
Sabahattin Ali'nin denizin sesini duyup onu görememesi gibi bir sancı gibi mesela.
Veya kuşların uçuşuna bile imrendiğimiz şu günlerde çok daha iyi anladım anlatılması gerekeni.Bu kabına sığamama hallerini.Bizim gözyaşlarımız var mesela bu sancıyı bir an olsun savdırmak adına.Vara yoğa ağlamak istemek aşaması hatta.Sıkılmak,çıkıp dolaşmak,şu ya da bu değil.Herkesi ve herşeyi ilk gördüğüm yerde boynuna sarılacak kadar çok özledim.Bunun için ayrıca ağlamak isterim.Ama hiç değilse müebbet değiliz ve umut var.Bu iyi buna sarılalım biz.
Ya onlar?
Onları anlayabilmek,bir an olsun anlayabilmek için yani sizi cümle kapısının eşiğinden geçip, o mistik diyara davet ediyor.
Belki bunun için okuyabilirsiniz mesela Bekiroğlu'nu.
Ben o kapıdan girer girmez dostlarımıda sürükledim peşime.
#okudukbitti♡
Öznur ~Meltem~
Ulaşsa da sana yolların ucu,
Varmaya yetmiyor Atsız'ın gücü.
İçimde duruken bu kadar acı,
Hala yaşıyorum, ölemiyorum.
Nazan Bekiroğlu
Sayfa 143 - Nihal Atsız
Bir de gök atlasım vardı. Bir şeyi sevmek için tanımak lâzımdır. Sevdiğimiz bütün yemekler, hayvanlar, insanlar, kitaplar vs. gibi yıldızları da tanıdıktan sonra sevdim.
Nazan Bekiroğlu
Sayfa 50 - Orhan Akay

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cümle Kapısı
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9753629362
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş
Kelimeyle değil, cümleyle düşündüğümü fark ettim ben. Muhal farz bile olsa "Her şeyi özetleyecek bir cümle" tutkum, mana birimimin cümle olmasından. Karmaşık cümlelerle konuşmayı sevmem, öyle düşünmemden. Başka türlü anlatamıyorum, bu yüzden mazurum ben.

Faturaların, makbuzların, ihbarnamelerin arkasına.

Mektup zarflarının, davetiyelerin, program kartlarının boşluklarına.

Peçetelerin üzerine.

Kitapların kenar sularına, kapak içlerine.

Defterlerin, sahifelerine değil kıyılarına köşelerine.

Yazılıp da bırakılmış; bilinç kendine bile hırsız, kim bilir bazıları hatırlanmış da sonradan unutulmuş bunca cümleyi bir yerden bulup da çıkarmam. Burada böyle bir kapı açmam.
Cümle kapısı: Kalbin kapısı.

Sonra, sebebi malûm sırrı meçhul, yani bana muamma, tutup bu kapıyı kapatmam.

Eğer beni okuyanla paylaşım isteği ve daha yakından tanışma beklentisinden değilse, defterimde kalan cümleden kurtulma isteğimden.

Bir şey değil, yeni bir şey söylemek için.
Nazan Bekiroğlu

Kitabı okuyanlar 926 okur

  • Büşra Erdoğan
  • ~ DİLHUN ~
  • Kardelen Ya
  • Sedef Kutluay
  • Kûlilk
  • Metin Kılınç
  • Durmuş C.
  • Murat YILDIRIM
  • Fatma Zehra Çarman
  • Zeynep

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.7
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%24.8
25-34 Yaş
%45.6
35-44 Yaş
%18.8
45-54 Yaş
%4
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%2.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%74.2
Erkek
%25.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31.3 (67)
9
%20.1 (43)
8
%25.7 (55)
7
%13.1 (28)
6
%7.5 (16)
5
%0.9 (2)
4
%0.5 (1)
3
%0
2
%0.9 (2)
1
%0

Kitabın sıralamaları