Adı:
Cümle Kapısı
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9753629362
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş
Kelimeyle değil, cümleyle düşündüğümü fark ettim ben. Muhal farz bile olsa "Her şeyi özetleyecek bir cümle" tutkum, mana birimimin cümle olmasından. Karmaşık cümlelerle konuşmayı sevmem, öyle düşünmemden. Başka türlü anlatamıyorum, bu yüzden mazurum ben.

Faturaların, makbuzların, ihbarnamelerin arkasına.

Mektup zarflarının, davetiyelerin, program kartlarının boşluklarına.

Peçetelerin üzerine.

Kitapların kenar sularına, kapak içlerine.

Defterlerin, sahifelerine değil kıyılarına köşelerine.

Yazılıp da bırakılmış; bilinç kendine bile hırsız, kim bilir bazıları hatırlanmış da sonradan unutulmuş bunca cümleyi bir yerden bulup da çıkarmam. Burada böyle bir kapı açmam.
Cümle kapısı: Kalbin kapısı.

Sonra, sebebi malûm sırrı meçhul, yani bana muamma, tutup bu kapıyı kapatmam.

Eğer beni okuyanla paylaşım isteği ve daha yakından tanışma beklentisinden değilse, defterimde kalan cümleden kurtulma isteğimden.

Bir şey değil, yeni bir şey söylemek için.
Nazan Bekiroğlu
İki gündür kaç defa oturdum masama, inceleme adına bir şeyler yazmaya çalıştım, defalarca karaladım sildim, olmadı. İnceleme yazmak değil niyetim, sadece hissettiklerimi paylaşmak.

Kendimi daha zarif hissediyorum kitaptan sonra. Evet daha zarif, daha hassas. Ve Nazan Bekiroğlu okuyabilen erkekgilleri anlamak için bu nadide türleri dikkatle korumak ve tüketmemek gerektiğini düşünüyorum artık.
( Burak’ a kocaman selamlar).

Yıllar önce nette Bekiroğlu için yazılan kendisine hayran okurlarının yorumlarını okurken rastlamıştım bu cümleye :
‘’Morun asilliğinin ispatı vücudu’’ ..
Neden mor hiç düşünmedim. Nazan Bekiroğlu deyince aklıma mor orkide gelir. Her toprakta biten papatya değil. Menekşe ya da karanfil de değil. Bakımı zor, dili hassas. İşte bence Bekiroğlu her ortamda, her vakit okunabilecek bir yazar değil sanki. Dopdolu bir zihinle araya sıkıştırılabilecek kitaplar değil, şöyle koskocaman yer açmalı önceden. Çünkü sonra cümleler dalga dalga büyüyor insanın içinde. Ve bence devamlı okunası da değil, demlenmesini beklerken uzaklaşılası :)

Bir de yıllar önce nerede okudum hatırlamıyorum, renklerin tasavvufi manalarını okurken dikkatimi çekmişti. İki ucun rengidir mor. Fani- baki temsili . Uç ruhların temsilidir diye. Nazan Bekiroğlu okurken hem ölesiye yoruldum, hem de garip ama dinlendim. Sanki merakla morun binbir tonuyla çevrili koca bir aleme girdim de, içeride gözlerim de gönlüm de yoruldu biraz. Paragrafların içinde bile uçlar, hatta cümle içlerinde kelimelerde bile. Bir tarafı dünya, bir tarafı ukba. Bir tarafı yerme, bir tarafı övme. Biraz deniz biraz toprak?? Ben de gittim geldim uçlar arasında, yoruldum habire dinlenmek için.

Edebi yönüne inceleme yazmak haddim değil elbet, konusu hakkında belki dilim dönerse. Sayfa sayfa kelimelere bile sindirilmiş uçlar içinde koskoca alemler.. Yeri geldi 'Zindan Risalesi'ni okurken; elinden kalemi ve kağıdı alınan şairlerin yazamadığı dizeler oturdu içime, yeri geldi hapishane duvarları oldum mahkum yazarların gözyaşları ile nemlenen. Yeri geldi Piraye’yi, yeri geldi Berin Hanım’ı dinledim açık hapishane mektuplarında aşkı sorgularken, yeri geldi intiharla tarihe geçen yazarların mezarlarını gezdim kutsal emanetin ağırlığıyla. Denizin sesini duyar oldum, toprağın kokusunu. Anlamadım da bu kadar hissetmişken nasıl okuduklarımı anlatamadığımı, kelimelerimin yetmediğini???

Galiba başka seçeneğim ya da fırsatım olsaydı, üstün yeteneklerim ya da 24 saati aşan günlerim; ikinci bir eğitim şansım olsaydı ya edebiyat ya da ilahiyat talep ederdim. Öğrencisi olmak isterdim Nazan Bekiroğlu’nun. Kelamla hal dilinin farklarını tekrarla zikretmiş ya yazar ; kitaplarından sonra dinlemek, gözlemlemek isterdim kendisini. Öğrencisi olabilenlere ne mutlu:)

Keyifli okumalar, sevgiler, saygılar...
Bu yazdıklarım çok değer verdiğim ,kıymetli ablam ,gonluyle tutunduğum sueda reyyan 'â ithafendir .


Ruhum firtinalarla dagila dagila savrulmusken ,tum karanlıklar sozlesmiscesine üzerime kasvet yükünü bırakıp cullanmisken ,
günah ve nefsani arzular birlesmiscesine doğru yolumun üzerine oturup
"hakikati yaşamamı " gasp etmişken ,zemherir soguklari gitmek bilmeksizin kalbimi
mesken tutup derinden kanatirken,gizlemeye çalıştığım gözyaşlarım kimseyi şahit tutmamacasina kendiliğinden süzülüp akiyorken;yolunu kaybetmiş ,yön ve istikamet arayışında bir munzevi gibi ,her ne kadar cümle cümle surgulerle kalbimin kapılarını sıkı sıkı kilitlesemde ,"sinanmayi kaldiramayan" kalbime iyi gelecek manevi zatlar,dostlar ,mekanlar var.Eşiğine düştüğümde halimi nasıl anlatacağımı tarif etmekten aciz ,hangisine tutunup teselli olacağını şaşırmış kelimelerim bogarcasina aglamalara bıraktı yerini .Ağladım ,ağladım ...Sicim sicim aktı gözyaşlarım.Kullugu yaşamanın zor olduğu bir zamanda "kaybetme " korkusuyla ağladım ."Hel min mezid " serzenisleriyle lutfun da hoş diyebiliyorken ,kahrında hoş diyemeyen ,nazlanip sizlanan ,şikayet eden bünyeme ağladım .Kapkaranlık günahlarımı gözyaşlarımla arindirmak istedim .Duygularımı akord etmeye ,bozulan nazarlarimi tamir etmeye gözyaşlarımı şahit kıldım .Gözyaşlarım aktikca yitigini bulmuscasina ,yakınlığı ozlemiscesine "Huzur " da el pençe divan duruyorken ,"yuvaya" dönüşün ferahlığı kalbimin kasvetli bulutlarini dağıttı ...


"Şüphe yok ki kendi kavmi tarafından taslanmak ,peygamberligin çilesi .Kaderi.Bedeli "
Hz.İsa (as) misali çarmıha giderken ,acı çekerken ,anlasilamamisken bile sadakatle sımsıkı tutunup kandan irinden deryalari öylece asmak gerek .Her ne kadar güvense de büyük ihanete uğramak dost bildigince ,çarmıha gerilmekten daha ağır gelmiştir yüreğine .Dostun vefasizligi yoldan daha çok yorar.Ama bilmezler ki çamur da atsalar ,ateşe de atsalar ,çarmıha da gerseler o kutlularin dupduru hallerini gizleyemez ;alinlarindaki parlak ışığın vicdanlara yansıyan aksini perdeleyemezler .


Tanpinar 'in "Deniz insanla konuşur " saliklamasi misali bazen de denizle dertleşmek istersiniz.Konuşursunuz saatlerce ,iç dökümü mesabesinde .Hüzün iklimininizin, denizin dalgalariyla kıyıya vurup sahili selamete çıkmasını temenni edersiniz.Ama dost gibisi var mı ...Mekanı da, ruhunuzu da güzelleştiren dostlar .Herşey dostlarla anlamlı .Bir şeyi sevmek için tanımak lazım diyor N.Bekiroglu uzun süre saklayamaz kendisini insan .Kirilmissa kalbinden ,susmussa halinden ,dusmusse yarasindan beresinden kendisini ele verir .Hani bir söz var ya çok sevdiğim "Sözün demi de kemi de sahibini ele verir " misali maskelerle gizleyemez insan kendisini .Ağır sinanmislik içinde insan kalmanın zorlastigi bir zamanda ,yalnızlığın gurbetinde dostların varlığı nefes oldu,şifa oldu .Bundandır yaslarimizin,kederlerimizin içinde bogulmayisimiz.


Bazen de edebiyatın romanesk havasında nefes almak istersiniz.Bir de bakarsınız ki cehaletin karanlığı ,fasizmin karanlığı ,savaşın karanlığı ,kin ve nefretin karanlığı ,sizi tüm yazarların ,düşünce suclularin mahkumiyet libasiyla yığıldıgi gibi, demir kapı kör pencere taş duvar zindanlarin cümle kapısına yigiliverirsiniz .O zaman da tüm dert edindiginiz şeylerin aslinda dert edilmeyecek kiymette olduğuna şahit olup,hayiflanirsiniz.Tüm kayiplariniza rağmen "özgürlük " gibisi yokmuş dersiniz.Kuşların kanatlariyla kanatlanmak istersiniz.Içinizi yiyip
kemiren geride biraktiklarinizin ,
sevdiklerinizin dayanılmaz özlemi .Hakikaten eşsiz bir iztirab icerisindesiniz.Düşüncelerinizi kelimelere dökerek kalemin ve kelamin ozgurluguyle protesto edersiniz size reva görülen muameleyi.


Ozgurlugunuz yagmalanmis,
gasp edilmiş kelimelerinizde ...
Murekkebiniz sevdiklerinizin tesellisi .Sevdiklerinize yazdığınız mektuplarla hayat tazelersiniz."Gönderiniz kalbime ulaştı " tanikligiyla çocuklar gibi senlenirsiniz .Kendi izdirabinda bütün bir beseriyetin izdirabini görerek bu yaradan korkmamayi öğrenirsiniz.Zindanla sinanmazsa Yusuf ,Yusuf'lugu eksik kalır.Değil mi ki hayat bir imtihan .Varsın fikirler ,düşünceler ,mefkureler üzerine olsun bedeli ağır bile olsa.Zindanlar da saray gibi gelir size ...


Etkinliğe katilmamda büyük payı olan deger verdiğim Sevgili https://1000kitap.com/YagmurM/Duvar/ 'â ve
kıymetli kardeşim
https://1000kitap.com/1Burak/Duvar/ Hocam'a çok teşekkür ederim .


Keyifli okumalar ...
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.759 Oy)18.362 beğeni41.581 okunma2.740 alıntı174.971 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.388 Oy)12.982 beğeni33.223 okunma3.151 alıntı139.663 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.585 Oy)8.545 beğeni25.239 okunma2.322 alıntı109.032 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.242 Oy)8.559 beğeni27.487 okunma779 alıntı133.917 gösterim
  • Aşk
    7.8/10 (4.839 Oy)5.520 beğeni18.034 okunma868 alıntı92.740 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.465 Oy)11.151 beğeni27.595 okunma1.520 alıntı145.047 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.294 Oy)8.740 beğeni24.340 okunma1.314 alıntı119.909 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.908 Oy)8.852 beğeni24.341 okunma1.648 alıntı112.844 gösterim
  • Od
    8.5/10 (1.931 Oy)1.922 beğeni7.341 okunma1.095 alıntı30.579 gösterim
  • Çalıkuşu
    8.7/10 (4.143 Oy)4.977 beğeni18.232 okunma761 alıntı74.870 gösterim
Nazan Bekiroğlu, bendeki okumaların en güzeli. Her kitabında apayrı güzellikler ile bana eşlik eden yol arkadaşı, bir anne, bir hoca, bir sırdaş. Nar Ağacı ile tanıdım kendisi ve bu zamana değin okuduğum kitaplarında çevremde dilinin ağırlığından yakınanlar olsa da ben her cümlesi, her kelimesi, her hecesi ve her harfiyle beni; anlamak kadar mana ile de yoğuran yanları oldu eserlerinde daima. Nar Ağacı’nda Trabzon, Tebriz, Tiflis, Bakü ve İstanbul arasında tarih ve aşk ile dolu bir serüvende hareketli bir hayata götürürken beni, Mücellâ’da durgun bir hayatın aslında sade bir durgunluktan ibaret olmadığını ve daha nice Mücellâlar ile ne kadar yakın komşu, eş dost, olduğumuzu anlattı. Cam Irmağı Taş Gemi’de bir ustanın mermeri işleyişinde işledi ufkumdaki mermerden sert yargılarımı kelimelerinin ustalığı ile. Daha niceleri ve şimdi ise Cümle Kapısı…

“Gemilerin Geçtiği Umman” diyor Nazan Hoca ve sizi “aşk, adından geçmek değil mi” diyerek yüreğimizin ummanlarından aşk gemisini yürütmeye cesaretlendiriyor… Mevlana ve Şems hikâyeleri daha da somut kılıyor gemilerin ummandan geçmesini. Bir başka deyişle geminin ve ummanın maddesinden geçip manasının derinliklerinde buluyorsunuz kendinizi.

Sonra “Zindanlar Risalesi” sizleri, eski zamanlardan alıp; daha birçoğumuzun dün gibi hatırladığı hatırlamasa bile muhakkak dinlediği mahpusluk hikâyelerine, dört duvar aralarına yolcu ediyor. Yedikule zindanlarından Sinop Cezaevi’ne ve buralarda bulunmuş şahsiyetlerin hayatlarıyla baş başa kalıyorsunuz. Bunun da öncesinde tabi Avrupa ve Rusya hapishaneleri… Yazarların hapis olmak ile edebi olarak nasıl etkilendiği, kaybedilen özgürlüğün kalemde, kâğıtta nasıl bulunduğunun hikâyesi oluyor bu baş başa kalmışlıklar. Zindanlar Risalesi’nde, bir hayli tanıyor olduğumuz, yazar, şair, fikir adamı veya siyasi ile zindanların karanlıklarında, davaları uğruna ödedikleri bedellere şahitlik ederek, tanışıyorsunuz.

“Sevgilim İhanet” başlığı altında yazılanlarda yazar burada beni daha da içine çeken bir konuya değiniyor. Babalar ve Oğullar… Bu başlık altında 'evlatlar babalarında kendi geleceklerini mi görürler' ile 'babalar kendi geçmişlerini evlatlarında mı izlerler' fikrine ve bu fikrin birçok yönüne değiniyor Nazan Hoca.

Son olarak da “İçdökümü” ve “Cümle Kapısı” bölümleri ile bitmesini istemediğiniz bu kitabın eminim büyük kazanımlar ile bitirmiş olacaksınız.

Türkiye Yazarlar Birliği 2003 Deneme Ödülü’ne layık görülen bu eser; bu ödülü derin tahlilleri ve araştırmaları edebi bir şekilde aktarmış olması ile en azından benim naçizane gözlemim ile sonuna kadar hak ediyor.

Son olarak, bir mısra şiir diye okuduğumuz birkaç cümlenin nerelerde hangi koşulda meydana geldiğini, bu cümlelerin nasıl bu kadar etki bırakır bir yanının olduğunu anlayacağınız bu eseri herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar…
Okumayı çok istediğim firsat bulup okuyamadığım kitabı bu #32335575 etkinlik sayesinde okudum etkinliği düzenleyen Hatciş 'e ve kitabı hediye eden https://1000kitap.com/1Burak Bey'e çok teşekkür ederim.


Yazar Konyaya gitmiştir ve orda Mevlanadan izler, Şemsten izler aramaktadır. Ve bulmaktan ziyade hissetmekte ve adeta onların devirlerine gitmektedir. Yaşamaktan, görmekten de öte onlarla bir olmuş ve Mevlanayı Mevlana yapanları, Şemsle olan dostluklarını ve birbirlerine kazandırdıklarını  anlatmaktadır. Aralarındaki aşk öyle büyüktür ki Mevlana, evlatlık edindiği kızı Kimya Hatun’u Şemsle evlendirir ki bir bağlılığı olup da uzaklara gidemesin diye. Genel anlamıyla Mevlana ve Şems’in aşkından bahsediyor.

Mevlananın iki oğlundan bahsediliyor. Birisi Şemsi kuyuya bizzat atanlardan olduğu söylenen Veled Çelebi. Diğeri ise Şems Konya’yı terk ettiğinde bulmak için aramaya çıkan ve Konya’ya Mevlanasına getiren Alaaddin Çelebi.

Öyle Günler Gelecek ki

Bu kısımda Hz. Meryemden ve oğlu olan Hz. İsa’dan bahsedilmekte. Hz. İsa’nın doğumundan başlayarak, onun için hazırlanan Çarmıha kadar olan olayları konu alıyor. Bu olayları bir İncil’den birde Kuran’dan anlatıyor. İki farklı şekilde inceliyor. Son akşam yemeğinden ve onu ihbar eden yemekteki 13. kişiden bahsediyor. Çarmıha gerilenin Hz. İsa değilde onu ihbar eden kişi olduğu, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmeden hakka ulaştığı anlatılıyor. Ve ölümünden sonra Hıristiyanlığın yayılması ve romanlara konu olması inceleniyor.

Kar Kokulu Sınıflarda Poetika Dersleri

Burada çok sevidiği hocasına yazdıkları yer alıyor. Hocası ile hatıralarını, ona kattıklarından uzun uzun bahsediyor. Ona ne kadar çok şey borçlu olduğunu anlatıyor. Rüzgar kokan sınıflarından bahsediyor. En çok kendisiyle mektuplaştığını söylüyor. Ki zaten kitabı hocasına adadığı yazılıyor. Hocasının ismi ise Orhan Okay.

Yazar hocasının kendisine yeni bir ufuk kazandırdığından bahsediyor. Ve ne kadar kıymettar bir hoca olduğunu, onun gibi hocaların azlığından ve onu anlatmanın kelimeleri aciz bıraktığını söylüyor. İçten samimi bir anlatımla hocasına olan duygularını kağıda geçiriyor.

Zindan Risalesi

Yazar zindanların tarihinden anlatımına başlıyor ve ünlü olanlarıyla devam ediyor. Zindanları ünlü yapanında tarihinden çok içinde yatanların olduğunu söylüyor.

Batıda yatmış olanlardan Rusyadakilere, Fransadakilere ve nihayetinde de Türkiye’dekilere kadar anlatıyor. Mahkum olanların idealleri uğruna bunlara katlandıklarını söylüyor. Ya yazdıkları bir şey yahut söyledikleri bir söz onları mahkum etmeye yetiyor. Hatta bazen düşündükleri bile. Bu yaptıkları zamanın otoritesine ters düştüğü için yargılanıyor ve haksız bulunuyorlar. Özgürlük ortamının yoksunluğu ve bunu savunacak insanların azlığı bunların önüne geçmeye ortam hazırlayamıyor. Ve mecburen özgürlük ortamı oluştuğunda bunlar sorgulanacak gerçekler gün yüzüne çıkacak. İşte bunlar bu yazıda altı çizilenler.

Ünlü mahkumlar tek tek incleniyor ve hapis hayatı boyunca yazdıkları yazılar, şiirler yayınlanıyor. Bu yazılar içeride yaşadıkları, düşünceleri, idealleri hakkında izler taşıyor.

Yakın tarihten örneklerle daha da iyi anlaşılmasını istiyor. Örneğin Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet, Kemal Tahir, Nihal Atsız, Said Nursi gibi isimleri zikrediyor ve düşüncelerinden yapmak istediklerinden, yazdıklarından yola çıkarak incelemelerde bulunuyor. Zamanın otoritesinin fikri altyapısı hakkında ipuçları arıyor. İncelemeler yapıyor. Yaşadıklarını değerlendiriyor. Bu insanların tesir kuvvetlerinden, hapishane hayatlarında değerli eserler verdiklerini söylüyor. Yılmadıklarını hangi şartlarda olunursa olunsun ideallerinden vazgeçmeyen bu insanların belirli kitleleri arkalarından sürükledikleri belirtiliyor.

BABALAR VE OĞULLAR

Bu demede ise çeşitli olaylardan, romanlardan, kişilerden örneklerle baba ve oğul arasındakiler anlatılıyor. Örneğin Can Yücel ve babası Hasan Ali Yücel’den yahut Karamazov Kardeşler romanından veya Franz Kafka’dan örneklerle çeşitli olaylar anlatıyor. Birbirleriyle olan ilişkileri konu ediniliyor.

Not: inceleme için bu linkten faydalandım...
https://ncgoogle.wordpress.com/...iroglu-cumle-kapisi/



Son olarak şu alıntıyla bitirmek istiyorum:

“Sapla samanın birbirine karıştığı, suçlu ile masumun aynı kaderi paylaştığı, kuru ile yaşın birlikte yandığı kaza meydanında, bütün bunların bir hesabının tutulduğunu ve mahkemelerin de üstündeki mahkemenin gün geldiğinde şaşmaz mizanını kuracağını bilmek kalbe eşsiz ferah veriyor. Bu kadar incecik detayların sağlıklı bir hesabının tutuluyor olabileceği hususunda tek inanç dayanağımız ise kurulmuş olan nizamın dengesindeki azamet.”
Geç tanımış olduğum yazarlardan biri daha. Beklediğimden fazla donanımlı bir yazar, yazıları net, evirip çevirmiyor. Batı'dan Doğu'ya bir çok isim geçiyor kitapta ve sizi bilgi sağanağına tutuyor. Kitabın uslubü ve genel işleyişi bana Cemil Meriç kitaplarını andırdı. Cemil Meriç'in kitaplarında da öncellikle bahsedeceği bir konunun terim açıklaması, daha sonra Batı'dan Doğu'ya birçok düşünür, filozof, alimlerin görüşleriyle harmanlayıp kendi bilgi biriminden okuyucuya aktarır. Bekiroğlu'nun kitabındaki fark ise; isimler daha popüler, bilindik, hafızalarda olan karakterler. Güncel kitapların özelliğidir belki de bu.

Nazar Bekiroğlu okuduğum bu kitap kadarıyla anlatmam gerekirse ne sağcıdır ne de solcu. Hürriyet aşığıdır. Düşüncenin hürriyetin engellenmesine şiddetle karşıdır. Nazım Hikmet'in de Necip Fazıl'ın da acısını yüreğinde hisseder. ''... fikirler arasındaki çatışma ve çarpışma ilerlemenin vazgeçilmez şartıdır.'' (Cemil Meriç) sözüne inanan insanlardan biridir.

Kitap olarak 4 ana bölümden oluşmasına rağmen, genel olarak Zindan Risalesi adı verdiği bölüm oluşturuyor kitabı. Zindan kelimesinin kavramıyla başlıyor anlatmaya.

Batı'yı anlatıyor öncellikle. Hapsetme ilk olarak kiliseyle başlamış ve ilk hapishane binalarını manastırlar oluşturur.

''Ortaçağ'ın karanlık bölümü Skolastik, erkin varılabileceği en sert noktayı temsil etti. Çünkü dünyayı Hristiyan tanrısı adına yönetmek sevdasına düşen kilise, işine geldiği gibi yorumladığı bir Hristiyanlık adına yüzyıllarca terör saçmıştı. Bu terörün pratikteki adı Engizisyon.'' (Sayfa 58)

Roger Bacon büyütecin mücidi. Düşündükleri ve denedikleri kiliselenin kafa şekline uymadı ve büyücü ilan edildi. Galileo Galilei, kilisenin kabul etmiş olduğu evrenin sabit olduğu görüşününe karşı çıkıp yerin sabit olmadığı ve Güneş'in etrafında döndüğünü iddia edince yer yerinden oynadı. Daha bunun gibi birçok bilimadamı mevcut düzenin aksi hareket ettiği için hapsedilmiş, tecrit edilmiş veya öldürülmüştür. Bunun kaçınılmaz sonucu Rönesans ve Reform hareketleriyle Avrupa'nın aklı ön plana alıp, taassup ve taklidi terk ederek bilimsel yaklaşımlara önem vermelerini onlar için önemli bir dönüm noktasıdır. ''Izdırabın sonu ihtial'' (Sayfa 63) cümlesi özetliyor aslında bunu.

Doğu'ya geçiyor yazar. Hz.Peygamber (s.a.v) döneminde hapishane yoktur. Suç işleyenler mescidde bekletilirdi. Hz. Ömer (r.a) döneminde büyük bir evde ilk hapishane kurulmuştur. Ama uzun süreli hapis olmamıştır. Suçun şahşiliği önemli olduğundan, suçluya verilecek cezayla ailesi de cezalandırılmış olacağından uygun görülmemiştir. Bunun için İslâm hukukunda hapis cezası bir ceza olarak değil, hakkın tesbiti için alınan tedbir olarak düşünülmelidir.
https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/hapis-cezasi
Hz.Peygamber (s.a.v) ve 4 Halife döneminden sonra hilafet saltanata, saltanat da sultana dönüştükten sonra bazı haksızlıklar olmuştur. Mevcut iktidar gücü kendi lehine kullanmıştır çoğu zaman. İmam-ı Azam, Ebu Hanife, Hallac-Mansur, Ahmed bin Hanbel, İbni Sina, İbn Haldun, İmam-ı Rabbani hepsinin yolu zindanlardan geçmiştir.

''Her çağda sert tepkilere yol açmış tenkit. Kimi yakmış tenkitçiyi, kimi taş ocaklarına yollamış. Susturabilmiş mi? Hayır.'' der Cemil Meriç. Bir başka sözünde ise ''Otorite ile hürriyet.. politikayı özetleyen iki zıt mefhum. Çatışıyorlarsa, toplum rahatsızdır; aralarında ahenk kurulmuşsa, mutlu. Otoriteyi yıkmak, anarşiye yol açmaktır. Hürriyeti kaldırmak, toplumu bir veya birkaç kişinin sömürüsüne terketmektir. Demek ki insanlar ne hürriyetten vazgeçebilirler, ne otoriteden. Ama bir hakikatı da unutmamalıyız: Hürriyetin tek desteği var: hak.. Otorite hem kuvvete dayanır, hem hileye. Yani hürriyet daima tehlikelidir.'' demiştir. Hürriyet, otorite tarafından daima tehlikeli görülmüştür.

Osmanlı devletini inceledikten sonra Cumhuriyet dönemine gelir. Çok kültürlü, çok dilli, çok dinli adeta bir mozaik şeklinde harmanlaşmış bir toplumdan maalesef tek dil, tek kültür, tek din kültüre oluşturulmaya çalışılmıştır cebren. Bu sancılı süreçte hemen hemen toplumun her kesimi büyük ızdıraplar çekmiş ve çekmeye devam etmektedir. Can Yücel, Che Guevara kitabını çevirdiği için hapise atılır, Necip Fazıl Kısakürek de dini içerikli şiir yazdığı için hapse. Oluşturulmak istenen tek tipçilik zihniyet, düşünceye ve düşünene hep kasdetmiştir. Bazen canına, bazen özgürlüğüne.
Cümle kapısı, etrafımızda olup biten fakat bizim bir türlü varlığından ürpermediğimiz veya daha detaylı değerlendirmediğimiz olayların bir derlemesi. Hapislik, İhanet ve benzeri duyguların edebi yönü incelenmiş. Birçok ünlünün hatıraları veya kitapların içerikleri irdelenmiş.

Yazar, Türkçeyi güzel kullanan, okuyanlara edebi tat bırakan üsluba sahip. Sadece bu özelliği için okunabilir.
Okuduğum ilk Nazan Bekiroğlu kitabı. Elime ilk aldığımda fazlaca korktum. Zira kitapta çok fazla eski Türkçe kelimeye yer veriyordu .Buna rağmen başladıktan sonra elimden bırakamadım. Hem edebi yönü hem de bilgi verici olması bakımdan kusursuz bir anlatımı var.

Şems ile Mevlana’dan, Nazım ve aşklarına, geçmişten günümüze yolu cezaevlerinden geçen düşünür, yazar, şair, politikacıların yaşadığı zorluklara ,babalar ve oğulların karşılaştırılmasına, intihar kavramına, intihar eden yazar ve şairlere, onları intihar olgusuna sürükleyen etkenlere yer veriyor denemelerinde.

Kitapta ayrıca cezaevi kavramının nasıl oraya çıktığına , Türk ve Dünya tarihinde önemli yer tutmuş cezaevlerine, günümüzde hangi konumda kullanıldığına, nasıl anıldıklarına yer veriyor.

Sabahattin Ali’nin Sinop Cezaevi'nde yazdığı
“Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül aldırma “
dizelerinde,

Nazım Hikmetin Bursa Cezaevi'nde
“Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eğer
bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı,
Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı.”
dizelerinde,

Menderesin Yassıada eşi Berrin Hanıma yazdığı son mektupta ve daha birçok yazar ve şairin dizelerini, mektuplarını, yazılarını yazarken onlara eşlik ediyorsunuz.

Eğer benim gibi yazar ve şairlerin hayatlarına dair bilgi öğrenmek, eserlerinde daha fazla kişiliklerini hissetmek istiyorsanız okumaktan pişman olmayacağınıza eminim.
Herkes gibi bende deneme türünden çok roman okurdum fakat bu kitap tamamiyle fikrimi değiştirdi. Tereddütle başlayıp tek solukta okuduğum bir kitap. Bu kitaptan sonra deneme türlerine de ilgim arttı. Bence okunması gereken bir kitap.
uzun zamandır okumak için çırpındığım ...okuyunca fırtınalara kapılan ben ...yazara olan tutkum dahada perçinleşiyor ....cümle kapısı/kalbin kapısı .... tarihten , felsefeye ...coğrafyadan sanata ...yazılanlardan yazanlara....ta ki ademden bu güne aldı götürdü ....evet yazarında dediği gibi ....'' yazar, bütün düşüncelerimizi yönlendirebilecek bir büyücüdür....'' kitap mı okunmaması garip ....garip olmayın derim ....geç kalınmış bir hüzünle ....daha ne duruyorsunuz... :)
Nazan Bekiroğlu'nun okuduğum ilk kitabı. Ben kitabı roman zannederek almıştım birinden. Meğer denemeymiş, iyi oldu. Çünkü böyle kaliteli yazıları her zaman bulamıyorum.

Kitap belli başlı bölümlerden ve yazarın bu bölüm başlıklarıyla ilgili düşüncelerinden oluşuyor Sırasıyla Şems ve Mevlana, Hz. İsa, hapishane, babalar ve oğullar ve ihanet temalarını işliyor. Son üç temaya dair yazdıklarına bayıldım. Hapishaneye hiç düşünmediğimiz bir tarzda yaklaşıyor ve hapishaneler üzerinden hem Dünya hem de Türk edebiyatının olağanüstü bir panoramasını sunuyor.

Kitabın içinde kitabın adandığı Orhan Okay hoca için bir mektup ve kitabın sonunda yazarın kendi kendine konuşurcasına bizlere anlattığı bir İç dökümü bölümü bulunuyor. Kitap başlı başlına bir iç dökümü zaten.

Bal gibi bir edebiyat yapıyor Nazan Bekiroğlu. O kadar yoğun ve o kadar lezzetli ki tatmadan anlatılamaz. Yalnız cümleleri biraz kırık. Birden yarıda kesiliyor cümleler ve cümlenin kalanı diğer cümlede devam ediyor. Bu üslup hoşuma gitmediği için bir puanı oradan kırdım. Bunun dışında her şeyiyle muhteşem bir deneme olmuş. Keyifli okumalar...
Kitap insanı tarih yolculuğuna çıkartıyor. Özellikle zindanların tarihi seyrini ilgi ile okudum. İntihar bahsi de güzeldi. Deneme dalında ödül alması da kitabın kalitesini ortaya koyuyor.
Nazan Bekiroğlu'nun okuduğum ilk kitabıydı tereddütle başladım ama gerçekten benim için enfes bir tecrübe oldu. Kitap bir yandan bu topraklarda "yararlı ve önemli" olana değil "değerli" olana, bedelini ödeme pahasına talip olanların sarayını yani "zindanları" anlatıyor tarihin an be an tanıklığına başvurarak. Mapushane ve hapislik fevkalade özgün bir bölümdü. Sonra "baba ve oğullar" ve "ihanet", "intihar". Sürükleyici, tarihi bir yolculuk. .
Bir şeyi sevmek için tanımak lazımdır. Sevdiğimiz bütün yemekler, insanlar, kitaplar vs. gibi yıldızları da tanıdıktan sonra sevdim.
Sonrası: Sır. Yok oluş. Kayboluş. "Denizin kenarına kadar ayak izleri kalır da denize girdikten sonra ne iz kalır ne nişan." Böyle der Mevlana.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cümle Kapısı
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9753629362
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş
Kelimeyle değil, cümleyle düşündüğümü fark ettim ben. Muhal farz bile olsa "Her şeyi özetleyecek bir cümle" tutkum, mana birimimin cümle olmasından. Karmaşık cümlelerle konuşmayı sevmem, öyle düşünmemden. Başka türlü anlatamıyorum, bu yüzden mazurum ben.

Faturaların, makbuzların, ihbarnamelerin arkasına.

Mektup zarflarının, davetiyelerin, program kartlarının boşluklarına.

Peçetelerin üzerine.

Kitapların kenar sularına, kapak içlerine.

Defterlerin, sahifelerine değil kıyılarına köşelerine.

Yazılıp da bırakılmış; bilinç kendine bile hırsız, kim bilir bazıları hatırlanmış da sonradan unutulmuş bunca cümleyi bir yerden bulup da çıkarmam. Burada böyle bir kapı açmam.
Cümle kapısı: Kalbin kapısı.

Sonra, sebebi malûm sırrı meçhul, yani bana muamma, tutup bu kapıyı kapatmam.

Eğer beni okuyanla paylaşım isteği ve daha yakından tanışma beklentisinden değilse, defterimde kalan cümleden kurtulma isteğimden.

Bir şey değil, yeni bir şey söylemek için.
Nazan Bekiroğlu

Kitabı okuyanlar 407 okur

  • Tuba Yücel
  • Kebikeç
  • Ömer ATALAN
  • Zehranur Yavuz
  • Elif
  • Şule Kaya
  • Sümeyra deniz
  • Zafer Adıyaman
  • Büşra Erol
  • özgür özdemir

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.7
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%24.8
25-34 Yaş
%45.6
35-44 Yaş
%18.8
45-54 Yaş
%4
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%2.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%74.2
Erkek
%25.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31.3 (35)
9
%25.9 (29)
8
%22.3 (25)
7
%11.6 (13)
6
%5.4 (6)
5
%1.8 (2)
4
%0.9 (1)
3
%0
2
%0.9 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları