Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor

·
Okunma
·
Beğeni
·
530
Gösterim
Adı:
Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor
Baskı tarihi:
Kasım 2016
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755708300
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Hüseyin Kıran, uzak zamanlarda ve uzak ülkelerin birinde bir ceza memurunun Efendiler'ince elçi olarak yetkilendirilerek bilmediği yollara, bilmediği dünyalara düşmesini anlatıyor Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor'da. Küçük adamdan nasıl kolaylıkla bir "büyük adam" çıktığına, fermanı götüreceği yeri bile bilmeyen Elçi Yakup'un kişiliğindeki ve dilindeki değişime, gücü tanımayanın onu ele geçirdiğinde dönüştüğü muktedire yol arkadaşlığı ettiriyor. Karanlık artarak birikiyor dağ yolunda, düz ovada, surların içinde, surların ardında... Karanlık ete kemiğe bürünüp yanımıza kuruluyor. Anlatılanlar uzak zamanlar, uzak ülkeler olmaktan çıkıyor.

Hüseyin Kıran'dan alegoriden kurduğu dünyayla gerçekliğe kafa tutan, kullandığı dille hem mevcudu güçlendiren hem de yenisini "icat eden" çarpıcı bir metin daha.
96 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Hüseyin KIRAN – Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor

Hüseyin Kıran, uzak zamanlarda ve uzak ülkelerin birinde bir ceza memurunun Efendiler’ince elçi olarak yetkilendirilerek bilmediği yollara, bilmediği dünyalara düşmesini anlatıyor Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor’da. Küçük adamdan nasıl kolaylıkla bir “büyük adam” çıktığına, fermanı götüreceği yeri bile bilmeyen Elçi Yakup’un kişiliğindeki ve dilindeki değişime, gücü tanımayanın onu ele geçirdiğinde dönüştüğü muktedire yol arkadaşlığı ettiriyor. Karanlık artarak birikiyor dağ yolunda, düz ovada, surların içinde, surların ardında... Karanlık ete kemiğe bürünüp yanımıza kuruluyor. Anlatılanlar uzak zamanlar, uzak ülkeler olmaktan çıkıyor.

Hüseyin Kıran’dan alegoriden kurduğu dünyayla gerçekliğe kafa tutan, kullandığı dille hem mevcudu güçlendiren hem de yenisini “icat eden” çarpıcı bir metin daha. (Tanıtım Bülteni)

İktidarın kendine bir vazife vermesiyle kendini iktidar sanmaya başlayan, ne olduğunu unutup, yola çıkan ve kendi iktidarını yaratmaya çalışan Yakup'un hikayesi. İsim zaten bunun için seçilmiştir. Yakup; Sonra gelen, yerine geçen anlamındadır.

Yakup, devlet himayesinde çalışan bir memur iken elçilik görevi verilir ve yola çıkar. Fakat yolda durumlar değişir ve iktidar olma hevesinin içinde bulur kendisini. Ayrıca Yakup, tek ve kimsesiz bir adamdır. Yani içindeki sese daha hızlı kapılır..

Herkes kendi iktidarını taşır içinde ve o iktidarın içinden çıkması için an kollar. Yakup, bu duruma düşmüştür. Aklın iktidarı vicdanınkinden ağır basmış durumda olunca sorun hızla büyümüştür ve bunu çok usta bir dille verir okuyucuya...

İmlanın yok sayıldığı bir dil kullanıyor, Hüseyin KIRAN..

Romanın özü insan.. Elinde ne tür bir silah olursa olsun o silahı kullanan insandır.. O silaha şekli insan verir..

Roman insanı iyilik ve kötülük üzerine düşünmeye itiyor..

“Eksik olan elbette tamamlanacaktır. Eksik olanı tamamlayacak olan, kendisi tamam olandır. Eksiksiz tespit, ancak tamam’ı bilmekle mümkün. Yürüdüm.”

“...adım atmaya gayret ederek ilerlerdim diyemedim ilerlemek için belli bir yere ulaşmaya çalışmak gerekir belli bir amacın yoksa yürümek ilerlemek anlamına gelmez sadece kımıldanmak olabilir anlamına gelir etraf geniş ve uçsuz ufukta bir nokta seçtim belirdi..”

Herkese keyifli okumalar kitap sever güzel insanlar..
96 syf.
·7/10
Alternatif bir şeyler ararken karşıma çıkan bir kitap oldu, tanıtım bültenini okuyup satın aldım. Bültende yansıtılan hava kitabın içinde kesinlikle var. Kitabın tek sorunu üslup. Bu kadar güzel bir hikaye 3 günde biter mi? Bitermiş meğer. Kitap gerçekten çok zor okunuyor. Kitabın en nadir rastlanan karakteri noktalar. Uzayıp giden cümleler gerçekten kitabı okumayı zorlaştırıyor, ki kitabın bir bölümde 4 sayfalık uzun bir cümle var. Evet 4 sayfa boyunca hiç nokta yok.
Kitabın işlediği temaya gelirsek. Yapılan metaforlar çok yerli yerinde. Ben bir Sisifos hikayesine döner diye düşünüyordum ama neyse ki bundan daha güzel bir noktaya geldi kitap ve yarattığı iktidar metaforuyla beni gerçekten etkiledi.
Bu deneysel üslup yerine daha akışkan bir üslup seçilseydi her şey çok daha iyi olurdu.
96 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Hiç kuşkusuz bu bir kitap incelemesi değildir. Kitap incelemesi sanki bir yandan Tâlim ve Terbiye Kurulu resmiyeti veya edebiyat eleştirmenliği tarzı bir uzmanlık alanını çağrıştırıyor, öte yandan lise öğrencilerinin performans ödevi veya kitap özetini… Benimki olsa olsa kitabı okuduktan sonra anlam(lar) çıkarıp, kendime göre değerlendirmem, yorumumdur.

Roman mevzûu insan olunca içerikte ona âit bütün teferruat, hal ve hareket mevcut, iktidar; ona ilişkin her türlü necâset, âcizlik, yerine düşünme, bilme… Minik bir araştırmayla kitapla ilgili bir sürü uzman tahlili bulunup okunabilir, yazar burada ne demek istemiş bâbında.

Nazarıdikkati çekmek istediğime gelince: Ferhan Şensoy’un “Dili bozarak düzeltiyorum” meâlinde bir sözü vardı. Ehl-i kalem dili bozarak düzeltebileceği gibi, felsefeden Arnavut ciğerine, edebiyattan deve güreşine kadar her işte ehil olmak merâkı olanlar da pekâlâ dili düzelterek bozabilirler.

Dolayısıyla, eserin dili için yeni, deneysel gibi şeyler söylenebilir, söylendiği gibi de öylece orada durabilir çünkü zurnanın zırt dediği yer de tam burasıdır: Roman, her mecrâda gürül gürül üstümüze abanmakta olan işbu her işte ehil olma meraklısı gürûh-ı cühelânın hilkat garîbesi dili ve hâlinin “olduğu gibi” görünümlü muhteşem bir edebî mâlûmu îlâmı.

Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor nitelikli bir ehl-i kalem eseri. Müthiş üslûbunun benim “küçük dağlarımda” yarattığı huşû içinde her sözcüğün, cümlenin zevkine vararak; Yakup’la birlikte halden hâle girerek, ekseriya tebessümle, yer yer kendimi kahkahadan kırılırken bularak, keyifle okudum… Sorulursa başyapıt!
"... küçük de olsa bir umut bulunuyordu, ki herkes bilir umut hep küçük halde bulunur. Onu, biz büyütürüz."
“ilerlemek için belli bir yere ulaşmaya çalışmak gerekir belli bir amacın yoksa yürümek ilerlemek anlamına gelmez sadece kımıldanmak olabilir”
Atsız bir Elçi
Düşüşüm sert oldu. Acıyla haykırdım. Kendime gelmem ne kadar sürdü, kestirmem mümkün değildi. Yüzüme sert, ısırıcı bir rüzgâr vuruyordu. Kendimi yoklayarak oturur duruma geldim. Omzumdaki ağrı epey keskin; insanın bedenini böyle hissetmesinin hiç de iyi olmadığı kesindi. Bedenimi yokladım. Sadece omzumdu; zonkluyordu. Dayanılmayacak gibi değildi. Kırık olmadığına hükmettim. Atıma bakındım. O da yattığı yerden kafasını kaldırarak bana baktı. Yanına çağırıyordu; hafifçe kişnedi. Dikkatlice ayaklandım. Başka bir acım, yaram yoktu. Hayvana sokuldum. Güzel bedeni öylece yatıyordu; ilk defa görmüştüm onu yatarken. Ağzının kenarından akan kan boynuna doğru inmişti. Başını bıraktı, sert ve hırıltılı nefes alış verişlerle soluyordu. Sol ön ayağı... kırıktı. Toynağın biraz üzerinden kınlan ak kemik, derisini yırtarak dışarı çıkmıştı. Hayvan kanamaya devam ediyordu.
Yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Onu öylece bırakmak acılarını uzatırdı sadece; bir ayı ya da etrafta bulunması muhtemel başkaca yırtıcı bir hayvan tarafından diri diri yenmesine sebep olurdu. Kısa, keskin hançerimi çekip boynuna oturdum, kafasının hemen altından derince yardım onu. Çırpındı, ayağa kalkmaya çalışarak beni üzerinden attı, kanlar saçarak nefes alıp vermeye çalışıyordu. Sonunda direnemeyerek tekrar yıkıldı. Onu sakinleştirmeye çalıştım. Üstüm başım kan içinde kalmıştı, can çekişmesi dakikalar sürdü. Bitkinlikle gövdesinin üstüne oturdum. Kaslarının seğirmesini hissedebiliyordum.
Durum yepyeni ve beklenmedik bir hal almıştı. Atsız, acıyan bir omuzla kalakalmıştım. Yeni bir değerlendirme yapmak kaçınılmazdı. İşler benim açımdan iyice zorlaşmıştı. Dolayısıyla mektup açısından da... mektubu taşıdığım çantanın omzumda olmadığım fark ettim. Düşerken savrulmuş olmalıydı. Hemen ayaklanıp uzun otların arasında aramaya koyuldum. Çok uzakta olamazdı. Yine de bulmam kolay olmadı. Düştüğüm yerin ilerisine fırlamıştı. Mektubun metal zarfı ezilmişti. Fakat belli bir görkemi vardı, bununla yetinecektim. Mektubu sunarken dağ halkının efendilerine başıma gelen bu talihsiz kazadan bahsederken hayal ettim kendimi. Efendilerimin yoksul olmadığını, elbette bana bir at tahsis edildiğini, fakat hayvanın yolda kazayla öldüğünü hep anlatacaktım. Efendilerimin onurunu korumalıydım.
Atımı sürerken görünen tepeciklerin nereden indiğini bilmediğim bir sisin arkasında kalarak görünmez olduğunu fark ettim. Gerçi hiç görünmez değillerdi. Ağır ve karanlık bir buğu tabakası sanki gökyüzünden dökülüyor, yerden yükseliyor, az yukarıda bir yerlerde çarpışarak kabarcıklar halinde genleşiyor ve tepecik silsilesini yarı görünmez kılıyordu. Böylece öteler giderek silikleşiyor, sonra yine kendini açık ediyor, tuhaf bir madde tarafından kaplanıyor ve serbest bırakılıyordu. Adımlarımı sıklaştırdım, sonra da hafif bir koşu tutturdum. Omzumu unutmuştum.
Onları, arazinin dik bir yamaçla çökerek alçaldığı derin bir düzlükte buldum. Toplam on bir çadır saydım. Doğrusu pek derme çatmaydılar. Bir süre yukarıdan izleyerek gerçekte kim olduklarını, herhangi bir tehlike arz edip etmeyeceklerini anlamaya çalıştım. Ortada üç beş ateş yanıyor, birkaç kadın yiyecek pişirmekle uğraşıyor, çocuklar etrafta oynuyordu. Barışçıl bir görünümleri vardı ve yabanıllar için kuşku verici bir durumdu bu. Etrafta hiçbir erkeğin bulunmaması da aynca dikkate değerdi. Ava ya da savaşa, belki daha kötüsü, yabanıllarda âdet olduğu üzere talana çıkmış olabilirlerdi. Saklandığım otluktan bir süre daha onları izlemek ve durumu tamamen anlamak kararı almıştım ki, erkekler göründü. Sarsak adımlarla çadırlardan çıkıp ateş başındaki yerlerini aldılar. Akşam yemeği yenecekti belli ki. Çoğu yaşlı ve hepsi miskin tavırlıydı. Görünür bir tehlike olmadığına ikna olarak yardan aşağı inmeye başladım.
Üstünde yaşayan insan yoksa toprak da yok demektir. Bastığımız zemin topraktan değil insandan ibarettir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor
Baskı tarihi:
Kasım 2016
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755708300
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Hüseyin Kıran, uzak zamanlarda ve uzak ülkelerin birinde bir ceza memurunun Efendiler'ince elçi olarak yetkilendirilerek bilmediği yollara, bilmediği dünyalara düşmesini anlatıyor Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor'da. Küçük adamdan nasıl kolaylıkla bir "büyük adam" çıktığına, fermanı götüreceği yeri bile bilmeyen Elçi Yakup'un kişiliğindeki ve dilindeki değişime, gücü tanımayanın onu ele geçirdiğinde dönüştüğü muktedire yol arkadaşlığı ettiriyor. Karanlık artarak birikiyor dağ yolunda, düz ovada, surların içinde, surların ardında... Karanlık ete kemiğe bürünüp yanımıza kuruluyor. Anlatılanlar uzak zamanlar, uzak ülkeler olmaktan çıkıyor.

Hüseyin Kıran'dan alegoriden kurduğu dünyayla gerçekliğe kafa tutan, kullandığı dille hem mevcudu güçlendiren hem de yenisini "icat eden" çarpıcı bir metin daha.

Kitabı okuyanlar 35 okur

  • Aziz Yıldız
  • Nil İpek
  • Nihan Şahin
  • Nergis
  • Çağrı Deniz
  • Yiğit Çetinkaya
  • Seval
  • Naim er
  • Serdar Tuzer
  • Pelin

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.1 (3)
9
%0
8
%23.1 (3)
7
%38.5 (5)
6
%0
5
%7.7 (1)
4
%0
3
%7.7 (1)
2
%0
1
%0