Darağacında Kan Sesleri Bir Celladın AnılarıAli Yıldırım

·
Okunma
·
Beğeni
·
512
Gösterim
Adı:
Darağacında Kan Sesleri Bir Celladın Anıları
Baskı tarihi:
Mart 2004
Sayfa sayısı:
222
ISBN:
9758398083
Kitabın türü:
Yayınevi:
İtalik Yayınları
Cellatlar toplumun hizmetkarı mı, intikamcısı mı? Peki açıkça mesleklerini söyleyebilirler mi? Neden ölüm cezası veren yargıçlık kutsaldır da, onu yerine getine cellatlık aşağılanır? İdam adı altında kamu adına bir insanın bir başka insanı öldürmekle görevlendirilmesi aslında insanın insanlığından çıkmasından başka bir şey değildir. Cellat tüm toplum adına ilmeği mahkumun boğazına geçirirken aslında cellatla birlikte tüm toplum o ilmeği geçirmektedir.
"Hükmü sultan olmaz ise, gelmez hata cellattan." Osmanlı atasözü.

Kitap 4 bölüm ve 2 ek bölümden oluşmakta.

İlk bölümde yazarın idama karşı olduğuna dair görüşleri ve hukuksal dayanaklara göre gerekçeleri var.

İkinci bölümde ise (benim en zevk aldığım bölümdü) Osmanlı’da uygulanan ölüm cezası türleri (baya çeşit varmış) ve ayrıntılarından bahsediliyor. Hatta burada Ivo Andriç’in Drina Köprüsü romanından bir alıntı kısmı var ki kazığa oturtarak idamı tüm ayrıntıları ile rahatsız edici şekilde vermiş. Okurken insan ciddi ciddi ürperiyor. Bu bölümde yer alan diğer birkaç ilginç bilgiyse kanca çiçeğinin ne olduğu ve kafası kesilerek infaz edilmiş siyasi mahkumların kafalarının ilgili kişilere bozulmadan nasıl götürüldüğünün anlatılmasıydı. Burada geçen bir diğer kitap ise Zuhuri Danışman’ın Cellât Çeşmesi kitabı.

Üçüncü bölümde cumhuriyet dönemindeki ölüm cezalarından bahsediliyor. Bu bölüm daha çok istiklal mahkemelerinin nasıl oluştuğuna ve verdikleri idam cezalarına dair bilgiler içeriyor.

Dördüncü bölüm ise 1960 ve sonrasında meydana gelen siyasi olaylar sonrası yapılan idamları anlatıyor.

2 ek bölüm ise cumhuriyet tarihinin en çok infazını gerçekleştiren cellat Kara Ali’nin anıları ve 12 Eylül celladı olan cellat Hüseyin Yalçın’ın kısa bir röportajından oluşuyor.

Kitap ilginç bir konuyu tarihi olaylarla güzel anlatıyor. Yalnız kitabı yarım bırakmakla bırakmamak arasında gidip geldim. Bunun nedeni de kitabın yazarını merak edip biraz araştırınca yazarın yazdığı bir başka kitap olan Deniz Gezmiş'in Günlüğü isimli kitaptı. Kitabın ilk baskısında sanki Deniz Gezmiş’in gerçekten böyle bir günlüğü varmış gibi yayınlanmış. Daha sonra gerçek ortaya çıkınca yazarın açıklaması özrü kabahatinden beter şekilde olmuş: “Bunun kurgu olduğunu yazmayı insan aklına hakaret olarak düşünmüştüm. Demek ki anlaşılmamış. Yeni baskısında ‘belgesel kurgu’ yazarız.” Bu durumu okuduktan sonra, hele ki tarihi olayları anlatan bir kitap olunca, acaba bu kitapta da benzer bir durum olabilir mi diye insan kuşkuya düşüyor. Bundan dolayı kitabı okurken ara ara bazı olaylara internetten de baktım ve kitapta olmayan bir ek bilgiyi bu sayede edinmiş oldum. Kitapta da geçen ve Atatürk’e suikastten idam olan Ziya Hurşit’in yazar Hakan Günday’ın büyük büyük amcası olduğunu öğrendim. Hatta Hakan Günday da bunu sonradan öğrendiğinde Ziya Hurşit’i Ziyan adlı kitabının kahramanı olarak yazmış. Ziya Hurşit’in de Yozgat İstiklal Mahkemesi üyesi olarak birçok idam kararına imza atması ve sonrasında kendisinin de idam edilerek ölmesi cidden kaderin garip bir cilvesi olmuş.

Velhasıl kitabı tavsiye eder miyim? Evet ederim. Çünkü kitabın içinde çok ilginç bilgiler vardı. Ama bu yazardan bir daha başka bir kitap okur muyum orası meçhul işte.
Ölüm cezası en ince tasarlanmış cinayetten daha korkunç bir cinayet örneğidir. Hiçbir cani kolektif bir biçimde planlayarak, inceden inceye düşünerek, kurbanına hiçbir kurtuluş hakkı tanımayarak ve kurbanına önceden onu öldüreceğini haber vererek bir cinayet işleyemez. Bu en inceden inceye tasarlanmış cinayet işleme yetkisi yalnız ve yalnız devlete aittir.
" Ben celladım. Adam asıyorum.
Tam 21 senedir durmadan adam asıyorum. Şimdiye kadar kaç kişi mi astım? Bazen bunu kendi kendime çok sorar hesaplar yaparım. Binden fazla, belki bin beşyüz. Kati rakamını bilmiyorum. Bu işe başladığım zaman bir defter edinmiştim. Astıklarımın adlarını, hüviyetlerini, suçlarını, son demlerini birer birer yazmıştım. Bir çoğunun resmini de elde etmiştim. Fakat uğursuz bir yangında hepsini kaybettim. Hepsi yandı, kendimi zor kurtardım..."
Hasta mahkumlar idam edilmezler. Onlar doktor kontrolünde tutulur. Büyük bir özen ile tedavileri yapılır, iyileşmeleri, kendine gelmeleri, güçlerini kuvvetlerini toplamaları beklenir. Kurban'ın sağlığına dikkat edilerek, özenle infaza hazırlanır. Ne merhamet!
Cellatlar, mahkumun başını kestikten sonra o başı alırlar ve öldürdükleri kişinin koltuğunun altına koyarlardı. Boynu vurulan bir müslüman değil ise, kesilen kelle öldürülen kişinin bacaklarının arasına konulurdu. Böylece öldürülen kişinin aşağılanması amaçlanırdı. Kelleyi koltuğa almak deyimi buradan gelir.
Hazır sırası gelmişken size cellat ipleri hakkında malumat vereyim. Bizim meslekte kullanılacak iplerin ne fazla kalın, ne de fazla ince olmaması ve çok sağlam bulunması lazımdır. Bu iş için en münasip olan dört sicimden örülmüş iplerdir. Bu ipleri adi sabunla adam akıllı sabunlamak lazımdır. Sabun liflerin arasını iyice doldurur ve ip pırıl pırıl olur. Hem ilmiği iyi ve çabuk kayar, hem de sabunlanmış ip, adi ipe nazaran çok daha sağlam olur.
1953 yılına değin ölüm cezalarının infazı aleni olarak yapılmaktaydı. İstanbul'da Sultanahmet Meydanı'nda, Ankara'da Samanpazarı'nda, İzmir'de Konak Meydanı'nda idam herkesin gözü önünde, adeta bir gösteri şeklinde gerçekleştiriliyordu.
Bir de halk arasında cellat iplerinin bir hassası (özelliği) vardır ki pek meşhurdur. Birini astıktan sonra bu yağlı ip çok kuvvetli bir hassa kazanır. İlacı bulunmayan sara illetine bu ipin bir parçası birebir gelir. Bu ipten dört parmak kadarı, yüz hekimin iyileştiremediği hastayı çabucak iyi eder. Bunun için dört sicimi birer birer sökülür. Bir parçası kırmızı atlas bir keseye konarak saralının koltuğu altına konur. Diğer üç parçası da yakılır ve hasta bunun dumanı ile tütsülenir. Onun için idamdan sonra ipten bir parça elde etmek için cellada başvuranların haddi hesabı yoktur. Öyle çingeneler bilirim ki, dört parmak sabunlu ipi beşer, onar liraya satmışlar, dünyanın parasını almışlardır. Halbuki ben ömrümde bu iş için kimseden on para almış değilimdir. Yağlı iplerimi kendim parça parça keser ve ihtiyaç sahiplerine bunları bedavadan veririm. Para yerine sevap kazanmayı her zaman tercih ettim ve her zaman da tercih ederim

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Darağacında Kan Sesleri Bir Celladın Anıları
Baskı tarihi:
Mart 2004
Sayfa sayısı:
222
ISBN:
9758398083
Kitabın türü:
Yayınevi:
İtalik Yayınları
Cellatlar toplumun hizmetkarı mı, intikamcısı mı? Peki açıkça mesleklerini söyleyebilirler mi? Neden ölüm cezası veren yargıçlık kutsaldır da, onu yerine getine cellatlık aşağılanır? İdam adı altında kamu adına bir insanın bir başka insanı öldürmekle görevlendirilmesi aslında insanın insanlığından çıkmasından başka bir şey değildir. Cellat tüm toplum adına ilmeği mahkumun boğazına geçirirken aslında cellatla birlikte tüm toplum o ilmeği geçirmektedir.

Kitabı okuyanlar 7 okur

  • SADIK PAŞA KURTULUŞ
  • Arzu Beyaz
  • Nihal Topal
  • Aysun Yılmaz
  • Selin GÜNEŞ
  • Acemi Okur
  • Celal Uslu

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%66.7 (2)
7
%33.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0