Darağacında Kan Sesleri Bir Celladın Anıları

7,0/10  (1 Oy) · 
4 okunma  · 
0 beğeni  · 
477 gösterim
Cellatlar toplumun hizmetkarı mı, intikamcısı mı? Peki açıkça mesleklerini söyleyebilirler mi? Neden ölüm cezası veren yargıçlık kutsaldır da, onu yerine getine cellatlık aşağılanır? İdam adı altında kamu adına bir insanın bir başka insanı öldürmekle görevlendirilmesi aslında insanın insanlığından çıkmasından başka bir şey değildir. Cellat tüm toplum adına ilmeği mahkumun boğazına geçirirken aslında cellatla birlikte tüm toplum o ilmeği geçirmektedir.
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2004
  • Sayfa Sayısı:
    222
  • ISBN:
    9758398083
  • Yayınevi:
    İtalik Yayınları
  • Kitabın Türü:
Acemi Okur 
14 May 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · 7/10 puan

"Hükmü sultan olmaz ise, gelmez hata cellattan." Osmanlı atasözü.

Kitap 4 bölüm ve 2 ek bölümden oluşmakta.

İlk bölümde yazarın idama karşı olduğuna dair görüşleri ve hukuksal dayanaklara göre gerekçeleri var.

İkinci bölümde ise (benim en zevk aldığım bölümdü) Osmanlı’da uygulanan ölüm cezası türleri (baya çeşit varmış) ve ayrıntılarından bahsediliyor. Hatta burada Ivo Andriç’in Drina Köprüsü romanından bir alıntı kısmı var ki kazığa oturtarak idamı tüm ayrıntıları ile rahatsız edici şekilde vermiş. Okurken insan ciddi ciddi ürperiyor. Bu bölümde yer alan diğer birkaç ilginç bilgiyse kanca çiçeğinin ne olduğu ve kafası kesilerek infaz edilmiş siyasi mahkumların kafalarının ilgili kişilere bozulmadan nasıl götürüldüğünün anlatılmasıydı. Burada geçen bir diğer kitap ise Zuhuri Danışman’ın Cellât Çeşmesi kitabı.

Üçüncü bölümde cumhuriyet dönemindeki ölüm cezalarından bahsediliyor. Bu bölüm daha çok istiklal mahkemelerinin nasıl oluştuğuna ve verdikleri idam cezalarına dair bilgiler içeriyor.

Dördüncü bölüm ise 1960 ve sonrasında meydana gelen siyasi olaylar sonrası yapılan idamları anlatıyor.

2 ek bölüm ise cumhuriyet tarihinin en çok infazını gerçekleştiren cellat Kara Ali’nin anıları ve 12 Eylül celladı olan cellat Hüseyin Yalçın’ın kısa bir röportajından oluşuyor.

Kitap ilginç bir konuyu tarihi olaylarla güzel anlatıyor. Yalnız kitabı yarım bırakmakla bırakmamak arasında gidip geldim. Bunun nedeni de kitabın yazarını merak edip biraz araştırınca yazarın yazdığı bir başka kitap olan Deniz Gezmiş'in Günlüğü isimli kitaptı. Kitabın ilk baskısında sanki Deniz Gezmiş’in gerçekten böyle bir günlüğü varmış gibi yayınlanmış. Daha sonra gerçek ortaya çıkınca yazarın açıklaması özrü kabahatinden beter şekilde olmuş: “Bunun kurgu olduğunu yazmayı insan aklına hakaret olarak düşünmüştüm. Demek ki anlaşılmamış. Yeni baskısında ‘belgesel kurgu’ yazarız.” Bu durumu okuduktan sonra, hele ki tarihi olayları anlatan bir kitap olunca, acaba bu kitapta da benzer bir durum olabilir mi diye insan kuşkuya düşüyor. Bundan dolayı kitabı okurken ara ara bazı olaylara internetten de baktım ve kitapta olmayan bir ek bilgiyi bu sayede edinmiş oldum. Kitapta da geçen ve Atatürk’e suikastten idam olan Ziya Hurşit’in yazar Hakan Günday’ın büyük büyük amcası olduğunu öğrendim. Hatta Hakan Günday da bunu sonradan öğrendiğinde Ziya Hurşit’i Ziyan adlı kitabının kahramanı olarak yazmış. Ziya Hurşit’in de Yozgat İstiklal Mahkemesi üyesi olarak birçok idam kararına imza atması ve sonrasında kendisinin de idam edilerek ölmesi cidden kaderin garip bir cilvesi olmuş.

Velhasıl kitabı tavsiye eder miyim? Evet ederim. Çünkü kitabın içinde çok ilginç bilgiler vardı. Ama bu yazardan bir daha başka bir kitap okur muyum orası meçhul işte.