Dayak Birincisi

7,3/10  (9 Oy) · 
31 okunma  · 
7 beğeni  · 
655 gösterim
Muzaffer İzgü, bir gülmece ustası. Taşlama ve yergi arası bir anlatımla işlediği öyküleri düşündürücü olduğu kadar, güldürücü öğeler taşıyor. Anlattığı insanları, olayları en çarpıcı yanlarıyla ele almaktaki ustalığını okurları biliyor. Gülmecenin gücünü, onun öyküleriyle açık seçik anlayabiliyor çünkü.
(Arka Kapak)
Metin Özdemir 
20 Haz 04:49 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 6/10 puan

İnsanoğlunun başına gelenleri alaya alan, komik şekilde anlatan, tebessüm ettiren bir kitap. Tebessüm ettirirken de düşündürüyor fakat hikaye sayısı çok az geldi bana.

Kitaptan 15 Alıntı

Metin Özdemir 
19 Haz 19:49 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

— BİZ EŞEK OLDUKTAN SONRA, BİZE SEMER VURAN ÇOK OLUR. ONUN İÇİN ÖNCE EŞEKLİKTEN KURTULALIM!...

Dayak Birincisi, Muzaffer İzgüDayak Birincisi, Muzaffer İzgü
Metin Özdemir 
18 Haz 22:50 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

Gülme özgürlüğümüz çenemizde, çene kaslarımızda, dudaklarımızın ucunda, çenemiz koparılmamış daha, dudaklarımız kesilmemiş daha.

Dayak Birincisi, Muzaffer İzgüDayak Birincisi, Muzaffer İzgü
Metin Özdemir 
18 Haz 14:21 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

Oldu bitti karakollardan korkarım, önünden geçerken bile içim titrer, ayaklarım birbirine dolaşır. Hele karakolun bahçesinde bir komiser, bir polis varsa yolumu bile değiştiririm. Olur ya, adam yürüyüşümü beğenmez, kaşımı beğenmez, gözümü beğenmez, alır beni içeri, neren ister neren istemez...

Dayak Birincisi, Muzaffer İzgüDayak Birincisi, Muzaffer İzgü
Metin Özdemir 
19 Haz 19:33 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

Otomobilin biri fren yaptı, ardındaki araba freni oturtamayınca, tak bindirdi önündekine. Bizim halkımız ara bulmayı pek sever. Hemen bir yığın adam biriktiler oraya, başladılar bağırmağa: — Anlaşın, anlaşın!
Nasıl anlaşmasınlar ki abicim, saniyesinde iki arabanın ardında dünyanın arabası birikti. Bir düdük, bir bağırtı, bir çağırtı... Taksilerden adamlar indi:
— Anlaşın!...
Oradaki polis geldi:
— Haydi be kardeşim anlaşın!
İri yarı bir dolmuş şoförü adamları dövecekmiş gibi yaklaştı:
— Ulan anlaşın!

Dayak Birincisi, Muzaffer İzgüDayak Birincisi, Muzaffer İzgü
Metin Özdemir 
19 Haz 19:29 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

Herkesin bir fobisi vardır. Kimi fareden korkar, fareyi görünce aslan görmüş gibi "Anaa" diye bağırır. Kiminin eline verin tüylü şeftaliyi, şayet adama bir şeyler söyletmek istiyorsanız, bu işkence ona yeterlidir, bülbül olur şakır alimallah. Kimi çekirge gördü müydü, çekirgeden çok sıçrar. Bir Nuriye teyze vardı, elini pekmeze bula, geç kadının karşısına, parmaklarını oynat, tamam, Nuriye teyze ossaat oynatırdı.
Benim de fobim, böğrüme dokunması. Ne dayaklar yedim babamdan bu yüzden ne dayaklar. Değil böğrüme dokunmak, birisi elini kürek gibi yapsın, şöyle böğrümden yana sallasın, hemen hem irkilir, hani askerlikte "Hamle yap" vardır ya, onun gibi sıçrarım, hem de ağzımdan bilinçsiz olarak şu iki sözcük dökülür:

"Iııhh ananı..."

Babam o denli,

"Oğlum sıçramasına sıçra da, ıh ananı ne demek oluyor?" diye boyna beni azarlardı. Bir gün kafasına koymuş, güya beni bu huyumdan vazgeçirecekmiş. İki ağabeyime kollarımdan tutturdu, kendisi de karşıma geçti, elini kürek gibi yaptı. Babam zıpladı, ben zıpladım, babam zıpladı, ben zıpladım. Her kezinde de babama "Ihh anam" diye bağırdım. En sonunda babam kızdı, "Ben de senin ananı" diyerek üzerime çıktı, çiğnedi babam çiğnedi, anam zor aidiydi elinden. Bağırıyordu anam, "öldüreceksin çocuğu" diye. Babam da bağırıyordu, "Anama sövüyor" diye. Oysa ki, benimki ne sövme, ne de bir şey. Salt bir fobi, sıçramam da fobi, "Iııhh ananı" demem de fobi.

Evlendikten sonra karım bu yönde şaka yapayım dedi de, az daha çıldırıyormuşum. Gözlerim iri iri açılıyormuş, boynumdan aşağı ter boşanıyormuş. Saçlarım diken diken oluyor, düşmanının üstüne atlamağa hazır kediler gibi ayak parmaklarımın üzerine kalkıyormuşum. Baktı ki karım da bu fobimden vazgeçeceğim yok, üzerinde durmadı, bir daha benimle böyle şakalaşmadı. Bir kezinde de beş yaşındaki oğlumun yüzünden, çocuğun eğitimi bakımından ağzımıza kırmızı biber kondu. Her nasılsa çocuk benimle oynamak için elini böğrüme atmıştı, ben hışımla geriye dönerek,

"Iıhh ananı" diye bağırmışım oğlana. Oğlan koştu anasına, anneannesine. Aile mahkemesi toplandı, ve bizim ağzımızakırmızı biber konulmasına karar verildi. Çünkü ağzım pis olmuştu. Oğlana,

"Bir koşulla biberi koyarım, dedim, sen de bundan sonra böğrüme hiç dokunmayacaksın."

Bir kezinde de otobüste, adamın biriyle boğaz boğaza girdik. Otobüslerde öyle yerlerde arka sahanlıkta, pencerenin dibinde, dinelirim, böğrümü iyice güvenliğe alırım. Ama o günü nasıl olduysa, pala bıyıklı biri böğrümü dürtüverdi:

"Amuce amuce yana çekil de, biz de o demirden yakalayalım." dedi.

Tâbii, benim yanıtım:

"Ihhh ananı" oldu.

Hayda adam yapışmasın mı boğazımdan,

"Ben. de senin ananı" diye. O daracık yerde, ben de yapışmaz mıyım adamın boğazına. Otobüs bağırmaz mi:

"Şoför efendi, dur kavga var."
Biletçi aralamak için yapıştı mı benim böğrüme, bağırdım mı ona da:

"Iııh anam" diye.

O yaşta, adımız azmış’a çıkıp, tekme tokat otobüsten aşağıya atıldık. Kime anlatabilirsin ki, "Kardeşim benim hiçbir kötü niyetim yok, salt bu benim fobim, fobimle birlikte ağzımdan çıkan söz." Kimseye dinletemezsiniz. O günden sonra bir daha zorda kalmadıkça otobüse binmedim, dolmuşa bindim..

Dayak Birincisi, Muzaffer İzgüDayak Birincisi, Muzaffer İzgü
Metin Özdemir 
18 Haz 23:00 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

Yok yok, çok kahraman millet şu Türkler. Bombayla koyun koyuna yaşıyorlar, yine de aldırdıkları yok, hattâ bir bakkalın önünde, iki kişinin bu tüpler üzerine oturarak, zarlarla pullarla birşeyler oynadıklarını bile gördüm.
Ay ben daha neler gördüm, ne kahramanlıklar... Otobüs gördüm, halkın yarısı dışarda, bu hiç önemli değil, halk o denli alışmış ki bu sirk gösterisine, kimsenin ilgilendiği yok. Ben derim ki bu Türkler anadan doğma cambaz. Ben var ya, öyle salkım saçak, bir elim otobüste, geri yanım sokakta, iki durak değil, iki metre gidemem, ya korkudan elimi bırakırım, ya da kalbim durur ölürüm. Ama Türkler tanrı sizi inandırsın, o durumda sohbet ediyorlar, sigara içiyorlar, gelen geçene gülücük yağdırmayı da hiç ihmal etmiyorlar. Ben bunlardan bir eliyle otobüsün kapısını yakalamış, öteki elinde sandöviç yiyeni bile gördüm. Fotoğrafını da çektim, şimdi burada, bu fotoğrafı görenler, "Bu hangi yarışma, fotoğrafta görülen kişi hangi ulusun yarışmacısı?" diye soruyorlar.

İnanmazsınız, üzeri tepeleme eşyayla dolu üstü açık bir kamyon gördüm. Şimdi siz, "Ay, hem arabanın üzeri açık, hem de üstü tepeleme eşyayla dolu" diye gözlerinizi şaşkınlıktan iri iri açıyorsunuz.değil mi? Pekiyi size bu eşyaların üzerinde on kişi vardı desem, yirmi kişi vardı desem, otuz desem, kırk desem ne yaparsınız? Tanrı başına yemin ediyorum ki söylediklerim doğru. Bu üstü açık kamyonlarda eşyaların tepesinde oturanlar ırgat milletindenmiş. Bu ırgatlık babadan oğula geçtiği için, çocuklar daha küçük yaşlarda, böyle kamyonların tepesinde götürüle getirile eğitilirlermiş. Çocuk büyüdüğü zaman, bir numaralı kamyon canbazı olur, hattâ çok iştaha geldiğinde, gabari ölçüsünü aşıp da boynunu köprülerde uçurmadan kamyonun tepesinde halay bile çekermiş. İşte ben bu kamyonu görünce az daha küçük dilimi yutacaktım. Ne cesur, ne yetenekli ulus şu Türkler, saatte yüz kilometre hızla giden bir kamyonun tepesinde ayağa kalk ve halay çek. Bu kişiler asla yere düşmezlermiş, ama bazan şoför uyur, kamyonu devirirse, bu kırk kişinin biri bile sağlam kalmazmış. İşte asıl önemli bu ya, nolacağım bile bile canbazlık yapmak... Bravo Türklere...

Dayak Birincisi, Muzaffer İzgüDayak Birincisi, Muzaffer İzgü
Metin Özdemir 
 19 Haz 20:00 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

Bir adam türedi mahallede. Omzunda bir ip, elinde bir sepet, sabah saat yedi oldu mu, bağıra bağıra geçiyordu sokaktan. Ama ne dediği anlaşılamıyordu. "Anasınovadanınayyiii" İşte bunun gibi bir şey. Nasıl da bağırıyordu, yırtınır gibi sabahın yedisinde. Bir gün, iki gün, üç gün, aldı bizi bir merak, bu adam ne satar? Başında kasketi, eski bir ceketi, paçaları limelenmiş pantolonu omuzunda ipi, elinde sepeti. Karım, "Galiba kova onarıyor" dedi. Ardından ekledi, lehimi şusu busu da sepetin içinde. Ertesi günü bir iyice dinledik, hayır, kova onarımı falan değil, değişik şeyler söylüyor adam. "Anasınovadanmayyiii." Kızım, anasonun bebeklere iyi geldiğini, bu adamın da anason sattığını söyledi, iyi pekiyi, haydi diyelim anason satıyor, ya sonunda söylediği "Vadaninayyiii" ne oluyor? Oğlum karıştı söze, "Eskiciler eskii alırım diye bağırmıyorlar ki, (eskalarım) diye bağırıyorlar, domatesçi (kayaggibdomat) diye bağırıyor, sütçü (üüüü) diye bağırıyor, yumurtacı (tazurtaa) diye bağırıyor. Bu adam da (Anasınovadanınayyiii) diye bağırdığına göre, ayının beğendiği armut diye armutunu satmağa çalışıyor. Yok ama oğlumun da dediği değil, çünkü adam hemen hemen kaç gündür bizim sokaktan geçiyor, bir Allahın kulu çıkıp da bir kilo armut almıyordu. Hem nerden biliyoruz adamın sepetinin içinde armut olduğunu. Pekiyi armut satıyor diyelim, ya o omzundaki ip neyin nesi. Yoksa hamal mı? Ama hamal çarşıda pazarda olur, hamalın mahallede işi ne, hem de sabah sabah. Biz bunca merak içine düşeriz, komşumuz Emin efendi, öteki Recep bey, berideki Nazmiye hanım meraka düşmezler mi?

"Yahu komşular bu adam ne satar?" Bana kalırsa, bu . adam, baklava satıyor, diyor. Emin efendi. İyi ama Emin efendi, baklavanın terazisi olur, şusu olur, busu olur, baklava iple ölçülmez ki. Recep bey adamın başka şey sattığını söyledi. Hem aynı adamı çarşıda görmüş, aynı şekilde dükkânların önünden bağıra bağıra geçiyormuş, "Gerçi kimsenin bir şey aldığı yoktu ama, bana kalırsa bu adam anasını satıyor." Aman yapma be Recep bey, hiç duyulmuş şey mi, insan sabahın altısında kalksın, sokak sokak dolaşsın anasını satsın. Sen de amma şakacısın ha. Nazmiye hanımsa, adamın kelle paça sattığını söyledi çıktı. Çünkü onların oraya gelince, başlı maşlı sözler söylüyormuş. Nasıl merak içindeyiz, çatlayacağız meraktan. Öyle oldu ki artık mahalle, daha sabah kalkar kalkmaz penceredeyiz. Kimbilir, adamın geçtiği tüm sokaklar, caddeler böyle belki, adamı bekliyoruz. Ha bugün çözeceğiz, ha yarın çözeceğiz. Bir gün değil, iki gün değil, be birader dört aydır bu adam sokakları arşınlamakta, mahallede bangır bangır bağırmakta.

"Anasınovadanınayyiii". Bilmece mübarek, çözene aşkolsun.

Sonunda dayanamadık, bir gün mahalleli erkenden kalkıp adamın yolunu beklemeğe başladık. Adam karşıdan gözüktü yine, elinde sepeti, omzunda ipi, ağzında "Anasınovadanınayyiii". Ulan şimdi yakaladık seni işte. Kimimizde bir şeyler aldığımız şeyi içine doldurmak için, kimimizde de file. Adam hiç bize bakmadan yaklaştı yanımıza, "Anasınovadanınayyiii." Dur bakalım arkadaş sen ne satıyorsun? Adam durdu. Sepetine şöyle bir baktık, sepetin içi boş. Recep bey sordu:

"Ne satıyorsun?" Adam güldü, "Ben hiçbir şey satmıyorum ki" dedi, "Sövüyorum. Anasına avradına ver ediyorum kalayı. Cezası yok böyle sövmenin, belası yok..." Adam uzaklaşırken ardından seslendik: "Peki, kime sövüyorsun?"

Adam hiç yanıtlamadı, bağırdı gitti: "Anasınovadanınayyiii..."

Bu adam da (Anasınovadanınayyiii) diye bağırdığına göre, ayının beğendiği armut diye armutunu satmağa çalışıyor. Yok ama oğlumun da dediği değil, çünkü adam hemen hemen kaç gündür bizim sokaktan geçiyor, bir Allahın kulu çıkıp da bir kilo armut almıyordu. Hem nerden biliyoruz adamm sepetinin içinde armut olduğunu. Pekiyi armut satıyor diyelim, ya o omzundaki ip neyin nesi. Yoksa hamal mı? Ama hamal çarşıda pazarda olur, hamalın mahallede işi ne' hem de sabah sabah. Biz bunca merak içine düşeriz, komşumuz Emin efendi, öteki Recep bey, berideki Nazmiye hanım meraka düşmezler mi?

"Yahu komşular bu adam ne satar?" Bana kalırsa, bu . adam, baklava satıyor, diyor. Emin efendi. İyi ama Emin efendi, baklavanın terazisi olur, şusu olur, busu olur, baklava iple ölçülmez ki. Recep bey adamın başka şey sattığını söyledi. Hem aynı adamı çarşıda görmüş, aynı şekilde dükkânların önünden bağıra bağıra geçiyormuş, "Gerçi kimsenin bir şey aldığı yoktu ama, bana kalırsa bu adam anasını satıyor." Aman yapma be Recep bey, hiç duyulmuş şey mi, insan sabahın altısında kalksın, sokak sokak dolaşsın anasını satsın. Sen de amma şakacısın ha. Nazmiye hanımsa, adamın kelle paça sattığını söyledi çıktı. Çünkü onların oraya gelince, başlı maşlı sözler söylüyormuş. Nasıl merak içindeyiz, çatlayacağız meraktan. Öyle oldu ki artık mahalle, daha sabah kalkar kalkmaz penceredeyiz. Kimbilir, adamın geçtiği tüm sokaklar, caddeler böyle belki, adamı bekliyoruz. Ha bugün çözeceğiz, ha yarın çözeceğiz. Bir gün değil, iki gün değil, be birader dört aydır bu adam sokakları arşınlamakta, mahallede bangır bangır bağırmakta.

"Anasınovadanınayyiii". Bilmece mübarek, çözene aşkolsun.

Sonunda dayanamadık, birgün mahalleli erkenden kalkıp adamın yolunu beklemeğe başladık. Adam karşıdan gözüktü yine, elinde sepeti, omzunda ipi, ağzında "Anasınovadanınayyiii". Ulan şimdi yakaladık seni işte. Kimimizde bir şeyler aldığımız şeyi içine doldurmak için, kimimizde de file. Adam hiç bize bakmadan yaklaştı yanımıza, "Anasınovadanınayyiii." Dur bakalım arkadaş sen ne satıyorsun? Adam durdu. Sepetine şöyle bir baktık, sepetin içi boş. Recep bey sordu-.

"Ne satıyorsun?" Adam güldü, "Ben hiçbir şey satmıyorum ki" dedi, "Sövüyorum. Anasına avradına ver ediyorum kalayı. Cezası yok böyle sövmenin, belası yok..." Adam uzaklaşırken ardından seslendik: "Peki, kime sövüyorsun?"

Adam hiç yanıtlamadı, bağırdı gitti;

"Anasınovadanınayyiii..."

Dayak Birincisi, Muzaffer İzgüDayak Birincisi, Muzaffer İzgü
Metin Özdemir 
18 Haz 22:55 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

Hani hastanelerde, hastaların başucunda ne işe yarar ki—" dersin. Büyük hastane bakıcı veya hemşire koşa koşa gelir.
Gelir mi? Böyle düşünüyorsan hiç yatma hastaneye, sonra zile basar basar,kimsenin gelmediğini görünce, "Vay ulan, bu da ne işe yarar ki?" dersin. Büyük hastaneleri bilmem ama, ufak kent hastanelerinin tümü böyledir. Hele gece oldu mu, hele saat yirmi dördü vurdu mu, zili çalmak değil, koğuşun ortasında bomba patlatsan, kimse gelmez.

Dayak Birincisi, Muzaffer İzgüDayak Birincisi, Muzaffer İzgü
Metin Özdemir 
18 Haz 14:34 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

— Niçin bana vuruyorsunuz?
İki yanağıma ikişerden dört tokat indi. Saçımdan tuttu, duvara vurdu. Adam, resmen dayak atıyor yahu, hem de resmi dairede, hem de yasalarla sınırlandırılmış, hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu bir ülkede, insan haklarına imza koymuş, Anayasa’nın ilgili maddeleriyle insana eziyet ve işkence edilemeyeceğinin yazılı olduğu bir ülkede... Yok canım, bunu nüfus memuru bilir. Nüfus memuru değil, odacısı bile bilir.

Dayak Birincisi, Muzaffer İzgüDayak Birincisi, Muzaffer İzgü
2 /