Dede Korkut Hikayeleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
24,3bin
Gösterim
Adı:
Dede Korkut Hikayeleri
Yazar:
Baskı tarihi:
2020
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786257231015
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Turkuvaz Kitap
Kitap Açıklaması
Nerede övdüğümüz erler,

“Dünya benim!” diyenler?

Ecel aldı, yer gizledi.

Fani dünya kime kaldı?

Farklı coğrafyalarda gezen, gezdiği her yerden izler taşıyan bir kültür atlası... Efsanevi bilge, Oğuz

büyüğü Dede Korkut’un anlattığı hikâyelere bir yenisi daha ekleniyor.

Sözlü edebiyatımızın en müstesna ürünlerinden Dede Korkut Hikâyeleri’ne Vatikan ve Dresden nüshalarındaki 12 hikâyenin dışında 2018 yılında Türkistan’da bulunan yeni nüsha eklendi.

“Salur Kazan’ın Ejderhayı Öldürmesi” hikâyesini de içeren Dede Korkut Hikâyeleri, yüzlerce yıldır süren efsanevi bir yolculuğa davet ediyor okurlarını...
208 syf.
·17 günde·Beğendi·9/10
Türk edebiyatının sözlü erbabı olan Dede Korkut MS sonra 9 ile 11. yüzyıllar arasında yaşamış ya da yaşadığı sanılmış Türk anlatı ustasıdır. Hz. Muhammed (sav) zamanında yaşadığı rivayet edilir, lakin mümkün olmayabilir. O vakitler Türkler İslamlaşmamış ve İslam’ı benimsememiştir. Ayrıca Anadolu’da ya da Doğu illerinden birden fazlaca Dede Korkut olması çok muhtemeldir.

Kitap önsözünde Dede Korkut için; “Oğuz’un evvel kişisi, tamam bilicisiydi. Ne der ise olur idi. Gaipten türlü haber söyler idi. Hak Teâlâ onun gönlüne ilham eder idi.” Der. Bu cümle kitap içerisindeki hikâyeler içinde geçerlidir. Çünkü yapımız gereği bir hikâyeyi aktarırken üzerine koymadan, efsaneleştirmeden devam ettirmeyiz. Bu sebeple hikâyedeki abartılar ağızdan ağza ulaştığı için bu hali almıştır.

Kitap içerisinde 12 tane muazzam derecede güzel “Epik Şiir” ile bezeli hikâyeler bulunmaktadır. 2018 senesinde UNESCO’nun kanatları altına alınmasıyla, hem iler ki nesillere aktarılmasında hem de korunmasında fayda görülmektedir.

Hikâyeler içerisinde kişilerin efsaneleştirilmesinden ziyade; dönemin yapısı, Türk adet-görenek-gelenekleri, ataya olan saygı, oğula olan sevgi, devlete ya da bağlı olduğu beyliğe biati çok güzel bir destansı havayla okuruna aktarılmaktadır. Hikâyeler birbirlerinden farklı olsa da karakterler genellikle aynıdır.

Özellikle Deli Dumrul hikayesi olağanüstü bir mesajlar topluluğudur. Kesinlikle dikkatle okunması gerekir.

Yüzde yüz Türk olan kitabın on iki hikâyecik bölümü Almanya’nın Dresden kentinde ve altı bölümden oluşan diğer bölümü ise Vatikan’dadır. Bu da diğer ilk tür ve yazım eserlerimiz gibi, kendi ayıbımızdır ki; kendi toprağından kilometrelerce uzaklarda muhafaza edilmektedir. Lakin toplam olarak asıl bölümlerin kayıp olduğundan şüphelenilmektedir. Anadolu’ya bir dalış yaptığınız zaman, neredeyse her köyde bu tarz farklı farklı ama karakterleri bir olan hikâyelere rastlamak mümkündür. O sebeple ben inanıyorum ki sayısızca Dede Korkut hikâyemiz zamana yenilip, bizlerden uzaklarda, gölgelerde kalmıştır.

Hikâyelerin yazıya aktarıldığı dönem MS. 1585lü yıllar olarak geçmektedir. 1938 – 1958 tarihleri arasında ise incelenmesi tamamlanış olup, Türkçeleştirilip, okurlarıyla buluşturulmuştur.

Okunan kitap Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndandır. Çevirisi gayet anlaşılabilir ve özenle yapılmıştır. İçerisinde eski Türkçe ya da Azeri lehçesinden kelimeler gayet güzel olarak çevrilmiş olup aşağıda bulunan çevirmen notuna dahi bakmadan anlaşılabilecek kolaylıktadır. Kitabın içerisinde “Kitab-ı Dedem Korkut Üzerine” başlığı altında bir önsöz, sonrasında Mukaddime ve devamında hikâyeler ile devam etmektedir. On iki hikâyenin bitiminde ise kitap kaynakça ile sonlanmaktadır.

Sözün özü; kesinlikle okunulması gereken bir eserdir. Özellikle kendi kültürümüz olduğu için hem tarih, hem aslımıza olan vefamızdan ötürü ve zamana yenik düşmemesi için el üzerinde tutup, baş üstünde gezdirmeliyiz.

Sevgi ile kalın.
208 syf.
·Puan vermedi
Kitabi-Dədə Qorqud qədim dövr Azərbaycan ədəbiyyatının (ən qədim zamanlardan Xlll əsrə qədər) ən görkəmli yazılı nümunəsi və həmçinin dünya ədəbiyyatında az təsadüf olunan bənzərsiz bir sənət nümunəsidir. Kitabi-Dədə Qorqud Oğuz tayfalarının dili ilə desək Dədəm Qorqudun kitabı. Ənənəyə görə demək olar ki, müəllifi Dədə Qorquddur. Bu əsərdə qədim oğuz türklərinin məişəti, yaşamı, psixologiyası, həyat tərzi əks olunub. Ayrı-ayrı mövzulu 12 boydan ibarətdir.
"Dirsə xan oğlu Buğacın boyu", "Salur Qazanın evinin yağmalandığı boy", "Bayburanın oğlu Bamsı Beyrək boyu", "Qazan bəyin oğlu Uruz bəyin dustaq olduğu boy", "Duxa Qoca oğlu Dəli Domrulun boyu", "Qanlı Qoca oğlu Qanturalı boyu", "Qazılıq Qoca oğlu Yeynəyin boyu", "Basatın Təpəgözü öldürdüyü boy", "Bəkil oğlu Əmranın boyu", "Salur Qazanın dustaq olub oğlu Uruz çıxardığı boy", "İç Oğuza Dış Oğuz asi olub Beyrək öldüyü boy". Hər bir boyun sonu Dədə Qorqudun boy boylaması soy soylaması ilə bitir.
208 syf.
·Beğendi·10/10
Dede Korkut Hikayeleri en sevdiğim hikayelerdendir. Anlatımı gerçekten çok güzel. Bütün hikayelerini ayrı ayrı çok beğendim. Okumayanlara tavsiye ederim. Keyifli okumalar :)
208 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Dede Korkut kitabı, destansı bir anlatımı olan 12 hikâyeden oluşuyor. Bunlar Oğuz Türklerinin destansı hikâyeleridir. Destanların, Türklerin İslamiyetle yeni tanıştığı bir dönemde yazılmış olduğu söyleniyor. Bu, zaten hem hikâyelerde kullanılan dilden, hem de geçen olaylardan anlaşılabiliyor. Hikâyeler, eski dönemlerde Dede korkutun ağzından aktarılırmış. ‘’Dedem korkut geldi, boy boyladı, soy soyladı.’’ sözünü tüm hikâyelerin içinde görebiliyoruz. Boy boylamak, destanı söylemek anlamına geliyor, soy soylamak ise o destandan bir bölümün ezgiyle okunması manasına gelmektedir. İşin şaşırtıcı olan tarafı bu destanların günümüze kadar ulaşmış olan sadece iki nüshasının olması. Bunlardan biri Dresden’de diğeri ise Vatikan’daymış. Bu durum, kültürümüze ve sözlü edebiyatımıza ne kadar sahip çıktığımızın bir göstergesi sayılabilir sanırım.

Hikâyelerle ilgili söyleyeceğim ilk şey öncelikle dil olarak çeviriyi yapan Ayşegül Çakan çok başarılı bir çalışma yapmış. Çünkü eski Türkçe kelimelerle anlatım bütünlüğünü bozmadan, efsanevi bir anlatım biçimiyle hem sizi büyülüyor, hem de o döneme götürüyormuş gibi bir hava yaratıyor. Hikâyeler, kitabın anlaşılırlığını bozmadan şiirsel bir tarzda ilerliyor.

Değineceğim diğer bir nokta ise birçok hikâyede aynı karakterlerin geçiyor olması. Örneğin bir Salur Kazan karakteri, 6 ve ya 7 hikâyede karşımıza çıkabiliyor. Olaylar genellikle, Han Bayındır’ın toylarında ki sohbetlerde başlıyor ve devamında, beylerden birinin tutsak düşmesi ve ardından esir olan kişinin, oğlunun, kardeşinin ve ya bir yiğidin onu kurtarması şeklinde sonuçlanıyor. Dede korkut bu hikâyelerde bazen hikâyenin ortasında ama genellikle de sonda gelip, boyunu boylayıp dua eder ve bu şekilde sona erer. Bazı hikâyelerde geçen abartılı sözcük oyunları, efsanevi bir hava katıp okuyucuyu daha fazla çekmeyi başarıyor.

Basat’ın Tepegöz’ü Öldürdüğü isimli boy(destan) var ki buna değinmeden geçemeyeceğim. Bu destanı okuduğunuzda bilenler bilir hemen mitolojide ki Thesus karakteri ve Minotor boğasıyla mücadelesi aklımıza geliyor. Kaldı ki bu Thesus hikâyesi aynı zamanda Susanne Collins’in açlık oyunları serisini yazmasına ilham kaynağı olmuştur. Bu Tepegöz hikâyesinde geçen olay benzerlik yönüyle bizim sözlü edebiyatımızın aslında antik Yunan edebiyatından eksik kalmadığını gösteriyor. Hatta dönemleri farklı olsa bile yine farklı coğrafyalarda benzer hikâyelerin olması sözlü edebiyatların ve kültürlerin nasıl birbirlerinden etkilendiklerini gösteriyor.

Hikâyelerde, İslam ve Hıristiyanlığın savaşını da birçok yerde görebiliyoruz. Hikayelerde kötü karakter olan Tekfur ve ya Şökli Melik, Oğuz beylerinden birini tutsak alır, onlara zulüm eyler ama hikaye sonlarında sürekli yenilir. Bazen de din değiştirip, Müslüman olur. Ayrıca birkaç hikaye sonunda ise kiliseler yıkılıp mescide dönüştürülür. Oğuz beyleri zorda kaldıkları durumlarda sürekli tanrıya karşı haykırışta bulunurlar ve tanrının onlara vermiş olduğu kudretle düşmanı alt ederler.

Hikâyelerin ortak özelliklerini ve ilgimizi çekebilecek yönlerini özetleyip hem okuyacak kişilere referans olmasını, hem de okumuş olan kişilerin bu noktaları tekrar fark etmesini istedim. Umarım yardımcı olur. İncelememi bitirirken, bin yıldan bu yana kadar gelmiş olan sözlü edebiyatın bir ürünü olan bu eserde yiğitlik, cömertlik, saygı vb. birçok değer bulacağınızı söylemek isterim. Seveceğinizi düşünüyorum. İyi okumalar…
208 syf.
Dede Korkut Hikayeleri
Seneler öncee okuduğum klasiklerden Bi tanesi.
O dönem çok zorlanarak okuduğumu hatırlıyorum belkide yaşımın küçük olmasından dolayıdır.. 2020 listesine ekledim yeniden :) yeni baştan okumak lazım bazı değerli eserleri..

Alıntı
Dünya benim diyenler
Ecel aldı, yer gizledi
Fani dünya kime kaldı
Gelimli gidimli dünya
Ahir son ucu ölümlü dünya
200 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
12 destandan oluşan, Türk ruhunu incelikle işleyen "Dede Korkut Hikayeleri"..

15-16. yy. da yazıldığı tahmin edilmekle beraber, kitaba adını veren "Dede Korkut"un ne zaman ve nerede yaşadığı ya da yaşayıp yaşamadığı bilinmemektedir.

Dilden dile, ağızdan ağıza yayılarak destanlaşan, bu hikayeler; atalarımızdan bize kalan manevi kimliğimizdir.
248 syf.
·Puan vermedi
Kapsamlı ve güzel inceleme yazan arkadaşlar olmuş. Aynı şeyleri tekrar etmek istemiyorum sadece tek bir boyutundan bahsedeceğim hikayelerin o da başlıktan da anlayabileceğiniz gibi “kadın”.
Aslında birçoğumuz kitabı okumasak da karakterleri aşağı yukarı tanıyoruz. Erkek kahramanların yanısıra hatırı sayılır şekilde kadınlar da ön plana çıkıyor. Peçeli, perde arkasından bakan, yok sayılan kadınlar yok hikayelerde. Erkeğin hemen yanında yer buluyor, yeri geliyor omuz omuza savaşıyor, yeri geliyor akıl danışılıyor, sözü dinleniyor. İslama geçiş dönemi eseri olduğunu hissediyorsunuz, her ne kadar hikayeler islami öğeler barındırıyor olsa da özellikle söz konusu kadın olduğunda dinin etkisinden ziyade Türk kültürünün etkisini görüyorsunuz. Başlıca kadın karakterler:

Dirse Han’ın hatunu/ Han kızı/ Boğaç’ın Anası :
Bilge bir kadın olarak resmediliyor hikayede. Çocukları olmayınca Dirse Han Bayındır Han’ın otağında hürmet görmüyor ve çok içerliyor bu duruma. Karısına söyleniyor. Karısı da ona ne yapması gerektiğini söylüyor:

Hay Dirse Han, bana haşmetme!
İncinip acı sözler söyleme!
Yerinden doğrul, kalk,
Ala çadırını yeryüzüne diktir,
Attan aygır, deveden buğra, koyundan koç kırdır,
İç-Oğuzun, Dış-Oğuzun beylerini üstüne yığınak et,
Aç görsen doyur,
Yalıncak görsen donat,
Borçluyu borcundan kurtar,
Tepe gibi et yığ,
Göl gibi kımız. sağdır,
Ulu toy eyle,hacet dile!
Olaki bir ağzı dualının berekatıyla Tanrı bize bir erdemli çocuk verir.
Dirse Han, hatununun sözüyle ulu toy eyledi, hacet diledi.

Hatununun dediklerini aynen yerine getiriyor Dirse Han ve dilekleri gerçekleşiyor. Hikayenin ilerleyen bölümlerinde de Dirse Han’a akıl vermeye devam ediyor karısı. Ayrıca Boğaç’ın yarasını iyileştiren de yine annesi ve kocasına olduğu kadar Boğaç’a da nasihatler de bulunuyor, yol gösteriyor.

Banıçiçek/ Bamsı Beyrek’in beşik kertmesi :
Belki de Dede Korkut’un en tanınan kadını Banıçiçek. Onun hikayesi en başından beri güzel.Bayındır Han’ın otağında Bay Büre Bey yerini yurdunu bırakacak bir oğlu olmadığı için ağlar. Oğuz beyleri el kaldırıp dua ederken Bay Büre’nin oğlu olsun diye
Bay Bican Bey yerinden doğrulup benim için de dua edin Allah Taâla bana da bir kız versin der; Bamsı Beyrek ve Banıçiçek doğar. Banıçiçek’in alpten farkı yoktur. Otağı vardır, at biner, ok atar, geyik avlar hem de bir erkekten bile iyi yapar bunları Bamsı hariç :) Yanında da aynı işlerde hünerli kızları, dadıları vardır.


Boyu uzun-Burla Hatun/Salur Kazan’ın Hatunu:
Boyunun uzunluğu ve Han kızı oluşu vurgulanıyor. Sözü geçen bir hatun, Salur Kazan’ın yokluğunda çekip çeviriyor otağı. Birkaç hikayede ismi geçer uzun söylemleri vardır. Salur Kazan
avdan oğulları Uruz olmadan dönünce hesap da sorar:

Karabaşını ilenci tutsun,Kazan,seni!
Biricik bebeğim görünmez,bağrım yanar, Neyledin, desen-e bana!
Demez olsan yana yakıla ilenirim Kazan sana!
Hatta oğlunu kurtarmaya kendinin gitmesini bile söyler:

Azgın dinli kafirlere,
Bir oğul tutturdunsa, söyle bana!
Han babamın yanına ben varayım,
Ağır asker, bol hazine alayım,
Azgın dinli kafıre ben varayım,
Yaralanıp Kazılık atımdan inmeyince,
Yenimle alca kanun silmeyince,
Kol - but olup yeryüzüne düşmeyince, Yalınız oğul haberini almayınca,
Kafir yollarından dönmeyeyim!

Dediğini yapar da Burla Hatun. Kazan Uruz’u düşmandan kurtarmaya gidip gecikince “Kırk ince - belli kız - oğlanla kara ay­gırı çektirdi, sıçrayıp bindi. Kara polat öz kılıcı kuşandı. Ba­şım tacı Kazan gelmedi, diye Kazan'ın izini izledi, gitti. Kazan'a yakın geldi.” Arkasından Oğuz Beyleri de yardıma geliyorlar ama ilkin gelen ve en önde yer alan Burla Hatun ve kırk ince belli kızı.

Salcan Hatun:
Kanlı Koca oğlu Kanturalı’yı evermek ister. Kanturalı nasıl bir kız ister sizce?

“Baba, ben yerimden doğrulmadan o kalkmış, ayağa dikilmiş olmalı; ben karakoç atıma binmeden o binmiş olmalı; ben kanlı kafir eline varmadan o varmış, bana baş getinniş olmalı, dedi.”

Salcan Hatun da tam olarak böyle biri.
Salcan Hatunla evlenmek için zorlu testlerden geçen Kanturalı nihayet Salcan Hatun’u alıp yola düşer. Yorgunluktan bitap düşen Kanturalı uykuya dalar ama Salcan Hatun hem kendi atını hem Kanturalı’nın atını zırhlar, süngüsünü eline alır, yüksek bir tepeye çıkar ve gözler. Korktuğu olur Kanturalı’yı uyandırır ve atıyla Kanturalı’nın önüne geçer. Kanturalı’nın canını da kurtarır Salcan Hatun en son atının arkasına atar Kanturalı’yı. :))

Dede Korkuttaki kadınlar coğrafyaya ve zamana da uygun olarak bu tipteki kadınlardır. Sözü geçen, saygı duyulan, iffetli, kocalarına saygılı, at binen silah kuşanan kadınlar. Türk kadınının toplumdaki yeri ilerledi mi yoksa geriledi mi? Tartışmaya açık bir konu. Fazla yorum katmadan anlatmaya çalıştım. Herkesin kendi yorumu olacaktır elbet. Bu arada benim favorim Salcan Hatun. :)

(Dede Korkut kimden okunmalı diye araştırdığımda “Bu Vatan Kimin” şiirinin şairi de olan Orhan Şaik Gökyay isminin çok telaffuz edildiğini gördüm. O yüzden tercihim bu yönde oldu.)
200 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Dede Korkut olarak bilinen Ozanların başı, Hz Muhammed zamanında yaşamıştır. Dede Korkut Oğuzların kayı veya Bayat boyundan gelmektedir.
Bilindiği üzere Dede Korkut hikayeleri Kuman ve Oğuz boyları arasındaki mücadeleleri anlatmakta.
(Oğuz : Müslüman olan türkler,
Uz: Hristiyan olan Türkler)
Sözlü sanat olan bu hikayeler Akkoyunlar zamanında yazıya geçirilmiştir.
Eserde eski türklere ait yaşanmışlıklar, adetler ve gelenekler bulunmakta.
.
Her gün bir hikayecik okumanızı tavsiye ederim
208 syf.
·8/10
Dede Korkut'un hikâyeleri, parça parça ve değişik versiyonlarda Anadolu'nun çeşitli yerlerinde yaşamaktadır. Bugün Türkiye'de en yaygın olarak bilinen ve en geniş Dede Korkut hikâyeleri, 15-16, yüzyıllarda meçhul biri tarafından kâğıda geçirilmiştir. "Kitab-ı Dede Korkut" adlı bu eser, Azerbaycan ve doğu Anadolu'daki Oğuz Türklerinin arasında yaşayan Dede Korkut hikâyelerini kaydetmiştir.
Dede Korkut simgesi, hikâyelerin değişmeyen motifidir. Oğuz boylarının başı derde girdiğinde veya sevinçli bir durumu olduğunda "Oğuz bilicisi" Dede Korkut'a danışır; o ne derse o yapılırdı. Çocuklara ad konulacağı zaman Dede Korkut çağrılırdı.
ede Korkut, Oğuz Türklerini, onların inanışlarını, yaşayışlarını, gelenek ve göreneklerini, yiğitliklerini, sağlam karakteri ve ahlâkını, ruh enginliğini, saf, arı-duru bir Türkçe ile dile getirir. Destanlarındaki şiirlerinde, çalınan kopuzların kıvrak ritmi, yanık havası vardır.
Dede Korkut destanlarının kahramanları, iyiliği ve doğruluğu öğütler. Güçsüzlerin, çaresizlerin, her zaman yanındadır. Hile-hurda bilmezler, tok sözlü, sözlerinin eridirler. Türk milletinin birlik ve beraberliğini, millî dayanışmayı, el ele tutuşmayı telkin eder.
Yüzyıllar boyu, heyecanla okunan bu eserdeki destanlar, Doğu ve Orta Anadolu'da, çeşitli varyantları ile yaşamıştır. Anadolu'nun birçok bölgelerinde, halk arasında söylenen, kuşaktan kuşağa aktarılan hikâye ve destanlarda Dede Korkut'un izleri ve büyük etkileri vardır.
Millî Destanımızın ana kaynağı olan Dede Korkut Kitabı’nın bugün elde, biri Dresden'de, öteki Vatikan'da olmak üzere, iki yazma nüshası vardır. Bu yazma eserlere dayanarak Dede Korkut Kitabı, memleketimizde birkaç kez basıldığı gibi, birçok yabancı memleketlerde çeşitli dillere de çevrilmiştir.
208 syf.
·10/10
Orhan Şaik Gökyay; “Bütün Türk
edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut’u öbür gözüne koysanız yine
Dede Korkut ağır basar.” diyerek baş tacı eser
yaptığı “KitÀb-ı Dede
Korkut alâ Taife-i OğuzÀn” kitabı. Anladımıyla diliyle insanı destansı hikayenin içine alan bir hikaye. İyi okumalar kitap severler.
208 syf.
·Beğendi·8/10
En çok beğendiğim kısmı:
"Deve kadar büyümüşsün,
Yavrusu kadar aklın yok!
Tepe kadar büyümüşsün,
Darı kadar beynin yok!"
Sivri dilli mizacımızın kökenindeki eseri mutlaka okumalı ve çocuklarımıza okutmalıyız.
.
Karşı yatan kara dağını aşmaya gelmişim ;
suyunu geçmeye gelmişem ; geniş eteğine,
dar koltuğuna kısılmaya gelmişim ; Tanrı'nın
buyruğuyla, Peygamber'in kavliyle,aydan arı,
günden görklü kız kardeşini Banu Çiçek' i,
Bansı Beyrek 'e dilemeye gelmişem.
.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dede Korkut Hikayeleri
Yazar:
Baskı tarihi:
2020
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786257231015
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Turkuvaz Kitap
Kitap Açıklaması
Nerede övdüğümüz erler,

“Dünya benim!” diyenler?

Ecel aldı, yer gizledi.

Fani dünya kime kaldı?

Farklı coğrafyalarda gezen, gezdiği her yerden izler taşıyan bir kültür atlası... Efsanevi bilge, Oğuz

büyüğü Dede Korkut’un anlattığı hikâyelere bir yenisi daha ekleniyor.

Sözlü edebiyatımızın en müstesna ürünlerinden Dede Korkut Hikâyeleri’ne Vatikan ve Dresden nüshalarındaki 12 hikâyenin dışında 2018 yılında Türkistan’da bulunan yeni nüsha eklendi.

“Salur Kazan’ın Ejderhayı Öldürmesi” hikâyesini de içeren Dede Korkut Hikâyeleri, yüzlerce yıldır süren efsanevi bir yolculuğa davet ediyor okurlarını...

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları