·
Okunma
·
Beğeni
·
40812
Gösterim
Adı:
Değirmen
Sayfa sayısı:
173
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057856296
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Olympia Yayınları
140 syf.
·7/10
Sabahattin Ali'nin 3 bölüm ve 13 hikayeden mütevelli eseridir. Hikayeler yalın bir dille anlatılmış, akıcı bir şekilde sonunu getirebiliyorsunuz. Benim en sevdiğim hikaye degirmen oldu. Hikaye türü eserleri sevenler için güzel bir kitap.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
140 syf.
·2 günde·9/10
"Siz aniden sönen kandilin hikayesini bilir misiniz?"

Sabahattin Ali'den okuduğum ikinci kitaptı. Kuyucaklı Yusuf'u okumuştum ilk olarak (incelemem : #44611276 ) O kitabını okuyunca hemen bunu ve 'İçimizdeki Şeytan' isimli kitabını da aldım. İlk bunu okumak nasip oldu.
Kitaba gelecek olursa kitap hikayelerden oluşmaktadır. Benim gibi hikaye seven biri iseniz bu kitap hoşunuza gidecektir diye tahmin ediyorum.
Bazı hikayeler diğerlerinden daha öne çıkıyordu. Ben en çok kırlangıçlar hikayesini beğendim. ( hikayeyi merak ederseniz kısa bir bölümünü alıntı olarak paylaşmıştım: #48478663 ) Peşinden Değirmen ve Viyolonsel hikayesini beğendim. Her hikayenin kendine göre bir ön planı ve anlattığı bir şey vardı. Bu üç hikaye de sevmek üzerineydi. Eğer okuduysanız sormak isterim: Değirmen öyküsündeki gibi seven biri olur mu sizce? veyahut viyolonsel hikayesindeki gibi ölümden sonra bile öylesine sevecek, sadık olan...
Ben kitabı gerçekten sevdim. Tavsiye eder miyim? Evet, ederim. Umarım bu incelemeyi okuduktan sonra siz de merak edersiniz ve eğer okursanız benim gibi seversiniz. Keyifle kalın, iyi okumalar dilerim herkese... ^-^
  • Sırça Köşk
    8.3/10 (3.030 Oy)3.149 beğeni11.889 okunma3.198 alıntı57.144 gösterim
  • Aylak Adam
    8.2/10 (4.862 Oy)4.628 beğeni17.349 okunma5.637 alıntı82.185 gösterim
  • Beyaz Zambaklar Ülkesi
    8.8/10 (6.901 Oy)6.877 beğeni22.843 okunma11.465 alıntı169.557 gösterim
  • İnsancıklar
    8.2/10 (2.985 Oy)3.116 beğeni11.681 okunma9.660 alıntı72.338 gösterim
  • Beyaz Geceler
    8.2/10 (4.120 Oy)3.968 beğeni14.921 okunma8.326 alıntı93.817 gösterim
  • Ermiş
    8.4/10 (4.342 Oy)3.925 beğeni14.475 okunma11.038 alıntı68.469 gösterim
  • Dava
    7.8/10 (3.958 Oy)3.892 beğeni16.442 okunma4.030 alıntı93.064 gösterim
  • Amok Koşucusu
    8.2/10 (7.264 Oy)6.487 beğeni25.769 okunma5.900 alıntı95.495 gösterim
  • Bir İdam Mahkumunun Son Günü
    8.5/10 (5.242 Oy)4.962 beğeni17.225 okunma6.095 alıntı84.814 gösterim
  • Göğe Bakma Durağı
    8.3/10 (1.771 Oy)2.155 beğeni9.169 okunma2.317 alıntı40.004 gösterim
137 syf.
''İyiyi kötüden ayırmak külfetini okuyucuya bıraktığım için özür dilerim.'' Bakın bu inceliktir, naifliktir, temizliktir, bir şairin / yazarın ruhunun yansımasıdır.

3 kısım ve 13 öyküden oluşan kitap, Sabahattin Ali'nin bu önsözüyle başlar. ''Zor olan insan olmak değil kii, mesele insan kalabilmekte'' demiştir Sabahattin Ali'nin eserlerini beğenerek okuyan Nazım Hikmet. Keza insan kalabilmenin yükü altından zor da olsa kalkmış biridir Ali. 1935 sıralarında yayımlatmış bu eseri yani Cemal Kutay'ın yalan, dolanla onu içeriyi attırdıktan sonra Sinop Cezaevi'nden afla çıkışından sonrasına dayanır.

Ne yapabilirsin dostum söyle bana?

İçindeki doğrulardan sıyrılıp yanlışları insanların yüzüne bilahare değil de doğrudan söyleyebilir misin? Su gibi akan zamanın önüne geçip ona isyan edebilir misin? Hem etsen ne olacak zaman duracak mı? Nedir bu umarsızlığın? Nedir bu telaşın? Hayatı dik yokuşlarda yaşayan bir sen misin? Çıkar, çıkarabildiğin müddetçe varsın insanların gözünde. Yok isen yoksundur neden bu senin cehennemin olsun. Aldığın nefesi hiçbir insana borçlu değilsin. Aldığın nefesi bahşetmediler ki onlarsız nefesi terk ediyorsun. Düşün, aziz dostum! Düşünmek, onurdur, şereftir. Şu uçsuz bucaksız yeryüzünün de bir sınırı var. Sen bu sınırlar içerisinde sonsuz huzuru yakalayabilirsin. Ancak içini temiz tut. Vermek istediğim nasihatten çok bir öngörüdür. Senin yürüdüğün yolları arşın arşın tepeledim, adımlarımla düzledim. Sen arkamdan tozlarını yutarak ilerle. İlerle ki anlayasın ben hangi acıları çektim. Acıyı fazla önemseme. Ne demiş Peyami Safa ''Acıyı ancak acıyla tedavi edersin.'' Ne de olsa sınırsız acılara sahibiz değil mi? Bundan hiç kimsenin şüphesi yok. Hayat bir noktada sana simyacı olmayı da emreder. Elindeki malzemeyi iyi kullanabilmesin. Elimizdeki en iyi malzeme acı. Sen acıyı acıya kırdırırsan geriye sadece senin huzurun kalır. Bir un değirmeni var karşımda, bir tarafında köpekler, diğer tarafında kediler. İki tarafta hamuru sevmiyorlar, ancak oradan da ayrılmıyorlar. Çünkü umut, nefesten de ötedir.

''Aptalların tahakkümüne, günahsızların cezalanmasına; faziletin susmasına ve ihtirasların gürültüsüne, hikmet ehlinin tahrik edildiğine ve nadanların alkışlandığına şahit oldu.''

*Namuslu kalabilmek zordur bu hayatta. Bir şekilde dilin bulaşır yalana, bir şekilde elin bulaşır fenaya. Ancak mücadeleni sürdürdükçe özelsin, cesur kalabildikçe güzelsin. 41 yıllık hayat serüveninde işte Sabahattin Ali'yi ölüme, rezilliğe, hapse, sürgüne, mutsuzluğa, çaresizliğe sürükleyen de bu namuslu yaşama tutunmaya çalışmaktan geçer.

“Bu oda karanlık” diyordum, “bu oda yalnız bugün değil, her zaman böyle karanlık… Burada kitaplarımla ben yaşarız ve bize aydınlık getirecek kimsemiz yok… Ben burada yalnızlığı bardak bardak içiyorum. Ve ihtiyar kanepelerle konuşmak istediğim zaman, onlar artık bana anlatacak yeni bir şey bulamıyorlar…''

Öyle ki, durmadan kendini aradı Sabahattin Ali. Çocukluğundan itibaren sıkıntılar görmüş, acıyı yakinen tanımıştı. Annesinin rahatsızlığından dolayı çocuk yaşta büyümüş, sırtladığı yükleri de layıkıyla taşıyabilmişti. Tam annesine kavuştuğu hafta kaybetti babasını. Hayat ona bir adım gelirken on adım da geri gidiyordu. Babasının ölümüne sebep olarak hep annesini gördü. Ancak ondan desteğini bir an olsun bile esirgemedi. Muhitlere çok önem veriyordu. Çünkü bir muhit onun nefes alanı ise insanları ile, manzarası ile ona kendini yakın hissetmeliydi. Çanakkale, Aydın, Berlin, Konya, Sinop, Ankara, İstanbul ve ömrünün yarısını yiyen Yozgat gibi muhitlerde bulundu. Yozgat ile alakalı öyküsünde anlattıkları ve öğretmenliği bırakıp gidip ayakkabı boyacılığı yapması insanlarla olan iletişiminin hayatındaki rolünü de bize anlatır. ''Bu oda karanlık'' diye başlayan alıntı da işte bu ruh halinin yansıması. Berlin, Puder ile yaşadığı serüvene istinaden onun everesti olma özelliği taşır.

Ne kadar utanmaktan, sıkılmaktan söz etse de hikayelerin çoğunu beğendim. İlk öykü kitabında yaşanmışlıklarla bizi içine çeken, dersler veren, duygu komasına sokan, hüzünsel bir şölen hazırlayan Sabahattin Ali'ye bilmem ne demeli? Beğenip, sıkılmadan bir kaç günde bitirip, üzerinde çokça düşünüp kafa yorabileceğiniz bir eser. Ruhun şad olsun adam!

https://www.youtube.com/watch?v=7ylTzg7P9BA

25 Kasım 1947 günü yani ölümünden yaklaşık bir yıl önce yazdığı, Ne Zor Şeymiş adlı yazıyı sizinle paylaşmak istedim:

----------
Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer! Bir gün Almanların pabucunu yalayan ertesi gün İngilizlere takla atan, daha ertesi gün de Amerika’ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik.
Yalnız ve yalnız bir tek milletin önünde secdeye vardık. O da kendi cefakeş milletimizdir.
Meğer ne büyük günah işlemişiz! Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük.
Bugünün itibarlı kişileri gibi, kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık. İç ve dış bankalara para yatırmadık, han, apartıman sahibi olmak, sağdan soldan vurmak ve milleti kasıp kavurmak emellerine kapılmadık. Bütün kavgamızda kendimiz için hiçbir şey istemedik. Yalnız ve yalnız, bu yurdun bütün yükünü omuzlarında taşıyan milyonlarca insanın derdine derman olacak yolları araştırmak istedik.
Bu ne affedilmez suçmuş meğer! Neredeyse, yoldan geçerken mide uşakları arkamızdan bağıracaklar: “Görüyor musun şu haini! İlle de namuslu kalmak istiyor ve ahengimizi bozuyor…”
Çalmadan, çırpmadan, bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hattâ bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?
Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer! Bereket, zora katlanmasını bilen bu millet de namuslu.''
-------------
https://www.youtube.com/watch?v=rASV7F-umxo
140 syf.
·10/10
Sen hiç sevdin mi?

En gerçek haliyle, yürekten birini sevdin mi?

Hepiniz bu soruya evet dese dahi burada kimse yürekten sevmemistir.

"Sen sevgiline ne verebilirsin sanki? Kalbini mi ? Pekala, İkincisine ? Gene mi o ? Üçüncü ve dör­düncüye de mi o? Atma be adaşım, kaç tane kalbin var senin?..."

Kolu olmayan sevdiğinizin, kendini eksik gördüğü için sizi istememesine karşılık, kolunuzu kopartıp atmaktır sevmek. Eğer böyle bir şeyi yapamam diyorsanız siz yürekten sevmemişsinizdir.


Acemiydim kötü yazdım demiş Sabahattin Ali. Ancak bizlerin onun acemiliğini farketmesi olanaksız. En azından ben farkedemedim. Öyküler bir şekilde kendisini okutuyor hislendiriyor. Tarihin kapılarını açıp dünyanın o eski halini seyretme imkanı sağlıyor.

Değirmen, Sabahattin Ali’nin ilk yazdığı öykülerden öykülerinden oluşan kitabı. Sabahattin Ali Değirmen kitabı için aşağıdaki gibi bir giriş yazmış;

“Şiir ve hikayelerim arasında, yazmış olmaktan utanacağım kadar kötüleri olduğunu biliyorum. Bunların bir kısmının çocuk denecek bir yaşta yazılmış olmaları bence mazeret değildir; çünkü bu çeşit bir yazıyı, bugün herhangi bir imzanın üstünde görsem, sahibini ıslah olmaz bir zevksizlik ve tam istidatsızlıkla (yeteneksizlikle) suçlandırmakta tereddüt etmem. Bunların benim san’at hayatımın gelişmesini göstermesi bakımından, sadece kendim için bir ehemmiyeti vardır ki, bu da onları başkalarına okutmak için bir sebep olamaz.

Buna rağmen bu yeni baskıdan onları çıkarmadı. Çünkü, bir kere okuyucu önüne sermiş olduğum taraflarımı sonradan örtbas etmeye hakkım olmadığı kanaatindeyim; ama böylece belki de eski bir hatayı devam ettirmekten başka bir şey yapmıyorum.

İyiyi kötüyü ayırmak külfetini okuyucuya bıraktığım için özür dilerim.

Sabahattin Ali”

Kitapta 16 şahane öykü bulunuyor. Bazıları diğerlerinden çok daha kaliteli. Kesinlikle okunması gereken bir kitap. Özellikle değirmen hikayesi sevgilerimizi sorgulamamız için bir firsat. Sabahattin Ali'yi incelemeye gerek yok aslında. Herkes en az bir kitabını okumuştur. Sen utanma Sabahattin Ali hepsi çok güzeldi.
140 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
Kürk Mantolu Madonna'dan sonra bir başka mükemmel Sabahattin Ali kitabı okudum. 16 tane öyküden oluşan bu kitapta her öykü ayrı bir güzel. Birbirinden farklı yaşam savaşları, farklı sorunlar, farklı dünyalar, farklı aşklar...

Öyküler insanı kasvetlere sürüklüyor ve okurken kendisine hayran bıraktırıyor. İlginçtir ki kitabın girişinde yazar hikâyelerinin kötülüğünden bahsetmiş, yerden yere vurmuş ve yetersiz olduğunu yazmış. Bense kitabı bitirdikten sonra hikâyelerin hemen hemen hepsini beğendim. Değirmen, Kırlangıçlar, Bir Firar ve Viyolonsel hikâyelerini bir adım öne çıkarabilirim.

İçeriğiyle insanın içini burkan, anlatımıyla hayran bırakan Sabahattin Ali öyküleri. Okuyunuz, okutunuz. Keyifli okumalar.
137 syf.
·11 günde·7/10
Uzun zamandır Sabahattin Ali'den bir şeyler okumamanın hevesiyle, bu öykü kitabını aldım elime. 3 bölüme ayrılan kitapta 16 öykü yer alıyor. Yazar kitabın başına kitabın naifliğini belirten bir not düşmüş ki, bu dahi insanın yanaklarına hoş bir pembelik bırakıyor. Şiir ve hikayelerinde utanacağı kadar kötüleri olduğunu, iyi ve kötüyü ayırma külfetini biz okuyuculara bıraktığını, bir kere okuyucu önüne serdiği taraflarını örtbas etme hakkının olmadığını içeren, gerçekten çok latif bir sözöncesi.

6 hikayeyi gerçekten beğenmedim. Yazarı haklıydı. Hani sonuna geldiğinizde neydi şimdi bu diyeceğiniz türde, saçma bir sonla bağlanan, okura göz devrilten hikayeler. Kalem senin elinde, neden böyle bağladın daha doğrusu bağlayamadın dediğim ve vaktimin boşa gittiğini düşündürten 6 hikaye, kitapta ciddi bir kusur olarak karşımıza çıkıyor. 9 hikayeyi beğendim ama hani vurulduğum bir hikaye olduğunu sanırım Değirmen hariç söyleyemem. Hikayeler anlatılışları ile hoştular ama o kadar. 1 tanesini de beğenmemeye yakın ama hakkını da yiyemeyeceğim bir düşünceyle okudum. Tarafsız kaldım. Bu da aslında 10/6 puan demek. Ama o da gözüme çok düşük geldi. Dedim 6 mı 7 mi, hadi 7 olsun.

İlk önce onun tasvir yeteneğinden bahsetmek istiyorum ki, bence 10/10'dur bu noktada. Birçok yazar vardır ki sadece tasvir edişini ayıla bayıla okuruz. Sanki demi tam tadında, sıcak bir soba yanında kestane yerkenki keyifle bir çayı içmek gibidir. Herkesin diğerinden özge, kendine özgü bir tarzı vardır. Bu yüzden en iyisi şu kişidir diyemeyeceğimiz bir şeydir tasvir yeteneği. Bana göre tadında bırakılması gereken, ara ara serpiştirildiğinde insanın içini gıcıklayan, tatlı bir heyecana sebep olan bu özelliği, Sabahattin Ali işte tam tadında kullanarak, suyunu çıkarıp posayı elimize vermeden kullanır. Hasan Ali Toptaş işte bu yüzden edebi yeteneğini çok takdir etmeme rağmen, bir yerden sonra bayıltan bir kalem olarak gelir bana. Hiç onu sevenler bana efelenmesin. Zorla değil ya kardeşim. Muhabbet duymamak başka bir şey, hak yemek başka.

Sanırım bütün hikayelerde altı çizilecek en az bir satır, okuyanın gözünden gönlünden kaçmayacaktır. Çünkü öyle bir yerden yakalıyor ki buna sanat diyoruz. Bu yüzden ben şiir okumayı çok seviyorum. Görmek istediğim sanat çünkü. Bu benim klişe tabirle midemde kelebekler uçuşturan bir şey. Hatta çok sevdiğim satırlara göz gezdirirken midemden havalanan kelebekler, göğsümün göğünde kanatlarını şu an tekrar çırpar oldular. Sonra hikayenin sonuna düştüğüm notları görünce kelebeğin ömrü bir gündür gerçeği ile soluverdim tabi, bu da ayrı. Hakikaten bu öyküler, onun ilerde iyi bir yazar olacağının habercisi olan acemi öyküler. Bu yüzden tekrar baştaki nota dönecek olursak, kendisinin farkında oluşunu takdir edip, kibarlığından kaynaklı çok eleştiremiyorum. Fakat mükemmel bir kitap okumak için yanlış bir seçim, Sabahattin Ali severler için fena sayılmaz bir seçim olacağı notunu düşmek lazım.

O dönemde Anadolu'daki kötülüğü, insanların bencilliği, duyarsızlığı, elinde yetki olanın o yetkiyle kime neyi mâl edeceği, gerçekten derinden hissettirilerek yazılmış. Kitapta sonu iyi biten bir hikaye yoktu. Bütün hikayeler hazin bir sonla bitmiş ya da yarım kalmış ve bazen de havada kalmış. Bu yüzden de hiç mi iyi bir şey olmaz kardeşim! diyerek okumuş olabilirim, bir parça karardım.

Şimdi merak ettiğim 2 şey var. Herkesin beğenip beğenmemesi elbette kendi tasarrufunda ama bu sitede insanların puanlamaya yaklaşımları, hakikaten beni benden alıyor. Bu kitaba 10/10 verenlerle 10/1 verenlerin gerçekten neyi amaçladıklarını bilmiyorum. Kusur ya da kusursuzluk anlayışınız nedir? Bu kadar hor kullanmayın şu seçeneği lütfen. Ne mükemmel bir kitap ne kaldırıp atılacak kadar kötü bir kitap. Orta karar, eşlik eder size. Tercih edeceklere, en azından altını çizecekleri satırlardan emin bir şekilde, keyifli okumalar dilerim. (Ama mükemmeli düşlemeyin, yanılırsınız, yanıltırlar.)
137 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Adaşım… Sen hiç âşık oldun mu?

Muhtemelen her kişi hayatında aşık olmuştur ya da olduğunu sanmıştır. Lakin aşk çok ama çok başka bir şeydi. Çerçi başı diyor ki; “…sevgili bir vücutta bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımaya tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek, işte adaşım, yalnız bu sevmektir.” Ne kadar da doğru diyor değil mi? Bu yüzyılda gıdalar kadar, besinler kadar sevgiler de hep sahte… Doğru olanı ise “Değirmen” adlı hikâyeden öğrenmek en iyisi. Artık bütün güzel aşklar ya filmlerde ya da hikâyelerde…

Sabahattin Ali’nin Anadolu insanını betimlemelerini ve kurgularını çok beğeniyor ve seviyorum. Gerçekten içimizdekileri yazıya döken muazzam bir yazım mimarı. Toplumun kanayan yaralarını gerek mizahi gerekse iğneleyerek yüzümüze vurması da ayrı bir güzellik.

Özellikle; başa gelen yöneticilerin, onlardan derman bekleyenlere karşı ilgisiz olmaları ve aralarındaki “muhatapsızlık” ise insanı öldürür cinsten. Şu hayatta haklı insanın kendini anlatamamasından, karşısından muhatap bulamamasından acı daha ne olabilir ki. Çoğu hikâyesinde bu konulara ara sıra dem vuruyor ve okur olarak, böyle şeyler ile karşılaştığım çoğu zaman sinirleniyor ve üzülüyorum.

Sabahattin Ali benim gözümde mükemmel bir betimleyicidir. Yirmi dokuz harfi öyle güzel bir eda ile kombine ediyor ki; sanki okuyanına bir bir bütün sahneyi aklında canlandırmasına imkân sağlıyor. Çok şiirsel cümleleri ve edebi coşkularıyla bazen sarhoş dahi oluyorum. Benim için Sabahattin Ali okumak ayrıca bir zevk.

Kitaba dönecek olursak, içeriğinde on altı tane birbirinden güzel hikâye barındıran muazzam bir eser. İçlerinden hangileri favorin diyecek olsanız inanın en güzellerini seçmek benim için çok ama çok zor olurdu. Lakin betimleme yönünden kesinlikle “Değirmen” hikâyesini derdim. Kurgu ve söylev yönünden ise Anadolu hikâyeleri ardından gelirdi. Viyolonsel’i de unutmamak gerek tabi. Mesaj olarak baktığımız zaman “Kırlangıç” hikâyesi en başı çekerdi. Alışa gelmişliğe başkaldırış olarak “Bir Gemici Hikâyesi” çok harika idi. Yani görüyorsunuz ki seçemiyorum bile. Hepsi birbirinden çok daha farklı ve içeriği yüklü hikâyelerdi.

Yazar en baştaki sunuşunda takdiri okura bırakmak istediğinden bahsetmiş. Beğenmediği yani daha çocuk yaşta kaleme aldığı için utanacağı hikâyeleri olduğundan bahsetmiş. Mekânın cennet olsun adam. Keyifle okudum seni. Her çocuk senin gibi güzel şeyleri kaleme alıp senin gibi birini örnek alabilse keşke.

Sözün özü; muazzam bir eser okunulası ve tavsiye edilesi.

Sevgi ile kalın...
140 syf.
Kitap üç kısımdan oluşmaktadır toplamda içinde on altı öykü bulundurmakta öykülerin çoğu farklı ama aynı zaman dilimini anlatmaktadir. Toplumsal olaylar, insan ilişkileri, aşk vbs içeriklerden çok Anadolu insanıni anlatması bize asla yabancılık katmamaktadir okurken kendinizi öykülerin içindeki olaylarda bulmaniz duyguların birebir sizi etki altında birakmasina engel olamazsınız. Sabahattin Ali bizleri ne kadar çok geçmişimize götürsede aynı olaylar hemen hemen günümüzde de devam etmektedir. Herkese keyifli okumalar dilerim.
140 syf.
''İyiyi kötüden ayırmak külfetini okuyucuya bıraktığım için özür dilerim" önsözüyle başlayan Sabahattin Ali'nin 13 hikayeden oluşan eseri.
Kendi hikayelerinden bazılarını beğenmediğini söyleyen yazarın hikayelerini beğenmemek mümkün değil gibi.
"Şiir ve hikayelerim arasında, yazmış olmaktan utanacağım kadar kötüleri olduğunu biliyorum. Bunların bir kısmının çocuk denecek bir yaşta yazılmış olmaları bence mazeret değildir" demiş ve okuyucuya saygısını göstermiştir.
Sevgi ağırlıklı hikayeler bir çeşit memleketimizden insan manzaralarını gözler önüne seriyor. İyi okumalar.
140 syf.
·2 günde·Beğendi
Hem öykü kitabı, hem de Sabahattin Ali...
Benim için mükemmel karışım...
Bir çok kere öykü kitapları okumayı, bana tek kitapta onlarca duygu yaşattığı için çok sevdiğimi belirtmişimdir. Sabahattin Ali kalemine olan sevgimi de söylemeye gerek yok sanırım. Öyle ki yazar beni ilk öyküde sarstıysa son öyküde de duvara çarptı. Aralarda da nasıl duygu değişimleri yaşadım tahmin edin.
Normalde yazardan bile olsa önsöz, sonsöz, arka kapak okumayı tercih etmiyorum. Ama bu kitapta yazar notunu okudum çünkü öykü kitabında, spoiler verme ya da büyüyü bozma gibi bir durum olmaz diye düşündüm. Yazar önsözünde Sevgili Ali okurdan özür diliyor. Çünkü bir kaç öyküsünü çocuk denecek yaşta yazdığını ve hiç beğenmediğini belirtiyor. Ve bence kendine çok haksızlık ediyor. Tamam bazıları 'çok çok güzelken' bazıları 'güzel'di. Ama asla kötü değil. Bir de özellikle yürek parçalayan bazıları vardı ki, onların bir kaçının Osmanlı dönemini anlattığını not düşmüş.
Öykülerin içeriğine değinirsek; çok kederli hikâyelerle bezeli. Çoğunluğu ölümle biten ama hep kaybedileni anlatan öyküler. Tabii bu da çok üzücü, yaralayıcı, yazan da Sabahattin Ali olunca iç oyucu...
Ben beğenerek okudum. Yazarın kalemini ve öykü sevenlere şiddetle tavsiyemdir efendim.
140 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
13 öyküden oluşan akıcı, ders veren bir kitaptı.
Yer yer harika tespitlerin olduğu (#49647374) , kimi zaman dönemin veya belki de günümüzde de devam eden devletin bozuk çarkını anlatan öykülerin bulunduğu, genel manada her zaman olduğu gibi melankolik bir dille yazılmış bir eserdi.

Kitapları bitmesin diye yavaş yavaş okuyorum. Hani bazen okurken başka yerlere dalıp yine de devam edersiniz okumaya.. Ben Sabahattin Ali olunca nerede daldıysam oraya kadar geri geliyorum, bitmesin istiyorum onun yazdığı cümleler..Daha çok birlikte olayım istiyorum kullandığı kelimelerle..

İçlerinden Değirmen, Viyolonsel ve Candarma Bekir hikayelerini daha çok beğendim, iyi okumalar :)
"Yarın öldüğümüz zaman birisi bize sorsa: 'Dünyada neler gördünüz? ' dese herhalde verecek cevap bulamayız. Koşmaktan görmeye vaktimiz olmuyor ki..."
"Hiç ayrılmayalım, olmaz mı?"demek vardı, fakat bu pek geniş manalı ve müphemdi. Nasıl ayrılmayalım?
"Bir yuva kuralım!" deseler, bu da pek bayağı kaçacaktı. '...'
Dünyanın geçiciliğinden, gökyüzünün sonsuzluğundan, sulardan '..' bahsederlerken, gözleri birbirine hasretle bakar ve: "Birbirimizden nasıl ayrılacağız?" demek isterlerdi.'...'Dostluktan filan bahsederken, sesleri titriyor gibiydi; yahut onlar böyle zannediyordu.
Fakat böyle zamanlarda hemen birinden biri, bir kahkaha atar ve işi alaya bozardı: içi burkulduğu halde...
'...'
Söylemek istediği şeyleri gözleriyle anlatmak istedi. Tam bu sırada, üzerinde oturdukları söğütten sarı bir yaprak koptu, iki tarafa sallanarak aralarından geçti ve dişinin en manalı baktığı zamanda gözlerinin önünü kapattı.
Erkek bu bakışı görmedi.
Fakat her ikisi de sarı yaprağı gördüler.
Erkek ağzını açtı:
"Senden hiç ayrılmak istemiyorum..." demek üzereydi ki, ... soğuk bir rüzgar esti.
Dişi erkeğin sözlerini işitemedi.
Fakat her ikisi soğuk rüzgarın sesini duydular.
'...'
ikisi de içini çekti.
'...'
Ayrıldılar... Ve bir daha birbirlerini görmediler.
Sabahattin Ali
Sayfa 40 - yky-yapı kredi yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Değirmen
Sayfa sayısı:
173
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057856296
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Olympia Yayınları

Kitabı okuyanlar 10.172 okur

  • fahriye öztürk demir

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları