Değirmenimden Mektuplar (Kısaltılmış Metin)

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.595
Gösterim
Adı:
Değirmenimden Mektuplar
Alt başlık:
Kısaltılmış Metin
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052954898
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Değirmenimden Mektuplar
Değirmenimden Mektuplar
Değirmenimden Mektuplar
Değirmenimden Mektuplar
“Bu kitap yazdıklarımın arasında benim en çok sevdiğimdir. Şüphesiz ki, edebi açıdan bir şaheser olduğundan değildir bu yorumum; gençliğimin en güzel günlerini, katıla katıla güldüğüm sorumsuz dakikalarımı, pişman olmaksızın geçirdiğim sefahat saatlerimi, bir daha asla yeniden karşılaşma fırsatını yakalayamayacağım yüzleri, dostlukları bana yeniden ve yeniden hatırlattığı içindir.”

Alphonse Daudet İlk baskısı 1869 yılında yapılan Değirmenimden Mektuplar, Fransız yazar Alphonse Daudet’nin en çok bilinen ve okunan eseridir. Kitap taşrada yer alan eski bir değirmende yazılan, her birine bir öykü yerleştirilmiş anı-mektuplardan oluşur.
Alphonse Daudet, 19.yy'ın ikinci yarısında yaşamış Fransız bir yazar. Kendisinin Charles Dickens'dan etkilenmiş olduğuna dair bir bilgiye rastladım okuduğum baskının önsözünde. Yine de ben Dickens'ın toplum eleştirisini, bütüne bakan yanını göremedim Daudet'de. Ama Dickens'ın gerçekçi bakışının çok daha ayrıntılı, irdelenmiş bi' halini gördüğümü söyleyebilirim.

Natüralizm, hayatı nesnellikle ele alan, gerçeği derin ayrıntılarla anlatan sanat akımıdır. Daudet'nin parlayan yanı da bu, gerçekçilikten çok ayrıntılarda dönenmesi yani natüralist olması. Değirmenimden Mektuplar'da bariz bi' şekilde natüralizmin o tasvirsever yanını, mikroskobik incelemesini gördüm ben. Daha da ötesini gördüm hatta; doğa tabloları gördüm, tiyatro sahneleri gördüm. Tasvire boğulduğum sırada olayların sakin, kimi zaman komik, kimi zamansa hüzünlü sonlanışları duraklattı beni. Yanısıra ucu sivri yorumlar, hicivci bi' bakış da vardı anılarda.

Eski bi' değirmende, basık bir odaya yerleşen Alphonse Daudet'nin, okuruna bazen bizzat yaşadığı, bazen şahit olduğu bazense "zevzek mi zevzek" insanlardan duyduğunu son derece ayrıntılı, sıcak ve genel olarak okurla konuşur bi' üslupla anlattığı anılardan, hikayelerden oluşuyor Değirmenimden Öyküler.

Kitap hiç de aklımda değildi ama bi' şekilde yolum yazarla kesişti, merakımı tetikleyen şey ise yazarın tarzıydı. Ve bu nedenle kapıyı aralamaya karar verdim. Bilinçli kararıma karşın kesinlikle beklenmedikti benim için kitap, ne beklediğimi bilemesem de eğlendim ben okurken. Tasvir ve ayrıntılardan başının ağrımayacağını düşünen, yazarı tanımak isteyen herkese doğayla ve insanlarla fazla yakın olan bu kitabı öneririm.

Kulübe isimli öykünün ilk paragrafı:
"Sazdan bir çatı, kurumuş ve sararmış kamışlardan duvarlar, işte kulübe burası. Bizim av köşkümüzün adı bu. Camargue'daki bütün evler gibi, kulübemiz de yüksek tavanlı, geniş, penceresiz, camlı kapısından ışık alan bir tek odadan ibaret. Akşam olunca camlı kapının kepenkleri çekilir. Sıvası pörtük pörtük beyaz badanalı yüksek duvarları boyunca çakılmış askılara tüfekler, av çantaları, bataklık çizmeleri asılır. Dipte zemine kakılıp da bir ucu tavana kadar yükselen ve çatıya destek olan kalın bir direğin etrafına, beş altı tane kadar yuvarlakça payanda sıralanmış. Geceleri poyraz esip de bütün ev çatırdamaya başlayınca uzaklarda kalan denizle, denizi yaklaştırarak gürültüsünü getiren ve bu gürültüyü büyüterek devam ettiren rüzgârla, insan kendini bir geminin kamarasında uyuyor zanneder."
Değirmenimden Mektuplar, bir köye yeni taşınmış ve oradaki eski bir değirmende yaşamaya başlayan bir sığırtmacın çeşitli anılarından oluşuyor. Bölüm bölüm anılardan oluşan bu eserde doğa tasvirleri oldukça iyiydi. Zaten ana karakterimiz de doğayı, hayvanları çok seven bir yapıda olduğundan çevresinden edindiği izlenimleri yer yer masalsı bir anlatımla kendi gözünden bizlere yansıtmış. Örneğin dağların gölgesini ele almış, gölün üzerindeki ateş böceklerini ya da koyunların sessiz bakışlarını. Bu açıdan yeterince doyurucuydu; yaşayan bir doğa tasvirini içinizde yaşatacak kadar. Fakat konu açısından bir dağınıklık vardı. Kitap rastgele anılardan oluşuyor fakat bazen bir anı bazen yarım kalıyor, diğeri tam ortasından başlıyordu. Belki de böylelikle hayatın gerçeklerini sunmaya çalışmış bizlere Daudet. Hayatın kitaplardaki gibi bölüm bölüm olamayacağını, olsa bile kesik kesik anılardan ibaret olduğunu yine bir kitapta anlatmış. Gerçekçiliği bu şekilde sağlamaya çalışmış zannımca. Bu açıdan; hem gerçekçilik hem de doğa tasvirlerindeki masalsılık, ikilem oluşturmadan birleşmiş. Kitabı okurken, etkilenip "keşke bende orada olsaydım" dedim defalarca. Bu eseri edebi olarak çok bir beklentiye girmeden okumanızı öneririm; içinde yaşıyormuşcasına okuyun derim.
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.387 Oy)12.979 beğeni33.210 okunma3.152 alıntı139.625 gösterim
  • İnsan Neyle Yaşar
    8.4/10 (4.089 Oy)3.979 beğeni15.140 okunma1.259 alıntı73.173 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.756 Oy)18.354 beğeni41.566 okunma2.741 alıntı174.898 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.291 Oy)8.734 beğeni24.328 okunma1.309 alıntı119.851 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.583 Oy)8.542 beğeni25.228 okunma2.320 alıntı108.984 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.240 Oy)8.556 beğeni27.477 okunma788 alıntı133.867 gösterim
  • Sefiller
    9.1/10 (4.211 Oy)4.972 beğeni16.542 okunma3.269 alıntı106.234 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.480 Oy)5.581 beğeni18.963 okunma772 alıntı96.905 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.272 Oy)7.622 beğeni20.632 okunma3.726 alıntı123.485 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.905 Oy)8.850 beğeni24.332 okunma1.648 alıntı112.800 gösterim
‘’Değirmenimden Mektuplar’’ anı şeklinde yazılmış kısa öykülerden oluşuyor. Anlatıcımız şehir hayatının kargaşasından sıkılıp doğanın kalbinde yaşamak amacıyla bir değirmende yaşamaya başlıyor. Bize de oranın günlük hayatından, duyduğu ilginç hikayelerden, doğadan, yaşadıklarından bahsediyor. Anlattığı hikayelerde belli bir düzen yok; bir hikayede başka bir şeyden, ötekinde bambaşka bir şeyden bahsedebiliyor.
Özellikle doğa tasvirleri oldukça başarılı ve ayrıntılı şekilde yapılmış. Güneşin doğuşu, sürülerin evlerine dağılışı, çayırdaki otların rüzgarla savruluşu gibi detaylar gerçekten içimi ısıttı. Okurken, beton yığınlarının arasında yaşamak durumunda kalışımıza sık sık hayıflandım.
Yazarın anlattıkları çok derin şeyler değiller, okumadan önce onun bilincinde olmak lazım. Dediğim gibi günlük hayattan hikayeler ve doğa manzaraları oluşturuyor çoğunluğu. Ama özellikle ‘’İhtiyarlar’’ adlı hikaye etkiledi beni. Öyle içimizden bir hikayeydi ki… Karakterleri mutlaka size bir yerlerden tanıdık gelecek, birilerini anımsatacak. Kitabı okumayacak olsanız bile bu bölümü bulup okumanızı öneriyorum.
Herkese keyifli okumalar dilerim…
Milli Eğitim Bakanlığı 100 temel eser tavsiyeli bir kitap.Parisin gürültülü ortamından kaçıp doğayla iç içe olmak isteyen ve eski bir yel değirmeninin satın alınmasıyla başlıyor hikayeler.Yazarımız köylülerden duyduğu ve kendisinin gözlemleyerek anlattığı kısa kısa hikayelerden oluşuyor.Genellikle doğa konulu hikayeler bir bakıyorsunuz bir keçi konuşuyor,bir başka hikayede katır,çiçekler,yıldızlar ve tabii konuşmaktan çekindiğimiz zamanlarda yüreğimizden geçenlerin anlaşılmasını,bilinmesini isteriz ya işte yazar bazı hikayelerde susan yürekleri,gözleri konuşturmuş,gülüyorsunuz bir hikayede,sonrakinde üzülüyorsunuz,bir sonrakinde diğerine başlamadan önce kitap elinizde öylece düşünmeye başlıyorsunuz.Tavsiye ederim :)
bu kitap yazarın dünya çapında tanınmasına vesile olduğu söylenir. kitabı ismiyle ifade etmek isteseydim "provence'den (bir kasaba) hikayeler" olarak değiştirirdim. benim gibi niçin düşündüğünü de düşünen biriyseniz kitabı okurken biraz zorlanırsınız. çünkü olaylardan ziyade doğayı çok derinlemesine görselleştiriyor o kadar ki iyi bir ressam anlattıklarını resmetse 4k çekilmiş bir fotoğrafa eş değer bir görüntü elde ederdi kanaatimce. kısacası olaydan çok tasvire önem veriyorsanız bu kitabı okumak iyi bir düşünce olabilir.
Içerisinde kısa köy hikayelerini çok güzel betimleyerek içten bir şekilde yaklaşık 150 yıl önce anlatmış. Temel eserler arasında bulunuyordu es geçmeyeyim dedim. Okuduğuma değdi.
Değirmenimden Mektuplar, bir köye yeni taşınmış ve oradaki eski bir değirmende yaşamaya başlayan bir sığırtmacın çeşitli anılarından oluşuyor. Bölüm bölüm anılardan oluşan bu eserde doğa tasvirleri oldukça iyiydi. Zaten ana karakterimiz de doğayı, hayvanları çok seven bir yapıda olduğundan çevresinden edindiği izlenimleri yer yer masalsı bir anlatımla kendi gözünden bizlere yansıtmış. Örneğin dağların gölgesini ele almış, gölün üzerindeki ateş böceklerini ya da koyunların sessiz bakışlarını. Bu açıdan yeterince doyurucuydu;
Statik çocuk kitabı o yaşlarda okumuştum derin kültür içerir.Tavsıye ederim hikayeleri birbirinden güzel.Milli eğitimin 100temel eser içinde olması hoş ve güzel.
Kütüphanede ne okusam acaba diye raflarda dolanırken karşıma çıkan bu kitapta hikayeler hiçte yabancı gelmedi. Günlük köy hayatındaki işler, insanlar arasındaki ilişkiler, büyükler tarafından anlatılan komik, hüzünlü biraz gizemli aile içinde yaşananlar ya da etrafta olan bitenlerle ilgili bir şeyler dinliyormuşum gibi geldi.

Bilge kültür sanattan çıkan kitabı okudum ve en çokta kitabı çeviren Türkolog Sermet Sami Uysal'ı tanıdığıma memnun oldum. Ne yazık ki ismini bu kitapla duydum. Daudet'in, Değirmenimden Mektuplar kitabı onun en sevdiği çeviriymiş. Kitaba kendisinin Daudet'in kitaplarıyla nasıl tanıştığını, Fransızca çeviri yaparken nelere, neden dikkat ettiğini anılarıyla anlatmış yazar. Türkçeye, çevirileriyle, sözlükleriyle, tiyatro oyunlarıyla, kitaplarıyla emek vermiş bir insan. Allah rahmet eylesin.
"Katırların çifteleri her zaman bu kadar sarsıcı olmasa da, bizimki Papa'nın katırıydı, üstelik çiftesini yedi yıldır bugün için hazırlıyordu! Hiçbir şey kilisenin kindarlığını bundan daha anlamlı bir şekilde yansıtamazdı." İçinde birbirinden güzel öyküler olan kitap. Bir tanesi: Cornell Usta'nın bir değirmeni vardır . Sonradan köye un fabrikası açılır. Cornell usta bu işe çok sinirlenir. Hepsini anlatmayayım :)
Mutlaka her insan hayatının bir döneminde yalnızlaşmak kaçmak ister. Sesizlik ister kendini dinlemek duyabilmek için.Mektuplar yazar.Kendine.Ama mutlaka birini istiyecektir.Bu mektuplar ulaşsın birisi beni duysun...
İlk önce canım sıkılmasın diye okumaya başladığım ve beni bir anda kendine kaptıran sadeliğiyle göz yormayan şirin mi şirin bir kitap tavsiye ediyorum efsane bir kitap...
"Katırların çifteleri her zaman bu kadar sarsıcı olmasa da, bizimki Papa'nın katırıydı, üstelik çiftesini yedi yıldır bugün için hazırlıyordu! Hiçbir şey kilisenin kindarlığını bundan daha anlamlı bir şekilde yansıtamazdı."
Kral şatonun bir ucunda, tek başına bir odaya kapanmıştı...Krallar, ağladıklarını kimseye gòstermek istemezler...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Değirmenimden Mektuplar
Alt başlık:
Kısaltılmış Metin
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052954898
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Değirmenimden Mektuplar
Değirmenimden Mektuplar
Değirmenimden Mektuplar
Değirmenimden Mektuplar
“Bu kitap yazdıklarımın arasında benim en çok sevdiğimdir. Şüphesiz ki, edebi açıdan bir şaheser olduğundan değildir bu yorumum; gençliğimin en güzel günlerini, katıla katıla güldüğüm sorumsuz dakikalarımı, pişman olmaksızın geçirdiğim sefahat saatlerimi, bir daha asla yeniden karşılaşma fırsatını yakalayamayacağım yüzleri, dostlukları bana yeniden ve yeniden hatırlattığı içindir.”

Alphonse Daudet İlk baskısı 1869 yılında yapılan Değirmenimden Mektuplar, Fransız yazar Alphonse Daudet’nin en çok bilinen ve okunan eseridir. Kitap taşrada yer alan eski bir değirmende yazılan, her birine bir öykü yerleştirilmiş anı-mektuplardan oluşur.

Kitabı okuyanlar 542 okur

  • Büşra Nur Aksu
  • STABİL
  • Öykü Hoşer

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.8 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları