Adı:
Değirmenimden Mektuplar
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
232
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053327738
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Les Lettres De Mon Moulin
Çeviri:
Sabri Esat Siyavuşgil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Değirmenimden Mektuplar
Değirmenimden Mektuplar
Değirmenimden Mektuplar
Değirmenimden Mektuplar
Değirmenimden Mektuplar
Alphonse Daudet (1840-1897): Tüccar bir ailenin çocuğu olan Daudet, ailesinin iflas etmesi üzerine eğitimini yarıda
bırakıp Paris’te edebiyat çevrelerine katıldı. Şiir, roman, hikâye, mektup, anı-mektup türlerinde eserler verdi. Değirmenimden Mektuplar ile dünya çapında ün kazandı. Gençliğinde yazlarını Fontvielle değirmeninde geçiren Daudet, bu eserde Provence hikâyeleri anlatır, bugün kaybolmaya yüz tutmuş bir kültür ve dilin edebî kaydını tutar. Genç Daudet’nin yazdığı, aradan geçen zamana rağmen, canlılığını asla yitirmeyen bu anı-mektuplar Sabri Esat Siyavuşgil’in muhteşem çevirisiyle Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’nde.
Alphonse Daudet, 19.yy'ın ikinci yarısında yaşamış Fransız bir yazar. Kendisinin Charles Dickens'dan etkilenmiş olduğuna dair bir bilgiye rastladım okuduğum baskının önsözünde. Yine de ben Dickens'ın toplum eleştirisini, bütüne bakan yanını göremedim Daudet'de. Ama Dickens'ın gerçekçi bakışının çok daha ayrıntılı, irdelenmiş bi' halini gördüğümü söyleyebilirim.

Natüralizm, hayatı nesnellikle ele alan, gerçeği derin ayrıntılarla anlatan sanat akımıdır. Daudet'nin parlayan yanı da bu, gerçekçilikten çok ayrıntılarda dönenmesi yani natüralist olması. Değirmenimden Mektuplar'da bariz bi' şekilde natüralizmin o tasvirsever yanını, mikroskobik incelemesini gördüm ben. Daha da ötesini gördüm hatta; doğa tabloları gördüm, tiyatro sahneleri gördüm. Tasvire boğulduğum sırada olayların sakin, kimi zaman komik, kimi zamansa hüzünlü sonlanışları duraklattı beni. Yanısıra ucu sivri yorumlar, hicivci bi' bakış da vardı anılarda.

Eski bi' değirmende, basık bir odaya yerleşen Alphonse Daudet'nin, okuruna bazen bizzat yaşadığı, bazen şahit olduğu bazense "zevzek mi zevzek" insanlardan duyduğunu son derece ayrıntılı, sıcak ve genel olarak okurla konuşur bi' üslupla anlattığı anılardan, hikayelerden oluşuyor Değirmenimden Öyküler.

Kitap hiç de aklımda değildi ama bi' şekilde yolum yazarla kesişti, merakımı tetikleyen şey ise yazarın tarzıydı. Ve bu nedenle kapıyı aralamaya karar verdim. Bilinçli kararıma karşın kesinlikle beklenmedikti benim için kitap, ne beklediğimi bilemesem de eğlendim ben okurken. Tasvir ve ayrıntılardan başının ağrımayacağını düşünen, yazarı tanımak isteyen herkese doğayla ve insanlarla fazla yakın olan bu kitabı öneririm.

Kulübe isimli öykünün ilk paragrafı:
"Sazdan bir çatı, kurumuş ve sararmış kamışlardan duvarlar, işte kulübe burası. Bizim av köşkümüzün adı bu. Camargue'daki bütün evler gibi, kulübemiz de yüksek tavanlı, geniş, penceresiz, camlı kapısından ışık alan bir tek odadan ibaret. Akşam olunca camlı kapının kepenkleri çekilir. Sıvası pörtük pörtük beyaz badanalı yüksek duvarları boyunca çakılmış askılara tüfekler, av çantaları, bataklık çizmeleri asılır. Dipte zemine kakılıp da bir ucu tavana kadar yükselen ve çatıya destek olan kalın bir direğin etrafına, beş altı tane kadar yuvarlakça payanda sıralanmış. Geceleri poyraz esip de bütün ev çatırdamaya başlayınca uzaklarda kalan denizle, denizi yaklaştırarak gürültüsünü getiren ve bu gürültüyü büyüterek devam ettiren rüzgârla, insan kendini bir geminin kamarasında uyuyor zanneder."
Değirmenimden Mektuplar, bir köye yeni taşınmış ve oradaki eski bir değirmende yaşamaya başlayan bir sığırtmacın çeşitli anılarından oluşuyor. Bölüm bölüm anılardan oluşan bu eserde doğa tasvirleri oldukça iyiydi. Zaten ana karakterimiz de doğayı, hayvanları çok seven bir yapıda olduğundan çevresinden edindiği izlenimleri yer yer masalsı bir anlatımla kendi gözünden bizlere yansıtmış. Örneğin dağların gölgesini ele almış, gölün üzerindeki ateş böceklerini ya da koyunların sessiz bakışlarını. Bu açıdan yeterince doyurucuydu; yaşayan bir doğa tasvirini içinizde yaşatacak kadar. Fakat konu açısından bir dağınıklık vardı. Kitap rastgele anılardan oluşuyor fakat bazen bir anı bazen yarım kalıyor, diğeri tam ortasından başlıyordu. Belki de böylelikle hayatın gerçeklerini sunmaya çalışmış bizlere Daudet. Hayatın kitaplardaki gibi bölüm bölüm olamayacağını, olsa bile kesik kesik anılardan ibaret olduğunu yine bir kitapta anlatmış. Gerçekçiliği bu şekilde sağlamaya çalışmış zannımca. Bu açıdan; hem gerçekçilik hem de doğa tasvirlerindeki masalsılık, ikilem oluşturmadan birleşmiş. Kitabı okurken, etkilenip "keşke bende orada olsaydım" dedim defalarca. Bu eseri edebi olarak çok bir beklentiye girmeden okumanızı öneririm; içinde yaşıyormuşcasına okuyun derim.
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.763 Oy)13.478 beğeni34.697 okunma3.458 alıntı146.821 gösterim
  • İnsan Neyle Yaşar
    8.4/10 (4.260 Oy)4.149 beğeni15.859 okunma1.408 alıntı76.953 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.363 Oy)19.134 beğeni43.592 okunma3.028 alıntı183.906 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.607 Oy)9.110 beğeni25.468 okunma1.538 alıntı127.485 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.928 Oy)8.889 beğeni26.433 okunma2.695 alıntı115.402 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.590 Oy)8.870 beğeni28.844 okunma851 alıntı140.333 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.686 Oy)5.790 beğeni19.757 okunma849 alıntı101.779 gösterim
  • Sefiller
    9.1/10 (4.335 Oy)5.124 beğeni17.043 okunma3.568 alıntı109.706 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.505 Oy)7.916 beğeni21.472 okunma4.029 alıntı130.129 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.325 Oy)9.290 beğeni25.770 okunma1.851 alıntı119.444 gösterim
‘’Değirmenimden Mektuplar’’ anı şeklinde yazılmış kısa öykülerden oluşuyor. Anlatıcımız şehir hayatının kargaşasından sıkılıp doğanın kalbinde yaşamak amacıyla bir değirmende yaşamaya başlıyor. Bize de oranın günlük hayatından, duyduğu ilginç hikayelerden, doğadan, yaşadıklarından bahsediyor. Anlattığı hikayelerde belli bir düzen yok; bir hikayede başka bir şeyden, ötekinde bambaşka bir şeyden bahsedebiliyor.
Özellikle doğa tasvirleri oldukça başarılı ve ayrıntılı şekilde yapılmış. Güneşin doğuşu, sürülerin evlerine dağılışı, çayırdaki otların rüzgarla savruluşu gibi detaylar gerçekten içimi ısıttı. Okurken, beton yığınlarının arasında yaşamak durumunda kalışımıza sık sık hayıflandım.
Yazarın anlattıkları çok derin şeyler değiller, okumadan önce onun bilincinde olmak lazım. Dediğim gibi günlük hayattan hikayeler ve doğa manzaraları oluşturuyor çoğunluğu. Ama özellikle ‘’İhtiyarlar’’ adlı hikaye etkiledi beni. Öyle içimizden bir hikayeydi ki… Karakterleri mutlaka size bir yerlerden tanıdık gelecek, birilerini anımsatacak. Kitabı okumayacak olsanız bile bu bölümü bulup okumanızı öneriyorum.
Herkese keyifli okumalar dilerim…
Milli Eğitim Bakanlığı 100 temel eser tavsiyeli bir kitap.Parisin gürültülü ortamından kaçıp doğayla iç içe olmak isteyen ve eski bir yel değirmeninin satın alınmasıyla başlıyor hikayeler.Yazarımız köylülerden duyduğu ve kendisinin gözlemleyerek anlattığı kısa kısa hikayelerden oluşuyor.Genellikle doğa konulu hikayeler bir bakıyorsunuz bir keçi konuşuyor,bir başka hikayede katır,çiçekler,yıldızlar ve tabii konuşmaktan çekindiğimiz zamanlarda yüreğimizden geçenlerin anlaşılmasını,bilinmesini isteriz ya işte yazar bazı hikayelerde susan yürekleri,gözleri konuşturmuş,gülüyorsunuz bir hikayede,sonrakinde üzülüyorsunuz,bir sonrakinde diğerine başlamadan önce kitap elinizde öylece düşünmeye başlıyorsunuz.Tavsiye ederim :)
bu kitap yazarın dünya çapında tanınmasına vesile olduğu söylenir. kitabı ismiyle ifade etmek isteseydim "provence'den (bir kasaba) hikayeler" olarak değiştirirdim. benim gibi niçin düşündüğünü de düşünen biriyseniz kitabı okurken biraz zorlanırsınız. çünkü olaylardan ziyade doğayı çok derinlemesine görselleştiriyor o kadar ki iyi bir ressam anlattıklarını resmetse 4k çekilmiş bir fotoğrafa eş değer bir görüntü elde ederdi kanaatimce. kısacası olaydan çok tasvire önem veriyorsanız bu kitabı okumak iyi bir düşünce olabilir.
Içerisinde kısa köy hikayelerini çok güzel betimleyerek içten bir şekilde yaklaşık 150 yıl önce anlatmış. Temel eserler arasında bulunuyordu es geçmeyeyim dedim. Okuduğuma değdi.
"2003 Mayıs'ının 24'ü. Oturmuş 'Mösyö Sögen'in Keçisi" için hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Ya Rabbi!"

Nazan Bekiroğlu'nun Yerli Yersiz Cümleler kitabında geçen bu bölümü okuyunca ben de "Mösyö Sögen'in Keçisi"nin hikayesini merak ettim ve bu öykünün bu kitapta geçtiğini öğrenip kitabı aldım. Ben Nazan hoca gibi hıçkıra hıçkıra ağlamadım ama kitapta yer alan öyküleri keyifle okudum. :) Özellik doğa tasvirleri çok güzeldi. Benim için dinlendirici, hoş bir kitap oldu. Sizlere de tavsiye ederim.

*Benim okuduğum kitap "Antik Batı Klasikleri"ne ait ve 128 sayfa. O yüzden bir de İş Bankası Yayınları tarafından yayınlanan 232 sayfalık basımını da alıp kütüphaneme eklemeyi düşünüyorum.
Herkese keyifli okumalar dilerim.
Değirmenimden Mektuplar, bir köye yeni taşınmış ve oradaki eski bir değirmende yaşamaya başlayan bir sığırtmacın çeşitli anılarından oluşuyor. Bölüm bölüm anılardan oluşan bu eserde doğa tasvirleri oldukça iyiydi. Zaten ana karakterimiz de doğayı, hayvanları çok seven bir yapıda olduğundan çevresinden edindiği izlenimleri yer yer masalsı bir anlatımla kendi gözünden bizlere yansıtmış. Örneğin dağların gölgesini ele almış, gölün üzerindeki ateş böceklerini ya da koyunların sessiz bakışlarını. Bu açıdan yeterince doyurucuydu;
Statik çocuk kitabı o yaşlarda okumuştum derin kültür içerir.Tavsıye ederim hikayeleri birbirinden güzel.Milli eğitimin 100temel eser içinde olması hoş ve güzel.
Kütüphanede ne okusam acaba diye raflarda dolanırken karşıma çıkan bu kitapta hikayeler hiçte yabancı gelmedi. Günlük köy hayatındaki işler, insanlar arasındaki ilişkiler, büyükler tarafından anlatılan komik, hüzünlü biraz gizemli aile içinde yaşananlar ya da etrafta olan bitenlerle ilgili bir şeyler dinliyormuşum gibi geldi.

Bilge kültür sanattan çıkan kitabı okudum ve en çokta kitabı çeviren Türkolog Sermet Sami Uysal'ı tanıdığıma memnun oldum. Ne yazık ki ismini bu kitapla duydum. Daudet'in, Değirmenimden Mektuplar kitabı onun en sevdiği çeviriymiş. Kitaba kendisinin Daudet'in kitaplarıyla nasıl tanıştığını, Fransızca çeviri yaparken nelere, neden dikkat ettiğini anılarıyla anlatmış yazar. Türkçeye, çevirileriyle, sözlükleriyle, tiyatro oyunlarıyla, kitaplarıyla emek vermiş bir insan. Allah rahmet eylesin.
"Katırların çifteleri her zaman bu kadar sarsıcı olmasa da, bizimki Papa'nın katırıydı, üstelik çiftesini yedi yıldır bugün için hazırlıyordu! Hiçbir şey kilisenin kindarlığını bundan daha anlamlı bir şekilde yansıtamazdı." İçinde birbirinden güzel öyküler olan kitap. Bir tanesi: Cornell Usta'nın bir değirmeni vardır . Sonradan köye un fabrikası açılır. Cornell usta bu işe çok sinirlenir. Hepsini anlatmayayım :)
Mutlaka her insan hayatının bir döneminde yalnızlaşmak kaçmak ister. Sesizlik ister kendini dinlemek duyabilmek için.Mektuplar yazar.Kendine.Ama mutlaka birini istiyecektir.Bu mektuplar ulaşsın birisi beni duysun...
"Katırların çifteleri her zaman bu kadar sarsıcı olmasa da, bizimki Papa'nın katırıydı, üstelik çiftesini yedi yıldır bugün için hazırlıyordu! Hiçbir şey kilisenin kindarlığını bundan daha anlamlı bir şekilde yansıtamazdı."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Değirmenimden Mektuplar
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
232
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053327738
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Les Lettres De Mon Moulin
Çeviri:
Sabri Esat Siyavuşgil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Değirmenimden Mektuplar
Değirmenimden Mektuplar
Değirmenimden Mektuplar
Değirmenimden Mektuplar
Değirmenimden Mektuplar
Alphonse Daudet (1840-1897): Tüccar bir ailenin çocuğu olan Daudet, ailesinin iflas etmesi üzerine eğitimini yarıda
bırakıp Paris’te edebiyat çevrelerine katıldı. Şiir, roman, hikâye, mektup, anı-mektup türlerinde eserler verdi. Değirmenimden Mektuplar ile dünya çapında ün kazandı. Gençliğinde yazlarını Fontvielle değirmeninde geçiren Daudet, bu eserde Provence hikâyeleri anlatır, bugün kaybolmaya yüz tutmuş bir kültür ve dilin edebî kaydını tutar. Genç Daudet’nin yazdığı, aradan geçen zamana rağmen, canlılığını asla yitirmeyen bu anı-mektuplar Sabri Esat Siyavuşgil’in muhteşem çevirisiyle Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’nde.

Kitabı okuyanlar 561 okur

  • Aslı Demirtaş
  • Beria
  • aurorette
  • Zonsime
  • Gökmen Ortaç
  • Se7en
  • Fatma serap
  • Hüseyin Düver
  • Zeynep
  • Esra Yıldırım

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.3
14-17 Yaş
%11.9
18-24 Yaş
%34.1
25-34 Yaş
%21.5
35-44 Yaş
%15.7
45-54 Yaş
%7.3
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%65.6
Erkek
%34.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%10.6 (14)
9
%12.1 (16)
8
%21.2 (28)
7
%19.7 (26)
6
%11.4 (15)
5
%9.1 (12)
4
%7.6 (10)
3
%3 (4)
2
%0
1
%3 (4)

Kitabın sıralamaları