Değişen Kentte Dini Hayat

·
Okunma
·
Beğeni
·
6
Gösterim
Adı:
Değişen Kentte Dini Hayat
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
356
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758950669
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Modern söylemler geleneksel dönemlerden ciddî farklılıklar içeren toplumsal değişimleri gerçekleştirmekte ve gündelik yaşamın her alanını içermektedir. Din de bu gelişmelerden etkilenmektedir. Zihinsel değişim sonucu değişen algı formatları dinin gündelik hayattaki kabul ediliş biçimlerine de yansımaktadır. Dolayısıyla birey bazında yaşanan durumlardan itikat-ibadet-ahlâk boyutuna kadar bir dizi değişim gündelik hayatın görünür yüzünde ortaya çıkmaktadır. Bir başka ifadeyle, bu çalışmada konjoktürel gelişmelerin, küreselleşmenin dinî-kültürel değişimlere etkisi, teknolojik-bilimsel gelişmelerin dinî anlamda iman, ibadet ve ahlakî temellerde neden olduğu değişimler ele alınmaya çalışılmıştır
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
/ Modernleşme-sekülerleşme sürecinde inkitaya uğrayan insan-kutsal ilişkisi, bireyin dinden uzaklaşmasına ve dine daha mesafeli davranmasına neden olmaktadır. Din eğitimi eksikliği de, mesafenin gittikçe açılmasını normalleştirmektedir. Bu anlamda modern algı medyayı da yedeğine alarak, dinin referans kaynakları hakkında toplumsal alanda var olan bilgiler ve sirkülasyonunda ciddî değişimlere neden olmaktadır. Özellikle geçmişin/dinî sosyal hayatın olumsuz imajlarla ele alınması, aktarılması, gündelik hayatta dinî tavır alışlara mesafeli bir duruşa ve gerginliklerin yaşanmasına neden olmaktadır.

Günümüzde Kutsal Kitap’la ilgili değişimlerde medyanın etkisi açıkça gözlemlenmektedir. Rayting amaçlı yayınlar toplum hayatında, saygının merkeze alındığı kutsal/kitap algısının geleneksel-kültürel kodlarının ve anlam haritalarının bozulmasına, kopmasına neden olmaktadır. Müftülüğe gelen sorular ülke insanının dinî temel referans kaynağı hakkındaki bilgi eksikliğini ve değişen algısını açıklığa çıkarmaktadır.

Kur’an hükümleri tarihsel mi?... Bu zamanda Kur’an hükümleri geçerli değilmiş, doğru mu?... Bugün hâlâ 1400 yıl önceki inananlar gibi mi olacağız, onlar gibi mi yaşayacağız?... Kur'an-ı Kerim eski ümmetlere, bizim dışımızdaki milletlere gelmiş, onların yaşamını hayatını belirliyor. Bizim ona uymamız şart mı?... Kur’an-ı Kerim’i peygamberimiz mi yazdı? Dualardan sonra ““el-Fatiha” deniliyor. Bu ne demek ve o zaman ne okunur?... Salavat getirin denilince ne okunur?... Dualarda. “mağripten maşrika" deniliyor. Bu demek?
Ünlü sosyolog ve teorisyen Weber de, insan zihniyetinin oluşumu ve değişiminin en önemli etkenini din olarak tespit etmiştir. Dinin toplumsal işlevine de dikkat çekerek, “Din toplumda önceden var olan yapıyı/geleneksel, onaylayarak veya dönüştürerek yeni bir zihniyetin temellerini atar”29 demektedir.

Bir başka ifadeyle din, insanın Yaratıcı-insan-toplum ve fizikî çevreye karşı genel bir bakış tarzının içeriğini oluşturarak bireysel ve toplumsal zihniyetin gelişmesinde etkili olmaktadır. Bu durumda din, insanın Allah/Yaratıcı-insan-kâinat bağlamındaki ilişkilerini düzenleyen ve temel problemlerini meşru bir değer hükmü vererek çözmeyi hedefleyen tek sistem olmaktadır. Böylece din tarafından müntesibi olan insanın hakikat/dünya tasavvuru oluşturulurken eşyaya ve olaylara bakış tarzı da belirlenmektedir.
Dinin -özelde de İslâm dininin- sağladığı ortak paydalardan oluşan sosyal destek, aynı zamanda mutlu ve huzurlu bir hayatın da kaynağı olmaktadır. Son zamanlarda yapılan topluma yönelik araştırmalarda da, dinin önemi bir kez daha gözler önüne serilmektedir. Sağladığı sosyal destek yanında dine inanmanın bizatihi kendisi, insan için mutluluğun kaynağı olarak görülmektedir.

Yapılan araştırmalarda, Allah’a yakın olmayı hissetmenin insanın mutluluk ve memnuniyetiyle birebir bağlantılı olduğu ortaya çıkmaktadır.42 Sosyologlar da ibadetleri, dinî tecrübe ve diğer dinî davranış biçimlerini insana maddî/manevî destek sağlayan bir tür sosyal ilişkiler kümesi olarak ifade etmektedir.” Dinî inançlar ve ibadetler ayrıca insanı mutlu edecek olan kontrol hissini ve iyimserliğini de arttırmaktadır.
--------

41 Islâm inancı üzerine yapılan araştırmada Durkheim'ın, sosyal bütünleşmeyi daha yüksek oranda sağlayan dinlerin intiharı azaltması gerektiğine dair düşüncesi doğrulanmıştır. İslâm'da ritüellerin bol olduğu ve bireyin grup kabullerini önemsediği yapı olarak değerlendiren Simpson ve Conklin'in (1989) 71 ülkeye ait verileri inceledikleri çalışmalarında, uluslarda Müslüman nüfusun ağırlığı arttıkça intiharların azaldığı görülmüştür. Kemal Sayar, Ruhun Labirentleri, s. 125.

42 ABD'de Müslüman-farklı dinlerden olanlar arasında ramazanda bir gün oruç tutma seansları yapılıyor. Ve oruç tutanlar bireysel tecrübelerini gün sonunda yapılan toplantıda açıklıyorlar. Daha çok fakirleri anlamak üzere kurgulanan konuşmalar dikkati çekiyor. Yalnız daha iki gün önce Müslüman olan bir genç kızın açıklamaları dinleyenleri kendine getiriyor: “Ben,” diye söze başlıyor genç kız. “fakirleri filân hiç düşünmedim. Fakirler aklıma gelmedi. Sadece Allah'a yaklaştığımı hissettim. Hayatımda ılk defa Allah'a bu kadar yakındım. Dünyada hiç fakir kalmasa oruç tutmayacak mıyız?" Fatma K. Barbaros, “Bayram Ederler Yar He...", Yen! Şafak, 21 Ocak 2005.

43 Bu sonuca, dinin farklı yönlerinin ayrı ayrı etkilerini ortaya çıkarmak için uygulanan çoklu regresyon analizleriyle ulaşılmıştır. Kirkpatrick, 1992; Dull and Skokon; Benjamin B. Hallahml, M. Argyle, a.g.m., 1995, s. 456.
Sekülerleşmenin etkilediği ve değiştirdiği algı/değer olgusundan en çok ritüeI/ibadet algısı etkilenmektedir. Yaratıcıyla kulun ilişki biçiminin sembolik ifadeleri olan ritüeller İslâm'da, dinin öğreticisi/tatbîk edeni olan bizzat peygamber tarafından tarif ve tatbik edilerek örneklendirilmiştir. Dolayısıyla dinî anlamda formel ibadetlerde yüzyıllara tekabül eden bir gelenek/mütevatir“ oluşmuştur.

Günümüzde ise sekülerleşmenin de etkisiyle, ibadetlerin dinî/geleneksel kabul ve şekillerinde değişmeler veya değiştirme talepleriyle karşılaşmaktayız. Nitekim seküler bir toplum örnekliği açısından, Almanya'da yaşayan ikinci kuşak göçmen/Müslümanların arayışları tespitimizi doğrulamaktadır.

Prof. Klausen’e göre, “Ikinci kuşak arasında bilinçli (!) bir İslâm arayışı bulunmaktadır. Müslümanlar ritüellerden uzak etnik doktrinlerden arındırılmış saf imarı (!) olan bir Islâm anlayışını benimsemektedirler."65

Klausen’in ritüelden arındırılmış dini bilinçli İslâm olarak ifade etmesi, sekülerleşme-dünyevîleşme algısının oturduğu zemini göstermesi açısından dikkat çekicidir. Bu değişim, ibadetlerin şekil ve vaktini tayin eden Peygamber/sünnet ilişkisinde de kırılmalara neden olmakta ve ritüeller anlamında toplumsal-tarihsel süreklilikte inkıtalar yaşanmaktadır. Müftülüğe gelen sorularda da değişim bütün boyutlarıyla açığa çıkmaktadır.

Kur’an’ın mealinde namaz üç vakit diyor, siz neden beş vakit kıldırıyorsunuz, bizi niye kandırıyorsunuz? Kur'an'da kaza namazı diye bir şey yok, Hz. Peygamber (sav) de hiç kılmamış, siz niye kıldırıyorsunuz?“ Türkiye’de neden cenazeyi yakma sisteml yok, ben Müslüman’ım ama cesedimin yakılmasını istıyorum!
Dünya hayatında aslolan, içinde bulunulan hal değil hayatta/canlı olmaktır. Çünkü ancak hayatta olan insan ibadet eder ve ibadet eden insan da dünya hayatını anlamlandırmaktadır. Bu durumda insanın içinde bulunduğu her hal olumlu değer olurken, bütün olumsuzluklara rağmen umudun kaybedilmemesinin tavsiye edilmesi de anlamlı, ikna edici temellere dayanmakta, bir başka ifadeyle onları açığa çıkarmaktadır.’(bk. Zümer,53) İnsanın yakın çevresi de problemin çözümü içinde değerlendirilirken, kazanımları olaya bakış tarzları ve yaklaşımlarına ait kılınmaktadır. Böylece, ötenazi isteyen hastaların en belirgin şikâyetleri olan yalnızlık da önlenmektedir. Dolayısıyla dinî anlamda problemin çözümü olasılık değil umut konsepti içinde ifade edilmektedir. Her ne surette olursa olsun insanın ölmeyi istemesi ve ölmesine yardımcı olmak katl olarak değerlendirilmekte ve yasaklanmaktadır. Ülkemizde ötenazinin pek talep edilmemesini de bu kalbî-zihinsel şekillenişe bağlayabiliriz.133
Dünyevîleşmenin insan merkezli dünya/âlem tasavvuru, Yaratıcı-kul iletişiminde ciddi anlamda sapmalara neden olmaktadır. Dinin tanımladığı insanın varoluş amacı ve hedefi tamamen değişerek bütün gerçeklik dünya hayatıyla sınırlandırılmaktadır. Dolayısıyla eşyanın/dünyanın kendisi sabitleştirilerek dünyevî merkezli bir kalıcılık düşüncesi insanın hâkim tasavvurlarından biri haline getirilmektedir. Insanın düşüncesi, bakış açısı, eşyanın arka planını, zatını anlamadan uzaklaştırılmaktadır.

Böyle bir zihni şekilleniş, insanı sadece zevk peşinde koşan ve tutkularını esas alan bir varlık haline getirmektedir. Çünkü dünyevîleşmenin cazibesi, çekiciliği, hikmet ve irfandan uzaklaşıldığı anda insanı onun çekim alanı içine sokmaktadır. Artık insan için her türlü şartlarda hazzı gerçekleştirmek tek gaye olmakta, bir başka ifadeyle normalleşmekte ve meşruiyet kazanmaktadır."ı
Geleneksel toplumlarda din,sosyal hayatın en tepe noktasında yer almakta ve topluma ait bütün sosyo-kültürel faaliyetlere yön vermektedir. Modern toplumda ise bu durum tamamen değişerek, kutsalla-kutsal dışı arasındaki ayrımın gereği oluşan laikleşme sürecinde ferdileşerek özel alana hasredilmektedir. Bu bağlamda din bir vicdan, şahsî bir tercih meselesi haline gelmektedir. Modern toplumsal kabullerde dine, dindarlığa, özellikle dinî davranış biçimlerini yerine getirenlere karşı tenkitçi tarzda, küçümseyerek yaklaşılmakta ve hatta inançsızlılda/hurafe karakterize edilmektedir.57

Dinin gündelik hayat içindeki fonksiyonelliğini gösteren ritüellerin kamufle edilmesi, görünür alanın dışına çıkartılması algısı, daha ileri boyutlarda dinî tavır alışların ve ibadet mekânlarının yeniden düzenlenmesi talepleri -camilerin müze şeklinden ayakkabıyla namaz kılmaya kadar-gibi gündem oluşturan durumlara tanık olmaktayız.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Değişen Kentte Dini Hayat
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
356
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758950669
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Modern söylemler geleneksel dönemlerden ciddî farklılıklar içeren toplumsal değişimleri gerçekleştirmekte ve gündelik yaşamın her alanını içermektedir. Din de bu gelişmelerden etkilenmektedir. Zihinsel değişim sonucu değişen algı formatları dinin gündelik hayattaki kabul ediliş biçimlerine de yansımaktadır. Dolayısıyla birey bazında yaşanan durumlardan itikat-ibadet-ahlâk boyutuna kadar bir dizi değişim gündelik hayatın görünür yüzünde ortaya çıkmaktadır. Bir başka ifadeyle, bu çalışmada konjoktürel gelişmelerin, küreselleşmenin dinî-kültürel değişimlere etkisi, teknolojik-bilimsel gelişmelerin dinî anlamda iman, ibadet ve ahlakî temellerde neden olduğu değişimler ele alınmaya çalışılmıştır

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • Muhammet Ali

Kitap istatistikleri