Deli Dumrul'un Bilinci (Türk İslam Ruhu Üzerine Bir Kültür Psikolojisi Denemesi)

·
Okunma
·
Beğeni
·
347
Gösterim
Adı:
Deli Dumrul'un Bilinci
Alt başlık:
Türk İslam Ruhu Üzerine Bir Kültür Psikolojisi Denemesi
Baskı tarihi:
Şubat 2013
Sayfa sayısı:
254
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753421559
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Türklerin tarihindeki en önemli dönüm noktasının İslamiyet'in kabulü olduğu konusunda hemen tüm tarihçiler birleşir. Ancak animist-şamanist eski Türk topluluklarının İslamiyet'in zorlayıcı gücüyle karşılaştıklarında yaşadıkları ve hiç kuşkusuz ülkemizin bugününde de etkisini sürdüren sancılı/coşkulu geçiş sürecinin yeterince irdelendiği söylenemez.
Psikiyatr Bilgin Saydam, bir psiko-mitoloji denemesi olarak tanımladığı yapıtında, yöreselde evrenseli, tekilde tümeli yakalama kaygısı ile eski Türk halk edebiyatının ustalık ürünü eserlerinden Dede Korkut Kitabı'nda yer alan "Deli Dumrul Boyu"nu Türklerin tektanrılı dine geçiş sürecinde yaşananların yansıması olarak ele alıp yorumluyor.
Bireysel boyutta her ölümlünün yaşaması mümkün ve "gerekli" bir sarsıntının, bireyin dünyaya, öznel gerçekliğin dış gerçekliğe, bireysel erkin evrensel düzene çarpışının öyküsü olan "Deli Dumrul Boyu", aynı zamanda bu geçiş sürecinin kahramanları olan atalarımızın ve bizlerin de öyküsünü anlatıyor. Bilgin Saydam'ın deyişiyle "Anacıl Eylemlilik ile Ata Erki Arasında Sıkışmışlığın Kahramanı" Deli Dumrul'un serüveni günümüz Türk-İslam ruhuna dek uzanan sürecin ipuçlarını veriyor.
Kitabın bu ikinci basımı, yazar tarafından gözden geçirilmiş ve açıklayıcı notlarla zenginleştirilmiştir.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Dumrul'un en ağır suçları "Allah'ı tanımaması" ve kendi insan gücünü abartarak bir nevi "Allah'a şirk koşması"dır. Sonuç Allah'ın gazabıdır. Dumrul'u kurtaracak olan artık yalnızca mutlak güç karşısındaki âcizliğini bilmesi ve tövbe etmesidir. Benzeri bir olguya Kırgızların "Er Manas Destanı"nda rastlıyoruz: "Alp Manas bir savaşta yaralandığı zaman: 'Başkaları Tanrı Tanrı dediklerinde ben kendim tanrıyım derdim. Meğer tanrı başka imiş,' diye tövbe ediyor" (înan 1991). Alp Manas'ın bu yaşantısı, aynen Dumrul'un yenilgisi ve tövbesi gibi hem bireysel-psikolojik, hem de toplumsal-kültürel düzlemlerde yorumlanabilir.
Peygamber kendisine sevgi ve ilgisini en çok hak eden kişiyi soran sahabeye, üç kere üstüste "Annen, annen, annen!" diye yanıt vermiştir (Afifi 1992, Schimmel 1995).
İslam'ın, anacıl-animist Türklere sunduğu önemli bir olanak vardı: Babacıl (tinsel) inanç sistemine - zorlayarak da olsa- bir kapı açıyordu. Babacıl yaşam felsefesi, dişil ilkeden, doğa bağımlılığı, kan ve soy bağından uzaklaşma, özerkleşme, bireyselleşmeyi içerir: Allah karşısında tek başına sorumlu olmanın gerektirdiği inanç ve ibadetin belirleyeceği bireysel kimlik, aile ya da boy kimliğinin; "din kardeşliği", "kan kardeşliğinin yerine geçecekti:
Yapılan dini ibadetler ancak onu yapanı kurtarır, ne başkasına şefaat, ne de
onun günahını yüklenme vardır... Şahıs, varlığın, benlik ile benlik olmayan'ı birbirinden ayıran hudutların açıkça şuuruna vardığı, toplumun fertlerinin birbirine bağlılığında (ümmetin mütesanit bir üyesi olarak) kendi irade serbestisi münasebetini objektif olarak kavradığı bir tekâmül anıdır (Lahbabi 1972).
Büyüme, kazanımlarla birlikte kayıplar da demektir. Çocuğun, erişkinler dünyasına yaklaştığı her aşama, bir "eski"yi terk etmek, "yeni"nin gereklerini özümsemek zorunluğunu getirir. Başlangıçta "her şey" demek olan ilksel ilişki, yani anneyle birliktelik yaşantısı, zamanı geldiğinde "eski"de bırakılacak bu yaşantıların en önemlisidir. Preoidipal dönemden çıkış aynı zamanda bir çatışmayı da getirir: Oidipal çatışma. Erkek çocuk annesinden giderek uzaklaşmak zorunda kalırken, bir üçüncü şahsın, yani babanın, anneyle ilişkisinin daha kararlı ve dengeli olabildiğini, bazen babanın kendisine tercih edildiğini görür. Anneyle bağını kopartmak istemeyen erkek çocuk, bu bağı babasının yerine geçerek farklı bir düzlemde sürdürmeyi arzular. Bunun için de babasıyla bir rekabet ilişkisine girecek, onu ortadan kaldırmayı düşleyecektir. Ancak baba kendisinden daha güçlüdür ve çıkacak çatışmada çocuk büyük olasılıkla babası için kurguladığı sona katlanmak zorunda kalacaktır. Arzu ve korku arasındaki bu ikilem oidipal çatışmanın çekirdeğini oluşturur. Oidipal çatışmanın çözümü erkek çocuk için babasıyla özdeşim üzerinden gerçekleşir (Brenner 1993).
[Ataerkil] ailede kadının yaşlılıktaki tek güvencesi, oğlu ya da oğulları; kurabildiği tek egemenlik ise genç kadınlar, özellikle de gelinler üzerindeki egemenliktir. Oğullar egemenlik elde etmede kritik olduklan için, onların ömür boyu anneye sadakatini sağlamak da aynı derecede kritiktir. (Ümit Meriç Yazan da "Akdeniz kültür çevresinde" ana-oğul ilişkisinin ayncalığını korumaya devam ettiğini belirtirken ilginç bir karşılaştırma öğesine dikkat çekmektedir: "Anne için oğlu tek şansıdır. Aşağı olan statüsü onunla yükselecek, sosyal bir varlık olarak tanınacak, kendisine kadın olarak gösterilmeyen saygı anne olarak gösterilecektir. Bu yüzden anne, bazen acı içinde oğlunu, babasının bir rakibi haline getirecektir. Belki de anne-oğul, baba-oğul ilişkilerindeki bu rekabet Oedipus kompleksinin tersi ve tamamlayıcısı olan, İran'ın, oğlunu bilmeden öldüren destan kahramanı Rüstem in şahsiyetinde bulunabilir...") Dolayısıyla yaşlı kadınlann (kaynanalann), kan-koca ilişkisini önemsiz kılmak ve oğulun esas ilgisinin başkasına kaymasını önlemek için, gençler arasında romantik aşkın doğmasını engellemek açısından genel olarak düzenle işbirliği yapmada çıkarlan vardır. Bu durum, aynca, ataerkil düzenin yeniden üretimine kadınlann katılımını da açıklamaktadır... (Berktay 1996).
Benliğinin özdeştiği büyüklenmeci/tümgüçlü kendiliğiyle Dumrul'un önce "yaşam"a ve "ölüm"e diklenmesi, acı bir deneyimin ardından geri adım atması, insan ve Tanrı arasındaki mücadelenin, insanın varoluşunun hiçliğini anlamasıyla sonlanmasıdır. Yaşam, ölüme doğru bir koşudur. Ölümün kaçınılmazlığının farkındalığına, kendini tümgüçlü zanneden büyüklenmeci kendiliğin yenilgisi, ve boyun eğmenin utancı, her şeye rağmen yine de öleceğinin bilinci eklenir (Kerenyi 1975).

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Deli Dumrul'un Bilinci
Alt başlık:
Türk İslam Ruhu Üzerine Bir Kültür Psikolojisi Denemesi
Baskı tarihi:
Şubat 2013
Sayfa sayısı:
254
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753421559
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Türklerin tarihindeki en önemli dönüm noktasının İslamiyet'in kabulü olduğu konusunda hemen tüm tarihçiler birleşir. Ancak animist-şamanist eski Türk topluluklarının İslamiyet'in zorlayıcı gücüyle karşılaştıklarında yaşadıkları ve hiç kuşkusuz ülkemizin bugününde de etkisini sürdüren sancılı/coşkulu geçiş sürecinin yeterince irdelendiği söylenemez.
Psikiyatr Bilgin Saydam, bir psiko-mitoloji denemesi olarak tanımladığı yapıtında, yöreselde evrenseli, tekilde tümeli yakalama kaygısı ile eski Türk halk edebiyatının ustalık ürünü eserlerinden Dede Korkut Kitabı'nda yer alan "Deli Dumrul Boyu"nu Türklerin tektanrılı dine geçiş sürecinde yaşananların yansıması olarak ele alıp yorumluyor.
Bireysel boyutta her ölümlünün yaşaması mümkün ve "gerekli" bir sarsıntının, bireyin dünyaya, öznel gerçekliğin dış gerçekliğe, bireysel erkin evrensel düzene çarpışının öyküsü olan "Deli Dumrul Boyu", aynı zamanda bu geçiş sürecinin kahramanları olan atalarımızın ve bizlerin de öyküsünü anlatıyor. Bilgin Saydam'ın deyişiyle "Anacıl Eylemlilik ile Ata Erki Arasında Sıkışmışlığın Kahramanı" Deli Dumrul'un serüveni günümüz Türk-İslam ruhuna dek uzanan sürecin ipuçlarını veriyor.
Kitabın bu ikinci basımı, yazar tarafından gözden geçirilmiş ve açıklayıcı notlarla zenginleştirilmiştir.

Kitabı okuyanlar 11 okur

  • *ilge
  • piktobet
  • Hatice Aktepe
  • Kübra Kılınç
  • Hazal
  • Gülden
  • Sibel U.
  • Gökhan Gümüşbaş
  • Betül Gün
  • Biri

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0