·
Okunma
·
Beğeni
·
13.872
Gösterim
Adı:
Deli Kurt
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754378016
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken
Baskılar:
Deli Kurt
Deli Kurt
Deli Kurt
"Deli Kurt", Osmanlı tarihinde Yıldırım Bayazıd'dan sonra "Şehzadeler Kavgası" diye anılan devrin tarihî bir romanıdır. Bir bakıma göre de "Bozkurtlar"da başlayan Orta Asya'daki hayat kavgasının yeni vatan Anadolu'da devamıdır. Şehzadeler arasında süren ve tafsilâtı henüz yeterince aydınlanmamış bulunan çarpışmada Yıldırım'ın oğulları hayat ve taht mücadelesinin hem kahramanca, hem şairane, hem de sefîhane bir örneğini vermişler ve birbiri ardınca hayata veda ederek meydanı içlerinden birisine bırakmışlardır. Bunlar arasında en talihsizi ve hayatı en az bilineni İsa Çelebi'dir. Deli Kurt, İsa Çelebi'nin meçhul bir oğlunun dramıdır. Bu dram daha sonraki asırlarda daha büyük bir şiddetle sürüp gidecek ve yüzlerce şehzadenin hayatına mal olacaktır. Romanda görülen parlak bakışlı, gözlerine bakılamayan kız, hayalî bir tip değildir. Zamanımızda Muğla köylerinden birinde böyle bir kız yaşamıştır ve belki de hâlâ yaşamaktadır. Roman yazarı, bu parlak ve büyülü bakışları beş yüz yıl öncesine götürmekle esere çeşni vermekten başka bir şey yapmamıştır.
250 syf.
·2 günde·10/10
Tarihin tozlu yollarına yapılan bir yolculuğa çıkmak isteyenlerin okuyacağı, biraz mitolojik, biraz aşk ama fazlasıyla, Osmanlı döneminde ki hanedan mensuplarının can korkusuyla verdikleri karar ile birlikte Macar savaşı... Hepsi bu eser de can bulmuş...

Yıldırım Beyazıt'ın oğullarından, İsa Beyin oğlu, Şehzade Murad Han'ın hayatının anlatıldığı eser, insan üstü güçlere sahip, Gökçen'e olan aşkı ile esere farklı bir yön vermiş...

Taht savaşlarından dolayı bilmediğimiz gizli kalmış şehzadelerden biri olan Murat'ın sipahi olarak katıldığı hanedan ordusunda yükselişini, savaşlarda ki başarısını ve aile diye bildiği, Satı ana, Çakır ve Evren ile geçirdiği günleri, yeri geldi duygulanarak, yeri geldi tebessüm ederek okudum. Kitabın yazım dili o kadar sade ve anlaşılır ki nasıl bittiğini anlayamayacaksınız....
250 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Bu kitabı okumakta geç kalmışım gerçekten. Atsız'ın kitabı olur da sevilmez mi? Tabiki çok sevdim. :)
Gökçen ismine artık çok farklı bir gözle bakıyorum. Ne de güzel isimmiş. .
Deli Kurt ile Gökçen kızın aşkı bende iz bıraktı. Deli Kurt'un kahramanlıkları tüylerimi diken diken etti, beni çok etkiledi.
Bu kitapla birlikte resmen o dönemin içine giriyorsunuz. Film izler gibi kitap okuyorsunuz.
Atsız'ın daha çok ön plana çıkması gerektiğini düşünüyorum. Mutlaka okunmalı. :)
  • Bozkurtlar
    9.2/10 (1.145 Oy)1.219 beğeni2.851 okunma808 alıntı14.044 gösterim
  • Ruh Adam
    8.9/10 (1.778 Oy)1.812 beğeni4.954 okunma2.165 alıntı40.776 gösterim
  • Dalkavuklar Gecesi
    8.7/10 (503 Oy)470 beğeni1.451 okunma342 alıntı10.093 gösterim
  • Cengiz Han'a Küsen Bulut
    8.6/10 (820 Oy)793 beğeni2.537 okunma405 alıntı11.944 gösterim
  • Yolların Sonu
    9.0/10 (449 Oy)457 beğeni1.261 okunma1.157 alıntı9.140 gösterim
  • Cemile
    8.2/10 (1.285 Oy)1.103 beğeni4.495 okunma926 alıntı16.508 gösterim
  • Nutuk
    9.7/10 (2.447 Oy)2.564 beğeni6.578 okunma1.776 alıntı40.317 gösterim
  • Osmancık
    8.4/10 (944 Oy)897 beğeni3.943 okunma537 alıntı18.043 gösterim
  • Gün Olur Asra Bedel
    8.6/10 (2.257 Oy)2.409 beğeni8.665 okunma1.662 alıntı45.190 gösterim
  • Gazi Mustafa Kemal Atatürk
    9.0/10 (1.023 Oy)1.100 beğeni2.244 okunma2.223 alıntı22.478 gösterim
Adım sayesinde okuduğum bir kitaptır. ATSIZ ile tanışmama vesile olan bir eserdir. Okunması, anlaşılması keyifli olan bir eserdir. Herkesin okuması gereken bir kitaptır... Zevkle okunan bu eserde, tarihi olayların içine aşkı çok başarılı bir şekilde nakış nakış işlenmesi yönüyle takdire şayandır. Oldukça akıcı olan bu kitabı en kısa zamanda okumalısınız.


~Spoiler~

Roman 1403 yılında başlar. Osmanlı, Ankara Savaşı’nda yenilmiş ve bu yenilginin sonucunda şehzadeler kavgası başlamıştır. Bu şehzadelerden biri de İsa Beğ’dir. Murad’ın İsa Beğ’in oğlu olduğu bilinirse hiç de iyi olmayacaktır. Çakır Satı Kadın’ı ziyaretinde Bala Hatun’un da mezarını ziyaret eder. Bala Hatun, kocası İsa Beğ’in ölüm haberini aldıktan beş altı ay sonra vefat etmiştir. Deli Kurt’a isteğini sorunca, Çakır’ın yanında tımar ister, bu isteği de kabul edilir ve Deli Kurt sipahi olur. 1422’de padişah Mehmed Beğ vefat eder.Bütün sipahilere bir aylık izin verildiği zaman, Çakır Beğ, Evren ve Deli Kurt Satı Kadın’ı ziyaret ederler. Burada Satı Kadın onlara Gökçen Kız masalını anlatır. Bu masaldan Deli Kurt çok etkilenir. Yine Satı Kadın’ı ziyaret ettikleri bir günde adını Gökçen Kız masalından alan Gökçen Pınarının başında yemek yerlerken, uzaklarda Gökçen Kız’ı görürler. (Bu Gökçen Kız, masaldakinden farklıdır.) Gökçen Kız pınar başına su almaya gelmiştir. Geldiği zaman Deli Kurt ona bakar ve gözleri kamaşır. İnanışa göre Gökçen’in gözlerine bakan ya çıldırır ya ölürmüş. Gündüzleri peçe ile dolaşan Gökçen Kız’ın olağanüstü yetenekleri varmış. Elindeki "yada" taşı ile yağmur yağdırırmış. Yaptığı bir ilaç ile yaralıları iyileştirirmiş. O gece Deli Kurt, Gökçen’e tutulmuştur. Bir gece Yassı Tepe’nin ardında yaşayan Gökçen Kız’ı görmek için gider. Gökçen Kız kaval çalmaktadır. Deli Kurt’un amacı Gökçen’in gözlerini görmektir. Bütün bu olanların yanında asıl önemlisi Deli Kurt’un evli oluşuydu. Evliydi ama buna rağmen Gökçen Kız’a aşık olmuştu.Deli Kurt, Sırplara desteğe gelen Macarlara esir düşer. Aralarındaki mesafe çok uzak olmasına rağmen Gökçen Kız ve Deli Kurt birbirlerine kaval çalarlar ve biribirlerinin seslerini duyabilirler. Üç yıl süren esaretin ardından Gökçen’in uyarmasıyla Deli Kurt kaçar. İzledi Geçidi’nde Macarlara karşı yapılan savaş kaybedilir, bu savaşta Çakır ve Evren şehit düşerler.Deli Kurt, yanında Çakır’ın eşyalarıyla beraber Satı Kadın’ın yanına gelir. Burada Çakır’ın torbalarını açtığında mektuplar görür ve anlar ki kendisi Osmanlı hanedanına mensuptur ve İsa Beğ’in oğlu Murat'ı. Varna Meydan Savaşı yapılır. Savaşa katılan Deli Kurt bu savaşta ölmeyeceğini bilmektedir. Çünkü ona Gökçen öyle söylemiştir. Gerçekten de öyle olur Deli Kurt bu savaşta ölmez. Osmanlı ordusu savaşı kazanır. Evine dönen Deli Kurt, Gökçen’in, hanımının, çocuklarının ve Satı Kadın’ın sele kapılıp öldüklerini öğrenir. Artık yıkılmıştır, her şeyi bırakıp bilinmezliğe doğru yol alır….
250 syf.
·Beğendi·10/10
Yer yüzünde senden güzel görmedim
Gördüm dersem bil ki yalandır
Senden gayri yar diyipte sevmedim
Sevdim dersem bil ki yalandır

Gecemi gündüze düşürdüm sende
Böylesi bir sevda bilmedim ömrümce
Yaşadım seni her gün gönül doyunca
Yaşamadım dersem bil ki yalandır

Her gece yatmadan resmine bakıp
Gözlerine canımdan şiirler yakıp
Hasreti gecenin zifrine çakıp
Yatmadım dersem bil ki yalandır

Gönül derdi diye aşka derlermiş
Bu derdi en çok seven çekermiş
Bazen insan severken de gidermiş
Gitmedim dersem bil ki yalandır

Mevsimler aylar gelip geçti habersiz
Ben çok sensiz kaldım sende bensiz
Bir müptela ki bu eşsiz benzersiz
Tutulmadım dersem bil ki yalandır

Sonunda sende yandın bak bende
Bu yara ki çıkmaz artık canımda
Görüşürüz nasipse öte dünyada
Gelmem dersem bil ki yalandır

Semavi ne söylese yine az gelir
Ağlasa az gelir yansa az gelir
Dilerim ki ecel kuşu biraz tez gelir
Korkuyorum dersem bil ki yalandır

Semavi
250 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki ben Atsız'ın kitaplarını okurken büyük zevk alıyorum çünkü eserlerini okuduktan sonra düşünmeye ve araştırmaya teşvik ediyor bu yönüyle değerlendirdiğimiz zaman bence mükemmel bir edebiyatçı aynı zamanda oldukça iddialı..
Esere gelecek olursak Yıldırım Bayazıd'dan sonra başlayan Fetret Devrini ele almış ve bu zaman içinde pasif kalan İsa Çelebi'nin biricik oğlunun asıl kimliğinden habersiz olarak yaşamını sürdürmesini ve gerçeküstü güçlere sahip bir kıza aşık olmasını türlü türlü olaylarla anlatmış.
Dili gayet açık ve akıcı bir şekilde ilerliyor ayrıca eserin öğretici olması yadsınamaz daha önceki incelememde belirttiğim gibi ön yargıları bir kenara bırakıp kendisini edebi kişiliği ile değerlendirebilirseniz eserlerinde ki o büyük tadı alabilirsiniz ..
250 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10
Eser ile ilgili görüşlerime geçmeden önce Atsız Hoca hakkında okuduğum bir kaç hususa yer vermenin daha faydalı olacağı kanaatindeyim. Zira bu eser öyle alelade bir Osmanlı şehzadesinin sipahi hayatını anlatan hele ki amansız bir aşkı anlatan eser hiç değildir.

Atsız Hoca hayatı boyunca Türk Tarihi üzerine çalışmalar yapmış, sayısız makale yazmıştır ve verdiği eserlerinde de bu çalışmalarını etkileyici ve akıcı bir şekilde yansıtmıştır. Eserlerinde milli kahramanları, Türk mitolojisini, vatan-millet sevgisini, unutulmuş töre ve anânelerimizi çarpıcı ve güzel bir şekilde işlemiştir.

Atsız Hoca demek tarihçi, dilci, edebiyatçı ve daha fazlası demektir.

Atsız Hoca; çok önemli bir Osmanlı tarihçisidir. Osmanlı tarihine gereken önemi vermeye çalışmış ve bunu yaptığı çalışmalar ile de ortaya koymuştur. Döneminde inkılapçılık adına Osmanlı’yı inkâr edenlere de karşı çıkmıştır ve şöyle demiştir “Osmanlı İmparatorluğu Türkiye Cumhuriyeti'nin anasıdır. İnkılâpçı olmak için Osmanlı İmparatorluğunu inkâr etmeye, maziye sövmeye lüzum yoktur. O zaman inkılâpçı değil, mazisini inkâr etmiş piç oluruz.” (Atsız Mecmua 16, 15 Ağustos 1932: 88).

Atsız Hocanın çalışmalarına baktığımızda birisi çok meşhur olan “Âşık Paşazade Tarihi”dir. Atsız Hocanın tabiriyle “Âşık Paşaoğlu Tarihi”; Osmanlı’nın ilk yılları için en önemli tarihi kaynaklardan birisidir şüphesiz. Ve bu eserin ilk ilmi yayınını yapan kişi Atsız Hocadır.

Atsız Hocanın bir diğer çalışması , “Osmanlı Sultanları Tarihi”dir. Bir diğeri ise “Behcetüttevârîh”dir. Bu eserin ise Türklerle ilgili kısmını kendisi Farsça’dan çevirmiştir. Ayrıca yine Osmanlı tarihi ile ilgili başka kitap ve takvimlerin hazırlanmasında da büyük katkılar sağlamıştır. Şüphesiz Osmanlı ve Türk tarihi hakkında saymakla bitmez bir bilgi birikimine sahiptir Atsız Hoca.
Ve o sebeple eserleri bu birikim göz önüne alınarak okunmalıdır..

Atsız'ın benim için yeri çok ayrıdır, kendisini her zaman severek- saygıyla okurum.

Deli Kurt eserine geldiğimizde ise roman 1402 yılı Yıldırım Bayezıt ile Emir Timur arasındaki Ankara Savaşı ile başlayıp 1444 yılında 2.Murat komutasındaki Osmanlı ordusu ile Macar komutan Yanko emrindeki Macarlar ve diğer destekçileri arasında yapılan Varna Savaşı ile son buluyor. Roman Yıldırım Bayezıt'ın Ankara Savaşı'nda esir düşmesi ve oğulları arasında taht kavgasının başlaması ,oğullarından biri olan İsa Beğ'in oğlunun akıbetini selamete almak için saklaması ve çocuğun sıradan bir Osmanlı sipahisi olarak yetişmesini konu alıyor.

Romanda bir Osmanlı tımarlısının hayatına tanık olduğumuz kadar savaşçı bir halkın yaşam şekli, örf ve adetleri, efsaneleri, oyunları,insanları hakkında da fikir sahibi oluyoruz. Romanda bahsi geçen yerler, olaylar, efsanelerin hepsinin gerçeklerin bir izdüşümü olduğu muhakkak.. Romanın en can alıcı kısmı ise Karası Sipahisi Murad ile Varsak kızı Gökçen'in imkansız aşkı sanırım..
Atsız'ın bir Uygur efsanesinin izlerini sürdüğü bu imkansız aşkı okumak insana sevmenin ne kadar kutsal olduğunu bir kere daha gösteriyor.
Ve kadının kadim Türk tarihindeki değerini de bir kere daha vurguluyor.

Atsız'ı okuyanlar bilir anlattığı aşklar apayrıdır..
Benim 'Atsız'ın Sevdası' dediğim bir tabir var ,onun sevdaları imkansızın güzelliğini, değerini ve büyüklüğünü gösterir. Ruh Adam'da , Bozkurtlar serisinde ve şiirlerinde de bunu fazlasıyla hissederiz..
Ve bu eserde imkansız aşkın ve sevdiklerinin kaybının derin acısıyla son buluyor..

Biraz uzattım ama konu Atsız olunca üstün körü geçilmez bende.. Herkese keyifli okumalar dilerim, tarih bilinciniz açık olsun...
250 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Neden bilmiyorum bana puslu kıtalar atlasını hatırlattı. Halbuki alakası yok gibi görünüyor. Atsız hocanın akıcı üslubuna yakışan, bir yönü fantastik, okunası bir kitap. Bir Osmanlı şehzadesinin fetret döneminde kaybettiği kimliği ve sipahi olarak devam eden hayatı. İçinden çıkamadığı aşkı ve savaşları anlatılıyor.
250 syf.
·2 günde·9/10
"Kitabın konusuyla ilgili bilgiler içermektedir." ( Spoiler )

- Kitap öncelikle tarih ve aşkı birbirine bağlamış bir kurgudan oluşuyor. Osmanlı İmparatorluğu fetret devri döneminde geçiyor. Fetret döneminin sıkıntısını gayet başarılı şekilde hissettirmiş. Bu dönemin zorluğundan kaçırılan şehzadenin hayatını anlatıyor roman. Çocukluğunda Deli Kurt lakabını alıyor. Sonrasında orduda yükseliyor. Padişah'ın amcası olduğundan habersiz büyük görevlere yükseliyor. Burası romanın tarihi tarafını anlatan bölümdü.
- Romanın içinde aslında muhteşem bir aşk hikayesi yatmakta. Evli olduğu halde Gökçen ismindeki Uygur Türk’ü olan büyücü kıza aşık olması ve kavuşamama hikayesi tam bir dram. Hele en son bölüm beni çarptı geçti. Üzülmemek elde değil.
- Roman çok akıcı, sade, sürükleyici. Atsız yine üslubunu konuşturmuş. Bazı şahsi fikirlerini roman kahramanları üzerinden anlatmış.
- İçerisinde; aşk, tarih, savaş, vatan sevgisi, devlet görevi, kahramanlık, hainlik her şey var.
- Deli Kurt’un kahramanlıklarıyla bazen tüyleriniz diken diken olacak. O yaşanan aşk uğruna çekilen azap ve savaş uğruna vazgeçilen duygular ve hayatlarla gözleriniz dolacak. Deli Kurt’un bazı hikayeleriyle de güleceksiniz.
- Tarih sevenlerin, aşka inananların okuması gereken bir kitap. İsme ve ideolojik fikirlerine aldanıp okumayanlar adına kayıp diyorum. Sıkılmayacağınızdan eminim. Çok beğendim sizlere de tavsiye ediyorum.
240 syf.
·Puan vermedi
An itibariyle son Atsız romanını da okumuş bulunuyorum... Içimde bir boşluk, bir hüzün oluştu; sebebi, Atsız'ın romanlarını bitirmiş olmam mı, yoksa okuduğum kitabın verdiği hüzünden kaynaklı mı bilemiyorum...


Yine harika bir roman okudum, tarihi bir roman...
Bu kitaba Bozkurtlar'ın devamı gibi bakmak sanırım yanlış olmaz.
Asya'daki maceramızın, Anadolu'ya taşınmış hali diyebilirim.
Eserin içeriğine değinecek olursak (Spoiler içerebilir) kitap, Osmanlı döneminde, fetret devri ve sonrasını kapsayan bir zaman dilimi içerisinde geçiyor.
Yazar, Isa Çelebi'nin oğlu Murad'ın hikayesini anlatıyor bizlere.
Fetret Devri'nde başarılı olamayacağını anlayan Isa Çelebi, hamile eşini yakın adamlarından olan Çakır'a emanet eder ve onu güvenli bir yere götürmesi için talimat verir. Çakır, hatunu süt anasının köyüne yerleştirir....
Aradan zaman geçer, Fetret Devri biter, Mehmet Çelebi hükümdar olur, Murad büyümeye başlar, annesini kaybetmiştir ve bir şehzade olduğunu bilmiyordur, bunu ondan gizlerler çünkü katledilmesinden korkulmuştur. Murad, manevi annesi Satı Hatun'un oğlu Evren ile birlikte asker olurlar, başlarında Çakır Ağa'ları türlü maceralara atılırlar.
Murad köyünde bulunduğu esnada peri kızı olarak bilinen "Gökçen"in hikâyesini öğrenir.
Ve günün birinde de onunla karşılaşıp, ona âşık olur.
Gökçen, Uygur kökenli büyücü bir ailenin kızıdır ve gözleri o kadar güzel ve tehlikelidir ki ona bakamazlar, bakanlar da bir süre sonra akıllarını kaçırırlar, onun gözlerine ancak gerçek bir âşık bakabilir.
Gökçen ve Murad sevgili olurlar, Murad sipahi olduğu için sürekli savaşlara katılmak durumundadır.
Yine bir gün savaş için köyünden ayrılır, geri döndüğünde ise büyük bir sürpriz onu beklemektedir...

Kitabın sonunu söyleyip daha fazla ipucu vermek istemiyorum, sadece şunu söyleyim, sonu gerçekten beni etkiledi, beklenmedik bir sonla bizi ters köşeye yatırdı Atsız Beğ...

Ruh Adam, Bozkurtlar ve Deli Kurt, Atsız'ın bu üç romanı da beni çok etkiledi, severek okudum ve ilerki zamanlarda da tekrardan yine aynı coşkuyla okuyacağımı düşünüyorum.
250 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Bir başladı mı insan elinden bırakamıyor, her Atsız kitabında olduğu gibi. Gökçen'in güzelliği ve Murad'ın yiğitliği bir araya gelince insan büyüleniyor. Atsız Ata yapmış yine yapacağını. Kesinlikle okumaya değer.
250 syf.
Hüseyin Nihal Atsız'ın kitapları içinde çok sevdiğim bir romanıdır. Toplam 262 sayfadan oluşan, sonlara doğru okuyucuyu iyice saran bitmesini istemediğim bir romandır Deli Kurt.
••• Kitaplara sonradan hatırlamak üzere inceleme yazdığımdan bu kısım ipucu (spoiler, tatkaçıran, sürprizbozan) içerebilir. Kitapla ilgili daha genel bilgiler edinmek isteyenler bundan sonraki kısmı okuyabilir.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Deli Kurt, Osmanlı dönemindeki Fetret Devrini konu alır. O dönemde taht adaylarından biri olan İsa Çelebi, Yıldırım Bayezid'in oğludur. İsa Bey zamanla gücünü kaybetmeye başlayınca, hamile olan evdeşi Balâ Hatun'u en yakın ve güvendiği adamlarından olan Çakır'a emanet eder. Çakır'dan onu saklamasını ister. Eğer oğlu olursa da oğlunu bulup öldürmesinler diye gerçek kimliğini saklamasını ister. Çakır da çok sevdiği beyinin dediklerini yapar. Balâ Hatun'u süt anası Satı kadına emanet eder. Gizlice onun olduğu köye götürür. Satı kadın çeşitli savaşlarda büyük oğlu ve eşini kaybetmiştir. Şimdi iki yaşındaki küçük oğlu Enver'le yapayalnız yaşamaktadır. Balâ Hatun'u Satı kadına emanet ettikten sonra Çakır oradan ayrılır. Yıllar sonra Satı kadının yanına varınca Balâ Hatun'un, İsa Bey'in ölümünden kısa bir süre sonra hayata veda ettiğini öğrenir. İsa Bey'in oğluna dedesinin ismi olan Murad ismi verilmiştir. Ancak köyde ona at kullanışı ve coşkulu davranışları nedeniyle Deli Kurt denmektedir. Satı kadın Murad'ı kendi oğlundan ayırmadan yetiştirmiştir. Çakır köye geldiğinde, Enver'le Murad'ı çok beğenir. Onların okuması, bir sipahi gibi yetişmeleri için uğraş verir. Çünkü kendisi bir sipahi olduğu için tımarına birkaç yıl içinde iki kişi alması gerekmektedir. Kendisi de bu görevler için Enver ve Murat'ı layık görmektedir. Haklıdır da Murat ve Enver yaşıtlarına göre gayet iyi yetişmişlerdir. Murat 16'larında Osmanlı ordusuna girer ve bir süre sonra da sipahi olur. Çakır'ın yanından da ayrılmaz, sürekli beraberdirler ve Çakır ona sürekli akıl verir. Melek adında bir kızla da evlenmiştir Murad ve dört kız evladı olur. Yıllar sonra Murad yirmi dokuzundayken Çakır, Murad ve Evren Satı kadını görmeye giderler. Satı kadın oğullarını görünce pek sevinir ve onlara en sevdikleri yemekleri hazırlayıp Gökçen Pınarı'na giderler. Burada Gökçen Pınarı'na adını veren daha önce de efsane olarak duyduğu Gökçen kızla karşılaşırlar. Ancak bu kızın gözlerine bakılmaması gerekir. Çünkü o Türkmen köyündeki yaygın inanışa göre, Gökçen kızın gözleri zehirlidir, bakanı öldürür; öldürmese bile ölmüşten betere çevirir. Bunu bilmeyen Deli Kurt, Gökçen'in gözlerine bakmış ve gözleri kamaşmıştır. Ancak kimseye bunu diyememektedir. Bir süre sonra ona sevdalandığını anlar. Günlerden bir gün çeşitli olaylar neticesinde Gökçen kızın annesini bulur. Gökçen kızın annesi Gökçen'in de onu sevdiğini ancak sonlarını göremediğini söyler. Deli Kurt, seferlerden fırsat buldukça Yassı Tepe'ye Gökçen kızı görmeye gider. Zamanla Macarlarla yapılan bir savaşta esir düşer. Gökçen çok güzel bir şekilde kaval çaldığından Murad da kaval çalmayı öğrenmiştir. Esirlik yıllarınını kaval çalarak geçirir. Üç yıl esirlik hayatı yaşadıktan sonra bir gün oradan kaçmayı başarır. Herkes ondan ümidi kesmişken geri döner. Daha sonra Evren'i ve Çakır'ı da bir savaşta kaybeder. Günlerden bir gün Çakır'ın torbası kendisine verilince içinde kalan mektuplardan birini okur. İsa Çelebi'nin Çakır'a yazmış olduğu mektupta; eğer oğlu olursa onu yaşatmayacaklarını, bu nedenle onu kendisine emanet ettiğini yazmaktadır. Murad buna akıl sır erdirememektedir. Çünkü kendisine babasının adı Osman, annesinin adı ise Ayşe olarak söylenmiştir. Bu mektupları okuduktan birkaç saat sonra Deli Kurt'un bir oğlu olur. Ancak oğlunun doğumundan hemen önce Satı kadının kendisine yanlışlıkla verdiği bir kutuda babası İsa Bey'in, annesi Balâ Hatun'a yazdığı mektup vardır. Mektupta İsa Bey'in "... oğlum olursa adını Murad koy. Kosova'da şehit düşen dedemi bütün hanedanımdan kutlu sayarım. " cümlesini okuyunca parçaları birleştirir. Kendisinin bir şehzade olduğunu anlar. Oğluna da İsa adını koyar. Kendine ve oğluna zarar verilmemesi için de kim olduğunu gizli tutar. Seferlere katılır. Varna Meydan Savaşı'nda da Macar Kralı Ladislas'ı öldürdüğü için Padişah Murad Bey, Deli Kurt'u alay beyliğine yükseltir. Savaş dönüşü Deli Kurt, orduyu beklemeden hemen köyüne, tımarına, Gökçen'e dönmek için yola koyulur. Ancak kötü bir haber almıştır. Aralıksız yağan yağmur sonucu köyde sel olmuş, bütün köyü alıp götürmüştür. Selden sekiz on kişi kurtulabilmiş, Murad'ın evdeşi, kızları, Satı kadın da hepsi ölmüştür. Gökçen ve uşak Topuz Ahmed ise Murad'ın oğlu İsa'yı kurtarırken ölmüştür. Deli Kurt, herkese ayrı ayrı üzülmüş ancak Gökçen aklına gelince hepsinden daha çok üzülmüştür. Gökçen'in peri kızı olduğunu düşündüğü için ölümsüz olduğuna inanmaktadır. Onu bir yerde mutlaka göreceğini umarak tımarını, köyünü her şeyini bir kenara bırakarak yollara düşer.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Atsız'ın Ruh Adam kitabından aşina olduğumuz üzere yine mistik olaylarla bezediği bir kitap. 15. yüzyıla ait detayları, Anadolu yaşayışını çok etkili bir şekilde anlattığını düşündüğüm bir roman. Taht kavgasına sahne olacak diye düşünürken aşkı da içine alıyor. 'Ruh Adam' romanında olduğu üzere yine evlilik dışı bir aşkı konu edinmiş Atsız. Yine kadını olağanüstü özelliklerle bezeyerek tanımlamış. İçinde birçok duyguyu barındırıyor. Umudu, umutsuzluğu, kahramanlığı, vefayı, sadakati... Karakterler, savaş anları, duygu tasvirleri oldukça belirgin. Zihnimde canlandırmakta zorlanmadığım bir roman. Kitabın sonu Atsız romanlarından alışık olduğumuz şekilde sona eriyor. (İçimden "Olmasaydı sonunuz böyle" derim romanın sonu aklıma gelince). Kitabın içinde birbirinden güzel koşma ve şiirler de var. Bu şiirleri Atsız'ın şiirlerinin bir arada toplandığı "Yolların Sonu" adlı şiir kitabında da bulabilirsiniz. Değerli okurlara keyifle okumalar dileklerimle.
Babası fısıldadı:
- Asıl ölüm unutulmaktır.
Amcası ilâve etti:
- Unutmak da ölmektir.
İsa Beğ devam etti:
- Hayat birkaç hatıradır.
Balâ Hatun bitirdi:
- Hayat ölümün başlangıcıdır.
Hüseyin Nihal Atsız
Sayfa 42 - Ötüken

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Deli Kurt
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754378016
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken
Baskılar:
Deli Kurt
Deli Kurt
Deli Kurt
"Deli Kurt", Osmanlı tarihinde Yıldırım Bayazıd'dan sonra "Şehzadeler Kavgası" diye anılan devrin tarihî bir romanıdır. Bir bakıma göre de "Bozkurtlar"da başlayan Orta Asya'daki hayat kavgasının yeni vatan Anadolu'da devamıdır. Şehzadeler arasında süren ve tafsilâtı henüz yeterince aydınlanmamış bulunan çarpışmada Yıldırım'ın oğulları hayat ve taht mücadelesinin hem kahramanca, hem şairane, hem de sefîhane bir örneğini vermişler ve birbiri ardınca hayata veda ederek meydanı içlerinden birisine bırakmışlardır. Bunlar arasında en talihsizi ve hayatı en az bilineni İsa Çelebi'dir. Deli Kurt, İsa Çelebi'nin meçhul bir oğlunun dramıdır. Bu dram daha sonraki asırlarda daha büyük bir şiddetle sürüp gidecek ve yüzlerce şehzadenin hayatına mal olacaktır. Romanda görülen parlak bakışlı, gözlerine bakılamayan kız, hayalî bir tip değildir. Zamanımızda Muğla köylerinden birinde böyle bir kız yaşamıştır ve belki de hâlâ yaşamaktadır. Roman yazarı, bu parlak ve büyülü bakışları beş yüz yıl öncesine götürmekle esere çeşni vermekten başka bir şey yapmamıştır.

Kitabı okuyanlar 2.993 okur

  • Hakan Hamza UĞUR
  • Özge
  • FATİH ÇANDIR
  • Şahin aras
  • Emine KAÇMAZ
  • Fatih
  • KuzeyYıldızı
  • maNga'cı.
  • İbrahim Göksal
  • Durmus Trn

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%4.2 (41)
9
%2.8 (27)
8
%1.5 (15)
7
%0.6 (6)
6
%0.7 (7)
5
%0.2 (2)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları