Demirdağın KurtlarıHasan Erimez

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.079
Gösterim
Adı:
Demirdağın Kurtları
Baskı tarihi:
Ocak 2015
Sayfa sayısı:
520
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051552071
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
“Kağanımızın buyruğudur! Eli kılıç tutan, kargı tutan, çevik ve bahadır erler büyük orduya seçilmek için hazır olsunlar! Hazır olanlar büyük meydanda toplansınlar! Ulu Kağanımızın buyruğudur! Ergenekon’dan çıkıyoruz! Ergenekon’dan çıkıp ana yurtlarımıza dönüyoruz!”

Ergenekon; zor zamanda Türk’e yuva olmuş, ama asırlar geçtikçe Türk’ün o vücuduna sığmayan ruhuna dar gelmiş, o efsanevî, o kutlu yurt… Türk’ü azken çok eden, takatten düşmüşken yeniden muktedir kılan, unuttuğu mefkûresini benliğine yeniden nakşeden o mahfazalı, o bereketli yurt…

Hüseyin Nihal Atsız’ın yirminci asır Türk Edebiyatında edebî bir cezbeye ulaştırdığı millî-romantik ruhun yirmi birinci asırdaki aksini Hasan Erimez’in Demirdağın Kurtları romanında görüyoruz. Her Türk’ün âdeta ezbere bildiği Ergenekon Destanı’nı çarpıcı bir üslûp ve engin bir hayal gücü ile romanlaştıran Hasan Erimez, okuyuculara bir solukta okuyacakları Türk tarihinin nefes kesici o efsanevî dönemini sunuyor.

Töresini unutan, beğlerini, aksakallılarını ve en mühimi milletini dikkate almayan bir hakanın yol açtığı felâketler silsilesi, Türk’ü yok olmanın eşiğine getirmiş ve düşmanları karşısında Ergenekon’a sığınmak zorunda bırakmıştır. Ancak asırlar her yerde olduğu gibi Ergenekon yurdunda da işlemiş, Türkler Ergenekon’a sığamaz olmuş ve oradan çıkışın yollarını aramaya başlamışlardır. Çağan Kağan eşliğindeki Türkler tabiatın çetin şartlarıyla mücadele etmek zorunda kaldıkları nice arayışlardan sonra Ergenekon’dan çıkmayı başarmış ve kendilerini yok olmaya mahkûm eden düşmanlarıyla tek tek hesaplaşmaya başlamışlardır.
Ergenekon bir destan bir masal bu kadar abartma falan filan. kim ne derse desin. Yok olan bir nesli yeniden dirilttik hatta demirdağıda erittik. Derler ki Türk budununun ne zaman bası sıkışsa tanrı onlara yardim icin yeniden demirdagi eriten o çağan kagani (börteçine) o buduna gönderir ve milleti yeniden toplatırıp onu hemen yanina alir.. Gerekirse bin kere tekrar tekrar soyluycem unutmuycaz unutturmaya calisanlara inat! oyüzden ecdadi tanimak icin okunası bir kitap...
Genç bir yazarın ilk kitabı.

Ergenekon Destanı'nı kaleme aldığı, içinde muhteşem betimlemelerin bulunduğu, Türk'çe isim ve kelimelere özellikle önem gösterildiği elimi aldığımdan beridir bir sonraki sayfasını heyecanla beklediğim ve böylece kısa zamanda bitirebildiğim, sonuçta devamını beklediğim bir kitap olmuş.

Bazı okuyucular fazlaca yer alan betimlemelerden sıkılabilir lâkin bu betimlemeler sayesinde kendimi Ergenekon'da, Tanrı Dağları'nda, Ötüken'de bizatihi hissettim diyebilirim.

Kurgusu, dili, edebiyatı, teması ve anlatımı 10 üzerinden 10.

Bu güzel eserin ilk baskı ve imzalı olarak elimde bulunması ise benim için daha da keyif verici bir durum.

Hasan Erimez'in edebiyat sahasında yolunun açık olduğuna inancım tamdır.
Böyle tarihi kitaplar, milli bilinci oluşturacak kitaplar benim icin hep bir ayricaligi vardir ve daha cok okunmali daha cok bilinmeli ki sahip cikalim kulturumuze tarihimiz.. Bence tabi bu arada muhtesem bir eser..
Ergenekon destanı ancak bu kadar güzel anlatılabilir.Kitabı okurken gercekten savaş sırasında o hırsı,sevinçlerinde sevinci,üzüntülerinde üzüntüyü hissettim.
Türk'ün gücü ve azmi okudukça beni gururlandırdı ve kitabın bitmesini istemedim diyebilirim ve bunların hepsini tarih konulu kitapları sevmediğim halde hissettim bu yüzden de okuyacakların pişman olmayacağı muhteşem bir roman şimdiden okuyacaklar için iyi okumalar.
‘Börteçine kurdun adı
Ergenekon yurdun adı
Dört yüz sene durdun hadi
Çık ey yüz bin mızrağımız…’

Ziya Gökalp’in meşhur ‘Ergenekon’ şiirinin muhtemelen en bilindik mısraları yukarıdakiler. Ergenekon Destanı ise biz Türklerin milli hafızasında yer eden bir sözlü kültür unsuru. İşte Demirdağın Kurtlarında, Hasan Erimez bizi tam da bu mısraları konu edinen Ergenekon Destanına götürüyor. Nihayetinde Ergenekon bir destan; hem milli kültür öğesi olarak hem de bir edebi tür olarak bu böyle. Romanda da bu üslup ve bu dil kendisine fazlasıyla yer ediniyor.

Roman dört bölümden müteşekkil. İlkinde Türklerin bilgisiz ve kibirli kağanın da etkisiyle düşmanlarının hilelerine kanıp, tuzağına düşmeleri ve son fertleri de yok edilene kadar katledilmeleri var. Tabii bu kıyımdan kurtulan dört kişi var ve onlar Gökkurtun kendilerine yol göstermesi sonucunda Ergenekon havzasına gelip yerleşiyorlar. İkinci bölümde ise dört asır boyunca Türklerin burada çoğalmaları ancak özlerini ve mazilerini hiçbir zaman unutmamaları var. Çağan Kağan’ın önderliğinde demirden bir dağı eriterek Ergenekon’dan çıkıyorlar. Üçüncü bölüm ise Türklerin eski yurtlarını geri alış serüvenini anlatıyor. Bu arada kendine unvan almamış olan Çağan, Ergenekon’dan çıkıştan sonra Börteçine olarak adlanıyor. Kanlı savaşlar, ölüm kalım mücadeleleri ve elbette kahramanlıklar, ihanetler arasında dördüncü bölüme geliyoruz. Orada ise kutlu şehir, Ötüken’in geri alınış mücadelesi var.

Benim en az roman kadar ilgimi çeken baskın şey yazarın yaşı oldu. 1989 doğumlu olan Erimez, bu romanı yazdığında 25 yaşında imiş. Bu anlamda özel bir takdiri hak ettiği kanısındayım.

Romanda Atsız’ın eserlerinden aşina olduğumuz çok sayıda eski Türkçe kelime de bulunuyor. Tabii Atsız demişken orada biraz durmak lazım. Yazar muhtemelen sıkı bir Atsız okuru. Çünkü Demirdağın Kurtları hem dil/üslup hem de konu bakımından Atsız’ın Bozkurtlar serisine oldukça benziyor. Bilhassa romanın son birkaç sayfasındaki anlatım düpedüz Atsız’ı tekrar okuyormuşuz hissi veriyor. Oldukça güzeldi o sahneler…

Eğer Ergenekon Destanının havasından hoşlanıyorsanız okur adına bir handikap olabilecek olan o hacmine rağmen iyi bir roman bu; ama o hissiyatı çok da önemsemiyorsanız hoşlanmayabilirsiniz elbette.

Evet, Hasan Erimez, bir destanın destanını yazmış…
Demirdağın Kurtları romanında mevzu bahis olan konu Ergenekon Destanı‘dır. Temeli sağlam olan bu kitap ve yazar ilerleyen yıllarda adından sıkça bahsedileceğini tahmin ediyorum. Zannımca tarihi romanlarda eğer romana fazla bilgi koyarsanız kitap okuyucu sıkar. Tarihi romanlarda bilgi elbet olmadır lakin roman kavramını eklediğimizde bilgi kitabı değil bir tarihi roman olmalıdır. Tarihi bir olayı kurgulayarak ve romanlaştırarak okuyucuya sunmak gerekir. Tarihi romanın en büyük gayesi budur. İşte Hasan Erimez tarihi roman kavramını hem kendisi iyi kavramış hem de okuyucuya iyi kavramasını sağlamıştır. Ergenekon Destanı’nı romanlaştırarak destansı bir şekilde okuyucuya sunmuştur. Başta ifade ettiğim gibi eğer içinde fazla bilgi olursa o kitap tarihi roman alanına değil bir tarih kitabı alanına girer, işte Hasan Erimez’in Demirdağın Kurtları adlı eseri tam bir tarihi roman kavramına girmiştir. Demirdağın Kurtları sizi fazla bilgi ile yormadan Ergenekon Destanı’nı anlatıyor. Öncelikle inceleme de şunu belirmek isterim ki bu eser harika bir kurgu ve ziyadesiyle güzel bir anlatımıyla okuyucuyu yazarın kendi hayal dünyasına çekiyor. 520 sayfalık bu eser her sayfasında özgünlük, doğallık ve harika bir anlatım ile sizleri büyülüyor. Sayfa sayısına aldanmadan okumak ve bu harika destansı eseri tatmak size tavsiyemdir.

Demirdağın Kurtları romanını incelediğim yazım ektedir :)
http://www.neokuyorum.org/...demirdagin-kurtlari/
Yazarın genç olmasına rağmen Türkçesi oldukça rahat ve akıcı. Yazma aşamasında oldukça özenerek iş çıkarmış, yazım tecrübesi büyük yazarlara göre daha az olduğu için yorulduğu yerler dikkatli bir okuyucunun gözünden de kaçmıyor :) Arka yüzde Atsız Bey'den etkilenildiği yazıyor ama Ahmet Haldun Terzioğlu'na daha yakın hissettim. Aslında şu kısmı ayrıntılı anlatsa daha güzel olurmuş dediğim birkaç yer var ama buna rağmen hikaye kitabın sonuna kadar dengeli ilerlemiş. Kitabın başındaki tempo ne ise sonuna kadar aynı tempo devam ediyor. Kitabın sonlarına doğru yazarın daha şevkle yazdığını hissettim, sonlara doğru anlatım şekli daha hisli ve daha samimi geldi ve işin doğrusu bazı yerlerde göğsüme bir ağırlığın çöktüğü, boğazımın düğümlendiği yerler de oldu. O sayfaları dönüp dönüp tekrar okudum. Sonlara doğru giderek mükemmelleşiyor. Öyle ki, şu an spoiler vermemek için parmaklarıma zor hakim oluyorum :) Çıkarılacak güzel dersler de var. Orta Asyadaki zamanlarımız hakkında yazılan romanlardan hoşlanıyorsanız bu kitabın kütüphanenizde bulunmasında fayda var.
Türk Kağanının düştüğü hatalar ile birlikte gelen yenilgi ile Türk milletinin Ergenekon yurduna sığınmasıyla başlıyor kitap. Yıllar sonra ise artık sığmaz oldukları bu yurttan GökKurt'un öncülüğünde girdikleri gibi yine GökKurt'un öncülüğünde, asırlardır dilden dile yazıtlardan kitaplara geçen, destan olup hafızalara kazınan demirdağı eritip Ergenekon'dan ayrılıyor. Kitap da bana göre bu andan itibaren var olan heyecanı ikiye katlıyor ve daha aksiyonlu bir hale geliyor. Türk kültürü, şamanizm ile Gök Tengri inancı, ve Türk töresinden izlerle birlikte kitap Atsız Hocayla zirveye ulaşan milli-romantik ruhu çok güzel bir şekilde yakalıyor. Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen gerçekten başarılı bir kitap.
Ergenekon destanını yazar geniş bir hayal gücü ve harika bir üslupla anlatıyor bir solukta bitirilecek bir roman ortaya çıkmış. Türk buduna yuva olmuş efsanevi Ergenekon yurdu bu kadar güzel anlatılmamıştır.
Kitaba başlarken yazarın çok genç olması ve ilk romanından böyle bir eseri yazmasından dolayı acaba diye düşündüm. Fakat okudukça bir sonraki sayfayı sabırsızlıkla bekledim. Yazarın ellerine sağlık.
Roman o kadar akıcı bir dille yazılmış ki her sayfası akılda kalacak nitelikte.
4. Bölümden oluşan eserde Ötükenin nasıl yağı ellerine düştüğünün, Ergenekondan dağı nasıl eritip çıkıldığının ve Ötükenin tekrar Türk yurdu haline getirildiği anlatılmış. Türk tarihiyle ilgilenen kitapsever arkadaşlara tavsiyemdir. Pişman olmazsınız ☺
"Boşuna dememiş atalar:Kişinin ölümü,nasıl yaşadığını gösterir."
Hasan Erimez
Sayfa 336 - Ötüken yayınları
Şimdi ilenme(beddua etmek) çağı değildir! Hep ilendik, kin biriktirdik, öç duyduk. Ama ne yaptık? Ne kinimizi dindirebildik, ne de öcümüzü alabildik. Şimdi çağ, öç alma çağıdır.
Niçin yemiyorsun Beybolat?" diye sordu Çu-Hi. Beybolat kanlı gözlerini Çu-Hi'ye dikerek: "Leş sofrasından sırtlanlar aş yer." diye cevap verdi.
------------
"Ben od ile sınandım..."
"Kişi serin sularla sınanmaz!"
"Biz ayaklarımız ve canımız çıkmadıkça yağı(düşman) karşısında yere diz etmeyiz. Ben de senin karşında ne eğilir ne de diz çökerim. Eğer bunu yaparsam ihanet etmiş olurum. Törem böyledir..."
"Niçin yemiyorsun Beybolat?" diye sordu Çu-Hi. Beybolat kanlı gözlerini Çu-Hi'ye dikerek: "Leş sofrasından sırtlanlar aş yer." diye cevap verdi.
Bunca benzerlikten ötürüdür ki bunlar kendilerini kurtla eş tutar. Bir de tıpkı kurtlar gibi boyunduruk altında yaşayamazlar. Bir kurt evcilleştirilemez. Kurtlar yakalanacağını ve öldürüleceğini anladığı zaman kendisini boğarak öldürür, avcının eline bırakmaz. Ona bu zevki tattırmaz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Demirdağın Kurtları
Baskı tarihi:
Ocak 2015
Sayfa sayısı:
520
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051552071
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
“Kağanımızın buyruğudur! Eli kılıç tutan, kargı tutan, çevik ve bahadır erler büyük orduya seçilmek için hazır olsunlar! Hazır olanlar büyük meydanda toplansınlar! Ulu Kağanımızın buyruğudur! Ergenekon’dan çıkıyoruz! Ergenekon’dan çıkıp ana yurtlarımıza dönüyoruz!”

Ergenekon; zor zamanda Türk’e yuva olmuş, ama asırlar geçtikçe Türk’ün o vücuduna sığmayan ruhuna dar gelmiş, o efsanevî, o kutlu yurt… Türk’ü azken çok eden, takatten düşmüşken yeniden muktedir kılan, unuttuğu mefkûresini benliğine yeniden nakşeden o mahfazalı, o bereketli yurt…

Hüseyin Nihal Atsız’ın yirminci asır Türk Edebiyatında edebî bir cezbeye ulaştırdığı millî-romantik ruhun yirmi birinci asırdaki aksini Hasan Erimez’in Demirdağın Kurtları romanında görüyoruz. Her Türk’ün âdeta ezbere bildiği Ergenekon Destanı’nı çarpıcı bir üslûp ve engin bir hayal gücü ile romanlaştıran Hasan Erimez, okuyuculara bir solukta okuyacakları Türk tarihinin nefes kesici o efsanevî dönemini sunuyor.

Töresini unutan, beğlerini, aksakallılarını ve en mühimi milletini dikkate almayan bir hakanın yol açtığı felâketler silsilesi, Türk’ü yok olmanın eşiğine getirmiş ve düşmanları karşısında Ergenekon’a sığınmak zorunda bırakmıştır. Ancak asırlar her yerde olduğu gibi Ergenekon yurdunda da işlemiş, Türkler Ergenekon’a sığamaz olmuş ve oradan çıkışın yollarını aramaya başlamışlardır. Çağan Kağan eşliğindeki Türkler tabiatın çetin şartlarıyla mücadele etmek zorunda kaldıkları nice arayışlardan sonra Ergenekon’dan çıkmayı başarmış ve kendilerini yok olmaya mahkûm eden düşmanlarıyla tek tek hesaplaşmaya başlamışlardır.

Kitabı okuyanlar 36 okur

  • Ahmet Bilal Tan
  • Suat GÖK
  • Gökhan MAHADİN
  • Cafer Ceviz
  • Atahan Aslan
  • Türkçü Katun
  • Ender Çınar
  • Hakan YILDIRIM
  • Öktem kuşçu
  • Derya

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.3
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%33.3
25-34 Yaş
%25
35-44 Yaş
%25
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%8.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%37.5
Erkek
%62.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%47.6 (10)
9
%33.3 (7)
8
%14.3 (3)
7
%4.8 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0