·
Okunma
·
Beğeni
·
3.741
Gösterim
Adı:
Demiryolu Serserileri
Baskı tarihi:
2 Haziran 2018
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
6052223147
Çeviri:
Osman Çakmakçı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bordo Siyah
Baskılar:
Demiryolu Serserileri
Demiryolu Serserileri
Demiryolu Serserileri
Demiryolu Serserileri
Demiryolu Serserileri
Jack London'nun "Beyaz Diş" den sonra okuduğum ikinci romanı "Demir Yolu Serserileri" kitap gerçekten harika kısa olmasaydı keşke bir serserinin hayatı yaptığı dilencilik hırsızlık acımasızlıklarla dolu dünyasını anlatıyor tren maceralarını ülkeden ülkeye kaçması aşırı uyanık biri olması her şeyi dobra dobra anlatması çok güzeldi, serseriyi oldukça sevdim tavsiye ederim keyif verici bir roman.
"Sonraki iki gün içinde hiçbir şey yemedim ama üçüncü günün sonunda dilendiklerimle karnımı doyurabildim." cümle bunun gibi bir şeydi. Burada sormak istediğim şey şu: Bu cümleyi kaç saniyede okudunuz? 6-7 saniye sürmüştür diyelim. Ama bu cümleyi okumak üzere ayırdığım zamana anlamak için bir saniye daha eklediğim zaman cümle derinlik kazandı: 2 gün hiçbir şey yememek?

Her ne kadar bazı cümlelerin okuması kısa sürse de altında yıllar yatabilir. CV'ler de böyle değil midir? "Şu liseyi, şu üniversiteyi bitirdim." diye yazarsınız CV'ye. Ama bunu inceleyecek kişi bilmez ki ne zorluklarla ne güzelliklerle bitti o lise, o üniversite. Klavyede okulun her bir harfini yazarken hangi anıların canlandığını nereden bilecekler ki onlar? Her bir kelimenin bir yılı temsil ettiği de aynı şekilde. Kitapta geçen bu bahsettiğim cümle için bile 2 gün sadece 48 saatten ibaret değildir, söz konusu açlık olunca her bir saat dilimi senelere ayrılabilir. İnsanın her geçen senede kuvvetten kesilmesi gibi, açlık saatleri seneye dönüştüğü zaman da aynı şey geçerlidir.

Yukarıda da değindiğim gibi bu kitap, London'ın nasıl bir sefaletle hayatının bir bölümünü geçirdiğini anlatıyor. Tren rayları, vagonlar, vagona görünmeden yakalanmadan binme adabı, onları dövmek için gelen fren memurları, soğuk kasaların üstünde dişleri titremekten birbirine çarpa çarpa uyuma çabaları, titremekten yorulup sertleşen vücut kasları ve.... ve daha nicesi. İçinde bulunduğumuz Ramazan ayı da, zaman trenine binip gitmek üzereyken böyle bir kitap okumak... Sanırım anlamlı.
Kitabı anlatmakta gerçekten bende zorluk çektim. Çünkü Jack London'un Martin Eden, Beyaz Diş ve Vahşetin Çağrısı'nı okuduktan sonra çok başka bir roman bu kitap. Diğer kitaplarına nazaran biraz daha az etkiledi ama bu kitapta da heyecan bitmedi. Devamlı aksiyon. Ama tekrar eden olaylar. Aksiyonların içinde değişik dersler, bilgiler.

Olaylar genellikle demiryolu ve trenlerde geçiyor adı üstünde bir roman... :) Betimlemeleri gerçekten bir harika. Gözünüzün önünde yaşanıyor tüm olaylar. Bıkmadan özgürlük için yaşayan; evi, barkı, arkadaşı ve ailesi olmayan bir kahraman var. Hayatı trenlerde geçiyor. Durmadan başka şehirlere gidiyor.

Hatta güzel bir yaşam yaşamak için hapishaneyi bile tercih ediyor. Açlık çeken, bir yerden bir yere gitmek için büyük risklere giren, makinistlerle kavga eden bir kahraman. Çok ahım şahım olmasa da Jack London benim için büyük bir yazardır. Beni Martin Eden ile etkilemiş bu yazarın diğer bir kitabıyla devam etmek istedim. Sizlere de tavsiye ederim. İyi okumalar....
Hangi kitabını okusam daha bir seviyorum Jack London'u. Demiryolu Serserileri'ni çok eski bir basımdan okudum. Hani eski çeviriler kelimeleri, cümle yapıları dolayısıyla kimi zaman zorlayabilir; ancak bu haliyle bile gayet akıcı. Yeni çevirileri çok daha keyifle okunabilir sanırım. Roman hareket dolu, enerjisi içerisine çekiyor. Sadece tren ve demir yollarına dair bazı terimleri anlamak ve zihnimde canlandırmakta zorlandım. Konusunu birçok yerde bulabileceğiniz için bahsetmiyorum. Nasıl bir yaşanmışlığa sahipmiş bu adam diye defalarca düşünmeden edemedim. Şu an içimde Jack London'a ait anı, biyografi, günlük ne varsa bulup okumak ve yaşanmışlıklarını daha fazla öğrenmek duygusu çok yoğun. Yine okuduğuma pişman etmediğin ve kendine bir kez daha hayran bıraktığın için teşekkürler.
Demiryolu Serserileri, London’ın bir berduş olarak sokaklarda yaşadığı döneme ışık tutan otobiyografik öykülerden oluşuyor. Yük vagonlarında yaşamını sürdüren ve Amerika’yı bir ucundan diğer ucuna dek kateden evsizlerin arasına karışan London, deneyimlerini hikâyeleştirerek çıkıyor okurun karşısına.
Jack London'un eserlerindeki duygu yogunlugunu hep aynı hissetsemde ortaya cıkardıgı eseri bittirdigimde okumakdan keyif aldıgımı hissediyorum .Kitabın içerigi olarak da eserin kahramanı kimi zaman trenlerden atılan kimi zaman aç susuz dilencilik yapan kimi zaman ateşçiyle anlaşıp ocağa kömür atan, “aynasızlar”la ve tren görevlileri ile köşe kapmaca oynayarak bütün Amerikayı baştan başa dolşamak için yarışan serserilerin hayatlarını anlatmaktadır.
Yazarın gençlik dönemini anlattığı eserde; demir yolu seyahatleri ile Amerika’yı baştan başa dolaştığını, dilencilik yıllarını, polislerle ve tren görevlileri ile olan mücadelesini, trenlere kaçak binişini, türlü türlü yalanlarla yiyecekler bulduğunu, hayatta kalmak için bu tür yalanları bilmesi gerektiğini ve cezaevi anılarını anlatmış. Eserde sürekli bir aksiyon var, anlaşılır bir dille yazılmış. Sürükleyici bir kitap. İyi okumalar.
Hareketli ve haylaz lise yıllarımda beni koltuğa oturtup kitap okutacak hiçbir yazar yoktu Jack London denen şu çılgın yazar dışında... Her romanında ayrı bir hayatın içinde buluyor insan kendini. Yaşıyor, öğreniyor, tecrübe ediniyoruz birçok şeyi.. Ve Amerikayı baştan aşağı geziyorsun tren vagonlarında...
London'ın "serserilik" yıllarını kaleme aldığı Demiryolu Serserileri, hem onu tanıma imkanı hem de sürükleyici sayfalar sunuyor. Okuması oldukça keyifli, özellikle sonlara doğru kitap tam anlamıyla kendini buldu ve sayfalar hiç bitmesin istedim. London'ın farklı bir yönünü kendi ağzından okumak güzel bir ayrıcalık.
Demiryolu Serserileri, London'ın bir berduş olarak amerikan sokaklarda yaşayarak döneme ışık tutan kendi yaşam öykülerinden oluşuyor. Yük vagonlarında hayatlarını sürdüren ve Amerika'yı bir trenle gezerek evsizlerin arasına karışan London, deneyimlerini yaşayarak kitaplaştırmış. Diğer tarafta Amerika'daki ekonomik bunalımın da bulunduğu bu yaşamlar, tren yollarında yaşayan insanların kötü şartlar altında hayatta kalma mücadelesini yazar basit bir dille yaşayarak aktarmakta.
Diğer kitaplarindan biraz farkli olmasina karşın kitapta yine kendinden yola çıkarak kaleme almış.Amerkayi bir bastan bir başa nasil gezdiğini ve bu yolculuklarda basina gelen serüvenleri anlatma girişiminde bulunmuş.Tabii bunun yaninda O dönem ki Amerikanin içinde bulunduğu ekonomik kriz,hak ve hukuk boşluğuna,insan caninin hele ki serseri diye nitelenen alt kesimin hayvandan daha aşağı görülmesi gibi noktalarta gözardı edilmemeli kitap okunurken...
Demiryolu Serserileri'yle, Jack London, Amerika'nın sevmediği, onun efsanesine uymayan, Amerika'nın unutmak ve unutturmak için büyük çaba harcadığı, Charlie Chaplin'in inatla gösterdiği bir dönemun yüzünü göstermeyi sürdürürüyor.

Sefaletin yüzünü.

Şu cümleleri okuyunca muazzam bir kitap bekliyor karşımda diye heycanlandım. Bu o kadar da uzun sürmedi. İlk olarak betimlemelere takılacağım. Yahu bu adam Martin Eden'i yazmış dedim içimden. Betimleme farkı o kadar belirgin ki bu yazarın Jack London olduğu konusunda şüpheye düştüm. Belki de trenlere olmayan hakimiyetimden dolayı çok zorlandım. Betimleme sırasında ve kafamda herhangi birşey canlanmadı. Bunda Gözlem Yayınevi'nin ne kadar etkisi var, bilemiyorum.

Jack London bu kitapta Amerika Rüyası denilen cennet ülke tasvirinin arka planındaki sefaleti göstermek istiyor. 1890'larda işsizler ordusu yük trenlerine atlayarak çeşitli eyaletlere gidip iş istemekte ve Jack London'da onlardan birisidir. Kendisi kapı kapı dilenerek yaşamını sürdürüyor ve insanlara söylediği yalanların haddi hesabı yok. Cezaevine giriş macerası ve trenlere atlama serüvenleri bir o kadar heycanlı. Demiryollarında trenler içinde sefalet içinde bir yerden diğerine giden insanların yaşam öyküsü. Bir yandan otobiyografik bir yapıt.
TAM DA BU İŞTE.

"Hayırseverlik; köpeğin önüne attığınız kemik değildir.
Asıl hayırseverlik; sende en az o köpek kadar açken, onunla paylaştığın kemiktir"
En farklı ve en beklenmedik olaylar her zaman beklenmedik bir anda ortaya çıkar.
Jack London
Sayfa 38 - Maviçatı Yayınları
Birisi sizle aynı düşüncelere sahipse görüşlerinizi hemen değiştirmeli.
Jack London
Sayfa 38 - Maviçatı Yayınları
Köpeğe kemik atmakla iyilik yapılmış sayılmaz. Gerçek iyilik, köpek kadar açken kemiği köpekle paylaşmaktır...
ey siz hayırseverlik tüccarları! yoksullara gidin ve öğrenin, çünkü sadece yoksullar hayırseverdir. onlar kendilerine gereksiz olanı vermezler, çünkü fazlası ellerinde yoktur... kendilerinde fazla olan şeyleri verirler ve asla saklamazlar, hatta çoğunlukla kendilerine bile gerekli olan şeyleri insafsızca verirler. köpeğe atılan kemik hayırseverlik değildir. hayırseverlik siz de en az köpek kadar açken onunla paylaştığınız kemiktir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Demiryolu Serserileri
Baskı tarihi:
2 Haziran 2018
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
6052223147
Çeviri:
Osman Çakmakçı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bordo Siyah
Baskılar:
Demiryolu Serserileri
Demiryolu Serserileri
Demiryolu Serserileri
Demiryolu Serserileri
Demiryolu Serserileri

Kitabı okuyanlar 430 okur

  • Ümit Aslan
  • Baturay
  • Zehra Çakır
  • Ehl-iKıraat
  • Kültigin
  • Hüda Bldrc
  • Doğan Sömer
  • Tamer
  • Esra Hcmr
  • Hatice

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%2.1 (2)
8
%1 (1)
7
%1 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0