·
Okunma
·
Beğeni
·
18,9bin
Gösterim
Adı:
Demiryolu Serserileri
Baskı tarihi:
1 Ocak 2021
Sayfa sayısı:
150
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052946336
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Maviçatı Yayınları
1980lerin Amerikasında, derin ekonomik krizin etkileri görülürken, sokakların en acımasız gerçekleri demiryollarında yaşanmaktadır. Bu ekonomik krizin oluşturduğu boşluklar, özellikle adalet kavramını sorgulatır duruma getirmiştir.Demiryolu Serserileri toplumun marjinal katmanlarından biri olan Jack Londonun, kaçak yolcu statüsünde trenle Amerikayı gezerek yaşamını sürdürdüğü, bazen dilencilik bazen hırsızlık bazen de aç kalarak hayatını idame ettirdiği gençlik yıllarını anlatan otobiyografik öykülerinden oluşuyor. Jack London, Hobo Serserilerinin hayat mücadelesini anlatırken, eşit bir toplumsal düzen eleştirisini vurucu bir üslupla kaleme alıyor.
206 syf.
·4 günde·8/10 puan
Orijinal ismi ‘’The Road’’ yani ‘’Yol’’ olan ve Türkçemize ‘’Demiryolu Serserileri’’ olarak çevrilen bu eser Jack London’dan okuduğum üçüncü kitap oldu. Bu inceleme boyunca sürekli Demiryolu Serserileri demek yerine orijinal adı olan Yol’u kullanacağım ben.

Jack London’ın eserlerinde her zaman bir şey uğruna verilen bir mücadele vardır. Bu mücadele bazen hayata, bazen insanın kendisine, bazen de doğaya karşıdır. Martin Eden, Beyaz Diş, Doğanın Çağırısı ve Yol bu mücadelelere verilebilecek en güzel örneklerdendir.

Jack London tarafından otobiyografik bir anı yazısı olarak ele alınan ve 1907 yılında yayınlanan Yol, 1890’lardaki Birleşik Devletler’in en büyük ekonomik buhranlardan birinin yaşandığı döneme ışık tutuyor. Bu ekonomik buhran döneminde binlerce insan işsiz kalmış ve birçok iş yeri kapanmıştır. Jack London da o zamanlar, gençliğinin daha henüz başındayken hayatını bir ‘’hobo’’ yani bir serseri olarak idame ettirmiştir. Bu hobolar o zamanın en modern ve ulaşılabilir ulaşım araçları olan trenlere gizlice atlayarak, karın doyurma, iş bulma, hayata atılma ve seslerini duyurma umuduyla oradan oraya seyahat ederlermiş. Yeri gelir iki üç gün boyunca boğazlarından tek bir lokma geçmez, yeri gelir bir damla su için kapı kapı dolaşıp dilenirlermiş.

Kendi yoksulluğunun kahramanı ve bu hobolardan biri olan Jack London, bu serserilerin hayatını ve tecrübe ettikleri pislik yaşamı ironik bir üslupla kaleme almış. Yol’da serseriliği, başıboşluğu, suça meyilliliği ve hırsızlığı kullanarak Amerikan yaşam tarzına ve buhran dönemine ince ve nokta atışı bir hiciv yapıyor aslında. London’ın başkaldırıcı kalemini ve kapitalist düzene eleştirisini diğer eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de sezebiliyoruz. Kalemi o kadar güçlü ki yansıttığı serseriliğe karşı bir sempati duyuyor, olayların içinde kendinizi buluyorsunuz. London bir vagondan diğerine atlarken, sanki arkamdan koşan marşandiz memurundan ben kaçıyormuşum gibi hissettim okurken.

Kısaca London yük trenlerinin birinden birine atlarken, yiyecek ve para için dilenirken, polisleri ve insanları kandırma amaçlı olağanüstü hikayeler uydururken yaşadıklarını ve başına gelenleri anlatıyor Yol’da.

Kendisinin de kitapta belirttiği gibi, yola düşmek onun kanında, serserilik ise ruhundaydı. En meşhur dönemlerinde bile serseriliği seven, serseri doğmuş ve serseri ölen bir adamdı o. Jack London… Her kitabı okunmaya değer bir yazar.

Keyifli okumalar dilerim herkese! :)
189 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Jack London, yaşamının gençlik yıllarında bir dönem evsiz, aç, dilenerek, hatta bazı zamanlarda hırsızlık bile yaparak, serserilik ile geçirdiği zamanları anlatılıyor kitabında. O dönemde trenle, kısa bir zamanda da gemiyle kaçak yolculuklar yaparak dolaşmış ve hapiste yatmıştır. Her ne kadar serseriliği çekici bir dille anlatmışsa da zorluklarını da etkileyici cümlelerle ifade etmiştir.
Jack London'ın kalemi bana mı bu kadar güzel geliyor bilemiyorum fakat yazdıklarını gözümde canlandırabiliyor ve heyecanını yaşıyorum. Burada da 'hoba' olarak adlandırılan serserilerin hayatını izledim ve normalde tepki vereceğim olaylara başka açılardan bakıp hak verdim. Hocanın ''bizim kıza da yakışıyor'' dediği gibi, Jack London'a da serserilik yakışıyor.
206 syf.
·4 günde
Jack London'nun "Beyaz Diş" den sonra okuduğum ikinci romanı "Demir Yolu Serserileri" kitap gerçekten harika kısa olmasaydı keşke bir serserinin hayatı yaptığı dilencilik hırsızlık acımasızlıklarla dolu dünyasını anlatıyor tren maceralarını ülkeden ülkeye kaçması aşırı uyanık biri olması her şeyi dobra dobra anlatması çok güzeldi, serseriyi oldukça sevdim tavsiye ederim keyif verici bir roman.
144 syf.
·9 günde
öncelikle okuduğum ilk Jack London kitabıydı. Kalemini çok sevdim ben. Genelde hep duru şeyler okuduğum için bu klasik bana fantasik gibi geldi, okurken heyecanlanıyordum. betimleleri fazla iyiydi. okurken baş karakteri hem yargıladım hemde hak verdim. kitap ilerledikçe demir yolundan sapıp denizlere açılıyor bu açıkçası beni daha fazla heyecanlandıran bölümlerdendi. iyi ki okumuşum dediğim bir kitap oldu önünden öylece geçip gittiğimiz serserilerin içinde de bambaşka bir dünya varmış. bazı yerlerde kitabın Jack London'ın hayatından bir kesit olduğunu okudum. doğruluğu tartışılır. fakat kitap asla zaman kaybı değildi. içinde sürüklenip giden bir olay örgüsü var. akıcıydı. okurken hapishane bölümleri beni çok üzdü... kitaplığında olanlar hiç vakit kaybetmeden okumalı bence. ben bu kadar geç okuduğum için pişmanım kitap 2 senedir elimde oysa ki. okuduğum en iyi amerikan edebiyatı kitaplarındandı. Demiryolu Serserileri Jack London
189 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Yazar kendi yaşantısından kesitleri kaleme aldığı bu eser oldukça sürükleyici. Çok sayıda figüran ve kahramanları barından maceradan maceraya koşan bir hobo hayatı anlatılmaktadır.

Çok çetin şartlar altında hayatta kalmanın zorunluluğu,mücadelesini soğukkanlılıkla ve ölüme meydan okurcasına yerine getirebilmek için hayattta kalma maceraları..

Sıkıcı olmayan, okurken zevk alacağınız,okumasını tavsiye ettiğim bir eser.
206 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
"Sonraki iki gün içinde hiçbir şey yemedim ama üçüncü günün sonunda dilendiklerimle karnımı doyurabildim." cümle bunun gibi bir şeydi. Burada sormak istediğim şey şu: Bu cümleyi kaç saniyede okudunuz? 6-7 saniye sürmüştür diyelim. Ama bu cümleyi okumak üzere ayırdığım zamana anlamak için bir saniye daha eklediğim zaman cümle derinlik kazandı: 2 gün hiçbir şey yememek?

Her ne kadar bazı cümlelerin okuması kısa sürse de altında yıllar yatabilir. CV'ler de böyle değil midir? "Şu liseyi, şu üniversiteyi bitirdim." diye yazarsınız CV'ye. Ama bunu inceleyecek kişi bilmez ki ne zorluklarla ne güzelliklerle bitti o lise, o üniversite. Klavyede okulun her bir harfini yazarken hangi anıların canlandığını nereden bilecekler ki onlar? Her bir kelimenin bir yılı temsil ettiği de aynı şekilde. Kitapta geçen bu bahsettiğim cümle için bile 2 gün sadece 48 saatten ibaret değildir, söz konusu açlık olunca her bir saat dilimi senelere ayrılabilir. İnsanın her geçen senede kuvvetten kesilmesi gibi, açlık saatleri seneye dönüştüğü zaman da aynı şey geçerlidir.

Yukarıda da değindiğim gibi bu kitap, London'ın nasıl bir sefaletle hayatının bir bölümünü geçirdiğini anlatıyor. Tren rayları, vagonlar, vagona görünmeden yakalanmadan binme adabı, onları dövmek için gelen fren memurları, soğuk kasaların üstünde dişleri titremekten birbirine çarpa çarpa uyuma çabaları, titremekten yorulup sertleşen vücut kasları ve.... ve daha nicesi. İçinde bulunduğumuz Ramazan ayı da, zaman trenine binip gitmek üzereyken böyle bir kitap okumak... Sanırım anlamlı.
189 syf.
Jack London' un okuduğum ilk kitabı bu.

Kendi yaşantısından bir kesiti kaleme aldığı bu eserde anlatım dilini oldukça iyi buldum. Sürükleyiciliği bunun kanıtı belkide. Çok sayıda figüran ve kahramanları içine almış ve maceradan maceraya koşan hobo yaşamı.

Çetin şartlar altında, hayatta kalmanın gerekliliğini soğukkanlılıkla yerine getirebilmek. Duyguları kimi zaman tatile göndermek belki de kaçınılmaz oluyor. Kimi zaman tek başına, kimi zaman gruplar halinde mücadeleyi gerektiriyor, işin raconu.

Kitapta baskı hatası vb can sıkıcı olumsuzluklar bulunmamakta. Kimi zaman okuru içerikten koparabilecek, çeviri hatası, karmaşık ve devrik cümleler de yok.

Sıkıcı olmayan, okurken zevk alacağınızı düşünüyor ve okunmasını tavsiye ediyorum.

İyi okumalar.
206 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Demiryolu serserileri
‘elinizdeki kitap, 1894 yılında yük trenlerine atlayan ve zaman zaman en ıssız yerlerde dışarı atılan ve iş istemek amacıyla başkente doğru yola çıkan binlerce kişinin romanıdır.’
Jack london’ın 18-20li yaşlarındaki anılarını kaleme aldığı ve bizlere o yaşlarında okulu bırakıp yaşam şartları yüzünden nasıl serseri olduğunu, dönemin şartlarını, amerika’nın yok saydığı sefil yüzünü anlattığı eseri. Açıkçası kendi yaşamından kesitleri paylaştığı ve her şey sanki dün olmuş gibi yazabilmesini gücü dışında ne denir kestiremiyorum. yazdığı diğer kitaplarının derinliğini, gerçekçiliğini ve bu kadar hissedilebilir oluşunu böyle bir hayata sahip olmasına ve yaşadığı tüm bu deneyimlere borçlu olduğu aşikar. ancak böyle bir hayata sahip olan birisi yine böyle eserler ortaya koyabilirdi. kitap kulübümüz ile mart ayında okuduğumuz demiryolu serserilerini, kendi adıma sevdim. london’ın hayatından bir kesiti okumak, artık biliyor olmak sanki başka başka eserlerini daha iyi anlayabileceğim hissini bıraktı ben de. devamlı aksiyon, devamlı heyecan ve devamlı koşuşturmaca..her şey devamlı, işte jack london’ın hayatı, böyle.
206 syf.
·5 günde·7/10 puan
Kitabı anlatmakta gerçekten bende zorluk çektim. Çünkü Jack London'un Martin Eden, Beyaz Diş ve Vahşetin Çağrısı'nı okuduktan sonra çok başka bir roman bu kitap. Diğer kitaplarına nazaran biraz daha az etkiledi ama bu kitapta da heyecan bitmedi. Devamlı aksiyon. Ama tekrar eden olaylar. Aksiyonların içinde değişik dersler, bilgiler.

Olaylar genellikle demiryolu ve trenlerde geçiyor adı üstünde bir roman... :) Betimlemeleri gerçekten bir harika. Gözünüzün önünde yaşanıyor tüm olaylar. Bıkmadan özgürlük için yaşayan; evi, barkı, arkadaşı ve ailesi olmayan bir kahraman var. Hayatı trenlerde geçiyor. Durmadan başka şehirlere gidiyor.

Hatta güzel bir yaşam yaşamak için hapishaneyi bile tercih ediyor. Açlık çeken, bir yerden bir yere gitmek için büyük risklere giren, makinistlerle kavga eden bir kahraman. Çok ahım şahım olmasa da Jack London benim için büyük bir yazardır. Beni Martin Eden ile etkilemiş bu yazarın diğer bir kitabıyla devam etmek istedim. Sizlere de tavsiye ederim. İyi okumalar....
224 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Merhaba...
Kitabı anlatmakta gerçekten bende zorluk çektim.
Çünkü Jack London'un Martin Eden, Beyaz Diş ve Vahşetin Çağrısı'nı okuduktan sonra çok başka bir roman bu kitap.
Diğer kitaplarına nazaran biraz daha az etkiledi ama bu kitapta da heyecan bitmedi.
Devamlı aksiyon.
Ama tekrar eden olaylar.
Aksiyonların içinde değişik dersler, bilgiler.

Olaylar genellikle demiryolu ve trenlerde geçiyor adı üstünde bir roman... Betimlemeleri gerçekten bir harika. Gözünüzün önünde yaşanıyor tüm olaylar. Bıkmadan özgürlük için yaşayan; evi, barkı, arkadaşı ve ailesi olmayan bir kahraman var.
Hayatı trenlerde geçiyor.
Durmadan başka şehirlere gidiyor.
İyi okumalar diliyorum

Hatta güzel bir yaşam yaşamak için hapishaneyi bile tercih ediyor. Açlık çeken, bir yerden bir yere gitmek için büyük risklere giren, makinistlerle kavga eden bir kahraman. Çok ahım şahım olmasa da Jack London benim için büyük bir yazardır. Beni Martin Eden ile etkilemiş bu yazarın diğer bir kitabıyla devam etmek istedim. Sizlere de tavsiye ederim. İyi okumalar....
208 syf.
·14 günde·Puan vermedi
Hangi kitabını okusam daha bir seviyorum Jack London'u. Demiryolu Serserileri'ni çok eski bir basımdan okudum. Hani eski çeviriler kelimeleri, cümle yapıları dolayısıyla kimi zaman zorlayabilir; ancak bu haliyle bile gayet akıcı. Yeni çevirileri çok daha keyifle okunabilir sanırım. Roman hareket dolu, enerjisi içerisine çekiyor. Sadece tren ve demir yollarına dair bazı terimleri anlamak ve zihnimde canlandırmakta zorlandım. Konusunu birçok yerde bulabileceğiniz için bahsetmiyorum. Nasıl bir yaşanmışlığa sahipmiş bu adam diye defalarca düşünmeden edemedim. Şu an içimde Jack London'a ait anı, biyografi, günlük ne varsa bulup okumak ve yaşanmışlıklarını daha fazla öğrenmek duygusu çok yoğun. Yine okuduğuma pişman etmediğin ve kendine bir kez daha hayran bıraktığın için teşekkürler.
Köpeğe atılan bir kemik hayırseverlik değildir. Hayırseverlik siz de en az köpek kadar açken onunla paylaştığınız kemiktir.
Aç bir köpeğe verilen kemik yardımseverlik değildir. Yardımseverlik, siz de köpek kadar açken, onunla paylaşılan bir lokmadır.
Bir adam sizin zihni melekelerinizle koşutluk gösteriyorsa, onu orada bırakın. Birdenbire akıl yürütme zincirinizi kırın ve yeni bir yola girin.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Demiryolu Serserileri
Baskı tarihi:
1 Ocak 2021
Sayfa sayısı:
150
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052946336
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Maviçatı Yayınları
1980lerin Amerikasında, derin ekonomik krizin etkileri görülürken, sokakların en acımasız gerçekleri demiryollarında yaşanmaktadır. Bu ekonomik krizin oluşturduğu boşluklar, özellikle adalet kavramını sorgulatır duruma getirmiştir.Demiryolu Serserileri toplumun marjinal katmanlarından biri olan Jack Londonun, kaçak yolcu statüsünde trenle Amerikayı gezerek yaşamını sürdürdüğü, bazen dilencilik bazen hırsızlık bazen de aç kalarak hayatını idame ettirdiği gençlik yıllarını anlatan otobiyografik öykülerinden oluşuyor. Jack London, Hobo Serserilerinin hayat mücadelesini anlatırken, eşit bir toplumsal düzen eleştirisini vurucu bir üslupla kaleme alıyor.

Kitabı okuyanlar 1.796 okur

  • Buse yüksel

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0.2 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları