·
Okunma
·
Beğeni
·
11,1bin
Gösterim
Adı:
Demiryolu Serserileri
Baskı tarihi:
Aralık 2015
Sayfa sayısı:
206
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051711850
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Road
Çeviri:
Osman Çakmakçı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alfa Yayınları
Demiryolu Serserileri, London’ın bir berduş olarak sokaklarda yaşadığı döneme ışık tutan otobiyografik öykülerden oluşuyor. Yük vagonlarında yaşamını sürdüren ve Amerika’yı bir ucundan diğer ucuna dek kateden evsizlerin arasına karışan London, deneyimlerini hikâyeleştirerek çıkıyor okurun karşısına. Arka planında Amerika’daki ekonomik bunalımın da bulunduğu bu öyküler, tren yollarında yaşayan insanların kötü şartlar altında hayatta kalma mücadelesini yazarın karmaşık olmaktan uzak diliyle aktarmakta.
“En güzel hikâyeler her zaman bir enkazla başlar.”
Jack London
221 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
#45262788

Meksikalı incelememde "Yol" adlı kitapta tamamı olduğundan bahsetmişim ama o kitap bu kitap sanırsam =)

Daha okumadığım kült eserleri olduğu kadar tanımak için de yeterince okuduğumu düşündüğüm bir yazar Jack amcamız.

Hiç bitmeyecek bir insanlık ayıbı, her dönemin problemi; açlık, sefalet ile çok fazla içli dışlı olan sevgili London'ın bu kitapta en dipteki yaşamını görüyoruz.

Yanii evet bu küçük kitap aslında bir biyografi. Çok kısa bir kesit ve çok acıklı bir hikaye.

Dilencilik yaparak yaşamaya çalışan kahramanımızın adından da anlaşılacağı üzere trenler (ah tabii ki içinde değil) ile yolculuklarını anlatıyor.

Kaçak olarak trenlere binmek, yakalanmamak için duracağı yerden önce atlamak, yetişmek için koşmak ve tekrar vagona atlamak. Dışarıya atlamakla kurtuluyor mu sandınız, yaz demeden kış demeden vagonları kontrol eden gözcüler.

Meksikalı'da "Enseleniş" adıyla geçen öykü burada kitabın "gelişme" bölümünde yer alıyor. Tutuklanışı, 1 ay olan sürenin nasıl geçtiği, salıverildikten sonra neler olduğu...

Veeee sona gelelim bu iş bitmiş mi, bittiyse nasıl bitmiş, bitmediyse nasıl gitmiş...

Keyifli okumalarınız olsun efenim.....
206 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
"Sonraki iki gün içinde hiçbir şey yemedim ama üçüncü günün sonunda dilendiklerimle karnımı doyurabildim." cümle bunun gibi bir şeydi. Burada sormak istediğim şey şu: Bu cümleyi kaç saniyede okudunuz? 6-7 saniye sürmüştür diyelim. Ama bu cümleyi okumak üzere ayırdığım zamana anlamak için bir saniye daha eklediğim zaman cümle derinlik kazandı: 2 gün hiçbir şey yememek?

Her ne kadar bazı cümlelerin okuması kısa sürse de altında yıllar yatabilir. CV'ler de böyle değil midir? "Şu liseyi, şu üniversiteyi bitirdim." diye yazarsınız CV'ye. Ama bunu inceleyecek kişi bilmez ki ne zorluklarla ne güzelliklerle bitti o lise, o üniversite. Klavyede okulun her bir harfini yazarken hangi anıların canlandığını nereden bilecekler ki onlar? Her bir kelimenin bir yılı temsil ettiği de aynı şekilde. Kitapta geçen bu bahsettiğim cümle için bile 2 gün sadece 48 saatten ibaret değildir, söz konusu açlık olunca her bir saat dilimi senelere ayrılabilir. İnsanın her geçen senede kuvvetten kesilmesi gibi, açlık saatleri seneye dönüştüğü zaman da aynı şey geçerlidir.

Yukarıda da değindiğim gibi bu kitap, London'ın nasıl bir sefaletle hayatının bir bölümünü geçirdiğini anlatıyor. Tren rayları, vagonlar, vagona görünmeden yakalanmadan binme adabı, onları dövmek için gelen fren memurları, soğuk kasaların üstünde dişleri titremekten birbirine çarpa çarpa uyuma çabaları, titremekten yorulup sertleşen vücut kasları ve.... ve daha nicesi. İçinde bulunduğumuz Ramazan ayı da, zaman trenine binip gitmek üzereyken böyle bir kitap okumak... Sanırım anlamlı.
206 syf.
·5 günde·7/10
Kitabı anlatmakta gerçekten bende zorluk çektim. Çünkü Jack London'un Martin Eden, Beyaz Diş ve Vahşetin Çağrısı'nı okuduktan sonra çok başka bir roman bu kitap. Diğer kitaplarına nazaran biraz daha az etkiledi ama bu kitapta da heyecan bitmedi. Devamlı aksiyon. Ama tekrar eden olaylar. Aksiyonların içinde değişik dersler, bilgiler.

Olaylar genellikle demiryolu ve trenlerde geçiyor adı üstünde bir roman... :) Betimlemeleri gerçekten bir harika. Gözünüzün önünde yaşanıyor tüm olaylar. Bıkmadan özgürlük için yaşayan; evi, barkı, arkadaşı ve ailesi olmayan bir kahraman var. Hayatı trenlerde geçiyor. Durmadan başka şehirlere gidiyor.

Hatta güzel bir yaşam yaşamak için hapishaneyi bile tercih ediyor. Açlık çeken, bir yerden bir yere gitmek için büyük risklere giren, makinistlerle kavga eden bir kahraman. Çok ahım şahım olmasa da Jack London benim için büyük bir yazardır. Beni Martin Eden ile etkilemiş bu yazarın diğer bir kitabıyla devam etmek istedim. Sizlere de tavsiye ederim. İyi okumalar....
208 syf.
·14 günde·Puan vermedi
Hangi kitabını okusam daha bir seviyorum Jack London'u. Demiryolu Serserileri'ni çok eski bir basımdan okudum. Hani eski çeviriler kelimeleri, cümle yapıları dolayısıyla kimi zaman zorlayabilir; ancak bu haliyle bile gayet akıcı. Yeni çevirileri çok daha keyifle okunabilir sanırım. Roman hareket dolu, enerjisi içerisine çekiyor. Sadece tren ve demir yollarına dair bazı terimleri anlamak ve zihnimde canlandırmakta zorlandım. Konusunu birçok yerde bulabileceğiniz için bahsetmiyorum. Nasıl bir yaşanmışlığa sahipmiş bu adam diye defalarca düşünmeden edemedim. Şu an içimde Jack London'a ait anı, biyografi, günlük ne varsa bulup okumak ve yaşanmışlıklarını daha fazla öğrenmek duygusu çok yoğun. Yine okuduğuma pişman etmediğin ve kendine bir kez daha hayran bıraktığın için teşekkürler.
253 syf.
·9 günde·Beğendi·Puan vermedi
Jack London'un bir sosyolog bir gazeteci gibi araştırma yaptığı Doğu Yakası bizlere kötü yönetim altında uygarlığın yoksulluk getirdiğini, bu haliyle Amerika'daki ilkel kabilelerden bile kötü bir yaşam sürüldüğünü, bizlere inanamayacağımız derecede ürkütücü istatisklerle sunuyor. Bu gözlemleriyle bana George Orwell'ın Wigan iskelesi yolu kitabını hatırlatan yazar yazım diliyle de benzerlik göstererek bana neden George Orwell gibi en çok okuduğum yazar olduğunu kanıtlamış oluyor. Hayata toz pembe bakmak isteyenler için aşırı rahatsız edici örnekler, istatistikler barındırır. Çünkü günümüz dünyasının aynası olabilecek kadar çok benzerlik mevcut. George Orwell seviyorsanız ve Jack London'ın köpek baş karakterli kitaplarını okuduysanız bu kitabı mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
192 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Demiryolu serserileri

Jack London

"ey siz hayırseverlik tüccarları! yoksullara gidin ve öğrenin, çünkü sadece yoksullar hayır severdir. onlar kendilerine gereksiz olanı vermezler, çünkü fazlası ellerinde yoktur... kendilerinde fazla olan şeyleri verirler ve asla saklamazlar, hatta çoğunlukla kendilerine bile gerekli olan şeyleri insafsızca verirler. köpeğe atılan kemik hayırseverlik değildir. hayırseverlik siz de en az köpek kadar açken onunla paylaştığınız kemiktir"

Kitap 1890'ların amerika'sını anlatmaktadır. o dönem amerika'da büyük bir kriz olmuştur. jack london o yıllarda bir hobo yani serseri olmak zorunda(!) kalmıştır. kitapta bizatihi jack london'un ağzından hoboların hayatlarını görüyoruz.
Yazarın trenlere kaçak binmek için çektiği çileleri, bir kap yemek yemek için söylediği yalanları, dilenmelerini görüyoruz. hapiste geçirdiği günlere ve yaşadığı zorluklara şahit oluyoruz betimlemeleriyle.
London'un özellikle trende her an baskına uğrayacağına dair korkularını da çok net bir şekilde okuyoruz. hatta yazar hoboluğu bıraktıktan sonraki yıllarda bile, bir aynasız gördüğü zaman tedirgin olmaktadır.
Kitapta jack london'un, generaly kelly'nin 2000 kişilik hobo ordusuna katıldığını görüyoruz. kitabın son kısımlarında ise bu orduda yaşadıklarını anlatıyor. bu ordunun yegane amacı 1 mayıs tarihinde washington'a gidip iş ve aş için protestolar yapmaktır.
Orijinal adı “The Road (Yol)” olan “Demiryolu Serserileri” eserinde kahramanımız, beş parasız bir “ipsiz” olarak Sacramento’dan, Ottawa’ya; Oakland’dan Niagara Falls’a Amerika’yı baştan başa kat eder. Kitap son derece sade ve kolay okunabilir bir üslupla kaleme alınmış dokuz bölümden oluşur. Amerika Birleşik Devletleri’ni bir serserinin gözünden görüp değerlendirmemizi sağlar. Hikayeler, çoğunlukla kahramanımızın uğradığı şehirler, hapishane ve trenlerde geçer. Kitap boyunca sürekli bir yolculuk halinde olduğumuz hissine kapılırız. “Trene Asılmak” isimli kısımda, kahramanımız, hareket halindeki trende, ateşçi, makinist ve fren memurları ile adeta köşe kapmaca oynamaktadır. London, hikayenin geçtiği dönemi çeşitli yönleri ile eleştirir. Adalet sistemi de onun kaleminden nasibini alır. “Enseleniş” isimli kısımda kahramanımız tutuklanır. Jürisi olmayan bir mahkeme salonunda o ve bütün arkadaşları, kendilerini savunma hakları olmaksızın alelacele, “serserilik” suçu ile yargılanırlar. Kitap dönemin hapishanelerindeki koşulları tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermesi yönüyle de dikkat çekicidir. Anlatıcı kitabın “Mapushane” isimli kısmında Erie Şehir Hapishanesi’nde başından geçenleri anlatır. Başlangıçta, diğer mahkumlarla birlikte, kanal teknelerinin yükünü boşaltma işini yaparken, sonradan “meydancı” olur. Biyografi eseri olduğundan, hikayede anlatılanlar, yazarın başından geçen olaylardan yola çıkılarak yazılmıştır. Jack London, serserilik günlerinde yaşadıklarının, yazar olarak başarı elde etmesinde etkili olduğunu vurgular. London; “Demiryolu Serserileri”nde bizleri yaşanmışlıklarından ve salt gerçekten ibaret bir dünyada yolculuğa çıkarır. Kesinlikle okunmalıdır.

Dostlukla ve sağlıkla kalın

Gürbüz Deniz
253 syf.
Varlık ve yokluk mücadelesini en sıradışı yerlerden olan Londra'da gözlemleyen yazarın sosyolojik ve psikolojik değerlendirmesini görüyoruz. Hayatın kötü tarafıyla yüzleştiren yazar, kentin ismi ne olursa olsun insan her yerde ezilendir, hor görülendir, para her yerde efendidir, mesajını vermiş. Sistemi sorgulatan, hayata 1-0 yenilgiyle başlayan bireylere bakış açısını yeniden formatlayan bir kitap.
206 syf.
·20 günde·3/10
Jack Landon'un okuduğum ikinci kitabı. Açıkçası kitap elimde süründü desem yalan olmaz. Bu kitabın kurgusunu ve akışını çok sevemedim. Ayrıca kitabı bir internet sitesinden satın almıştım. Yason Yayınlarına ait bu kitabın baskısında oldukça fazla hata vardı. Kelime yanlışlarını, anlatım bozukluklarını duzeltmekten kitaba odaklanamadım.
TAM DA BU İŞTE.

"Hayırseverlik; köpeğin önüne attığınız kemik değildir.
Asıl hayırseverlik; sende en az o köpek kadar açken, onunla paylaştığın kemiktir"
Bir köpeğe kemik atmak yardımseverlik değildir. Asıl yardımseverlik, en az köpek kadar aç olduğun zamanda o kemiği onunla paylaşmaktır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Demiryolu Serserileri
Baskı tarihi:
Aralık 2015
Sayfa sayısı:
206
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051711850
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Road
Çeviri:
Osman Çakmakçı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alfa Yayınları
Demiryolu Serserileri, London’ın bir berduş olarak sokaklarda yaşadığı döneme ışık tutan otobiyografik öykülerden oluşuyor. Yük vagonlarında yaşamını sürdüren ve Amerika’yı bir ucundan diğer ucuna dek kateden evsizlerin arasına karışan London, deneyimlerini hikâyeleştirerek çıkıyor okurun karşısına. Arka planında Amerika’daki ekonomik bunalımın da bulunduğu bu öyküler, tren yollarında yaşayan insanların kötü şartlar altında hayatta kalma mücadelesini yazarın karmaşık olmaktan uzak diliyle aktarmakta.
“En güzel hikâyeler her zaman bir enkazla başlar.”
Jack London

Kitabı okuyanlar 1.196 okur

  • Güzide Demirhan
  • Şeyma Bağcı
  • Yalçın Semerci
  • Fatma Beyhan
  • Orhan Türkaslan
  • Ömer Ataç
  • Kerem
  • Diyar pala
  • Doruk Koyuncu
  • Martin Eden

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.8
14-17 Yaş
%0.6
18-24 Yaş
%16
25-34 Yaş
%42.6
35-44 Yaş
%26
45-54 Yaş
%10.7
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%44.3
Erkek
%55.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%8.3 (25)
9
%5 (15)
8
%13.2 (40)
7
%10.9 (33)
6
%4 (12)
5
%2.3 (7)
4
%0.3 (1)
3
%1 (3)
2
%0
1
%1 (3)

Kitabın sıralamaları