Adı:
Deniz Feneri
Baskı tarihi:
Mayıs 2015
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053324423
Kitabın türü:
Orijinal adı:
To The Lighthouse
Çeviri:
Sevda Çalışkan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
İngiliz edebiyatının başyapıtlarından biri olan Deniz Feneri, son derece basit olay örgüsünün ardında yaratıcısının özyaşamının ayrıntılarını, toplumsal meselelere ilişkin sorgulamalarını, içgözlemlerini ve derin felsefi gizemleri barındırır.

Deniz Feneri 'nin merkezinde I. Dünya Savaşı'nın öncesinde ve sonrasında İskoçya'nın Skye Adası'ndaki evlerinde kalan Ramsay ailesi ve konukları vardır. Çocuklar oynarken, yetişkinler sohbet eder, düşüncelere dalar ve keşiflerde bulunur. Yapıtın roman türünde alışık olduğumuz anlatı sürekliliğini kesintiye uğratan yapısı ve her bir anlatıcının kendi bilinç akışının perspektifiyle çözülen olay örgüsü, bir deniz fenerinin kendi ekseni etrafında dönen ışığını andırır. Böylece Ramsay ailesinin sıradan gündelik yaşamı zaman, ölüm, toplumsal cinsiyet ve ahlak üzerine derin düşüncelere gömülür.
(Tanıtım Bülteninden)
224 syf.
Virginia Woolf'un bilinç akışı tekniğini ustalıkla kullandığı bir başyapıt. Başlarda afalladığım zorlandığım bir kitap oldu. Neden böyle oldu anlayamamıştım biraz araştırma yaptım internette okuyan bazı kişilerde benim gibi zorlanmıştı. Araştırmalarım sonucunda bu kitabın "The Millions" adlı internet sitesinin 2009 da başlayıp 2016 da bitirdiği araştırma sonucu "Okunması En Zor 10 Kitap" listesine giren kitap olduğunu fark ettim. Her ne kadar başlarda kitaba konsantre olamasam da kitabın benden dikkatle ve yoğunlaşarak okumamı istediğini anladığım an kitap daha anlamlı olmaya başladı ve en sonunda HAYRAN kaldım. Araştırırken yazar hakkında çok farklı bilgilere denk geldim. Kendisinin eşcinsel olduğunu, Vita Sackville-West ile ilişkisinin olduğunu öğrendim. Hatta Orlando adlı kitabı bu ilişkiye konu olmuştur. Yaşadığı psikolojik sorunlar sonucunda intihar etmiştir.

Kitabın içeriğine gelirsek Virginia Woolf kitaptaki Lily adlı kişiyle bir bakıma kendisini anlatmıştır. Feminist görüşlerini o karakter üzerine yüklemiştir. Mrs. ve Mrs. Ramsey anne ve babasının kitapta canlanmış halidir. Bir nevi otobiyografik bir eser sayılır. Kitapta bir olay veya olay örgüsü yok. Genelde kişilerin zihinlerinde geçen fikir ve duygularını aktarır. Bazen öyle bir daldan dala atlar ki,bu kim ? kimden bahsediyor ? diyeceğiniz yerler oluyor. Kitabı okumak isteyenlere tavsiyem öyle alıp okuyayım aksın gitsin derseniz çok zorlanırsınız. Bu kitabı tam anlamıyla anlamak için sakin bir kafayla, konsantrasyonunuzun üst seviyede olması gerekir yoksa kitaptan zevk almazsınız ve bir işkence haline gelir
224 syf.
·9/10
İnsanlardan nefret ettiğini, yanlışlarını, sana hissettirdiklerini açıkça söyleme isteği kime gelmez ki... Ama insan söyleyemiyor işte, her şeyi açıkça dile getiremiyor. Git diyemiyor sıkıldım senden diyemiyor. Karşındaki kişiyi düşünüyor ya da o insanın bunu anlayamayacağını. Karşındaki insanın gurursuzluğunu hatırlıyor. Bir şeyleri söylesen de onun düzelemeyeceği aklına geliyor. İnsan birbirini hep düzeltemez zaten, herkes kendini düzeltmeyi bilmeli. Karşısındaki insana sözcüklerle değil de gözlerle anlatmayı bilmeli. Hislerle anlaşmayı bilmeli insan.

Deniz Feneri Virginia Woolf'un okuduğum ikinci kitabı bundan önce Kendine ait bir odayı okumuştum. Woolf'un farklı bir kalemi, eşsiz cümleleri var. Kendine ait bir dünyası var. İlk okumaya başladığım zaman bir tepetaklak oldum. Okudum başa sardım kitabın ağır olmasından değil kitaba tam olarak konsantre olamadığımdan. Bir karakteri anlatırken, birden diğer karaktere geçmesi, başka olaylara açıklık getirmesi insanın kafasını karıştırıyor. Ama iyi bir konsantre olduğun zaman kitabın içine girdiğin zaman bir daha çıkamaz oluyorsun. Nereden geldim Pencere bölümünden, Fener bölümüne diyorsunuz. Kitap beni çok sardı, sarmaladı. Kitaptan bir gram bile sıkılmadım. Woolf ender bir yazar. Kendine ait bir oda'dan da izler bulabiliyorsunuz bu kitapta. Kadınların evliliklerindeki rollerini ve evlilik haricindeki yaşamlarının olup olmadığını ve feminist sorunlarını dile getirmiş kitapta. Lily(Ramseylerin aile dostu) resim yaparak evlilik harici de kadınların bir yaşamı olduğunu çok güzel bir şekilde gözler önüne sermiş.

Ramsay'ler her yaz adaya giderler. Orada sakin, mutlu bir yaşam sürerler. Ramsay'lere aile dostları da eşlik eder. Ramsay ailesinin sekiz çocuğu vardır. James, Ramsey'lerin küçük oğlu Fenere gitmeyi çok ister fakat hava şartları nedeniyle ya da başka sebepler araya girer ve bir türlü gidemez. Hayalindekine ulaşamaz. Biz de hayaller kurarız geleceğe dair... Ya gerçekleşir ya da gerçekleşirken biz eskisi gibi olamayız. Artık o duyguyu yitirmişizdir. İlk defa gitmediğimiz bir yolda yürürüz, ilk defa farklı bir yemeği tadarız, İlk okula başladığımız o heyecan, ilk dinlediğimiz bir şarkı.. ikinci defa o eylemi gerçekleştirdiğimiz zaman ilk günkü gibi hissedemeyiz. Bize o tadı vermez artık. O ilk anın heyecanı yoktur. James de işte böyle hisseder. 10 yıl sonra geldiği zaman artık o çok istediği fenere gitmeyi eskisi gibi arzulamaz. 10 yıl da çok şey değişmiştir, duyguları, hayalleri, onu oraya bağlayan şeyler yok olup gitmiştir. Şahsen bende de böyle oluyor çoğu zaman. Bir zamanlar istediğim bir şey, bir zaman sonra bana cazip gelmiyor. Belki de yeterince istemediğimden ya da James gibi o ilk isteğin heyecanı kaybolmuştur. Beni bu kitaba bağlayan bir şey de şu; yazar kitapta olaylardan çok karakterlerin davranışları ve hayata karşı olan bakış açılarını işlemiş. Ailenin fertlerinin iç monologlarını, duygu çöküşlerini, davranışlarını tasvir ederek okuyucuyla paylaşmış. Kitapta 2 kadın karakter birbirlerine söylemek istediklerini sözcüklerle değil de iç konuşmalarıyla birbirlerine aktarmışlar.”İnsan zaten her şeyi söyleyemezdi ki.”

Kitapta betimlemeleri, karakter tahlillerini yazar çok güzel işlemiş. Kitaba ara verdiğim zaman sanki yemeğimi yarıda bırakmışım gibi hissediyorum. Yaşamaya ara veriyorum .Kitap okumayınca bir eksiklik hissediyorum. İnsan yemek yemeyince açlık hisseder, uyumayınca uykusuzluk çeker ya kitapta benim için öyle. Hayatımla bir bütün. Deniz fenerini okurken böyle hissettim. Beni kitaplara bir adım daha yaklaştırdı.

Sevdiğimiz, önceden bizim için bir anlamı olan insanlar uzakta olduğu zaman onu sevmekten vazmıgeçeceğiz? Onu sevmeyi sürdürmeyecek miyiz? Uzaklık arttıkça ona karşı olan hislerimizde mi uzaklaşacak? Hayır böyle olmamalı. Sevgi mesafeyle ölçülmemeli.

Kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar dilerim.
224 syf.
·4 günde·9/10
Deniz Feneri bir iki yıl önce Woolf'un elime aldığım ilk kitabıydı.O sıra kitaba pek odaklanamayıp bıraktım.Küçük bir araştırma sonrası yazarın tarzını anlamak için şu sıralamada okumaya başladım: Kendine Ait Bir Oda,Dışa Yolculuk,Mrs.Dalloway,Deniz Feneri. Böylece yazara daha iyi ısındım.

Bütün kitaplarını çok sevdim.Ama özellikle Deniz Feneri'ne bayıldım.

Virginia Woolf, 20.yüzyıla damga vurmuş Proust, Joyce gibi yazarlarla beraber anılıyor. O dönemin şartlarında kadınların bazı temel haklardan bile yoksun olduğunu düşünürsek bir kadın böyle başarılı olması beni çok gururlandırıyor.Woolf'un kadın kimliği için uğraşları herkes için bilinen bir gerçek. Burada asıl vurgulanması gereken onun roman sanatına getirdikleri.Bilinç akışı, iç monolog gibi teknikleri ilk ve başarılı kullananlardan birisi yazar.


Birçok yazar Deniz Feneri'nin Woolf'un şaheseri olduğunu düşünüyor.Henüz dört eserini okudum ama ben de çok basarılı olduğunu düşünüyorum.Peki yazar bilinç akışını nasıl kullanmış ve başarısı nedir?


Bir kere kitapta belli bir öykü yok.Bir iki olay var evet ama asıl konu hiçbir sekilde olaylar değil. Ramsay ailesi ve onlara gelen misafirlerin izlenimleri,olayların insanların zihnindeki anlik yansımaları asıl verilen.


Örneğin kalabalık grup sofrada oturuyor ve herkesin birbiri hakkındaki düşüncelerini zihinlerinden okuyoruz.Düşünceler kesinlikle sıralı değil.Dağınık,kopuk kopuk...Birden başka bir kişinin iç dünyasına atlıyorsunuz ve bazen bu geçişler bile zor fark ediliyor.Kitaba ısınana kadar odaklanmak biraz zor ama kahramanları tanıdıkça okumak kolaylaşıyor.


Bu yönüyle kesinlikle okunması zor bir kitap değil.Kendinizi o akışa bırakıyorsunuz. Woolf'un kahramanlarınin kafasında siz de gezinip duruyorsunuz.


Kitapta bazen zaman duruyor gibi oluyor. Mesela Mrs.Ramsay sandalyesinde kitabını okuyor.Mr.Ramsay ona bakıp düşünüyor, dizinin dibindeki küçük James düşünüyor, Mrs.Ramsay kendisi düşünüyor.O anda benim icin Mrs.Ramsay bir resim oluyor sanki.


Mina Urgan Virginia Woolf'un biyografisini yazmıs en kısa zamanda edinip okumak istiyorum.Orada araştırmaları sonucu görmüs ki bu romanda anlatılan Woolf'un kendi ailesi.


Mrs.Ramsay beni en çok etkileyen karakterdi.Yazarın kendi annesi olduğu söylenen bu karakter sanki eserin başkişisiydi ama ikinci bölümde birden öldü ve ölümünün bir cümle ile geçiştirilmesi beni şasırtmadı çünkü yazar olayları hiç önemsemiyor. Mrs.Ramsay cok güzel ve etkileyici bir kadın olarak karşımıza çıkıyor.Sessiz sedasız herkesi ve her seyi yönetiyor.Etrafındakiler üzerinde güclü bir tesiri var. Güzelliğinin ve etkileyiciliğinin farkında tabi ve bununla gurur duyuyor.Mr.Ramsay ile uzun bir evlilikleri ve tuhaf,sözsüz bir iletisimleri var.Birbirlerinin bir sonraki hareketlerini tahmin ediyorlar ve bir kitabin sayfalarının çevrilişinden bile duygu analizlerini yapiyorlar.


Mrs.Ramsay hem kocasından kendini için için üstün görüyor hem de üstün gördüğü icin bu fikre dayanamıyor ve kendine kızıyor.


Mr.Ramsay güzelliği ve etkisi için karısına adeta tapıyor.Bir yandan da okuduğu kitapları anlamıyor diye karısının cahilliğinden gizli bir haz duyuyor.

Yazar bu iki karakteri öyle güzel çözümlemis ki çocukluğunda anne ve babasına bakıp uzun uzun gözlem yaptığını düşündüm.Annesi daha yakın hissediyor tabi.Baba bencil bir karakter olarak öne çıkıyor.

Küçük kardeş James de anneye hayran ve babasından nefret ediyor.Babasını hayattaki bütün olumsuzlukların simgesi gibi görüyor. Babasınin annesinden sürekli ilgi bekleyen hali James'i o yaşlarında bile(altı-yedi yaşında olduğunu tahmin ediyorum)deli ediyor.


Yazar, güzel fakat sığ bir kadın olarak çizdiği Mrs.Ramsay'ın karşısına Lily'i yani kendisini koymus. Mrs.Ramsay sadece kendi ve ailesiyle ilgilenir,herkesin evlenmesi gerektigini düsünür.Lily evlenmez,resim yapar ciddi konulara meyillidir.Fakat çirkin olduğu için özgüven problemi vardır.


Acaba Mrs.Ramsay'ın erken ölümü bize Lily'nin kazandığı fikrini hissettirmek için miydi? Ben böyle düşündüm ya da böyle düşünmek istedim.


Yazarın karakterler hakkında bazen iyi bazen kötü olan tutumunu,bir kafa karışıklıgi hissini uyandırmasını sevmedim.Ama bu noktayı bir kenara bırakırsak eseri çok başarılı buldum ve çok sevdim.Ben de yıllarca etkisini bırakacağı kesin.
224 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Ve bitti...
Bunu bir zafer edasıyla yazıyorum, zîra beni en çok zorlayan kitaplardan birisi oldu. Özellikle ilk 50 sayfa...Anlamak için tekrar tekrar okumak durumunda kaldığım uzun cümleler, paragraflar arasında, çetrefilli ama kesinlikle buna değen bir yolculuktu...Her kitap az veya çok bir şeyler katar mutlaka, bu kitabı hiç düşünmeden ilk sıralara koyuyorum...

Hatırı sayılır derecede kitap okuyan birisi olarak neden anlamakta zorlandığıma ciddi takıldım ve bunun izahını şöyle yapabilirim:

Sanırım bu özel kadın (Virginia Wolf) , güzide noktalama işaretimiz 'nokta' ya pek sempati duymuyormuş. Yarım sayfayı bulan cümleler var. Kocaman bir paragraf bitiriyorsunuz ve bu tek başına bir cümle. Her nokta bize 1, 1-5 saniye soluk alma fırsatı verir ve bu sürede okuduğumuz cümleyi zihnimizde tekrar edip, özümseriz. Bu kitapta böyle bir lüksünüz yok. Haliyle dönüp tekrar tekrar okumanız gereken çokça uzun cümleler sizi sıkabilir.Ama betimlemeler o kadar kuvvetli ki, her dönüşte yeni muhteşemlikler keşfediyorsunuz.

İçeriğe gelirsek:
Sekiz çocuklu Ramsey ailesinin ve konuklarının yazlıkta geçen üç aylık zaman dilimi, tamamen iç dünyanın bir dışa vurumu olarak anlatılmış.
Bir eylem üzerine kurulu değil, küçük çocuk James in, deniz fenerine yapmak istediği ve asla gerçekleşmeyen bir yolculuk...Ta ki büyüyüp, artık onun için bir anlamı kalmayana kadar...

Sizi yoracak, hırpalayacak ve çokça düşünmeye sevk edecek bir eser. Bilinçaltının bu kadar ustalıkla dile getirildiği bir esere rastlamak çok güç.Kendimi şanslı adlediyorum...Ve tekrar hayran oldum bu güçlü kaleme...

Ve fark ettim ki: Birini sevmeye karar verdiğimizde, O nu hiç sahip olmadığı, sadece O nda olmasını istediğimiz özelliklerle donatıyoruz...O nu baştan yaratıyoruz bir nevi. Her olumsuzluğu masalsı bir şekilde açıklayabilecek kadar da şair, yazar oluveriyoruz...Sihirli bir değenek deymiş gibi. Peki ama nereye kadar?

Kitapta ki en sevdiğim cümleyle bitireyim izninizle:

"Size acıyla kapanan gözler bakmış..."

Mutlu kalın
256 syf.
Hikayemiz, deniz kenarında bir evde oturan ve evlerinden görünen Deniz Feneri'ne gitmek için her akşam karar verip, babalarının havanın kötü olacağını ve gidilemeyeceğini söylemesiyle hayal kırıklığı yaşayan bir ailenin kısır döngüsüyle başlıyor. Bay ve Bayan Ramsey, sekiz çocukları olan, kendi hallerinde görünen, ancak oldukça garip bir aile. Karı koca birbirleriyle diyalog kurmamak için neredeyse savaş halindeler. Bayan Ramsey'in hayatta sevdiği tek şey anne olmak. Çocuklarıyla ilgilenen ve en küçük çocuğu James'e sürekli kitap okuyan, çocukları hayatının tek anlamı olan, zaman zaman kendi dünyasında yaşayan ve monoton bir hayat süren evin annesi Bayan Ramsey ve kitap yazarak hayatını kazanan, ancak ilerleyen sayfalarda anladığımız üzere evlilik ve çocuk sahibi olmanın yazarlığını olumsuz etkilediğini düşünen, karısının kendisinden daha alt seviye olmasını düşündüğü zamanlarda kendini biraz rahatlatan, sevdiği halde, karısına yaklaşmamaya özen gösteren baba Bay Ramsey. Evlerinde misafir olarak bulunan ve ateist olduğu için çocukları tarafından dalga geçilen, aile için de biraz vakit geçirme aracı olan bir öğrenci var, ama baskın bir karakter değil. Komşuları Lily ve Carmicheal ile ilk defa bir araya gelip, güzel bir yemek yiyiyorlar. Yalnız sürekli karı koca arasında dillendirilmeyen ve neden olduğu anlaşılmayan bir gerginlik ve soğukluk var. Kitapta sadece bir kez onların kol kola birkaç dakikalığına yürüyüşe çıktığına tanıklık ediyoruz o kadar. Kitap üç bölümden oluşuyor. Pencere, Zaman Geçiyor ve Deniz Feneri. Pencere bölümü bu şekilde ilerliyor. Zaman Geçiyor bölümünde, okuru büyük sürprizler bekliyor. Karakterlerimizin hayatlarında büyük değişiklikler oluyor, çünkü savaş hepsini farklı yerlere savurmuş, hatta kayıplar olmuş. Spoi vermiyorum. Son bölümde ise, hayatta kalanlar ilk bölümde sürekli sözü geçen ve bir türlü gidilemeyen Deniz Feneri'ne gitmek için yola çıkıyorlar. Ancak ilk bölümde babasına sırf bu yüzden düşmanlık besleyen James ve kardeşi Cam artık büyümüşlerdir ve artık en büyük istekleri olan Deniz Feneri'ne gitmek istememektedirler. Bu arada Lily ve Carmicheal de, savaş sonrası evlerine geri dönmeyi başarıyorlar ve bütün olanları ve geçmişi Lily'in gözlemlerinden okuyoruz. Kitap çok sade bir dille yazılmıştı. Olay döngüsü çok durağan ama çok başarılı bir kitap. Süslü cümleler kesinlikle yok ve bu ayrı bir doğallık katmış.
253 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Hüzünlü bir kitap ama bunaltmıyor. Paragraflar çok uzun, ilk sayfalarda anlamak icin bayağı çaba sarf edilmesi gerek. Tam anlamıyla anlamak icin de sakin bir kafaya ve ortama ihtiyaç duyuluyor. Yorucu ve düşünmeye sevk eden bir yapıda yazılmış. Aynı zamanda sıradışı ve büyüleyici bir tarafı da var. Çok farklı duygulara kapılabilirsiniz.
Son olarak ben çok sevdim. Sıradışı, çarpıcı ve etkisinden hala kurtulamadığım bir eser.

En sevdiğim alıntıyı da buraya bırakıyorum.

#65527751

Herkese iyi okumalar
224 syf.
·4 günde·Beğendi
Yazarın kalemi ile ilk defa tanışıyorum. Biraz depresif olduğunu düşünüp hep ertelemiştim. Ama ne kadar yanlış yaptığımı itiraf etmeliyim. Tamam buram buram hüzün kokuyor ama öyle bunaltan cinsten değil. 

Öncelikle yazarın tarzından bahsetmek istiyorum. Aynı paragrafta karşı tarafla konuşturduğu karakteri aynı zamanda hem kendi zihniyle, hem de iç sesiyle konuşturuyor. Ve bu söylemleri herhangi bir noktalama işareti olmadan, sadece virgül kullanarak yapıyor. Ve bu paragraflar öyle uzun ki; yarım sayfayı geçtiği bile oluyor. Ama bunu öyle bir çekicilikte başarmış ki; bu sırada dışı anlatım tarzı ve uzun paragraflar beni büyüledi. 

Kitabın konusuna da birazcık değinecek olursam; çok güzel fakat bunun farkında olmayan 8 çocuk annesi bir kadın ve her daim kendini üstün gören, kadınlar tarafından sürekli övgü ve şefkat bekleyen ,çocuklarına karşı ilgisiz kocası, yazları gittikleri evlerinde bir çok konuk ağırlarlar. Her bir konuğun ayrı zihin dünyası ve kişilik özelliği vardır ve ev sahibesi hanım eşinin tam tersi olarak, hepsinin de mutlu olmasını ister. Çocuklarından en küçüğünün karşı adadaki deniz fenerine gitme isteği, hava koşulları bahanesi ile babası tarafından kabaca reddedilir. Ve tabi ki anne yavrusuna hiç kıyamasa da, kocasının hep doğru olanı yaptığı gibi kör bir inançla, yavrusuna merhameti arasında kalır. 

Aslında çok basit görülen bu olay bir günü  ve kitabın yarıdan fazlasını kaplıyor. Ama öyle derin tahliller var ki; asla basit bir konu olarak düşünmüyorsunuz. Daha sonrasında ise olay örgüsü çok farklı bir hal alıyor. 

Okumaktan çok hoşlandığım bir kitap oldu. Hatta 

gece henüz yarıdan fazlayı geçmişken, son bir sayfa daha okuyup yatayım derken, bölüm sonunda yazar öyle bir şey yapmış ki; beni altın vuruşla uykuya uğurladı. 

Seviyorum böyle sıradışı ve sarsıcı kitapları. Bu kadarın üzerine de tavsiye ettiğimi anlamışsınızdır. Okuyunuz efendim...
224 syf.
·Puan vermedi
Şaka gibi ama seneler öncesinden bi ruh başka bi ruhun hissettiklerini nasıl bu kadar iyi hissedebilir.. bu bana uçuk geliyor.

Her karakterde delicesine iniyoruz onların ruhlarına kitapla. Kadınsı yaratıcılığın ve derinliğin diplerinde boğuldum ben okurken. Okumadan da hissedemezdim sanırım. Bir aile ve anne baba ve çocuklarla bizi adım adım keşfe çıkarıyor yazar. Elbette ailesel örtü herkesi kutsal bi çatıyla birleştiriyor. Ama Mr. Ramsay'in/kocanın gölgesinde biz karakterlerin kendi bilinç altı derinliğine uğurlanıyoruz. Mrs. Ramsay'in hayata bakışı, hislerini derinden derine duyumsaması, onları irdelemesi ve kadınsı içgüdüleri o kadar tarif edilemez ki. Bunun ne annelikle, ne sorumluluklarla ne görevlerle ilgisi var. Bu tamamen insan olmak ve kadın olmanın yarattığı ikililikle alakalı. Kadın olarak varım, anne olarak yaşıyorum ama insan olarak doğdum ve her şey neden o halde bu kadar karmaşık olmak zorunda o halde?

Etrafımızda onlarca toxic kişiler var ve demiyorum ki Mr. Ramsay ya da Charles Tansley de öyleler. Ama bir kadının yazı yazamayacağını, resim yapamayacağını kaç kere dillendirebilir biri? Ah Lily..

Kitabı okurken başta, zorlandığımı fark edince aile ağacını çıkardım. Ve karakterleri bu şekilde oturtarak gitmek faydalı oldu kesinlikle. Sadece bazen bazı kitapları okuduğumuzda bu his- o his olur ya insan.. bu kitapla bunu çok deneyimledim. Günlük yaşantımıza ısrarla yedirilen- ama neden/ niye'si sorgulanmayan onlarca görünmez kalıpla çevriliyiz ve bazen insan "kendi karanlığına çökünce" bir şeyleri çok daha iyi anlamlandırabiliyor. Bu kavrayış öyle vurucu bi etki yaratmıyor, huzurlu bi sakinlik ve yalnız değilim/değildim hissi veriyor kişiye. Bu kesinlikle değerli.

Mrs. Ramsay'i kendi içsel derinliğinde her zaman çocuklarına aşırı düşkün, kocasını hoş tutmaya çalışan, çocuklarının geleceklerine dair evlilik ya da tahsil hayalleriyle dolu bi "mutlu anne" olarak da düşünebiliriz. Ama her şeyden önce bireysel derinliğinin, insani mutluluğu ve ışıltısının göz kamaştırıcı yanında asılı kaldım ben. Derinlere inmenin bazı anları vardır. Deniz fenerinin ışığı altında Mrs. Ramsay bunu yaşarken bizlere de yaşatıyor yeterince.


<<Şu sıralar da sık sık bu ihtiyacı duyuyordu- düşünmek ihtiyacını; aslında düşünmek bile değil. Konuşmamak, yalnız olmak. Yayılan, ışıldayan, sesli ne varsa, tüm oluşlar ve tüm davranışlsr buharlaşıyordu; insan bir ağırbaşlılık duygusuyla kendisi olana, başkalarının göremediği yarık biçiminde karanlık bir öz halinde kalana kadar çekip küçülüyordu. (...) Hayat bir an dibe çöktüğünde, yaşanacak şeyler sınırsızmış gibi görünüyordu. Herkeste bu sınırsız kaynak duygusu vardır herhalde diye düşündü; (...) >>

Daha önce Mrs. Dolloway, Kendine Ait Bir Oda, ve Flush kitaplarını okumuştum Woolf'un. Ama diyebilirim ki, bilinç akışı tekniğini gerçek anlamıyla deneyimlediğim ilk kitabı Deniz Feneri oldu. Başlarda her şey karmaşık ama karakterleri tanıdıkça, onların günlük hayatlarının ardındaki en basit davranışların dahi kendi zihinlerinde nasıl ailevi tarihin birer evrimi sonucu oluşan reaksiyonlar, hareketler olduğunu gördükçe aklınızda oturan şeylerin uyumu size kimi zaman zevk kimi zaman hüzün veriyor. Tüm bu karmaşanın üstünde babasal/ kocasal gölgenin kişileri nasıl hareket ettiren bi rüzgar gibi gücünü hissettikçe de kendi düşüncelerinizdeki kopuk paralelliklere rastlayabiliyorsunuz. Eril tahakküm, patriyarka diye adlandırdığımız bu gerçek insanlık tarihinin soğurduğu, özümsediği bi gerçek. Ve dönüşerek, kimi zaman kısık sesiyle kimi zaman yankılanarak devam ediyor halen çevremizde, dünyada. Kitap buna dair çok daha ufak ama derin bi kesit sunuyor bize.
Ramsay ailesiyle, bir gölgenin altında çoğu zaman uğultulu geri dönüşler yaşıyoruz.
224 syf.
·42 günde·Beğendi·10/10
Roman, bitmekte olan Victoria Dönemi'nin orta yaşı çoktan devirmiş kuşağıyla ergenlik ve erişkinliğe girmiş kuşağı arasındaki derin ayrılığı o kadar iyi anlatıyor ki, okurken bu esere neden başyapıt dendiğini anlayabiliyorsunuz. Sadece konu açısından değil, yazarın getirdiği bilinç akışı tekniği de romanı benzersiz kılıyor. Okunması zor, sindire sindire gidilmeli bu kesin. Çabuk sıkılan, hemen sonuca doğru gitmek isteyen, heyecan ve macera türündeki kitapları sevenler için uygun olmadığını söyleyebilirim.

Roman iki bölümden oluşuyor: İlk bölümde Ramsey ailesinin İskoçya'daki adalardan birinde bulunan yazlık evlerindeki günlük yaşam anlatılıyor. Aile dostu olan yaşlı bir şairle yaşlı bir bilimadamı, genç bir akademisyen adayı, henüz otuzlarının başında bekar bir ressam kadın, evin annesinin tanıyıp kol kanat gerdiği genç bir kızla erkek ve evin sekiz çocuğu arasındaki tüm ilişkiyi Mrs. Ramsey bir orkestra şefi gibi yönetiyor. (Victoria çağı kadını fazla okumadan hemen evlenmeli, bol çocuk sahibi olmalı, konuşmadan eşinin ne demek istediğini anlamalı, sevgi dolu ve yardımsever bir anne /ev sahibesi olmalı...)

Bekar yaşamaktan hoşlanan, kadınların da ressam olabileceğini hatta erkeklerin tekelinde olan her işi kadınların da başarıyla yapabileceğini düşünen, ancak bunu belli bir tonla dile getirebilen ressam hanım ile evin hanımı Mrs. Ramsey arasındaki bu belirgin fark, geçen her konuşmada, olayda göze çarpıyor.

İkinci bölümde ise yıllar sonra ailenin sağ kalan fertlerinin ve aile dostlarının yeniden adada bir araya gelmesi, uzun zaman öncesinde kalan olayları hatırlamaları yer alıyor.

Kitapta beni çarpan çok şey vardı: İki kadının iç konuşmaları, dile getiremedikleri beklentileri, bazen kendilerini suçlu hissetmeleri...Özellikle de Ramsey ailenin fertlerinin bazılarının ölümlerinin adadaki ev metaforu üzerinden anlatılması, çocukların babalarından sevgi görme ve onaylanma ihtiyaçları çoğu yerde durup düşünmeme ve ağlamama sebep oldu.

Edebi değeri yıllar içinde anlaşılan - ki Woolf ' un bu kitap yüzünden çok eleştirildiğini öğrendim - ölümsüz bir eser okumak isteyenlere tavsiye ederim.
224 syf.
Vırgınıa Woolf'un okuduğum ilk romanı Deniz Feneri oldu. Romanın geniş bir zamanda didiklene didiklene okuması gerekir. Yoksa sıkıcı ve anlaşılmaz oluyor. Roman üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde Ramsey ailesinin bir gününü anlatıyor. İkinci bölümde Ramsey ailesinin 10 yıl içinde başında geçenleri anlatıyor. Son bölümde ise 10 yıl sonrasında bir türlü gidilmeyen deniz fenerine gidiş anlatılıyor. Roman teknik bakımdan biraz farklı kurulmuş. Roman boyunca karakterler konuşmazlar. Karakterlerin iç monologları ile her şeyi anlarız. Ayrıca romanda kadın toplumdaki yeri, kadın ve erkeğin rolleri işlenmiştir. Kadının toplumdaki yeri; Mrs. Ramsey( Ev hanım çocuklarına bağlı bir kadın ) ile Lily ( Ressam bekar ) hayatları irdelenerek yapılmıştır. Son olarak Mrs. Ramsey'in eşi Mr. Ramsey büyük hayranlığı ve bu hayranlığın akıldaki düşüncelerle çelişmesi anlatılıyor. Güzel bir eser. Kesinlik iki kere okunmalıdır.
224 syf.
·Beğendi·10/10
Deniz Feneri Virginia Woolf’un başyapıtları arasında anılabilecek bir kitabı. Kitapta bir ailenin hayatından kesitlere yer verilmiştir. Belli bir olay kurgusu olmamakla birlikte Virginia Woolf’un pek çok kitabında kullandığı bilinç akışı tekniğini bu kitapta da görebiliriz. Hikayenin dışında verilen mesajların olayların önüne geçmesine izin verilmiştir. Feminist biri olarak bilinen yazar bu kitapta karakterler üzerinden o dönemin kadın erkek ilişkilerine değinmiş, toplumun kadına bakış açısını gözlemlememizi istemiştir. Kitaptaki anne ve baba rolünü alan Mr. ve Mrs. Ramsay aslında yazarımızın anne babasıdır ve toplumdaki kadın erkek rollerini sergilerler. Bunun dışında kitap boyunca Mrs. Ramsay ve ressam kızın arasında giden “kadın olmak, evlenmek, kadının iş sahibi olması” gibi çekişmeler bize toplumun kadına bakışını gösterir. Bir çok kişi ressam karakterinde aslında Virginia Woolf’un kendisini anlattığını söyler. Modern kadın ve eski dönem kadının çekişmesi Mrs. Ramsay’nin ansızın vefatı ve ressam kadının kendi ayaklarının üzerinde durmasıyla sonlanır. Buradaki zafer bir nevi modern kadının olmuştur.
Çünkü insanın bazen ne düşündüğü ne de bir şey hissettiği anlar vardı.
Virginia Woolf
Sayfa 199 - İş Bankası Kültür Yayınları
Ama o yatarak ölmeyecekti; dik bir kayalığın ucunda duracak ve orada gözleri fırtınaya sabitlenmiş, son ana kadar karanlığı yarmaya çalışarak ayakta ölecekti.
Virginia Woolf
Sayfa 36 - İş Bankası Kültür Yayınları
Fakat kim bilir sağa ya da sola kıpırdamamak onlar için ne kadar imkansızdı. Onca eleştiri karşısında, tamamen ataerkil bir toplumda, birşey onu gördükleri biçimde, ezilip büzülmeden tutunmak kim bilir nasıl bir deha, nasıl bir dürüstlük getirmişti.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Deniz Feneri
Baskı tarihi:
Mayıs 2015
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053324423
Kitabın türü:
Orijinal adı:
To The Lighthouse
Çeviri:
Sevda Çalışkan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
İngiliz edebiyatının başyapıtlarından biri olan Deniz Feneri, son derece basit olay örgüsünün ardında yaratıcısının özyaşamının ayrıntılarını, toplumsal meselelere ilişkin sorgulamalarını, içgözlemlerini ve derin felsefi gizemleri barındırır.

Deniz Feneri 'nin merkezinde I. Dünya Savaşı'nın öncesinde ve sonrasında İskoçya'nın Skye Adası'ndaki evlerinde kalan Ramsay ailesi ve konukları vardır. Çocuklar oynarken, yetişkinler sohbet eder, düşüncelere dalar ve keşiflerde bulunur. Yapıtın roman türünde alışık olduğumuz anlatı sürekliliğini kesintiye uğratan yapısı ve her bir anlatıcının kendi bilinç akışının perspektifiyle çözülen olay örgüsü, bir deniz fenerinin kendi ekseni etrafında dönen ışığını andırır. Böylece Ramsay ailesinin sıradan gündelik yaşamı zaman, ölüm, toplumsal cinsiyet ve ahlak üzerine derin düşüncelere gömülür.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.520 okur

  • selin
  • Y
  • Dilek
  • Taylan Bodur
  • Ayşegül Demirci
  • Selin Ç.
  • Seylan Mir
  • şeyma uslu
  • Xslşd
  • §edef

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.9
14-17 Yaş
%3.9
18-24 Yaş
%28.1
25-34 Yaş
%29.7
35-44 Yaş
%25
45-54 Yaş
%7.8
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%0.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%68.1
Erkek
%31.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%13.1 (57)
9
%9.4 (41)
8
%22.5 (98)
7
%10.8 (47)
6
%9.2 (40)
5
%5.7 (25)
4
%1.4 (6)
3
%1.1 (5)
2
%0.5 (2)
1
%2.1 (9)

Kitabın sıralamaları