·
Okunma
·
Beğeni
·
50,6bin
Gösterim
Adı:
Deniz Feneri
Alt başlık:
Cep Boy
Baskı tarihi:
24 Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057829115
Kitabın türü:
Orijinal adı:
To the Lighthouse
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karbon Kitaplar
Yirminci yüzyılın usta kalemlerinden Virginia Woolf’un edebiyata armağanı 'zihin akışı tekniği'yle Deniz Feneri’nde tanışıyoruz. Abartıdan uzak, sahici roman karakterlerinin gündelik hayatında gezinirken; kuşak çatışması, Viktoryen Dönemi’nin kadın ruhu, sınıfsal çatışma üzerine düşünüyorsunuz. Benzerine az rastla­nır bir yalınlıkla insanların iç dünyalarına eğilen Woolf, zıtlıklar, ironiler ve tahlillerle eserini ölümsüz kılıyor.
Karbon Kitaplar, Woolf’un “To the Lighthouse” orijinal adlı romanını İngilizce aslından Türkçeye çevirdi.
224 syf.
Virginia Woolf'un bilinç akışı tekniğini ustalıkla kullandığı bir başyapıt. Başlarda afalladığım zorlandığım bir kitap oldu. Neden böyle oldu anlayamamıştım biraz araştırma yaptım internette okuyan bazı kişilerde benim gibi zorlanmıştı. Araştırmalarım sonucunda bu kitabın "The Millions" adlı internet sitesinin 2009 da başlayıp 2016 da bitirdiği araştırma sonucu "Okunması En Zor 10 Kitap" listesine giren kitap olduğunu fark ettim. Her ne kadar başlarda kitaba konsantre olamasam da kitabın benden dikkatle ve yoğunlaşarak okumamı istediğini anladığım an kitap daha anlamlı olmaya başladı ve en sonunda HAYRAN kaldım. Araştırırken yazar hakkında çok farklı bilgilere denk geldim. Kendisinin eşcinsel olduğunu, Vita Sackville-West ile ilişkisinin olduğunu öğrendim. Hatta Orlando adlı kitabı bu ilişkiye konu olmuştur. Yaşadığı psikolojik sorunlar sonucunda intihar etmiştir.

Kitabın içeriğine gelirsek Virginia Woolf kitaptaki Lily adlı kişiyle bir bakıma kendisini anlatmıştır. Feminist görüşlerini o karakter üzerine yüklemiştir. Mrs. ve Mrs. Ramsey anne ve babasının kitapta canlanmış halidir. Bir nevi otobiyografik bir eser sayılır. Kitapta bir olay veya olay örgüsü yok. Genelde kişilerin zihinlerinde geçen fikir ve duygularını aktarır. Bazen öyle bir daldan dala atlar ki,bu kim ? kimden bahsediyor ? diyeceğiniz yerler oluyor. Kitabı okumak isteyenlere tavsiyem öyle alıp okuyayım aksın gitsin derseniz çok zorlanırsınız. Bu kitabı tam anlamıyla anlamak için sakin bir kafayla, konsantrasyonunuzun üst seviyede olması gerekir yoksa kitaptan zevk almazsınız ve bir işkence haline gelir
224 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Ahh! Virginia... Neden bu kadar zor olmak zorunda bırakıldın sen. Neden?! Betimlemelerin nokta koymaya kıyamayışların beni o kadar zorladı ki, bu sefer yarım bırakmaya kıyamadım. Bazı paragrafları başa dönüp okumak zorunda kaldım. Hak verilmeli ki bir cümle bile paragrafla eş değerde :)) Aslında Deniz Feneri Virginia 'nın yaşadığı ailenin bir nebze aktarımı gibidir. Her sözünde her kitabında feministlik kavramı ağır basıyor yine. Konusuna odaklanmak zordu belki fakat bir önceki yarım bırakmak zorunda kaldığım Dalgalar kitabı gibi değildi en azından.
“Deniz Feneri”nin bir hikayesi var belki, ama Virginia bilinçli bir seçimle olay örgüsünü çok gevşek bir biçimde dokumuş; sekiz çocuklu Ramsay ailesinin sade, sessiz ve mutlu hayatından bölük pörçük izlenimler aktarıyor Woolf.
Olay örgüsünün belirsizliğinin altında çok titiz bir üslupçuluk var aslında; her sözcüğü, cümleyi, düşünceyi, duyguyu ve olay anlatımını vermek istediği bütünlüğe uygun biçimde seçiyor, hiç bir yerde ilham perisinin kendisini sürüklemesine izin vermiyor.

Yaz mevsimini deniz kenarında geçiren Ramsay ailesinin, misafirlerinin ve çevrelerindeki dostlarının hayatından kısa bir dönemi bilim adamı bay Ramsey’in fedakar eşi bayan Ramsey’in gözünden anlatıyor roman. Şimdiki zaman içerisinde sürüp giden olaylar, kişilerin bilincinde oluşan izlenimlerle geçmişe yayılırken, son bölümde yıllar sonrasına uzanarak bitiyor hikaye. Deniz Feneri, evin küçük oğlunun hep gitmek istediği, ama hava muhalefeti nedeniyle bir türlü ulaşamadığı bir yer, bir arzu nesnesi ve aynı zamanda yetişkinliğe geçişin sembolüdür. Ne var ki fenere ulaşma arzusunun şiddeti, arzu doyurulduğunda başlangıçtaki önemini de yitiriverir.

Hikayede yer alan şahıslar birbirleri ile konuşuyorlar şüphesiz, ancak bu monologlardan iç monologlara ya da bilinç akışına geçildiğinde, anlamlar üzerine de bir belirsizlik olduğunu farkediyoruz. Mesela, “Mr.Tansley, anlaşılan adamın yaptığı resmin iyi bir şey olmadığını anlatmak istiyor bana diye düşündü. İnsan böyle mi derdi? Acaba bunu mu demek istemişti? Boyalar dayanıklı değilmiş. İnsan böyle mi derdi? Bunu mu demek istemişti acaba?” tarzında kesik kesik sorgulama cümleleri romanın bir çok yerinde çıkıyor karşımıza. Sözcükler sözcükleri, imgeler yeni imgeleri çağırıyor; insan zihninde düşünce oluşumunun haritasını çıkarıyor Woolf. Böylelikle yargıları, kesinlik taşıyan önermeleri ve bilgiye duyulan güveni sorgularken, aydınlanma düşüncesini de apaçık gibi görünen gerçeklerin muğlaklığını da vurguluyor.

Yeni bir dönem, yeni bir üslup

Mekanın da önemli bir rolü var romanda. Kişilerin düşünceleri izledikleri görüntülerin yarattığı imgelerle bambaşka konulara sıçrıyor, zihinlerinde geçmişin anıları canlanıyor. Mesela, William Banks’a Bay Ramsay ile arkadaşlığının sırf adet yerini bulduğu için sürdüğünü düşündürten anı, “öbür yoldan, araba yolundan yürümek üzere kıvrıldığı sırada gözüne öyle şeyler çarptı ki, eğer kum tepeleri, arkadaşlığının vücudunu balçık içinde hala yaşam dolu taze dudaklara yatırıyor olarak gözler önüne sermeseydi bunların farkında olmayacaktı” cümleleriyle tasvir ediyor yazar.

Woolf’un yansıttığı duygu ve düşünce dünyasının belli bir sosyal kesime ait olması, bu kişilerin toplumsal ve tarihsel bağlamlarının işlenmemesi bir eksiklik gibi görünse de, İngiltere’nin, bu metinlerin üretildikleri tarihlerdeki siyasi, ekonomik, toplumsal ve ideolojik hayatının veri alınması durumunda, bu eksikliğin aşılacağı söylenebilir. Çünkü Woolf’un meselesi, Victoria döneminin sona erdiği, geleneksel değerlerin parçalandığı bir toplumsal yapıdaki insanın durumudur.

Hemen her romanında kadın sorunların işlemeye özen göstermişti Woolf. “Deniz Feneri”nde de -kocası, çocukları, evi ve ev kadınlığı sorumluğu ile yaşayan- Mrs.Ramsay ile -evliliğe uzak duran, hayatını resim yaparak geçiren özgür kadın- Lily arasında -üstü örtük biçimde- yapılan karşılaştırma ile ortaya çıkar feminist öğeler. Roman sonunda Mrs. Ramsay’ın ölümü ile yıkılan eserinin -aile düzenin- trajikliği, kadının eve bağlı hayatının anlamsızlığına yapılan bir gönderme olarak da okunabilir.
248 syf.
·4 günde·8/10 puan
Sembollerle dolu bunaltıcı bir kitap. Aynı zamanda tam bir sanat eseri. Vivaldi’nin Dört Mevsimi’ni dinlemek gibi belki de. Sadece üç bölüm var ama burada.

İlki “Pencere”, giriş bölümü . Giriş dediysem öyle giriş gelişme sonuç gibi değil. Kitabın en uzun bölümü: 19 uzun/kısa (en kısası 3 satır) kısımdan oluşuyor. Ziyaretçileriyle beraber kalabalık bir ailenin adalardaki (Prenses değil:) yazlık evindeyiz. Virginia Woolf sağ olsun, bölüm boyunca bir karakterden diğerine, bir zamandan başkasına atlıyor çekirge gibi. Beyinlerin içinde ambale oluyoruz güzel güzel o eski meşhur bilinç akışı tekniğiyle. Anlatıcı 3.tekil şahıs tanrı anlatıcı, değişmiyor. Ama bilinçlerin içindeyken – başka bir yerde olmuyoruz zaten bölüm boyunca- o karakterden yaşıyoruz kitabı.

Ve o karakterlerle veriyor vermek istediğini bize Woolf. Biraz gereksiz bir cümle oldu evet ama yazarın yapmak istediğini- yaptığını daha doğrusu, çarpılırım şimdi yapamamış dersem:) – başka türlü açıklayamıyorum galiba. Bay Ramsey üzerinden mesela dünya görüşünü, felsefesini aktarırken Lilly Brescoe üzerinden kadının özgürlüğünü işliyor. (Açıklayamadıysam benim beceriksizliğim yüzünden, kusura bakmayın)

Üç bölüm demiştim, diğerlerini de anlatmaya çalışayım. İkinci bölüm “Zaman Geçiyor”da, zaman geçiyor gerçekten :) Zaman geçiyor ve biz bu yalnız yazlık evin yavaş yavaş çözülmesini görüyoruz en uzun süreyi kapsayan bu en kısa bölümde. Zamanla beraber hayatlar da geçiyor ama.

Son bölümde kitabın ismindeki “Deniz Feneri” var. İkinci bölümde, yukarıda bir çok defa tekrarladığım gibi, zaman geçmiş, insanlar toplanmış ve bir sonucu yaşıyoruz. Aslında sonuç da yok sonda, yine de kitap bitince, “Aa, ne oldu?” demiyorsunuz. Bir tatminsizlik yaşanmıyor yani.

Erkekler/kadınlar, hayatın anlamı, zamanın yıkıcılığı ya da yapıcılığı (artık neresinden bakarsanız) , insanların dış ve iç dünyalarının ayrımı gibi bir çok teması var kitabın. Ve başta söylediğim gibi bolca sembol de var En başta deniz feneri:)

Gerçekten çok güzel yerler var kitapta. Ama dikkatli okumanız lazım aynı zamanda. Bir yerde boş bırakırsanız kitap alıyor başını gidiyor, siz de sıkıldığınızla kalıp arada, a burayı ne kadar güzel yazmış diye tatmin ediyorsunuz kendinizi, kitap ama sıkıcılığıyla kalıyor kafanızda.

Dönemine göre gerçekten büyük bir yazar Woolf. Kesinlikle over-rated birisi değil, kendisine verilen değeri sonuna kadar hak ediyor. Ama yazar için bir başlangıç kitabı olarak da düşünemem bu eseri. Yazarın düşünce yapısını anlamak için Kendine Ait Bir Oda yeterli sanki. Bu daha çok tekniğinin zevkine varmak için okunacak bir kitap bence. Ama nasılsa yolunuz yazarla kesişince okumak isteyeceksiniz yine de bunu . O yüzden iyi okumalar şimdiden.
224 syf.
·4 günde·9/10 puan
Deniz Feneri bir iki yıl önce Woolf'un elime aldığım ilk kitabıydı.O sıra kitaba pek odaklanamayıp bıraktım.Küçük bir araştırma sonrası yazarın tarzını anlamak için şu sıralamaya göre okudum: Kendine Ait Bir Oda,Dışa Yolculuk,Mrs.Dalloway,Deniz Feneri. Böylece yazara daha iyi ısındım.

Bütün kitaplarını çok sevdim.Ama özellikle Deniz Feneri'ne bayıldım.

Virginia Woolf, 20.yüzyıla damga vurmuş Proust, Joyce gibi yazarlarla beraber anılıyor. O dönemin şartlarında kadınların bazı temel haklardan bile yoksun olduğunu düşünürsek bir kadının böyle başarılı olması beni çok gururlandırıyor.Woolf'un kadın kimliği için uğraşları herkes için bilinen bir gerçek. Vurgulanması gereken bir yönü de roman sanatına getirdikleri.Bilinç akışı, iç monolog gibi teknikleri ilk ve başarılı kullananlardan birisi yazar.

Bu kısımda, kitapta olaylara önem verenleri uyarmak isterim, spolier olabilir.

Birçok yazar Deniz Feneri'nin Woolf'un şaheseri olduğunu düşünüyor.Henüz dört eserini okudum ama ben de çok basarılı olduğunu düşünüyorum.Peki yazar bilinç akışını nasıl kullanmış ve başarısı nedir?

Bir kere kitapta belli bir öykü yok.Bir iki olay var evet ama asıl konu hiçbir sekilde olaylar değil. Ramsay ailesi ve onlara gelen misafirlerin izlenimleri, olayların insanların zihnindeki anlik yansımaları asıl verilen.

Örneğin kalabalık grup sofrada oturuyor ve herkesin birbiri hakkındaki düşüncelerini zihinlerinden okuyoruz. Düşünceler sıralı değil. Dağınık,kopuk kopuk...Birden başka bir kişinin iç dünyasına atlıyorsunuz ve bazen bu geçişler bile zor fark ediliyor.Kitaba ısınana kadar odaklanmak biraz zor ama kahramanları tanıdıkça okumak kolaylaşıyor.


Bu yönüyle kesinlikle okunması zor bir kitap değil.Kendinizi o akışa bırakıyorsunuz. Woolf'un kahramanlarınin kafasında siz de gezinip duruyorsunuz.


Kitapta bazen zaman duruyor gibi oluyor. Mesela Mrs.Ramsay sandalyesinde kitabını okuyor.Mr.Ramsay ona bakıp düşünüyor, dizinin dibindeki küçük James düşünüyor, Mrs.Ramsay kendisi düşünüyor.O anda benim icin Mrs.Ramsay bir resim oluyor sanki.


Mina Urgan Virginia Woolf'un biyografisini yazmıs en kısa zamanda edinip okumak istiyorum.Orada araştırmaları sonucu görmüs ki bu romanda anlatılan Woolf'un kendi ailesi.


Mrs.Ramsay beni en çok etkileyen karakterdi.Yazarın kendi annesi olduğu söylenen bu karakter sanki eserin başkişisiydi ama ikinci bölümde birden öldü ve ölümünün bir cümle ile geçiştirilmesi beni şasırtmadı çünkü yazar olayları hiç önemsemiyor. Mrs.Ramsay cok güzel ve etkileyici bir kadın olarak karşımıza çıkıyor.Sessiz sedasız herkesi ve her seyi yönetiyor.Etrafındakiler üzerinde güclü bir tesiri var. Güzelliğinin ve etkileyiciliğinin farkında tabi ve bununla gurur duyuyor.Mr.Ramsay ile uzun bir evlilikleri ve tuhaf,sözsüz bir iletisimleri var.Birbirlerinin bir sonraki hareketlerini tahmin ediyorlar ve bir kitabin sayfalarının çevrilişinden bile duygu analizlerini yapiyorlar.


Mrs.Ramsay hem kocasından kendini için için üstün görüyor hem de üstün gördüğü icin bu fikre dayanamıyor ve kendine kızıyor.


Mr.Ramsay güzelliği ve etkisi için karısına adeta tapıyor.Bir yandan da okuduğu kitapları anlamıyor diye karısının cahilliğinden gizli bir haz duyuyor.

Yazar bu iki karakteri öyle güzel çözümlemis ki çocukluğunda anne ve babasına bakıp uzun uzun gözlem yaptığını düşündüm.Annesini daha yakın hissediyor. Baba bencil bir karakter olarak öne çıkıyor.

Küçük kardeş James de anneye hayran ve babasından nefret ediyor.Babasını hayattaki bütün olumsuzlukların simgesi gibi görüyor. Babasınin annesinden sürekli ilgi bekleyen hali James'i o yaşlarında bile(altı-yedi yaşında olduğunu tahmin ediyorum)deli ediyor.

Yazar, güzel fakat sığ bir kadın olarak çizdiği Mrs.Ramsay'ın karşısına Lily'i yani kendisini koymus. Mrs.Ramsay sadece kendi ve ailesiyle ilgilenir,herkesin evlenmesi gerektigini düsünür.Lily evlenmez,resim yapar ciddi konulara meyillidir.Fakat çirkin olduğu için özgüven problemi vardır.


Acaba Mrs.Ramsay'ın erken ölümü bize Lily'nin kazandığı fikrini hissettirmek için miydi? Ben böyle düşündüm ya da böyle düşünmek istedim.

Yazarın karakterler hakkında bazen iyi bazen kötü olan tutumunu,bir kafa karışıklıgi hissini uyandırmasını sevmedim.Ama bu noktayı bir kenara bırakırsak eseri çok başarılı buldum ve çok sevdim.Ben de yıllarca etkisini bırakacağı kesin.
224 syf.
·9/10 puan
İnsanlardan nefret ettiğini, yanlışlarını, sana hissettirdiklerini açıkça söyleme isteği kime gelmez ki... Ama insan söyleyemiyor işte, her şeyi açıkça dile getiremiyor. Git diyemiyor sıkıldım senden diyemiyor. Karşındaki kişiyi düşünüyor ya da o insanın bunu anlayamayacağını. Karşındaki insanın gurursuzluğunu hatırlıyor. Bir şeyleri söylesen de onun düzelemeyeceği aklına geliyor. İnsan birbirini hep düzeltemez zaten, herkes kendini düzeltmeyi bilmeli. Karşısındaki insana sözcüklerle değil de gözlerle anlatmayı bilmeli. Hislerle anlaşmayı bilmeli insan.

Deniz Feneri Virginia Woolf'un okuduğum ikinci kitabı bundan önce Kendine ait bir odayı okumuştum. Woolf'un farklı bir kalemi, eşsiz cümleleri var. Kendine ait bir dünyası var. İlk okumaya başladığım zaman bir tepetaklak oldum. Okudum başa sardım kitabın ağır olmasından değil kitaba tam olarak konsantre olamadığımdan. Bir karakteri anlatırken, birden diğer karaktere geçmesi, başka olaylara açıklık getirmesi insanın kafasını karıştırıyor. Ama iyi bir konsantre olduğun zaman kitabın içine girdiğin zaman bir daha çıkamaz oluyorsun. Nereden geldim Pencere bölümünden, Fener bölümüne diyorsunuz. Kitap beni çok sardı, sarmaladı. Kitaptan bir gram bile sıkılmadım. Woolf ender bir yazar. Kendine ait bir oda'dan da izler bulabiliyorsunuz bu kitapta. Kadınların evliliklerindeki rollerini ve evlilik haricindeki yaşamlarının olup olmadığını ve feminist sorunlarını dile getirmiş kitapta. Lily(Ramseylerin aile dostu) resim yaparak evlilik harici de kadınların bir yaşamı olduğunu çok güzel bir şekilde gözler önüne sermiş.

Ramsay'ler her yaz adaya giderler. Orada sakin, mutlu bir yaşam sürerler. Ramsay'lere aile dostları da eşlik eder. Ramsay ailesinin sekiz çocuğu vardır. James, Ramsey'lerin küçük oğlu Fenere gitmeyi çok ister fakat hava şartları nedeniyle ya da başka sebepler araya girer ve bir türlü gidemez. Hayalindekine ulaşamaz. Biz de hayaller kurarız geleceğe dair... Ya gerçekleşir ya da gerçekleşirken biz eskisi gibi olamayız. Artık o duyguyu yitirmişizdir. İlk defa gitmediğimiz bir yolda yürürüz, ilk defa farklı bir yemeği tadarız, İlk okula başladığımız o heyecan, ilk dinlediğimiz bir şarkı.. ikinci defa o eylemi gerçekleştirdiğimiz zaman ilk günkü gibi hissedemeyiz. Bize o tadı vermez artık. O ilk anın heyecanı yoktur. James de işte böyle hisseder. 10 yıl sonra geldiği zaman artık o çok istediği fenere gitmeyi eskisi gibi arzulamaz. 10 yıl da çok şey değişmiştir, duyguları, hayalleri, onu oraya bağlayan şeyler yok olup gitmiştir. Şahsen bende de böyle oluyor çoğu zaman. Bir zamanlar istediğim bir şey, bir zaman sonra bana cazip gelmiyor. Belki de yeterince istemediğimden ya da James gibi o ilk isteğin heyecanı kaybolmuştur. Beni bu kitaba bağlayan bir şey de şu; yazar kitapta olaylardan çok karakterlerin davranışları ve hayata karşı olan bakış açılarını işlemiş. Ailenin fertlerinin iç monologlarını, duygu çöküşlerini, davranışlarını tasvir ederek okuyucuyla paylaşmış. Kitapta 2 kadın karakter birbirlerine söylemek istediklerini sözcüklerle değil de iç konuşmalarıyla birbirlerine aktarmışlar.”İnsan zaten her şeyi söyleyemezdi ki.”

Kitapta betimlemeleri, karakter tahlillerini yazar çok güzel işlemiş. Kitaba ara verdiğim zaman sanki yemeğimi yarıda bırakmışım gibi hissediyorum. Yaşamaya ara veriyorum .Kitap okumayınca bir eksiklik hissediyorum. İnsan yemek yemeyince açlık hisseder, uyumayınca uykusuzluk çeker ya kitapta benim için öyle. Hayatımla bir bütün. Deniz fenerini okurken böyle hissettim. Beni kitaplara bir adım daha yaklaştırdı.

Sevdiğimiz, önceden bizim için bir anlamı olan insanlar uzakta olduğu zaman onu sevmekten vazmıgeçeceğiz? Onu sevmeyi sürdürmeyecek miyiz? Uzaklık arttıkça ona karşı olan hislerimizde mi uzaklaşacak? Hayır böyle olmamalı. Sevgi mesafeyle ölçülmemeli.

Kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar dilerim.
224 syf.
Her açıdan sizi hırpalama ihtimali yüksek, özellikle okuma alışkanlığı olmayanların okurken zorlanabileceği bir eser olduğunu düşünmekteyim. Genelde bu tür eserler giriş kısmında durum karmaşası ile başlar bu da aynı şekilde başlamış ancak neredeyse eserin yarısına kadar bu karmaşa aynı şekilde sürdürülmüş. Roman karakterlerini tanımak için olağanüstü bir çaba sarf etmeniz gerekebilir. Durmadan yukarıdan düşme yeni karakterler ortaya çıkar ve fazla bir yer kaplamadan geldiği gibi birden gider sonra başka bir yerde aynı şekilde tekrar ortaya çıkar. Ancak bu zorlu safhayı geçen yani yaklaşık olarak yüzde 50-60'ını tamamlayan okuru muhteşem diyebileceğim bir safha bekler.

Kitaba 10 üzerinden 8 verdim ve bu tamamen bu ortadaki yüzde 25'lik kısım içindi.
Bu kısımda yazar, hayatın gerçeklerini ya da acımasızlıklarını öyle bir şekilde yüzünüze vurur ki,
algınızda oluşan ve eşik değerini geçen bu acı hissi sizi bambaşka bir dünyaya taşır. Koma haline girip hiçbir şeye müdahale etmeden sadece izlersiniz bütün olup bitenleri

Konusu ise 8 çocuklu Ramsay ailesi ve başta Lily olmak üzere aile dostlarıyla birlikte yazlık evlerinde geçen zaman diliminde, sadece düşüncelerden oluşan bir dünyanın resmidir. Ressam Lily "hayali hayat masası"nda en iyi açıyı yakalamak için durmadan karakterlerin ve diğer nesnelerin yerleriyle oynar. Peki Lily istediği açıyı bulabilecek mi?

"Bu mutfak masası hayal ürünü idi, yalındı; çıplak, sert, süs olmaktan uzak bir şeydi. Rengi de yoktu; sert çizgilerden, köşelerden oluşan bir masa idi, ne yapsanız değiştiremezdiniz, dümdüzdü."

Okumanızı öneririm.
248 syf.
·10/10 puan
Virginia Woolf’un 1927 yılında yayınlanan eseri Deniz Feneri’ni eşi Leonard Woolf ‘ruhbilimsel bir şiir’ olarak tanımlamış, kitap için daha iyi bir tanım sanırım olamazdı. Deniz Feneri’nde Woolf kendi çocukluğunu, annesini, babasını anlatıyor aslında; ailesine ve çocukluğuna yakılan bir ağıt kitap, hatta kitabın adını Bir Ağıt koymayı çok düşünüp vazgeçmiş. Kitaptaki otobiyografik unsurlar çok etkileyici, o yüzden öncesinde Mina Urgan’dan Woolf’un hayatını okursanız kitap daha anlamlı hale geliyor. Deniz Feneri bilinç akışı tekniğiyle yazılmış, olay yok denecek kadar az. Karakterlerin kafasından geçenler üzerinden dönemin toplumundaki cinsiyet rollerini, bu rollere farklı kadınların bakışını, içselleştirilmiş cinsiyetçiliği, erkeklerin kadınlara bakışını, kadınların hemcinsleriyle ve evlilikle ilgili fikirlerini ve evlilikte kadın-erkek ilişkisindekş dinamikleri okuyoruz. Toplumsal cinsiyet rollerinin böyle bir edebi zenginlikle işlendiği en başarılı roman olabilir Deniz Feneri. Woolf’ün Kendine Ait Bir Oda’da bahsettiği erkeklerin kadınları özgüvenlerini yükseltmek için kullandıkları bir ayna, bir büyüteç gibi görmeleri ve bir kadının sanat uğruna verdiği savaş yine metinde çok iyi aktarılmış (öncesinde Kendine Ait Bir Oda’yı okumak Woolf’ün fikirlerini kurguda yakalamak adına iyi bir fikir). Woolf romanlarında Faulkner gibi bölümlere ayırmadan, farklı karakterlerin zihinlerinde geziyor, bir paragrafta bir karakterin bilincini okurken takip eden paragrafta başka bir karakterin bilincinde buluyorsunuz kendinizi. Bu, bir yandan romanı zenginleştirirken diğer taraftan okumayı zorlaştırıyor elbette. Kitap uyanık bir zihin ve dikkat istiyor ama karşılığında da muazzam bir eser sunuyor okura. Üç bölümden oluşuyor kitap ve ilk bölüm en zorlandığım kısım oldu, ikinci ve üçüncü bölümün nispeten rahat okunduğunu söyleyebilirim. Muazzam bir eser. Gerçekten Woolf, psikolojik tahlillerini ve cinsiyet odaklı toplumsal analizini şiir gibi bir metinle aktarmış. Çok sevdim. Sonrasında yine Mina Urgan’ın inceleme kitabından Deniz Feneri isimli kısmı okumanızı tavsiye ederim.
Birkaç ay önce İngilizce orijinal metni okumuştum, bu kez Türkçe Naciye Akseki Öncül çevirisini okudum. Çeviri gayet başarılıydı.
Külliyatını tamamlayınca Woolf’un eserleriyle ilgili rehber niteliğinde bir video hazırlamayı planlıyorum. Şimdilik hepsi için bir sıralama yapamasam da Deniz Feneri ile tanışmama ızı önerebilirim. Yazarın hem edebi anlamda zirve kabul edilen ve zor romanlarından, hem de yazarı ve fikirlerini daha iyi bilince daha anlamlı hale gelen romanlarından biri.
253 syf.
·7 günde·10/10 puan
Hiç şüphesiz bir şekilde şunu söyleyebilirim ki, bu şimdiye kadar karşılaştığım en inanılmaz romanlardan biri. Söz konusu Virginia Woolf olunca bu durum aslında beni pek şaşırtmadı. Kitabın neyle ilgili olduğunu konuşacak olursak, hayatla diyebilirim. Kitapta Woolf bize zamanın her şeyi nasıl değiştirdiğini gösteriyor.

Bu kitap felsefe, psikoloji ve kurgusal öykü anlatımı arasında, anlatı ve kişisel yansımanın öylesine harmanlanmış bir hali ki, kimin neyi düşündüğünü ve hangi düşüncelerin neyin sonucu olduğunu ayırt etmek zor olabiliyor. Bu his, özellikle kitabın ilk bölümünde, Woolf sizi düz yazısının çalkantılı sularına ittiğinde ve 45. sayfaya kadar cankurtaran salı atmadığında baskın. Deniz Fenerini okurken herhangi bir bölümde, okuduğunuz net ve anlaşılırsa, birkaç sayfa içinde kaotik bir hale geleceği çok muhtemeldir. Her bir karakterin nevrozuna ve meşguliyetine o kadar çok dikkat gösterilmiş ki, bunlar genellikle günlük endişelerin ötesinde büyütülmüş. Her karakter arasındaki duygusal ipuçları, günlük etkileşimde genellikle incelikli ve örtük olan şeyler. Sanki her karakter eşit parçalara sahipmiş gibi, her an açılma tehdidinde bulunan saf kötülük ve büyüleyici bir aşk gibi gösteriliyor.

Kitap, herhangi bir felsefi veya bilimsel kibirden çok daha güzel. Bilimsel teorinin özellikleri hiçbir zaman çalışmayı yutmaz. Bunun yerine, yüzeyin üzerinde kalır ve üzerinizde duygusal olarak etkisini bırakır. Kitap güzel bir duygu ile işlenmiş ve kitabı Woolf’un genel kibrinin ince noktalarına ilgi duymadan bitirseniz bile, dikkat çekici görüntünün, deniz fenerinin güzelliğini yine de takdir edebilirsiniz. Tüm kargaşalı çalkantılarında bilinçli bir deneyim için bir stant olarak özellikle Woolf’un tüm su imgelerinden etkilenmiştim; ve denizde kaybolan gemileri sağlam zemine geri getiren bu deniz fenerinin, karakterlerin tüm umutlarını ve arzularını yüklediğini söyleyebilirim ve bizim de okuyucu olarak, sonunda vaat edilen ödülü elde etmek için tüm bu kalın düz yazıdan geçmemiz gerekiyor.
224 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Ve bitti...
Bunu bir zafer edasıyla yazıyorum, zîra beni en çok zorlayan kitaplardan birisi oldu. Özellikle ilk 50 sayfa...Anlamak için tekrar tekrar okumak durumunda kaldığım uzun cümleler, paragraflar arasında, çetrefilli ama kesinlikle buna değen bir yolculuktu...Her kitap az veya çok bir şeyler katar mutlaka, bu kitabı hiç düşünmeden ilk sıralara koyuyorum...

Hatırı sayılır derecede kitap okuyan birisi olarak neden anlamakta zorlandığıma ciddi takıldım ve bunun izahını şöyle yapabilirim:

Sanırım bu özel kadın (Virginia Wolf) , güzide noktalama işaretimiz 'nokta' ya pek sempati duymuyormuş. Yarım sayfayı bulan cümleler var. Kocaman bir paragraf bitiriyorsunuz ve bu tek başına bir cümle. Her nokta bize 1, 1-5 saniye soluk alma fırsatı verir ve bu sürede okuduğumuz cümleyi zihnimizde tekrar edip, özümseriz. Bu kitapta böyle bir lüksünüz yok. Haliyle dönüp tekrar tekrar okumanız gereken çokça uzun cümleler sizi sıkabilir.Ama betimlemeler o kadar kuvvetli ki, her dönüşte yeni muhteşemlikler keşfediyorsunuz.

İçeriğe gelirsek:
Sekiz çocuklu Ramsey ailesinin ve konuklarının yazlıkta geçen üç aylık zaman dilimi, tamamen iç dünyanın bir dışa vurumu olarak anlatılmış.
Bir eylem üzerine kurulu değil, küçük çocuk James in, deniz fenerine yapmak istediği ve asla gerçekleşmeyen bir yolculuk...Ta ki büyüyüp, artık onun için bir anlamı kalmayana kadar...

Sizi yoracak, hırpalayacak ve çokça düşünmeye sevk edecek bir eser. Bilinçaltının bu kadar ustalıkla dile getirildiği bir esere rastlamak çok güç.Kendimi şanslı adlediyorum...Ve tekrar hayran oldum bu güçlü kaleme...

Ve fark ettim ki: Birini sevmeye karar verdiğimizde, O nu hiç sahip olmadığı, sadece O nda olmasını istediğimiz özelliklerle donatıyoruz...O nu baştan yaratıyoruz bir nevi. Her olumsuzluğu masalsı bir şekilde açıklayabilecek kadar da şair, yazar oluveriyoruz...Sihirli bir değenek deymiş gibi. Peki ama nereye kadar?

Kitapta ki en sevdiğim cümleyle bitireyim izninizle:

"Size acıyla kapanan gözler bakmış..."

Mutlu kalın
224 syf.
·Puan vermedi
Şaka gibi ama seneler öncesinden bi ruh başka bi ruhun hissettiklerini nasıl bu kadar iyi hissedebilir.. bu bana uçuk geliyor.

Her karakterde delicesine iniyoruz onların ruhlarına kitapla. Kadınsı yaratıcılığın ve derinliğin diplerinde boğuldum ben okurken. Okumadan da hissedemezdim sanırım. Bir aile ve anne baba ve çocuklarla bizi adım adım keşfe çıkarıyor yazar. Elbette ailesel örtü herkesi kutsal bi çatıyla birleştiriyor. Ama Mr. Ramsay'in/kocanın gölgesinde biz karakterlerin kendi bilinç altı derinliğine uğurlanıyoruz. Mrs. Ramsay'in hayata bakışı, hislerini derinden derine duyumsaması, onları irdelemesi ve kadınsı içgüdüleri o kadar tarif edilemez ki. Bunun ne annelikle, ne sorumluluklarla ne görevlerle ilgisi var. Bu tamamen insan olmak ve kadın olmanın yarattığı ikililikle alakalı. Kadın olarak varım, anne olarak yaşıyorum ama insan olarak doğdum ve her şey neden o halde bu kadar karmaşık olmak zorunda o halde?

Etrafımızda onlarca toxic kişiler var ve demiyorum ki Mr. Ramsay ya da Charles Tansley de öyleler. Ama bir kadının yazı yazamayacağını, resim yapamayacağını kaç kere dillendirebilir biri? Ah Lily..

Kitabı okurken başta, zorlandığımı fark edince aile ağacını çıkardım. Ve karakterleri bu şekilde oturtarak gitmek faydalı oldu kesinlikle. Sadece bazen bazı kitapları okuduğumuzda bu his- o his olur ya insan.. bu kitapla bunu çok deneyimledim. Günlük yaşantımıza ısrarla yedirilen- ama neden/ niye'si sorgulanmayan onlarca görünmez kalıpla çevriliyiz ve bazen insan "kendi karanlığına çökünce" bir şeyleri çok daha iyi anlamlandırabiliyor. Bu kavrayış öyle vurucu bi etki yaratmıyor, huzurlu bi sakinlik ve yalnız değilim/değildim hissi veriyor kişiye. Bu kesinlikle değerli.

Mrs. Ramsay'i kendi içsel derinliğinde her zaman çocuklarına aşırı düşkün, kocasını hoş tutmaya çalışan, çocuklarının geleceklerine dair evlilik ya da tahsil hayalleriyle dolu bi "mutlu anne" olarak da düşünebiliriz. Ama her şeyden önce bireysel derinliğinin, insani mutluluğu ve ışıltısının göz kamaştırıcı yanında asılı kaldım ben. Derinlere inmenin bazı anları vardır. Deniz fenerinin ışığı altında Mrs. Ramsay bunu yaşarken bizlere de yaşatıyor yeterince.


<<Şu sıralar da sık sık bu ihtiyacı duyuyordu- düşünmek ihtiyacını; aslında düşünmek bile değil. Konuşmamak, yalnız olmak. Yayılan, ışıldayan, sesli ne varsa, tüm oluşlar ve tüm davranışlsr buharlaşıyordu; insan bir ağırbaşlılık duygusuyla kendisi olana, başkalarının göremediği yarık biçiminde karanlık bir öz halinde kalana kadar çekip küçülüyordu. (...) Hayat bir an dibe çöktüğünde, yaşanacak şeyler sınırsızmış gibi görünüyordu. Herkeste bu sınırsız kaynak duygusu vardır herhalde diye düşündü; (...) >>

Daha önce Mrs. Dolloway, Kendine Ait Bir Oda, ve Flush kitaplarını okumuştum Woolf'un. Ama diyebilirim ki, bilinç akışı tekniğini gerçek anlamıyla deneyimlediğim ilk kitabı Deniz Feneri oldu. Başlarda her şey karmaşık ama karakterleri tanıdıkça, onların günlük hayatlarının ardındaki en basit davranışların dahi kendi zihinlerinde nasıl ailevi tarihin birer evrimi sonucu oluşan reaksiyonlar, hareketler olduğunu gördükçe aklınızda oturan şeylerin uyumu size kimi zaman zevk kimi zaman hüzün veriyor. Tüm bu karmaşanın üstünde babasal/ kocasal gölgenin kişileri nasıl hareket ettiren bi rüzgar gibi gücünü hissettikçe de kendi düşüncelerinizdeki kopuk paralelliklere rastlayabiliyorsunuz. Eril tahakküm, patriyarka diye adlandırdığımız bu gerçek insanlık tarihinin soğurduğu, özümsediği bi gerçek. Ve dönüşerek, kimi zaman kısık sesiyle kimi zaman yankılanarak devam ediyor halen çevremizde, dünyada. Kitap buna dair çok daha ufak ama derin bi kesit sunuyor bize.
Ramsay ailesiyle, bir gölgenin altında çoğu zaman uğultulu geri dönüşler yaşıyoruz.
253 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Hüzünlü bir kitap ama bunaltmıyor. Paragraflar çok uzun, ilk sayfalarda anlamak icin bayağı çaba sarf edilmesi gerek. Tam anlamıyla anlamak icin de sakin bir kafaya ve ortama ihtiyaç duyuluyor. Yorucu ve düşünmeye sevk eden bir yapıda yazılmış. Aynı zamanda sıradışı ve büyüleyici bir tarafı da var. Çok farklı duygulara kapılabilirsiniz.
Son olarak ben çok sevdim. Sıradışı, çarpıcı ve etkisinden hala kurtulamadığım bir eser.

En sevdiğim alıntıyı da buraya bırakıyorum.

#65527751

Herkese iyi okumalar
256 syf.
Hikayemiz, deniz kenarında bir evde oturan ve evlerinden görünen Deniz Feneri'ne gitmek için her akşam karar verip, babalarının havanın kötü olacağını ve gidilemeyeceğini söylemesiyle hayal kırıklığı yaşayan bir ailenin kısır döngüsüyle başlıyor. Bay ve Bayan Ramsey, sekiz çocukları olan, kendi hallerinde görünen, ancak oldukça garip bir aile. Karı koca birbirleriyle diyalog kurmamak için neredeyse savaş halindeler. Bayan Ramsey'in hayatta sevdiği tek şey anne olmak. Çocuklarıyla ilgilenen ve en küçük çocuğu James'e sürekli kitap okuyan, çocukları hayatının tek anlamı olan, zaman zaman kendi dünyasında yaşayan ve monoton bir hayat süren evin annesi Bayan Ramsey ve kitap yazarak hayatını kazanan, ancak ilerleyen sayfalarda anladığımız üzere evlilik ve çocuk sahibi olmanın yazarlığını olumsuz etkilediğini düşünen, karısının kendisinden daha alt seviye olmasını düşündüğü zamanlarda kendini biraz rahatlatan, sevdiği halde, karısına yaklaşmamaya özen gösteren baba Bay Ramsey. Evlerinde misafir olarak bulunan ve ateist olduğu için çocukları tarafından dalga geçilen, aile için de biraz vakit geçirme aracı olan bir öğrenci var, ama baskın bir karakter değil. Komşuları Lily ve Carmicheal ile ilk defa bir araya gelip, güzel bir yemek yiyiyorlar. Yalnız sürekli karı koca arasında dillendirilmeyen ve neden olduğu anlaşılmayan bir gerginlik ve soğukluk var. Kitapta sadece bir kez onların kol kola birkaç dakikalığına yürüyüşe çıktığına tanıklık ediyoruz o kadar. Kitap üç bölümden oluşuyor. Pencere, Zaman Geçiyor ve Deniz Feneri. Pencere bölümü bu şekilde ilerliyor. Zaman Geçiyor bölümünde, okuru büyük sürprizler bekliyor. Karakterlerimizin hayatlarında büyük değişiklikler oluyor, çünkü savaş hepsini farklı yerlere savurmuş, hatta kayıplar olmuş. Spoi vermiyorum. Son bölümde ise, hayatta kalanlar ilk bölümde sürekli sözü geçen ve bir türlü gidilemeyen Deniz Feneri'ne gitmek için yola çıkıyorlar. Ancak ilk bölümde babasına sırf bu yüzden düşmanlık besleyen James ve kardeşi Cam artık büyümüşlerdir ve artık en büyük istekleri olan Deniz Feneri'ne gitmek istememektedirler. Bu arada Lily ve Carmicheal de, savaş sonrası evlerine geri dönmeyi başarıyorlar ve bütün olanları ve geçmişi Lily'in gözlemlerinden okuyoruz. Kitap çok sade bir dille yazılmıştı. Olay döngüsü çok durağan ama çok başarılı bir kitap. Süslü cümleler kesinlikle yok ve bu ayrı bir doğallık katmış.
Çünkü insanın bazen ne düşündüğü ne de bir şey hissettiği anlar vardı.
Virginia Woolf
Sayfa 199 - İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Deniz Feneri
Alt başlık:
Cep Boy
Baskı tarihi:
24 Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057829115
Kitabın türü:
Orijinal adı:
To the Lighthouse
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karbon Kitaplar
Yirminci yüzyılın usta kalemlerinden Virginia Woolf’un edebiyata armağanı 'zihin akışı tekniği'yle Deniz Feneri’nde tanışıyoruz. Abartıdan uzak, sahici roman karakterlerinin gündelik hayatında gezinirken; kuşak çatışması, Viktoryen Dönemi’nin kadın ruhu, sınıfsal çatışma üzerine düşünüyorsunuz. Benzerine az rastla­nır bir yalınlıkla insanların iç dünyalarına eğilen Woolf, zıtlıklar, ironiler ve tahlillerle eserini ölümsüz kılıyor.
Karbon Kitaplar, Woolf’un “To the Lighthouse” orijinal adlı romanını İngilizce aslından Türkçeye çevirdi.

Kitabı okuyanlar 2.630 okur

  • NİKO
  • Dalin Civcivi
  • Esra koç
  • D D
  • Mizgin temel
  • Berfin Beytaş
  • sü
  • yaren yeşim kutlu
  • Eda
  • Meral Acar

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (1)
9
%0
8
%0.3 (2)
7
%0.5 (4)
6
%0.9 (7)
5
%0.4 (3)
4
%0.1 (1)
3
%0.1 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları