10,0/10  (1 Oy) · 
7 okunma  · 
1 beğeni  · 
236 gösterim
Yıldızların nuru olan Şah Hüsameddin, beşinci cildin başlamasını istiyor... Ey Allah ışığı cömert Hüsameddin, beşeri bulantılardan durulanların üstatlarına üstatsın sen! Halk perde ardında olmasaydı, halkın gözleri açık olsaydı ve havsalalar dar ve zayıf bulunmasaydı.Seni övmeye manevi bir tarzda girişir, bu sözlerden başka sözler söyleyecek bir dudak açardım.

Fakat Doğan kuşunun lokmasını yont kuşu yutamaz. Çaresi, suyla yağı birbirine katmaktan ibaret. Seni bu zindan aleminde yaşayanlara övmek lüzumsuzdur. Senin vasfını ancak ruhanilerin topluluğunda söyleyebilirim.Alem ehline seni anlatmak zararlıdır. Seni, aşk sırrı gibi gizlemekteyim.Övmek tarif etmek perdeyi yırtmaktır. Halbuki güneşin anlatılmaya da ihtiyacı yok, tarife de. Güneşi öven kendini över, iki gözüm de aydındır, çapaklı değil, ağrımıyor demek ister.

Alemdeki güneşi yermek, iki gözüm de kör, karanlık ve çipil diye kendini yermektir. Alemde muradına ermiş güneşe haset eden kişiyi bağışla sen. Bir adam güneşi örtebilir, gözlerden gizleyebilir mi? Onun tazeliğini pörsütür onu soldurabilir mi? Yahut haddi sonu olmayan nurunu eksiltebilir mi? Yahut da onu mertebesinden indirebilir mi? Ululara haset edene o haset ebedi bir ölümdür.
Sümeyye TETİK 
26 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 16 günde · Beğendi · 10/10 puan

Selamünaleyküm gönül dostları…
Kitabı okumaya başladığım andan itibaren nasıl bir inceleme yazacağım konusunda düşünmekteydim. Öyle ‘Güzeldi, tavsiye ederim’ gibi basit cümleler olmamalıydı. Çünkü bu kitaba ve bu büyük zata saygısızlık olacaktı. Şimdiden sürç-i lisan ettiysek af ola…
“Seni, aşk sırrı gibi gizlemekteyim.”
İşte bu cümle… Daha ilk sayfasında beni büyülemiş ve etkisi altına almıştı. Burada ki ‘Sen’in kim olduğunu, ‘aşk’ın dünyevi mi, ilahi mi olduğunu, ‘sır’ın ne olduğunu ve kimden, niçin gizlediğini defalarca sordum kendime… İşte kitabın nerdeyse tamamında, her sahifesinde, her satırında böyle detaylarıyla inceler ve saatlerce üzerine düşünürdüm. Kendime hep şu soruyu sordum ‘aklıma, kalbime ve ruhuma neler katabilirim?’ Peki, bir şeyler katabildin mi diye soracak olursanız cevabım; ‘evet hem de çok’ derim. Lügatıma yeni yeni kelimeler girdi ve anlamını bilmediğim yahut hiç duymadım birçok kelime ve anlamlarını öğrendim. Sanki ödev yapar gibi hissettiğim zamanlar oldu.
Mevlâna'nın öğretilerinden etkilenenler olunca, onun manevi huzuruna varıp da etkilenmemek mümkün mü? Huzuruna varamadık ama eserlerinden huzuruna varmış kadar olduk. Çok etkilendim İnşallah huzuruna da bir gün gideriz.
Mevlana bir sevgi ve hoşgörü elçisidir. Mevlana, dünyanın her yerinde eserleri okunan, derin bir sofi, büyük bir şair ve tasavvuf ehli bir âlimdir.
"Dünyanın sevgi ve barış ortamına halen muhtaç olması Mevlana’nın önemini ve değerini gösterir. Mevlana’nın görüşlerini dikkate alarak hareket edilmesi durumunda sevgi, barış ve dostluk hâkim olur. Bazen kendimizi bir büyük kavganın sahibi olarak görüp başkalarını horluyorsak bile, bugün bir takım insani zaaflarımız olsa bile, geçmişte bütün bunları aşmış olan büyük insanlar, insanlık önderleri bu topraklardan geçmiştir. Yunus gibi, Mevlana gibi... Onların yolundan gitmeliyiz." Demiştir… ne doğru demiş kim demişse isim hafızam kötü de kusura bakmayın :)
Mevlana bu eserinde hırs, şehvet, makam ve dilek konularını açıklayıp, ibretlik hikâyelerle pekiştiriyordu. Çoğunlukta hırs ve şehvetin zararlarına değinmişti. İnsanoğlunun en zayıf noktaları…
İblis insanları kandırmak için yüce Allah’tan hileler tuzaklar istemişti. Allah altın ve gümüş verdi ama şeytan daha fazlasını istedi. Yüce Allah ipek ve şarabı verdi, şeytan bunları görünce tebessüm etti ama yine daha fazlasını istedi. Ve Allah kadınları gönderdi, işte o zaman erkeklerin aklı başından gitti. Şeytan parmaklarını şaklatmaya başladı… İşte hırs ve şehvet… İşte insanoğlu…
Hırs ise daima daha fazlasını istemektir. Hakkımız olup olmadığına bakmadan. Kimden alıp, almadığımızı düşünmeden. Sonuçlarıyla hiç ilgilenmeden. İstemek, istemek, istemek…
Nefsanî ve şeytanî güçler, insanları saptırmak için ne yazık ki, nefis ve şeytanın esiri olmuş erkek ve kadınları kullanmaktadır. Burada en çok öne çıkan cins de kadındır. "Kadın şeytanın tuzağıdır (kemendidir, ağıdır)"
Şehvet türlü türlü kılıklara girerek, her zaman insanları kuşatmakta ve zorlu bir imtihana çekmektedir. Allah kadın-erkek cümlemizi, şeytanın ve nefsimizin şerrinden korusun. (Amin)
İnsanız hata yapabiliriz önemli olan hatalarımızın farkına varıp tövbe etmek hem de Nasuh tövbesi… Rabbim tövbe kapısını son nefese kadar açık tutmuş ve merhametiyle hep affetmiştir hatalarımızı, hâsılı bunun farkına varmak…
Beğendiğim hikâyeler; Eyaz’ın hikayesi, Nasuh tövbesi, Azrail’e can alma görevinin verilmesi, Hz. Ademin yaratılışı ve şuan aklıma gelmeyen nice ibretlik hikayeleri ders alarak, beğenerek, kendime pay çıkararak okudum. En çokta Mevlana’nın Allah’a yakarışları olan münacat kısımları beğendim ve not aldım.
Sanırım uzun bir inceleme oldu ama olsun çünkü herkesin kesinlikle okumasını istediğim bir kitap çünkü beni aydınlattı benim bakış açımı değiştirdi… Sizlerinkini de değiştireceğine eminim. Mevlana’nın dediği gibi güneş gibi doğdu hayatıma…
Yükselenlerde Mevlana’nın ve eserlerinin bulunmaması beni üzüyor ama kalbimde başköşeyi aldı. Allah Ondan ve onun gibi âlimlerden razı olsun… Allah'a Emanet olun gönül dostları...
"Mevlâna sadece büyük bir şair, eşsiz bir mutasavvıf değildir.
O aynı zamanda insan tabiatının derinlerine inmiş, insanın iç yüzünü keşfetmiştir.”
Erich Fromm