·
Okunma
·
Beğeni
·
8,6bin
Gösterim
Adı:
Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek
Baskı tarihi:
9 Ekim 2013
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054138388
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Elips Kitap
“Es rüzgâr, dayan rüzgâr, sakın durma! Adını bilmiyorum, Orhan Ata olsaydı söylerdi. Gel benim kardeşim ol! Sakın durma ey rüzgâr, sakın yönünü değiştirme! İstersen bu yönde uzun süre esebilirsin. Yardım et bana ey rüzgâr! Sakın gitme! Adını da öğrenir ve seni adınla çağırırım. İster misin sana Orhan adını, Orhan Ata’nın adını vereyim? Seni hep Orhan rüzgârı diye çağırırım, sen de beni tanırsın...”
Kirisk, uyuyakaldığı için kendini suçluyor ve sonsuz kederler içinde ağlıyordu. Uyumamış olsa babasının ayaklarına elleriyle dişleriyle sarılır, onu asla bırakmazdı. Bu korkunç boşlukta yapayalnız kalmaktansa onunla birlikte açlıktan, susuzluktan ölmesi daha iyiydi. Geceleyin kayığın birdenbire sarsıldığını, ani bir itişle kaydığını hissettiği zaman niçin gözlerini açamamış, niçin fırlayıp kalkmamış ve bağırmamıştı! Kendine kızıyor, sövüp sayıyordu. Ah uyanık olsaydı!.. Babasının denize atlamasına engel olamaz mıydı! Ya da o karanlık uçuruma onunla birlikle kendisi de atlayamaz mıydı!


İnsanın temel meselelerini, aşkını, hasretini, düşüncelerini kısacası insanı anlattı Cengiz Aytmatov. Kökü Manas’tı. Gelenekten geleceğe uzanıyordu düşünceleriyle. Yepyeni ufuklara açılıyordu. Çocukluğunda dinlediği masallar, gençliğinde hasret ve hüzünle eşlik ettiği şarkılar, ozanların yaktığı türküler dünya görüşünün temelini oluşturdu. İnsanların gönlünü kazandı eserleriyle. Dünyanın dört bir tarafında okundu.
O, yazılmamış bir tarihin dilini keşfederek sadece insanları ve tabiatı değil, insanın ve tabiatın hâllerini bu dille anlatıyor eserlerinde. Okuyucuyu çeken de onun bu özgün kurgusu ve üslubu oluyor.
110 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek.

Cengiz Aytmatov'dan; Toprak Ana, Beyaz Gemi, Gün Olur Asra Bedel, Elveda Gülsarı ve İlk Öğretmenim'den sonra okuduğum 6. kitap.

Cengiz Aytmatov hakkında ne yazsam eksik kalacak ama şunu söylemezsem olmaz: O, edebiyatımızın yüz aklarından biridir. Okumayı seven herkesin en az bir kitabını okuması gereken büyük bir yetenektir.

Aytmatov eserlerinde beni çeken bir şeyler var. Bizi anlatıyor ama öyle dışarıdan değil sanki bizim evin içinden biri gibi...

Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek, bugüne kadar okuduğum en iyi Cengiz Aytmatov kitaplarından biridir. Büyük bir mücadeleyi (kayıkta geçen mücadeleyi) öyle güzel bir kurguyla anlatmış ki hayran olmamak elde değil. Ernest Hemingway'in Yaşlı Adam ve Deniz'ine benziyor. Ama kesinlikle daha güzel bir kitap: Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek...

"Mavi yarasa, bana/bize su ver!" cümlesi kitabın son 35 sayfasında her cümleden sonra görmek istediğim ve nakarat gibi tekrarladığım bir cümle oldu. Bu kitap sayesinde içtiğim/içeceğim her yudum suya şükrettim/şükredeceğim.

Okur yazar olan herkese Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek'i öneriyorum.
128 syf.
·5 günde·8/10 puan
Kitabi okumadim, bizzat içinde yaşadım. Kurgusu ve dili o kadar güzel ki... Kendisini gerilim- korku türünde pazarlayan çoğu kitaptan, daha çok gerildim ve korktum. O hissiyat nasıl oluştu bilmiyorum. Sanki dünyanın en aç ve susuz insani bendim. Çok güzel bir deneyim oldu. Zaten bir Cengiz Aytmatov kitabı olduğundan eleştirmeye kalksam, Çarpılırım... Tavsiye ediyorum.
123 syf.
·Beğendi·9/10 puan
“İnsan yaşadıkça, deniz kadar, gökyüzünün sonsuzluğu kadar yüce ve güçlü olacaktır.
Çünkü düşünceler sonsuzdur.”
Deniz ve karanın savaşı... Aitlik duygusundan var olmuş ve var olduğundan beri sonu gelmeyen iki büyük düşman, deniz ve kara...
Lura ördeği ait olmak ve bir yuvaya sahip olmak istemiş. Var olmayan kara parçasını, denizin kalbine tüylerinden bir yuva yaparak yoktan var etmişti. Yani kendi benliğinden...
Sağlam bir çınar ve kuvvetli bir zemin gibidir bu yuva. Kara da işte bu zeminden ibarettir. Hem sonsuz bir yuva olmuştur hem de denizden bir parça.
Bir de bu iki düşmanı çevreleyen koca bir dağ vardır. Yalnız bir dağdan ibaret değil. Ala Köpek Dağı... Yalnız bırakmayan bir yol arkadaşı, yuvayı hatırlatan derin bir sembol ve deniz ile karayı ondan birer uzuvmuş gibi sarmalayan bir dağ...
Nasıl deniz ile karanın çarpışması var ise bu hikayede, insan aklı ve doğanın benliğinde vardır. İnsanın fedakarlığı, korkusu, sevgisi bu doğa içinde sanki bir sınava tabi tutulacaktır. Önce fırtınalar içinde alabora olurcasına mücadele verilecek, daha sonra ise etrafı kaplayan salgın bir hastalık gibi sis yollarını kesecekti.
Küçük bir sandal içinde yaşamlar, ümitler, geceleri düşleri süslen hayaller vardır. Lura ördeği gibi, başlangıçları başında etrafları uçsuz bucaksız su ile kapalıydı. Dağlar evreni kuşatmış, dalgalar öfkelenmiş, dipsiz derinlerde kayık kendisini denize bırakmıştı.
Ne karaya vuracak bir parça toprak vardır ne de evin yolunu gösterecek bir Ala Köpek Dağı.
Şimdi Lura ördeği ile bu kayık içindeki çaresiz hayatların ne farklı vardır ki?

“Kader! Ah kader! Kimse kaderinden kaçamaz. Bunu biliyoruz. Kader kaderdir. İster kabul eder, ister etmezsin..”

Bu insanların verdiği savaş değişmez ve kaçınılmaz olan denizin kalbinde yaşanmıştır. Fakat değişebilecek şeylerin mümkün oluşundan, insan kaçınılmaz bir arafta bırakılmamıştır. Fırsat tanınmıştır... Ve Tabiat, parçası olan insandan bir şeyler isteyecekti. Kara nefes alan her canlı için nasıl yuva olmuş ise denizde verilen fedakarlıklar ile can alıcı bir yuvaya dönüşü verecektir.
Yazarımızın şöyle biz sözü vardır “ Hayat devam eder, belki benden ile değil ama en azından kelimeler ile “ bu hikayede de hayat diğerinin ve bir diğerinin fedakarlıkları, büyük kahramanlıkları ve benliklerinden vazgeçişleriyle devam etti. Fakat birkaç damla su ile değil kelimeler yerine sonsuz sevgi ile. Bazen ise deniz kızı ile buluşan Orhan Ata ile...
“Nerelerde yüzüyorsun ey Yüce Deniz Kızı?
Bu deniz benim kederim,
Bu sular benim gözyaşım,
Bu toprak garip başım..
Nerelerde yüzüyorsun ey Yüce Deniz Kızı?”

İşte bu hikaye böyle bir girdaptan oluşmaktadır. Bir yandan yitip giden nefesler, bir yandan hayata tutunma umudu, bir yandan ise hiç bitmeyen hayaller... Fakat Mılgın, Orhan Ata ve babasını yutan bu sis, hayalleride kıskacı altına almıştır.
Bunların yanında susuzluk çaresizlik, açlık ve korku... Mitolojik ögeler ile modern edebiyat iç içe sokulmuş. Bizler için empati duygusu adeta canlı bir varlık gibi, içimizde büyütülmüş ve varlığını korumuştur. Ta ki hikaye son bulana kadar. Bundan sonrası ise biz okuyacaklar için bir tercih olarak bırakılmıştır.
Şimdi nerelerde yüzüyorsun ey deniz kızı! Hangi kıyılarda bizlerin senin için tutturduğu bağrı yanık türküleri dinliyorsun? Kaç Orhan Ata ile, kara gibi denizi kendine yuva biliyorsun? Ufuk çizgisi ötesinde yuva arayan kaç Lura ördeğine, umut olup pulların ile hayatlarına parıl parıl doğuyorsun ? Ey deniz kızı! yüreğinde sakladığın o kahraman denizciler hangi kıyılara vurmakta?
Küçük Kirisk yuvanın sembolü olan, koşan Ala Köpeği görmüştü artık. Ona buruk selamını verecek ve tüm denizciler için kana kana suyunu içecekti. Fakat yalnızdı... Birkaç şey hariç yalnızdı. Denizde Orhan Ata Rüzgârı, dalgalarda Mılgın şiddeti ve gök kubbenin bir ucunda ışıl ışıl parlayan babasının yıldızları... İşte Tabiat ana hariç yapayalnız gelmişti yuvasına Kirisk.
Deniz hayatı o gün başlamış ve yine bir gün denizde sona erecekti. Artık deniz kederiydi bu küçük yüreğin, o birkaç damla su ise gözyaşları...

“Dün var olan bugün yoktur. Bu dünyada insanlar doğar ve ölür. Yalnız yıldızlar ölümsüzdür. En eski zamanlardan beri doğudan doğan güneş ölümsüzdür. Ve hiç yerini değiştirmeyen kara yerküre ölümsüzdür. Ama dünyada, insan hafızası zamana meydan okur.
İnsanın kendi hayatı, göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman kadar kısadır. Ölümsüz olan düşüncedir, fikirdir. Ve bu fikirler insandan insana geçer.”
110 syf.
Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek bir uzun hikaye; yaklaşık 110 sayfa. Eserin orijinal ismi Deniz Boyloy Cortkon Ala Töböt. Yani çeviri doğru diyebiliriz. Türkiye'de, bu kitabı basan yayınevlerinden birisi kapakta, deniz kıyısında bekleyen bir köpek çizimi kullanmıştı. Tabii ki çok komikti bu ve acıydı. Muhtemelen kapağı çizen kişi hikayeyi okumamıştı bile ama yayınevinin buna müsaade etmesi gülünçtü. Çünkü orada gerçekte bir köpek, Ala Köpek Dağı var. Uzaktan bakılınca bir köpeğe benzediği söylenen ve köyün hemen onun kıyısında bulunduğu bir tepe bu. Dolayısıyla denizden baktığınız zaman sanki o kıyıda bir büyükçe bir köpek sizi bekliyormuş, size yol gösteriyormuş gibi bir hava oluşturuyor.

Bu eserinin de bir yazılma hikayesi var aslında. 1976-77 döneminde yazıyor Cengiz Aytmatov bunu. Sovyetler Birliği’nde ve bugünkü Rusya Federasyonu’nda Nihiv denilen bir halk yaşıyor. Ohotsk Denizi kenarındalar. Nihivli bir yazar var; Vladimir Sangi. Bir gün Aytmatov'u bir yemeğe davet ediyor. Yemek sırasında bir ördek geliyor ve Sangi bu ördeğin Lura ördeği olduğunu ve onların inanışlarına göre, denize açılan ve yönünü bulamayan balıkçılara yön gösterdiğini, hatta kendisinin de yedi-sekiz yaşlarındayken akrabaları ile birlikte ilk defa balık avcılığı için açıldığını, siste kaybolduklarını ve sonra da işte bu ördeği gökyüzünde görüp hayatlarının kurtulduğunu anlatır. Büyük Aytmatov bu hikayeyi hemen yakalamıştır. Sangi’den bunu kullanmak için müsaade ister. Vladimir Sangi’nin kendisi de bir yazar olmasına rağmen tebessüm eder ve der ki: “bundan bir eser çıkmaz, istediğin gibi kullanabilirsin.” Sangi’nin bundan bir şey çıkmaz dediği hikayeyi, Cengiz Aytmatov, Vladimir Sangi’ye ithaf ederek harika bir uzun hikaye çevirir. Hikaye yayımlandıktan sonra Sangi "Keşke ben yazsaymışım" der. Ancak Aytmatov ona, “bunu yalnızca ben yazabilirdim” diye cevap verir.

Peki, nedir konusu? Mitoloji ile harmanlanmış bir eserdir, öncelikle onu söyleyeyim. Kirisk adlı Nihivli bir çocuğun ilk defa denize açılmasını anlatan bir hikayedir. Yaşlı bir denizci olan Orhan Ata, babası Emrayin ve babasının amca oğlu Mılgın ile birlikte, bir sabah denize açılırlar. Tabii ki bu burası soğuk bir deniz, Ohotsk Denizi, fokların da olduğu bir deniz ve yönlerini bulmalarını çok kolay bir şey değil. Zaten basit bir kayıkla denize açılırlar. Hedefleri iki günlük bir seyahatinin ardından karşılarına çıkacak üç tane küçük adaya uğramak ve fok avlayıp köylerine geri dönmektir.

Burada mitolojiden, halk inanışlarından epey örnek sunar Aytmatov. Yolculuk başlar. Her şey normaldir, mevsim zaten normal bir mevsimdir. İlk adaya uğrarlar ve orada büyükçe bir fok avlarlar. Yollarına devam ederlerken bir anda hava bozar, muazzam bir fırtına çıkar ve onlar batmamak için küçük kayıklarında ne varsa hepsini atmak zorunda kalırlar. Sadece az bir temiz su kalmıştır ellerinde. Sonrasında fırtına diner ama kesif bir sisin içerisinde kalırlar; hiçbir yeri görememektedirler. Nereye gittiklerini, nereden geldiklerini göremezler, yön merkezi saydıkları Ala Köpek Dağı’nın nerede kaldığını da bilmezler. Sonsuz ve karanlık bir denizin ortasındadırlar. Gökyüzünü göremedikleri için yıldızlara bakarak ya da bir kuş görerek yönlerini tayin edememektedirler. Görmek istedikleri şey olan, kendilerine, açıldıkları zaman eşlik eden deniz kıyısındaki Ala Köpek Dağı’dır. Aytmatov onu görememek gerilimini çok iyi vermiştir.

Geçip gider diye ümit ettikleri sis bir türlü dağılmaz ve bu bekleyiş çok uzun sürer. En nihayetinde bir fedakarlık öyküsüne dönmeye başlar. Aytmatov'un ustaca anlatımı burada da yine kendine yer edinir. Aslında Aytmatov bir bozkır yazarı, bozkır çocuğudur. Denizle, hele de soğuk denizler ile falan çok fazla alakası yoktur. Ama onun gözlem gücü, kaleminin kuvveti, kurgu başarısı, bunların hepsi bir araya geldiğinde bizzat başından geçen bir yazarın bile yazamayacağı kadar başarılı bir eser ortaya çıkarır.

Aytmatov yine hemen her eserinde olduğu gibi burada da bazı semboller kullanmıştır. Onlardan birisi orijinal hikayede olmamasına rağmen insan soyunun fedakarlığı ile alakalıdır. Burada yaşlı bir insan olan Orhan’ın ciddi bir fedakârlığı söz konusudur. Kendisi artık ömrünün sonlarına yaklaştığına inanmaktadır ve insan neslinin devamı, yeni kuşakların yaşaması için büyük bir fedakârlık yapacaktır. Azalan kaynaklardan kendisi istifade etmeme kararı verecektir. Burada da insanoğlunun soyunu devam ettirme çabasına vurgu yapılmaktadır. Kirisk küçük bir çocuktur ve hayatında ilk defa denize açılmıştır, belki de daha önce hiç yaşanmamış bir felaketle karşı karşıya gelir. Bu onun için bir trajediye dönüşebilir. Hem onun ruh sağlığını korumak hem de hayatına devam ettirebilmek için büyüklerin olağanüstü bir çabası vardır. Aytmatov çocuk ruhuna yine çok başarılı bir şekilde nüfuz edebilmiş, onun hayal dünyasını, hislerini fevkalade iyi verebilmiştir. Çocuk her yerde çocuktur, Beyaz Gemi’de ya da Ohotsk kıyısında olması pek bir şeyi değiştirmez!

Aytmatov, burada su motifini de çok iyi kullanır. Temiz su, içecek su… Bunu çok başarılı bir şekilde kullanır ve eserde belli bir gerilim seviyesi oluşturur. Sizi de ona dahil eder. Her zaman olduğu gibi yine türkülerin, masalların, efsanelerin de harmanlandığı bir hikayeye dönüştürür. Dediğim gibi, olayı bizzat yaşamış olan bir yazarın bile oluşturmayacağı bir hikayeyi Cengiz Aytmatov kendi ustalığıyla oluşturur. Bu anlamda Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek, Aytmatov'un kendisine hayli yabancı olan bir coğrafyayı bile ne kadar başarı ile anlattığını ortaya koyan bir eser olmuştur.

İyi bir uzun hikaye okumak isteyenler bu eseri bence çok seveceklerdir.
110 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek Cengiz Aytmatov ‘un mitoloji ile gündelik hayatı bir araya getirdiği ve insanlığın en büyük erdemlerinden olan metanet ve fedakarlığın trajik hayatlarımızda ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu eşsiz bir üslupla anlattığı hikayesidir. Bir yaratılış efsanesi ile başlayan hikayede bir babanın, evladı için hayatından vazgeçişinden bahsedilir.

“Koca bir denizin ortasında susuzluktan ölüp gitmek korkunç bir şeydi.” ( arka kapak)

İlk birkaç sayfayı okurken, çocuğuma bir masal kitabı okuyormuş gibi hissettim. Devamında da öyle hissettiğim yerler oldu ama aslında trajik bir hikaye idi okuduğum. Üç adamın bir çocuğu korumak için yaptıkları. Mükemmel bir kitap, mükemmel bir hikaye. Okumanızı tavsiye ederim...
110 syf.
·2 günde·10/10 puan
Mavi yarasa bana su ver!
Mavi yarasa bana su ver!
Ah mavi yarasa,bana su ver!
Bu cümleleri kalbinizin derininde hissettiyseniz bu muazzam kitapta aynı duyguda buluştuk demektir.
Cengiz Aytmatov Kırgız bozkırlarının dilidir,kalbidir,can evidir bence. Ama bu kez sizi bozkırda bir hikaye değil, denizin ortasında bir dram bekliyor.
Bu bir hayatta kalma hikayesidir.
Bu bir ölüm kalım meselesidir.
Bu açlık ve susuzluk,kara ile deniz,umut ile vazgeçiş arasında gidip gelme meselesidir.
Bir çocuk yaşasın diye kendine kalan o son damla suyu içmeyen insanların var olduğu bir hikayenin önünde eğilirim sadece.
Aytmatov...
Sen bir devsin...
Sen bozkırın kalbisin...
Bir kez daha "iyi ki"dedim.
Kendinizi mahrum bırakmayın bu kitaptan
127 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
'Çocuklar, toplumun geleceğidir, onlar için her türlü fedakarlık yapılmalıdır.'

Kara ve deniz dünya var olduğundan beri savaş halindedir.Karada kendimizi daha güvende hissederiz, denizde her türlü tehlike olabilir.Bu kitapta da denizin ne kadar tehlikeli olduğunu görüyoruz.

Eserde çocuk karakter Krisk, Orhan Ata, Emrayin(baba) ve Mılgın'ın(amca) avlanmak için çıktıkları bir deniz yolculuğu anlatılıyor.

Kitapta susuzluk ve sisler arasında kalmak çok iyi betimlenmis.Hikayeyi yaşadım adeta.

" Fedakarlık nedir? " diye öğrenmek isteyenler için muhteşem bir yapıt.

Yazarın dili çok yalın ve akıcı olduğu için büyükten küçüğe herkes okuyabilir.

Krisk'in adına yakılan türkü hikayenin özeti gibi:

Deniz kıyısında koşan ala köpek
Sana geliyorum, yapayalnızım.
Orhan Atam yok,
Babam Emrayin yok,
Akam Mılgın yok...
Nerden geldiklerini gel bana sor.
Ama bırak da önce kana kana su içeyim.

Herkese keyifli okumalar..
123 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabı okumadım adeta yaşadım. Denizin ortasında sis denizinde mahsur kalan karakterler değil de bendim sanki. Yazarın anlatımı o kadar canlı, hikâye o kadar akıcıydı. Kirisk, Orhan Dede, Emrayin, Mılgun hikâyenin baş kahramanları. Geçimini denizcilikle sağlayan aile işin gelecek nesillere aktarılması için on iki yaşındaki Kirisk adlı çocuğu fok avına götürür. Ancak sis denizinde kaybolunca olanlar olur. Bugüne kadar okuyup pişman olduğum bir Aytmatov eseri yok. Kalemi çok güçlü olan yazarın tüm eserlerinin okunması gerekiyor.
110 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Cengiz aytmatow bu kitabında diğerlerinden farklı olarak bozkırda değilde deniz ortasında geçen hüzünlü bir hikayeyi ele almış. Okurken açlığı, susuzluğu, korku ve gerilimi sade bir dille iliklerimize kadar aksettimiştir.
128 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Aytmatov’un fonda Kırgız kültürü ve doğası; halk efsaneleri tadındaki hikayelerini seviyorum. “Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek” de böyle üç hüzünlü kısa hikaye içeren bir kitabı.

İlk hikayede küçük kahramanımız Eleman ile tanışırız ve 10 yaşındaki Eleman’ın gözlerinden zorlu Kırgız doğasında bir de savaşın hayatlarını nasıl paramparça ettiğini okuruz. Issık Göl’ün kıyısında yaşayan, tarım ve hayvancılıkla anca karnını doyuran Issık Göl Kırgızları Oyrat Çungurları ile savaşa tutuşunca tarih tekerrür eder; “savaşın kazananı olmaz”. Parçalanan, oradan oraya sürüklenen, dayanılmaz eziyetler çeken insanlar Manas Ozanı’nın -bu, asırlardır Kırgız hikayeleri ve tarihini kulaktan kucağa kuşaklara taşıyan büyük insanların- yeni hikayelerinin kahramanı olurlar.

İkinci hikayede genç gelin Seyde ile tanışırız. Cermen’lerle savaş vardır ve kocası askerdedir; daha memedeki bebeği ile yaşlı kaynanasına bakmak için Seyde canını dişine katıp tarlada da, evde de çalışır. Kocasını özler; savaşın bitişini ve dönüşünü hayal eder. Günün birinde gece kapıya dayanan kocasının asker kaçağı olduğu ve saklanması gerektiğini öğrenince sevinci hayal kırıklığına dönüşecektir. O kahrolası savaş yıllarında hiçbir şey aynı, bozulmadan kalmaz; kalamaz. Hayal kırıklıkları, aynı yorgunluğu ve açlığı gibi gitgide artar Seyde’nin. Sonunda, Aytmatov’un diliyle “Kederinin heybetiyle erişilmez, ulaşılmaz bir yüceliğe” kavuşacaktır.

Üçüncü ve son hikaye alıştığımız gibi dağlar ve tundralarda değil, denizde geçer. Ala köpeğe benzer bir dağın yamacına kurulmuş köyünden hayatının ilk deniz avına çıkan Kirisk, babası Emrayin, kuzeni Mılgın ve usta ihtiyar Orhan eşliğinde çıktığı bu yolda çok heyecanlıdır; zira usta bir balıkçı olmak onun doğuştan belirlenmiş ödevidir. Onların deyimiyle; “aklı Tanrı verir, ama beceri çocukken öğrenilir". Güzel başlayan bu deniz seferi sis bastırması ile zora girecek; Kirisk’e, tüm hayatı boyunca anlatılacak anılar, söylenecek türküler bırakacaktır.

Bu amansız coğrafyada yaşanan zorlukları, zorlukların insanları nasıl derinden etkilediğini, bedenen ve ruhen erittiğini; yine de inanca, töreye ve büyüklere saygıda kusur edilmeyeceğini çok güzel anlatmış Aytmatov. O uçsuz bucaksız, karanlık denizde küçücük bir pusulanın neler yaratabileceğini düşününce inanıyorum ki sizin de -benim gibi- içiniz ürperecektir.
110 syf.
·18 günde·Beğendi·10/10 puan
MERHABA!
Cengiz Aytmatov'a bu kadar güzel ve farkındalık yaratıcı bir kitap yazdığı için büyük bir hayranlık ve saygı duyuyorum. O susuzluğu, açlığı, çaresizliği, korkuyu, gerilimi iliklerime kadar hissettim. Bu tarz kitapların insanlarda zamanımızın en büyük eksikliği olan empati duygusunu geliştirdiğini düşünüyorum. Açlık ve susuzluğu ilk defa bu kadar yakından tanıyıp ne kadar korkunç olduğunu gördüm. Kitabı bitirdiğimde büyük bir suçluluk duygusu duydum. Dünyada o kadar çok açlık ve susuzlukla cebelleşen Kirisk gibi çocuklar, Emrayin gibi çaresiz babalar var ki, peki ben bu durumun çözülmesi için ne yapıyorum? İlgili bir haber bile gördüğümüzde bakmaktan kaçıyoruz, sanki bizim o yöne bakmamamız bu olayların yaşanmaması anlamına geliyor.
Herkesin okuması gereken mükemmel bir kitaptı. Kesinlikle tavsiye ediyorum. İyi okumalar, hoşça kalın!
Eda
Eda Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek'i inceledi.
110 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Ayh çok güzeldi. Kitabın tanıtımında da bahsedildiği gibi üç adam ve bir çocuğun avlanmak için açıldıkları denizdeki macerasını anlatıyor. Çocuğun ilk deniz yolculuğunun ve av heyecanının nasıl büyük bir korku ve hüzne dönüştüğü beni çok üzdü. Karakterlerle birlikte kendimi denizin ortasında açlık, susuzluk ve çaresizlik içinde buldum. Birbirlerine karşı fedakârlıkları, babanın oğluna fedakârlığı, insanın içini hüzünle dolduruyor. Gerçekten çok farklı duygular yaşatan bir kitaptı. Tavsiye ederim. Bol okumalı günler :))
Kendine özgü gizli düşünceleri vardı onun .Denizde bu hayallerine dalmasına hiç bir engel olmazdı.Oysa karada , günlük işlerden , kaygılardan ,düşünecek zaman bile bulamazdı insan .Burada o , kendini gökle denize ait hissederdi.
Hayaller, insanla beraber öbür dünyaya gelemezler miydi?Yüzyıllarca , sonsuza kadar onunla birlikte kalamazlarmıydı?Bu sorulara bir cevap bulamaz ,acı acı düşünür ve sonunda, öyle olacağına , düşlerinin onu öbür dünyada da terk etmeyeceğine , onunla beraber geleceğine inandırmaya çalışırdı kendini .
İnsan bu hayata çok küçük yaşta başlamalı, alışmalıdır. Bunun için eskiler: “ Aklı Tengri* verir, ama beceri çocukken öğrenilir” demişler.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek
Baskı tarihi:
9 Ekim 2013
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054138388
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Elips Kitap
“Es rüzgâr, dayan rüzgâr, sakın durma! Adını bilmiyorum, Orhan Ata olsaydı söylerdi. Gel benim kardeşim ol! Sakın durma ey rüzgâr, sakın yönünü değiştirme! İstersen bu yönde uzun süre esebilirsin. Yardım et bana ey rüzgâr! Sakın gitme! Adını da öğrenir ve seni adınla çağırırım. İster misin sana Orhan adını, Orhan Ata’nın adını vereyim? Seni hep Orhan rüzgârı diye çağırırım, sen de beni tanırsın...”
Kirisk, uyuyakaldığı için kendini suçluyor ve sonsuz kederler içinde ağlıyordu. Uyumamış olsa babasının ayaklarına elleriyle dişleriyle sarılır, onu asla bırakmazdı. Bu korkunç boşlukta yapayalnız kalmaktansa onunla birlikte açlıktan, susuzluktan ölmesi daha iyiydi. Geceleyin kayığın birdenbire sarsıldığını, ani bir itişle kaydığını hissettiği zaman niçin gözlerini açamamış, niçin fırlayıp kalkmamış ve bağırmamıştı! Kendine kızıyor, sövüp sayıyordu. Ah uyanık olsaydı!.. Babasının denize atlamasına engel olamaz mıydı! Ya da o karanlık uçuruma onunla birlikle kendisi de atlayamaz mıydı!


İnsanın temel meselelerini, aşkını, hasretini, düşüncelerini kısacası insanı anlattı Cengiz Aytmatov. Kökü Manas’tı. Gelenekten geleceğe uzanıyordu düşünceleriyle. Yepyeni ufuklara açılıyordu. Çocukluğunda dinlediği masallar, gençliğinde hasret ve hüzünle eşlik ettiği şarkılar, ozanların yaktığı türküler dünya görüşünün temelini oluşturdu. İnsanların gönlünü kazandı eserleriyle. Dünyanın dört bir tarafında okundu.
O, yazılmamış bir tarihin dilini keşfederek sadece insanları ve tabiatı değil, insanın ve tabiatın hâllerini bu dille anlatıyor eserlerinde. Okuyucuyu çeken de onun bu özgün kurgusu ve üslubu oluyor.

Kitabı okuyanlar 1.487 okur

  • Eyşan
  • ubeyd Kurtalan
  • Şinka
  • Fairy Tale
  • Güldane
  • Çarneçar
  • Rukiye Bulut
  • Dilek Kocamemik
  • Emre Kaya
  • Pelin

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%3.8 (18)
9
%3.2 (15)
8
%1.9 (9)
7
%1.3 (6)
6
%0
5
%0.4 (2)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0