·
Okunma
·
Beğeni
·
49.570
Gösterim
Adı:
Der Müssiggänger
Baskı tarihi:
1 Ağustos 2007
Sayfa sayısı:
257
Format:
Karton kapak
ISBN:
9783293100084
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Aylak Adam
Çeviri:
Antje Bauer
Dil:
German
Ülke:
Germany
Yayınevi:
Unionsverlag
Wie "eine schwankende Brücke ohne Geländer" ist das Leben für den jungen Flaneur. Ziellos treibt er durch die Straßen Istanbuls. Er geht in Kinos, trifft sich mit Künstlern und macht sich einen Spaß daraus, die Heuchelei der anderen zu entlarven. Mal provoziert er Passanten, mal Kellner in den Cafés, immer ist er unglücklich und auf der verzweifelten Suche nach der Frau seiner Träume. Eines Tages erblickt er ein Mädchen im blauen Regenmantel; er spürt, dass sie die Gesuchte ist. Sie steigt in einen Bus und fährt davon. Verzweifelt stürzt er ihr nach und kommt dabei fast unter die Räder. Er weiß, er hat sein Glück im gleichen Augenblick gefunden und wieder verloren.
156 syf.
·7 günde
Hep bir umutla bekleriz, değil mi? Ha şimdi oldu, ha şimdi olacak... Tam yakaladık hayatı bir yerlerinden derken, gidişini izleriz. Nanik yaparak gider hem de...
Tamam bak az kaldı, bak şu da olsun düzelecek, ama bak bu işi de kotaralım oldu olacak, hadi az daha dayan, tüh yine olmadı, neyse olmadıysa vardır bir hayır, belki daha iyisi olacak, üzmeyelim tatlı canımızı, pes etmeyelim, bak bir umut daha var... Diye diye arayışlar içinde yolun sonuna gelmiyor muyuz?

Boşa koysak dolmuyor, doluya koysak almıyor. Hangi işin ucundan tutsak elimize bulaşıyor. Suya gidip susuz dönüyoruz. Şemsiyesiz çıktığımız güneşli bir günde, yağmurdan sırılsıklam oluyoruz. Bekliyoruz; tam kavuştuk derken, el sallıyoruz. Gitmelere alıştırmışken ruhumuzu, dar sokaklarda U dönüşü yapıyoruz.
Nereye gitsek, kime el uzatsak tutunamıyoruz. Bizi sahiplenmeyen bir ülke gibi... Evladına yüz çeviren bir baba gibi... Uyuşmayan puzzle parçaları gibi...Eğreti duruyoruz hayata...
En acısı da farkında olmak. Tutunamayacağımızın... Nereye gidersek gidelim, gitmek istediğimiz yere ulaşamayacağımızın. Kimselerin bizi anlayamayacak olmasının, farkında olmaktır acı veren. Bir tutamak olgusudur. Belki de kader...

Öyleyse, nasıl bir kaderdir bu? Kim bastı "play" tuşumuza? Kim sonlandıracak?
Kitapta da geçtiği gibi, oyuncağı mıydık yoksa alaycı bir varlığın? Hayatta gittiğimiz yolları bozan ya da tam varmışken silen bir çizgiroman yazarının eline mi düşmüştük? Bu kadar acımasız olmamalıydı. Biz bu kadar ararken, bu kadar beklerken, bu kadar isterken çöldeki bir serap gibi hayalden ibaret olmamalıydı.

Her birimiz içimizde birer aylak adama can veriyoruz aslında. Her ne kadar para kazanma mücadelemiz, yorgun iş dönüşlerimiz olsa da... Bedenimiz çalışıyor ama beynimiz aylak!
Kafamızda daha büyük problemlerle cebelleşiyor olsak da... Beynimiz çalışıyor ama ruhumuz aylak!Öyle ki paçalarımızdan aylaklık akıyor. Ne yapsak vazgeçemiyoruz.

Aylak bir dönemde sindire sindire okuduğum kitabı bitirince, otobüsün arkasından bakakalan Bay C. gibi bakakaldım hayata...
Ve Can Dündar'ın şiiri geldi aklıma... Hani biraz dokunan.. Hani biraz saplantılı...
"Özenle yarına sakladığınız
Bir sarı lira gibi ömrünüz,
Vakti gelip de sandıktan çıkarttığınızda,
Birde bakıyorsunuz ki
Tedavülden kalkmış..."
192 syf.
·Beğendi·9/10
Kitaba ilk başladığımda ilk cümlesinden farklı tür denediğimi anlamıştım. İlk önce kitabın anlatım diline alışmaya çalışıyorsunuz, kimin kim olduğu, ne dediği fazla anlaşılmıyor. Sonrasındaysa kitap kendine alıştırıyor.

Yusuf Atılganla ilk tanışmam.Hep böylemi yazar bilmiyorum, kitap farklı ve güzeldi. Belki ben yanılıyorumdur, ben Camusu`un "Yabancı" kiatabındakı karaktere benzettim. İkisi de toplum tarafından anlaşılmayan karakterler, kendi hallerinde yaşadıkları sanılıyor.

Aylak Adam beni insanları daha derinden araştırmaya itti, yolda yürürken her insana belki de derinde yaşadığı acısı vardır diye farklı gözle bakar oldum..

Uzun süre tadı damağımdan gitmeyecek kitaplardan oldu.
Her kese tavsiye eder miyim? Farklı türleri denemeyi seven insanlar okursa daha anlaşılır olur. Yoksa anlamazsanız okuduğunuzla kalırsınız :) Zira kitap çok dikkatli olmazsanız kağıt yığınından başka bir şey olmayacak sizin için :)
160 syf.
·7 günde·10/10
İş yerinin yoğun çalışma ortamından biraz olsun sıyrılmak, nefes almak için arkadaşımla beraber bahçeye indik. O sigara ile nefes alacak bense onun yüzündeki rahatlamayı görerek kendime telkinlerde bulunacaktım. Çıktık dışarı. Hava oldukça kasvetliydi, öğlen olmasına mukabil insanda, akşam hissi uyandırıyordu. Havadan sudan muhabbetlere daldık. Bir süre sonra iş yeri doktoru geldi ve muhabbete o da dahil oldu. O sıra işlerin yoğunluğunda yaptığım gibi parmak uçlarımdan kalkan etleri dişlerimle koparmaya başladım.

- Doktorum?
- ?
- Ben böyle böyle tırnak kenarlarımdan kalkan etleri yoluyorum, genellikle de kanıyor ve bunu sürekli yapıyorum. Bundan nasıl kurtulabilirim?
- Acı oje sür. Bir zaman sonra kronik yaraya dönüşebilir. Belirli bir zaman içinde iyileşmeyen ve sürekli tekrar etme eğiliminde olan yaralardır bunlar ve sen bunu bile isteye yapıyorsun.
- Zararı var mı?
- Kanser hücresi oluşturuyorsun işte!
- Yani?
- Anarşist hücre! Bir zaman sonra isyana başlayacak, tüm hücreleri etkileyecek.


Anarşist hücre demek, yazımın başlığını bunu yapmalıyım ya da kronik yara!

Üstte yazılanlar beklesin bir süre. Ben yazıma not düşeceğim.

Not: Kitabın 137. Sayfasındayım ve inceleme yazmaya karar verdim. Kitabı bitirdiğimi ne ben bileceğim ne de yazımı okuyan okurlar bilecek. Bu kitabın bitmeye ihtiyacı olmadığı gibi benim kitap özelinde yazacaklarım içinde bitmiş olmasına gerek yok. Merak kaçıran uyarısı vermemede lüzum yok. Kimi kitaplar için yazılan yazılar, incelemeler merak kaçırdığı için okunmak istenmezler ama bu kitap huzur kaçırdığı için okunması istenmeyecektir. Benim yazacaklarımdan karamsarlığa düşecek olanlar olursa tavsiyemdir, kitabı okumaya yeltenmesinler.

Herkes gibi olmak istemeyen bir adamın hikayesi. Herkes gibi olmaya davet eden, teşvik eden insanların ve nesnelerin arasında nefes almaya çalışan bir adam. Durmaksızın bir çağrı var. Onlar gibi taşıtlara binsin, ilaç içsin, işesin, yemek yesin isteniyor ve bu ne yazık ki süreksiz bir çağrı. Bana tanıdık gelen bir çağrı esasen. İşe git, hiçbir şey düşünmeden, sorgulamadan, üret, çalış, emek sarf et ve ardından akşam eve git yemek ye, bir şeyler izle, yat uyu. Sonra her şey tekrardan başlasın. Alışkınlıklar is loading.

Bizi mutsuzluklara hapseden alışkanlıklardan bahsedelim biraz da. Bay C’nin bir sokaktan geçerken Güler’e yaptığı çıkış gibi…

“Neden bu kadar kötümsersin?
Sen neden değilsin? Çevrene bakmıyor musun? En mutlu görünenlerine bile? Bütün bunlar üç oda, bir mutfak, iki çocuk düşü ile başlıyor. Sonra? Haydi bayanlar, baylar! Bu fırsatı kaçırmayın. Sizde girin, sizde görün. Üç perdelik dram. Birinci kısım: Dağlar dümdüz. İkinci kısım: Ne çok tepe! Üçüncü kısım: Ova batak. Bugünlük bu kadar baylar. İyi geceler. Yarın gene bekleriz.”

Oğuz Atay’ı çağrıştırmıyor mu size de! Kaygıları olan insanların, küçük hesapları olur diyen Oğuz Bey’i? Evlilik kaygısı, maaş kaygısı, gezme kaygısı, tozma kaygısı taşıyan küçük insanların yarınlarının hep aynı oluşu size de tuhaf gelmiyor mu? Bir de mutlu gözükme çabaları bu işin cabası.
Alışkanlıkları bir kenara bırakıp, kitabın anlatımına ve içeriğine odaklanalım biraz da. Bay C’nin küçük yaşlarında maruz kaldığı korkuların tüm yaşamına yansımasının anlatıldığı bir kitap Aylak Adam. Bu minval üzere kitaplar yok mu elbette var, yazımda yer yer yazarlar ve kitaplarla ilişkiler de kurmaya çalışacağım. Tabi bunu yaparken bu kitabın benzerlerinden sıyrıldığı özelliklerini yansıtmak ise en büyük gayem.

Tüm kitap boyunca yürüyen, yiyen, içen, düşünen bir adam var. Ara ara da sevişiyor. Yürürken günler, mevsimler geçiyor zaten kitabın dört ana bölümünün başlıkları da mevsimlerden oluşuyor. Mevsimler geçerken, yazarımız yürüyor, birileri ile karşılaşıyor, konuşuyor, kızıyor, vazgeçiyor ve kaçıyor… Bu esnada sağda solda olaylar oluyor ve vuku bulan bu olaylar arasında serpiştirilmiş detaylar okuyucunun dikkatini celp ediyor. Bu detaylar ilerleyen sayfalarda derinlemesine işlenirken okurun odasını müthiş bir zekâ kokusu dolduruyor, edebi anlatımına da diyecek bir şey yok. E ne kaldı anlatacak, daha ne kadar övebilirim? İnanın bitmez, kitabın her bir sayfasını tek tek incelesem yetmez! Bana inanmıyor musunuz, yazımı okuduktan hemen sonra kitabın sayfasına gidip bir alıntılara göz atın. Yine de beni haksız bulursanız sizi burada bekliyor olacağım.

Aşk var unutmadan, ona da değinelim. Bir başka yazımda şu hususa dikkat çekmiştim. “Burada aşk nedir diye soracak olsak, aşkı tanımlayan birey kadar tanım doğacaktır.” diye. Zannediyorum ki en dikkat çekeni Yusuf Atılgan’ınki olacaktır. Seni seviyorumlardan, senin için intihar ederimlerden daha öte bir aşk tanımı. Tanımı öyle bir yapıyor ki dikkatli olmak gerekiyor onu yakalamak için. Dedim ya Oğuz Bey’i çağrıştırıyor diye, birde Camus’un Yabancısı var elbette. Bu tarz Postmodern okumuş okurlar beni daha iyi anlamış olacaklar. Bildiğiniz üzere bu yazarlarımız diğer yazarlara nispeten daha çok simgeleme ile anlatımı tercih ederler. Simgeleme ile anlatımda benim için baş köşeyi Beckett alır, bunu da belirtmeden örneğe geçmek istemedim.

Simgesel anlatıma örnek alıntı:

“Artık Güler’in akşamları eve dönüş yolu değişti. Tramvay yoktu; yangın kuleli sokak yoktu. Başka ne yoktu? Bilmiyordu.”
Bay C’ye aşık olduktan sonra Güler’in hayatında değişenlerin aşkına yönelik göndermesi. Bekleyin bitmedi. Örnek alıntı iki:

“Güler’le hep bu masada buluşmasınlar istiyordu. Alışmaktan korkuyordu. Bir yerleri olması kötüydü. Sonra insan kendinin değil, o yerin isteğine uygun yaşamaya başlardı.”

Şimdi ne görüyorsunuz? Ana tem aşkın içine yüklenip bu cümleye gömülmemiş mi? Alışkanlıklar!

Son olarak kitabın başına dönüp Anarşist Hücre ile yazımı sonlandırmak istiyorum. O istenmeyen hücrenin size bir mesajı var üzerimde kalmasın ileteyim.

“Onlara bir kötülük mü ettik? Neden istediğimiz gibi yaşamamıza karışıyorlar.”
156 syf.
·10 günde·Beğendi
Arka kapakta yazan "Zor bir karekter, zor bir yaşam, yalın bir roman," cümlesini doğrulayan bir eser. Fazla söze gerek yok.

Bay C.'yi anlamak için aşağıdaki makaleyi inceleyebilirsiniz:

https://www.google.com.tr/...8EsGStio3_wDdgo1M6bl

Keyifli okumalar.
156 syf.
·4 günde·10/10
Aylak aylak dolaşan bir adam size yaşamanın ne kadar basit bir şey olduğunu öğretebilir mi? İşte bu kitap bana tam olarak bunu öğretti. Adını, şanını bu sitede öğrendiğim bu kitabı okumak, beni bazen derin düşüncelerin sahili olmayan derinliklerine sürükledi. Bazen bu adam neden böyle yapıyor dedim kendi kendime. Bazen de hayata ederi kadar değeri verince böyle oluyor dedim. Düşüncelerim kimine göre doğru olabir, kimine göreyse çok saçma. Fakat C.'nin basit yaşadığı karmaşık hayatından ders almamak mümkün mü? Elbette değil. Mutlaka herkes birşeyler almıştır bu kitaptan. Kimisi salak bu adam demiştir, sevildiklerinin değerini bilmiyor. Kimisi de hayatı bayağı abartmış. Ancak, unutulmaması gereken bir şey var. Bizler, inandığımız şey kadar varız. Ve biliyorum ki: Mutlaka bir gün bulacağım onu.
192 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Daha önce hiç benzerini okuduğumu hatırlamıyorum. Gerçekten bir başyapıt. Okurken, sokakta yürürken kendi kendime konuşmalarım geldi. İllâ her roman kahramanını kendime benzeteceğim ya(!) Ama bu karakter başka. Bambaşka. O toplumdan sıyrılmış. Toplumun dayattıklarına karşı. Herkes Bay C. diyor ama ben C. Efendi diyeceğim ona. Sebebi Bayan Naciye... Neyse konuyu saptırmayalım.

(Bundan sonraki kısımlar biraz spoiler içerir.)

C. Babasının davranışları sonucu doğan bir karakter. Küçüklüğünün bir yansıması. Elbette çocukken yaşadıklarımız bizde büyük izler bırakır ama burda C.'nin C. olmasına neden oluyor. Babasının paraya verdiği değer, oğluna vermediği sevgi, onu Aylak Adam yapıyor esasen. Babası ne kadar çok paraya değer veriyorsa O umarsızca harcıyor o parayı.
Ve C. arayışta. Çocukluğundaki tek sevgi kaynağı olan Zehra Teyzesi gibi bir kadın istiyor. Bunu romanın sonlarına dogru anlasak da onun derdi bir tutamak yalnızca...

Bazı cümleleri varki cidden insanı düşünmeye itiyor. Titizlikle yazılmış bir roman olduğunu anlıyorsunuz. Unutulamayacak bir roman çağının ötesinde ve ötesinde olmaya devam edecek.
192 syf.
·Beğendi·7/10
Bu kitabı bana arkadaşım diyecebileceğim birisi önermişti onun sayesinde kitaba başlamış oldum. İlk başlarda kitabı okurken pek bir şey anlayamamıştım fakat ilerledikçe Sevgili C ‘ nin kuraldışı sayılabilecek toplumun tabularından uzak biraz da gerek çocukluğu ve yaşayışı bakımından kendimi gördüğüm hayatına şahit oldum diyebilirim.
192 syf.
Amaçsız, bomboş bir dünyaya gözlerimizi açtık. Yaşamak, var olmak için hiçbir neden yok aslında. İnsan öyle diğer canlılar gibi de değil. Amaçsızlığının farkına varıyor varmasına ama içinden gelen o anlamsız yaşama içgüdüsünü susturamıyor. Canhıraş başlıyor, bir tutamak bulmaya. Tutunuyor da. Bir kitaba, bir amaca, bir aileye, bir kadına... Farkındalık sahibi olanlar içinse bu daha zor. Çünkü onlar için toplum baştan elenmiş. Biliyor, toplumun anca onların kuralları ve ölçütleri doğrultusunda ''kendi için toplum'' olabileceğini. Aslında farklılıklardan beslenen toplumun zamanla farklılardan nefret eder hale gelip, seni de tektipleştirdiğini.

Romanın ana kahramanı da farkındalık sahibi C.. İnsanın toplumsal varlıklar olduğunun bilincinde, bundandır en ideal toplumun iki kişilik toplumlar olduğunu öne sürüyor. Bir saplantı halinde ''onu'' arıyor. Aslında C. saf sevgiyi arıyor. Hiçbir şeyin farkında olmadığı, teyzesinin kucağında gözlerini kapatıp huzur içinde yattığı o günleri... Sokaklarda yürümeyi, gözlemlemeyi seviyor. Suni amaçlardansa aylaklığı yeğliyor. Zaten parayı da oldum olası sevmemiş, babası seviyor diye. Oedipus karmaşasını atlatamamış. Baba figürü onun için nefretten başka bir şey ifade etmiyor. Onun gibi olmama savaşı veriyor kendince ama bunu yaparken de onu hayatının merkezine yerleştiriyor.

Kitabı genel olarak beğendim. Empati yapabildiğim bir karakter C.. Anlatımı okurken akıp gidiyor. Karakterin iç dünyasını ustalıkla yansıtmış Yusuf Atılgan. Bunu yaparken de okuyucuyu aptal yerine koyup, karakterin her hissettiğini yazıya dökmemiş. Yoruma açık hislere yer vermiş. Keşke diyorum, hayatına daha fazla roman sığdırsaymış...
192 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10·
“Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. İçimdeki sıkıntı eridi.”

Kitap, daha önce 136 okurun 1k’ya eklediği bu iki cümleyle başlıyor. Bir çok listede en etkileyici bir kaç roman girişinden birisi olduğu yazılıyor. Gerçekten de öyle. Bu giriş hoşunuza gittiyse bu kitabı kesinlikle okuyun. Hayal kırıklığına uğrama ihtimaliniz yok.

Baş karakterimiz Bay C., para sıkıntısı yaşamayan aylak bir adam. Bay C. huzursuz bir insan. Tutunabileceği hiçbir şeyi yok. Çoğu insan gibi o da "o"nu arıyor. Mesela bir pastanede otururken, köşede 2 kadın vedalaşmak üzere ayakta bekliyorlar. O zamanların modası vedalaşırken kadınlar el sıkarmış. Bu iki kadın vedalaşırken el sıkışmak yerine öpüşünce, o kişinin bu ikisinden birisi olduğunu anlıyor. Bir tercih yapıp bu iki kadından birisini takip etmeye başlıyor. Sonra olaylar olaylar... Dili çok hoş. Olay az ama kitap gayet akıcı. Sabahattin Ali'nin kitaplarını beğenenler gönül rahatlığıyla okuyabilir.

İyi okumalar dilerim.
192 syf.
·Beğendi·10/10
BİZE MİSAFİRLİĞE GEL C.
Her şeye "karşı" duran,"karşı" çıkan,"karşı"olan bir adam.İsmi yok.Sadece "C." Kendime en yakın bulduğum karakter hep sen olacaksın adım gibi eminim bundan.Misafirliğe gelsen çarşafları kendi ellerimle sererim,yatağını bile ben toplarım.O kadar çok sevdim seni.
192 syf.
·Puan vermedi
Bence yazıldığı yıllarda ve sonrasında Türk edebiyatına damgasını vuran nadine kitapların ve yazarların arasında sayılabilir. Okuyucu, bir aylağın düşünce dünyasına sansürsüz giriyor ve ismi bile verilmeyen kahramanın bir yılını okuyor-yaşıyor. İsmi verilmeyen kahramanımız "C."nin düşünce dünyasında yoruluyor bazen de kayboluyorsunuz aynı kendi düşünce dünyamızda yaşadıklarımız gibi. Velhasıl-ı kelam aylaklık zor iş!.
"Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı."
Yusuf Atılgan
Kitabın son cümlesi
İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri ama olamadıkları ''kişi''yi anlatırlar .
— İnsanın bir tutamağı olmalı.

— Anlamadım.

—Tutamak sorunu dedim.

Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz.
Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır.

Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine.

Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum:

Gerçek sevgiyi!
Yusuf Atılgan
Sayfa 183 - Can Yayınları 1. Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Der Müssiggänger
Baskı tarihi:
1 Ağustos 2007
Sayfa sayısı:
257
Format:
Karton kapak
ISBN:
9783293100084
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Aylak Adam
Çeviri:
Antje Bauer
Dil:
German
Ülke:
Germany
Yayınevi:
Unionsverlag
Wie "eine schwankende Brücke ohne Geländer" ist das Leben für den jungen Flaneur. Ziellos treibt er durch die Straßen Istanbuls. Er geht in Kinos, trifft sich mit Künstlern und macht sich einen Spaß daraus, die Heuchelei der anderen zu entlarven. Mal provoziert er Passanten, mal Kellner in den Cafés, immer ist er unglücklich und auf der verzweifelten Suche nach der Frau seiner Träume. Eines Tages erblickt er ein Mädchen im blauen Regenmantel; er spürt, dass sie die Gesuchte ist. Sie steigt in einen Bus und fährt davon. Verzweifelt stürzt er ihr nach und kommt dabei fast unter die Räder. Er weiß, er hat sein Glück im gleichen Augenblick gefunden und wieder verloren.

Kitabı okuyanlar 10.396 okur

  • Merve altıntaş

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları