Der Tod in Venedig

·
Okunma
·
Beğeni
·
6556
Gösterim
Adı:
Der Tod in Venedig
Baskı tarihi:
1 Şubat 1992
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9783596112661
Kitabın türü:
Dil:
German
Ülke:
Germany
Yayınevi:
Fischer Taschenbuch Verlag GmbH
Baskılar:
Venedik
Venedik
Der Tod in Venedig
Thomas Mann selbst bezeichnete den ›Tod in Venedig‹ als eine »Novelle gewagten, wenn nicht unmöglichen Gegenstandes« und bezieht sich dabei auf den plötzlichen »Einbruch der Leidenschaft« in das Leben eins homoerotisch veranlagten Menschen. Der nicht mehr junge Schriftsteller Gustav Aschenbach – mit den Gesichtszügen Gustav Mahlers – entdeckt für sich am Lido des schwülwarmen Venedig die Gestalt des schönen Knaben Tadzio, strebt in seinen Gedanken zu ihm und steigert sich in eine unerfüllbare Liebe, deren Opfer er schließlich wird.
In der Textfassung der Großen kommentierten Frankfurter Ausgabe (GKFA)
109 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Thomas Mann adını duyunca aklınıza gelen ilk kitap büyük olasılıkla Venedik'te Ölüm olacaktır.
Ben de bunu bilerek, önce Dolandırıcı Felix Krull'un Itirafları'nı okuyup yazarı biraz tanıyarak ve sonra araştırarak Venedik'te Ölüm'e geçtim. Çünkü bir anda bu eseri okursam bir şeylerin eksik kalacağını düşündüm.
Kısa bir internet araştırmasıyla, Venedik'te Ölüm'ün başlarda Goethe öyküsü olarak tasarlandığını, fakat sonra Goethe model kabul edilerek Gustav von Aschenbach karakterinin yaratıldığını okudum.
Kahramanın çocukluk yıllarında yaşadıklarına değinen yazar, büyüme çağlarını ve sanatçı olmaya karar verişini de anlatıyor eserde.
Konu ise şöyle; Verimsiz bir döneme giren Aschenbach, Venedik'te dinlenmeyi amaçlar. Ancak bu gezide karşısına 'Yunan tanrılarına' benzettiği Polonyalı on üç - on dört yaşlarında genç Tadzio çıkar. Öyküde uzun betimlemelerle Tadzio'nun güzelliğinden bahseder yazar. Onu izlemeye ve günlerini bu şekilde geçirmeye başlar. Aschenbach Tadzio'ya kendini kaptırır, onun güzelliğini överken kendi yaşlılığından da nefret etmeye başlar..
Okurken birçok betimlemenin kullanıldığını göreceğiniz eserde, bu sayede karakterler hakkında fikir sahibi olacaksınız. En sevdiğim şeylerden biridir karakterleri gözümde canlandırabilmek, bu nedenle okurken hayli zevk aldım bu kısımlarda.
Bir de değinmek istediğim şey, internette eserin 'çerezlik' olduğuna dair okuduğum yorumlar.. Üzülerek burada da bazı kitaplar hakkında bu manasız benzetmenin yapıldığına şahit oldum.. Eserleri sadece kısa olduğu için, 'çerezlik' olarak tanımlayan sığ düşünceli kişilerin, bu yorumları listelerin üst sıralarında gezen ve okuyana hiçbir şey kazandırmayan kitaplara yapmalarını tavsiye ediyorum. Zira Venedik'te Ölüm, derin duygular barındıran hayranlıkların zamanla hastalıklı ve ölümcül bir hal almasını okuyucuya unutamayacağı bir şekilde aktaran çok önemli bir eser..
109 syf.
·3 günde
2011 yılında Venedik seyahatim sonrası okumuştum ilk kez ve çok hoşuma gitmediğini hatırlıyorum. Yıllar sonra #kitapagaciklasiklerkulubu vesilesi ile tekrar elime aldım ve gerçekten çok daha iyi algıladığım bir kitap oldu.
Sanatçı sorunsalının işlendiği, sanatsal niteliği yüksek olan, yer yer mitolojik öğeler içeren, sanatçının bir eseri yaratmasının akılcı mı akıldışı mı olduğuna dair düşünceleriyle harmanlanmış bir uzun öykü. Tek kişinin bakış açısıyla sunulduğundan, kopmamak ve ayrıntıları kaçırmamak adına sindire sindire okunması gereken bir eser. Thomas Mann’ın kendi sanat anlayışını Aschenbach karakteriyle yansıtıldığı söyleniyor. Kariyerinde de çok önemli bir yere sahip olduğunu, bu eserden sonra Nobel’e aday olduğunu vurgulamış yazar.
Youtube kanalım: https://www.youtube.com/user/ayseum
109 syf.
·Beğendi·9/10
Thomas Mann ile tanışma kitabım oldu Venedik'te Ölüm. Kitabı aldıktan sonra bitirme süremin en uzun olduğu kitap. Üç defa başladım ve hepsinde de yarım bıraktım, gitmedi, okuyamadım kitabı en iyisi ara vermek diye düşündüm; kitabı bitirmeye gayret etseydim Thomas Mann'ı bir daha okumaz, bu büyük yazardan mahrum kalırdım. Hani diyoruz ya '' her kitabın bir zamanı vardır'' bu kitapta zamanı olan kitaplardan.

Yeniden başlayınca eski bir arkadaşımı görmüş gibi oldum ve hemen hasret giderdim kendisiyle. Evet kitap akıcı değil, konu durağan, uzun ve anlamak için dikkat verilmesi gereken betimlemeler, nereye gittiğini sorguladığınız cümleler var, evet konu eleştiriye çok açık ve sarsıcı ama bunlar kitabı okumaya engel değil. Yazar anlatmak istediğini aşırıya kaçmadan, amacının dışına çıkmadan o kadar etkileyici anlatıyor ki, kitabın sonunda yazara hayranlığınız artıyor.

Tutkularımız ne kadar bizim kontrolümüzde ? Kontrol edemediğimiz tutkularımızın sonucu ne olur ? Güzellik -hele ki aklımızı baştan alacak kadar güzel olan- bizlere neler yaptırır ? Bu soruların cevabı için Venedik'te Ölüme bekleniyorsunuz. Keyifli okumalar.
109 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Aschenbach saygın bir yazardır. Venedik'e tatile gitmiştir. Fakat bir gün o ideal güzellik karşısında dehşete düşüp, tutkularının esiri olur. Yunan tanrıyla isimlendirdiği bir heykel bir sanat eseri diye tasvir ettiği bu güzellik onun hangi yollara sokacaktır. Tutkuları kendi sonunu mu getirecektir? Luchino Visconti tarafından sinemaya da aktarılan eseri mutlaka okuyun derim..
109 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Alman burjuvasından Hristiyan bir aileye mensup olan ve tarihin önemli kırılma dönemlerinden birinde yaşayan Mann, 20. yy dünya edebiyatının önemli yazarlarından biri. Goethe, Nietzsche ve Schopenhauer’den etkilenen ve 1929 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Mann, Nazi karşıtı güçlü duruşu ile de tanınıyor. Daha savaştan çok önce, 1933 yılında Hitler iktidarı sonrası açıkça karşı çıktığı Nazi rejimi tarafından baskıya alınan, bu nedenle önce İsviçre’ye taşınan ve Çekoslovakya pasaportu alan; Hitler’in daha da güçlenmesi ve Çekoslovakya’yı işgali ile birlikte Amerika’ya kaçan ve neredeyse ölümüne kadar bu ülkede yaşayan Mann; Amerika’da da soğuk savaş-Mc Carthy dönemindeki “komünist avı” sebebi ile baskıya uğrayan entellektüel gruptan aynı zamanda. Sesini şöyle yükseltmiş göçmen olduğu Amerika’da cesurca:

"Alman doğumlu bir Amerikan vatandaşı olarak, belli siyasi eğilimlere acı verici bir şekilde aşina olduğumu ifade ediyorum. Manevi hoşgörüsüzlük, siyasi kovuşturmalar, yasal güvenliğin azalması; ve bunların hepsi 'olağanüstü hal' iddiası ile. ... Almanya'da da böyle başladı. “

Bu uzun hikayesinde Mann, sanatçının trajik çıkmazını işliyor ve “sanat nedir”, “sanatçı kimdir”; sorguluyor. Hikayede klasik edebiyatın tanınmış yazarlarından Aschenbach, dinlenmek ve kaybettiği esin perisini bulmak için gittiği Venedik'te gördüğü ergenlik çağındaki delikanlı Tadzio'nun güzelliğine tutulur. Bu tutku, ünlü yazarın tüm geçmişine ve inançlarına terstir; yazar, ahlak ve erdemin önemine vurgu yapan klasik tarzdaki eserleri ile tanınmaktadır. Başlarda yaşadığını adlandırmakta zorluk çeken yazarın hislerinin onu önce özgürleştirdiği ve canlandırdığını, ama sonra giderek tutku ve kaygılarını arttırdığını görürüz. Tadzio ile hiç konuşmamasına ve neredeyse hiç bir araya gelmemesine rağmen bu tutku çerçevesinde sanatın ne olduğunu ve ne için var olduğunu sorgulayan Aschenbach, aşkını kabullenmesi ile beraber kolera salgınına rağmen Venedik'i terketmez ve uzaktan takip ettiği sevgilisinin yanında ölümü bekler.

Thomas Mann her ne kadar romanlarında otobiyografik ögeler kullanmadığını söylese de, günlüklerinden anlıyoruz ki hayatı boyunca eşcinselliği ile mücadele etmiş. Nitekim bu nedenle, ünlü bir sanatçının genç bir erkeğe hayranlığını anlattığı ve 1912 yılında yayınlanan "Venedik’te Ölüm”ün yazarın hayatından etkiler taşıdığı iddia edilmiş.
109 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Kitabın son çeyreğine kadar yazarın ne anlattığına dair kafa yordum. Bitmek tükenmek bilmeyen betimlemelerden ruhum daraldı. Ancak son çeyreğine başladığım an aklıma asla gelmeyen, konduramadığım bir yere vardık. Zaten oraya vardıktan sonra da karakterin kendini haklı çıkarmak üzere anlattığı Yunan Mitolojinden hikayelerle birlikteki düşüncelerini okumak hoşuma gitmedi. Benim gibi kitabı araştırmadan okuyanlar için o konunun ne olduğunu söylemek istemiyorum. Bilmeyenlerin okurken keşfetme hakkını elinden almak hoş olmaz. O yüzden o konu diyerek devam edeceğim. O konunun herhangi haklı bir tarafı olmaz ve zaten buraya varmadan önce bile uzun betimlemelerden dolayı kitabın bana göre olmadığına karar vermiştim. Kitaptaki sadece iki üç cümle dikkatimi çekti. Onun dışında benim için tamamen gereksiz bir kitaptı.
109 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Thomas Mann 'ın okuduğum ilk kitabı.5 gün önce okumama rağmen kitap hakkında bir şeyler yazmak için bir türlü hiç istek duymadım.sanırım,1929 yılı nobel ödülünü almış olan yazarın kitaplarını okumaya bu kitabıyla başlamak,benim için büyük talihsizlikti.kitap her yönüyle zor bir kitap.okuması zor,konusunu okuması daha da zor,inceleme yazılması ise en zor olan bir eser.bir defa çok uzun cümlelerle yazılmış,felsefi açıklamalar mevcut.hele ilk 20 sayfayı geçmek bayağı güç.sonra hikaye başlıyor ama toplumun hiç bir ferdinin kabul edemeyeceği düzeyde gelişiyor.bulunduğu yerde çalışmaktan sıkılan veya yorulan,yaşını başını almış bir erkek yazarın venedik'e tatile gelmesi,orada gördüğü bir erkek çocuğun güzelliği karşısında etkilenmesi ve sonrasında gelişen olaylar...vs..tabii aralarda bol bol felsefi içsel açıklamalar.Geçmişte, böyle bir kitap yazmış birine(kitap 1912 de yazılmış,ödül 1929 da verilmiş) neden Nobel ödülü versinler,bunda, benim anlamadığım başka bir durum var diye bu bir kaç gün düşündüm.ve en sonunda yazarın bize bu hikayesiyle büyük bir mesaj vermek istediği kanaatine vardım.bana göre kendi mesleğini,sanatını kötü yönde kullanmak suretiyle(erkek çocuğunun güzelliğine olan tutku şeklinde gösterilmiştir), cezbedici büyük menfaatler(para,mevkii..vs )elde edenlerin(kitapta anlatılan bu tür bir güzellikten alınan haz olarak gösterilmiştir),başına nelerin gelebileceği mesajı verilmek istenmiş olabilir diye düşünüyorum. tabiiki bu sadece basit bir okuyucu olarak benim düşüncem.bu kitap hakkında yorum yapmak hele hele benim gibi,edebiyat bilgisi fazla olmayanlara hiç düşmez.bunun bilincindeyim.buradan kimseye okuyun veya okumayın diye hiçbir şey söyleyemem.ama okumak isteyenlere,kitabı anlayabilmeleri veya çözebilmeleri için,sakin ve sessiz bir ortamda,sabırla ve yavaş olarak okumalarını tavsiye edebilirim ancak.
103 syf.
·2 günde·8/10
Nobel ödüllü yazarları tanıma, onları üne kavuşturan eserlerini okuma serüvenime; Thomas Mann-Venedik 'te Ölüm kitabını bitirdikten sonra (bu tarz zorlayıcı) ara vermem gerektiğini anladım. Kitapla ilgili yorum ve eleştiri yazılarını incelediğimde benim gibi dilini ağır bulan bir çok okur olsa da bu eseri okumayı kendi adıma zamansız buluyorum. Evet her kitabın bir zamanı ve o kitaba yetebilme durumu var.

Yine de edindiğim fikir ve izlenimlerimi yazmam gerekirse; eser aslında belirli bir olay örgüsüne sahip değil. Uzun öykü olarak nitelendirilen eserin ön sözünde yazarın bu kitabı aslında Goethe hakkında bir öykü olarak tasarladığı ancak sonrasında Goethe model alınarak yaratılan Gustav von Aschenbach karakteri üzerinden sanat ve sanatçı sorununun işlendiğini ifade ediliyor. Ana tema ise aşk ve ölüm olarak ön plana çıkarılmış.

Eserin ilk iki bölümü bir sanatçının; sanatçı kimliğini, sanat anlayışını, sanatın kökenlerine dair verilen yanıtları içermekte. Diğer bölümlerinde ise sanatçı Aschenbach 'in Venedik 'e yolculuğu, yolculuk sırasında çevresindeki karakterleri uzun uzadıya tasvirleri, hisleri ve fikirleri, Venedik 'e ulaştıktan sonra ise Polonyalı bir ailenin ergenlik çağındaki oğlu Tadzio 'ya duyduğu mitolojik öğelerle anlattığı aşkı yer alıyor.

Aschenbach yaşlılığında hissettiği bu duyguyu, tutkuya esir olmayı, Tadzio 'nun sanatsal güzelliğine duyduğu çekimi sürekli sorgulayarak ve çıkarım yaparak okuyucuyu da düşünmeye sevk ediyor. Kitapta yaşlı bir adamın genç bir çocuğa olan aşkı yadırgayıcı olsa da (pedofili olarak ele almak mümkün değil cinsellik adına hiçbir şeyden bahsedilmiyor) yazarın kullandığı ağır dil, cümleden kopmanızı sağlayan zorlayıcı tasvirleri, mitolojiye yapmış olduğu göndermeleri, insanın güzel olan her şeye yaradılış gereği eğilimine dair sorgulamaları bu konudan ister istemez uzaklaşıp ele aldığı her bir konuyu irdelemenizi sağlıyor.

Bir çok noktada okuyucuyu zorlayan da bu içi içe geçmiş,okuyucu düşünmeye sevk eden konuların aynı zamanda ağır bir dille ele alınmış olması.

Doğru zamanlama ve sakin bir kafayla okunulması ve üzerine düşünülmesi gereken bir kitap. Zor kitap sevenlere keyifli okumalar.
109 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Venedik'te Ölüm bir yazarın psikolojik anlatısı...

Baş karakterimiz Aschenbach ün sahibi, başarılı bir yazar. Kitap yazarın hayatından belli bir kesit sunuyor.

Kitabın ilk bölümlerinde yazarın kişiliği, ruh dünyası, halkın onu nasıl gördüğü, neden sevildiği anlatılıyor. Bu bölüm biraz ağır işliyor. Uzun cümlelerle gözünüz korkabilir ama kitabın geri kalanı gayet akıcı işliyor.

Yazarımız artık yorgun hissetmeye başlamış ve bir tatile ihtiyaç duymaktadır. Venedik'te bir otele tatile gider. Otelde Tadzio adlı genç bir çocuğun güzelliğine hayran kalır, ondaki duruşu, ifadeyi yunan heykellerine benzetir. Bu hayranlık derin betimlemelerle gayet şairane bir şekilde anlatılmış kitapta. Yazarın hayranlığı bir süre sonra saplantı haline gelir. Çocuktan başka bir şey düşünemez sürekli onu izleme ihtiyacı duyar. Çocukta gözlemledikleriyle kendi hayatını yeniden değerlendirme fırsatı bulur.

Kitabın sonlarında yazar Aschenbach'ın gördüğü rüyadaki hayal gücüne hayran kaldım diyebilirim. Thomas Mann'ın kalemi çok sağlam okuduğum ilk kitabında görmüş oldum.

Toplumsal, kişisel, ruhsal değerlendirmeler barındıran çok yönlü bir kitap. Okumanızı tavsiye ederim.
109 syf.
·2 günde·8/10
Öykünün kahramanı yazar Gustav von Aschenbach'ın artık yoruldum diyerek başka bir yere gitmeliyim diye yola çıktığı ; orada romanın diğer kahramanı Polonyalı yakışıklı, güzel, harikulade bir çocuk olan Tadzio karşısında kayıtsız kalamayıp, tutku ile sonsuza gidişini görüyorsunuz. sanatçılığı, şairliği anlatıp betimlemelerle büyütmüş. Venediği yazarın anlatımıyla gözünüzün önüne getirecek kadar betimlemiş. yazarın dili çok anlaşılır değil. Cümleler uzun, yorucu ama akıcı ve anlamlı. Kesinlikle sakin kafayla okunmalı. Öykü dememeli bence harika bir roman tadı var. Thomas Mann'ın Büyülü Dağ'ı almak artık şart oldu. Zaten okunması gereken eserlerde. Tavsiye ediyorum tabiki. 103 sayfa elinizden kayıp gidecek...
109 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Bazı kitapları okumaya başlamadan önce ön yargılarınızı bir kenara kaldıracak, kendinizi yazarın yarattığı dünyaya bırakacak ve işte orada anlatılanı yakalayıp soru sormaya başlayacaksınız. Benim bu zamana kadar okuduğum en iyi Nobel ödülü almış kitaptı desem abartmış sayılmam. Özellikle ülkemizde farklı yönlere çekilen -aslında çekilmeye müsait olan bir konuyu, müthiş tanımlamalar ve inanç dolu örneklerle ele almış Thomas Mann. Bir yazarın tanrıları andıran güzellikteki bir çocuğa duyduğu hayranlığı çok lezzetli betimlemelerle bizlere sunmuş.

İlk sayfalarda uzunca sanattan bahsetmesinin bir nedeni vardır elbet dediyseniz -ya da yeni okuyacaklar diyecekseniz- evet bir nedeni var! Mann`in kitapta yarattığı kahraman Aschenbach sanata ve sanatçıya tutkun başarılı şair yazar, baktığı her şeyde güzeli arar ve güzeli yaratanı da anmaktan geri kalmaz. Kitabın başında verilen o sanat hakkındaki uzun paragraflar aslında okuru ilerleyen sayfalara hazırlayan bir girizgah. Güzellik, Mann`in gözünde Tanrı`nın yarattığı soyut kavramların somutlaştırılmış tek hali.

Orta yaş bir adamın bir çocuğa…bu cümlenin ortasından sonra duygu değişimi ve öfke hissetmemeniz için bahsi geçen kahramanın güzelliğe ve bu güzelliği yaratana duyduğu hayranlığı anlamanız gerekir.

Bakın ne diyor:
“Güzellik, tinsel olanın duyularla kavrayıp duyularla katlanabileceğimiz tek biçimidir.”
“Güzellik, tanrısal olup göze görülebilen tek şey güzelliktir sadece; bu nedenle duyusal olanın yolu da ondan geçer. Sanatçının tinsel olana giden yoludur o!”

Kitabı okurken bir çocuğu değil de sanatsal bir eseri düşledim hep. Çünkü ana karakter bize o güzel çocuğu, cinsel herhangi bir iştah kabarmasına yer vermeden, vücut hatlarını ve her bir hareketini sanki bir şahesermiş gibi betimlemesi yazarın bu alandaki ustalığını da ortaya koymuş.

Şunu söylemeden geçemeyeceğim; bir tık, minicik bir tık sapma olmuş olsaydı eğer, bu eser sapkın bir zihniyetin kurbanı olabilirdi. Fazlasıyla sınırda hatta sınırın ötesine geçmiş ve bu sebepten de okura rahatsızlık vermiş bir nebze. Kitabı okurken zaman zaman sanki pedofili günahına ortak oluyormuşsunuz gibi bir hisse kapılabilirsiniz. Bunun için bana göre Aschenbach gözünden sanatı kavramak gerekir. Kahramanımıza göre estetik ve güzellik siyaset de dahil olmak üzere yaşamı devam ettiren bir çok olgunun ana kaynağı ve bunu ancak sanatla dışa vurabilirsiniz. Peki ya Tanrı`nın yarattığı o kusursuz bedenler sanatın en göz alıcısı değil midir? Bu açıdan düşündüğünüz zaman herhangi bir rahatsızlık duymanın aksine, yazara hayranlık duyarak yudumluyorsunuz kitabı.

Tüm bunlarla birlikte yazarın üslûbunu, olay örgüsündeki hakimiyetini ve okura geçirebildiği o psikolojik analizleri çok beğendim.
Zor bir okuma olsa da çok ama çok kaliteli bir okumaydı ve bu anlatılanların ışığı altında doğru zamanda mutlaka okunmalı.

 

Thomas Mann

Venedik`te Ölüm

Can Yayınları

22. Basım Mart 2017
109 syf.
·Beğendi·10/10
Bazı kitapları okumaya başlamadan önce ön yargılarınızı bir kenara kaldıracak, kendinizi yazarın yarattığı dünyaya bırakacak ve işte orada anlatılanı yakalayıp soru sormaya başlayacaksınız. Benim bu zamana kadar okuduğum en iyi Nobel ödülü almış kitaptı desem abartmış sayılmam. Özellikle ülkemizde farklı yönlere çekilen -aslında çekilmeye müsait olan bir konuyu, müthiş tanımlamalar ve inanç dolu örneklerle ele almış Thomas Mann. Bir yazarın tanrıları andıran güzellikteki bir çocuğa duyduğu hayranlığı çok lezzetli betimlemelerle bizlere sunmuş.

İlk sayfalarda uzunca sanattan bahsetmesinin bir nedeni vardır elbet dediyseniz -ya da yeni okuyacaklar diyecekseniz- evet bir nedeni var! Mann`in kitapta yarattığı kahraman Aschenbach sanata ve sanatçıya tutkun başarılı şair yazar, baktığı her şeyde güzeli arar ve güzeli yaratanı da anmaktan geri kalmaz. Kitabın başında verilen o sanat hakkındaki uzun paragraflar aslında okuru ilerleyen sayfalara hazırlayan bir girizgah. Güzellik, Mann`in gözünde Tanrı`nın yarattığı soyut kavramların somutlaştırılmış tek hali.

Orta yaş bir adamın bir çocuğa…bu cümlenin ortasından sonra duygu değişimi ve öfke hissetmemeniz için bahsi geçen kahramanın güzelliğe ve bu güzelliği yaratana duyduğu hayranlığı anlamanız gerekir.

Bakın ne diyor:
“Güzellik, tinsel olanın duyularla kavrayıp duyularla katlanabileceğimiz tek biçimidir.”
“Güzellik, tanrısal olup göze görülebilen tek şey güzelliktir sadece; bu nedenle duyusal olanın yolu da ondan geçer. Sanatçının tinsel olana giden yoludur o!”

Kitabı okurken bir çocuğu değil de sanatsal bir eseri düşledim hep. Çünkü ana karakter bize o güzel çocuğu, cinsel herhangi bir iştah kabarmasına yer vermeden, vücut hatlarını ve her bir hareketini sanki bir şahesermiş gibi betimlemesi yazarın bu alandaki ustalığını da ortaya koymuş.

Şunu söylemeden geçemeyeceğim; bir tık, minicik bir tık sapma olmuş olsaydı eğer, bu eser sapkın bir zihniyetin kurbanı olabilirdi. Fazlasıyla sınırda hatta sınırın ötesine geçmiş ve bu sebepten de okura rahatsızlık vermiş bir nebze. Kitabı okurken zaman zaman sanki pedofili günahına ortak oluyormuşsunuz gibi bir hisse kapılabilirsiniz. Bunun için bana göre Aschenbach gözünden sanatı kavramak gerekir. Kahramanımıza göre estetik ve güzellik siyaset de dahil olmak üzere yaşamı devam ettiren bir çok olgunun ana kaynağı ve bunu ancak sanatla dışa vurabilirsiniz. Peki ya Tanrı`nın yarattığı o kusursuz bedenler sanatın en göz alıcısı değil midir? Bu açıdan düşündüğünüz zaman herhangi bir rahatsızlık duymanın aksine, yazara hayranlık duyarak yudumluyorsunuz kitabı.

Tüm bunlarla birlikte yazarın üslûbunu, olay örgüsündeki hakimiyetini ve okura geçirebildiği o psikolojik analizleri çok beğendim.
Zor bir okuma olsa da çok ama çok kaliteli bir okumaydı ve bu anlatılanların ışığı altında doğru zamanda mutlaka okunmalı.
İnsanlar bir sanat eserini niçin şöhrete eriştirdiklerini bilmezler. Sanat anlayışından yoksun, eserde bunca ilgiyi haklı gösterecek yüzlerce üstünlük bulduklarını düşünürler ama alkışın asıl nedeni, tartıya gelmeyen bir şeydir: yakınlık duygusu!
Thomas Mann
Sayfa 23 - Can Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Der Tod in Venedig
Baskı tarihi:
1 Şubat 1992
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9783596112661
Kitabın türü:
Dil:
German
Ülke:
Germany
Yayınevi:
Fischer Taschenbuch Verlag GmbH
Baskılar:
Venedik
Venedik
Der Tod in Venedig
Thomas Mann selbst bezeichnete den ›Tod in Venedig‹ als eine »Novelle gewagten, wenn nicht unmöglichen Gegenstandes« und bezieht sich dabei auf den plötzlichen »Einbruch der Leidenschaft« in das Leben eins homoerotisch veranlagten Menschen. Der nicht mehr junge Schriftsteller Gustav Aschenbach – mit den Gesichtszügen Gustav Mahlers – entdeckt für sich am Lido des schwülwarmen Venedig die Gestalt des schönen Knaben Tadzio, strebt in seinen Gedanken zu ihm und steigert sich in eine unerfüllbare Liebe, deren Opfer er schließlich wird.
In der Textfassung der Großen kommentierten Frankfurter Ausgabe (GKFA)

Kitabı okuyanlar 806 okur

  • Serdar Can Özcan

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.4 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0