Derdimi Kime Anlatsam (Dünya Edebiyatından Seçmeler)

·
Okunma
·
Beğeni
·
5466
Gösterim
Adı:
Derdimi Kime Anlatsam
Alt başlık:
Dünya Edebiyatından Seçmeler
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054254521
Kitabın türü:
Çeviri:
Hasan Murat Başbay
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Turna Yayınları
Baskılar:
Kime Anlatsam Kederimi
Derdimi Kime Anlatsam
Kime Anlatsam Kederimi
Bilgelik karanlığın içnden çıkan insanın önce kadın mı erkek mi olduğuna bakmadan önce onun bir insan olduğunu ve o insanın sonradan kadın mı erkek mi olduğunu görmektir.

Bilgeliğin bir adım sonrasını bilemezsin ve keşfedemezsin.Bilgeliğin bir adım sonrasını tahmin etmek her birimiz için bilgeliğe açılan kapının aralanmasıdır.

Bilge ruhun gücüyle ve ruhun hakimiyetiyle ruhun gördüğü her şeyi gören ve bilendir.Bilgelik,tevazu,hoşgörü,anlayış ve saygı demektir.Bir deniz feneri gibi hem kendimizi aydınlatan hem bizi aydınlatıp bizlere yol gösteren bir ışıktır ve aydınlığın yoludur.

(Kitap arkası)
172 syf.
·1 günde·10/10
Günlerdir okumuyordum. Bugün okumak istedim. Çehov okumak istedim; çünkü muhakkak komik, hatta gülünç karakterleri olan öyküleri olacaktı, bu karakterler lekesiz, pak bir pencereden akseder gibi görünecekti, onlar muhakkak beni tebessüm etmeye belki gülmeye zorlayacaktı, böylece günlerin sıkıntısı geçecekti bir nebze. Böyle düşünüyordum. Böyle de oldu, diyebilirim. Kitabın ilk hikâyesi hafif, neşeli bir atmosfere sahip son derece keyifli bir hikâye; ancak ikinci hikâyeden başlayarak gerçek Çehov atmosferine giriş yapıyoruz: evet, hayat ve dünya komik, belki gülünç, belki kahkaha da attırıyor hepimize; ama keder de burada, hayat da keder dolu, ve traji komik bir havası var aynen Çehov karakterleri gibi; bu ikinci hikâyede tutuklanmış bir serserinin hikâyesini okuyoruz, adını unutan bu adamın bir kaç sayfa içerisinde gözümüzün önünde kanlı canlı bir hâl almasına da şaşıramıyoruz, konuşması, söyledikleri, olup biten hiç birşey yokken sanki nice şey söyler gibi bütün o hâliyle nasıl da unutulmaz bir karakter adını unutan adam...ama bu daha başlangıçmış; çünkü kitapla aynı adı taşıyan bir sonraki öyküde Çehov sanki bıçağı biraz daha derine sokuyor; 'Kime Anlatsam Kederimi', oğlunu kaybetmiş bir babanın, İona'nın söyleşme, acısını dillendirme, hâlleşme derdini insanı acıta acıta sayfalara döküyor; babanın acısı bana tanıdık geliyor, sadece bir kaç gün önce, sabahın erken saatinde, onu seven nice insanla beraber yere düştüğü toprağın etrafında, ayaklarımız o toprağa basmış, gözlerimiz yaşlı biz de duruyor ve neden yaptı, bunu bize neden yaptı diye soruyorduk; kanlanmış toprağı çapalamıştı birileri artık belli olmasın diye, az yer de değildi üstelik, oysa daha bir akşam önceydi sesi, söylemiştim, hem dinlemişti, ama şimdi bir sabah sonra, nice insan hep beraber orada durup o toprağa bakıyorduk.

Ardından bu küçük kitaba sığmış koca bir roman başlıyor. En sevdiğim şeylerden birisi olan bozkır anlatıları burada çok güzel bir üslûpla, çok etkileyici bir hikâyeye dönüştürülerek verilmiş, belki de Çehov'un en güzel öykülerinden birisi budur...aslında okudukça görüyorum ki öyle güzel öyküleri var ki seçmek pek de kolay olmasa gerek. Artık Çehov'u daha çok seviyorum. Kendimi ona yakın hissediyorum. Bozkırı bu kadar güzel anlatabilen bir yazara ancak daha fazla sevgi hissedilebilir. Baş karakterimiz Yegoruşka adında bir çocuk, hedefimiz artık öğrenim göreceğimiz yere varmak, ama yolculuk uzun, insanlar türlü türlü ve bozkır, hem de fırtınayla beraber, önümüzde uzanıyor; tabi ki beyler, efendiler, mujikler, köylüler; iyiler kötüler yine her yerdeler. Çehov'un tasvirleri gerçekten çok, çok güzel. Hiç bir zaman denizi sevmediğim için, bu kuraklık, fırtınalı bu ovalar, düzlükler, hatta dağlar bana güzel geliyor, Çehov'da da, bu hikâyede kalemini hem sade hem de böyle güzel güzel anlatırken bulunca bozkırı...

"Bozkır" gerçekten bir roman aslında. Tek başına neden basılmadığını anlamadım, belki de basılmıştı, ama yazarın toplama hikâye kitapları The Smiths albümleri gibi, her kitapta eski kitaplardan hikâyeler bulmak mümkün. Kitap, güzel Bozkır'ın ardından işte böyle, daha önce okuduğum, yine mizahi, bizi gülümseten, sevimli bir hikâyeyle sona eriyor.

Böylece geriye şu kalıyor: edebiyat iyileştirirse, iyileşmek için de okuyorsak, kitaplar biraz da bunun için varlarsa, bile isteye Çehov'u seçmem bundandı. Tanışalı ne kadar oldu ki? En fazla iki hafta. Ama bu korkunç günlerin içerisinde aklıma bir tek O geldi; çünkü kafamın içini onun karakterleri, onun tasvirleri doldursun istiyorum. Bütün hikâyelerinin içinde, anlattığı onca insan arasında en çok Gusev'i seviyorum; hâlâ, okyanusa, derinlere inen mazlum, masum ölüsünü bir edebiyat okurunun içi acıyarak sevmesi gibi seviyorum. Hepimizin ölülerinin yavaş yavaş, aynen Gusev gibi aşağılara inip battığı bir hatıralar, anılar denizi olsa gerek, vardır; hepimiz bir yerlere gömeriz ölülerimizi. İona için oğlunun ölümünün acısına bir muhib gerekliydi, dinleyen bir kulak, hisseden bir kalp, ve İona bir atın sevecen başında buldu aradığını. Bizler de sevdiğimiz insanlar kadar sevdiğimiz yazarlarda da teselli buluyoruz, iyileşmek için sevdiğimiz insanlar, ailemiz, dostlarımız kadar sevdiğimiz kitaplara, yazarlara, İona'nın aradığı teselli gibi yüzümüzü dönüp severek bakıyoruz. İşte ben de böyle yaptım, böyle yapmaya çalıştım.
7 syf.
Yaşadığım bu küçük şehrin tek ve biricik kitapçısına uğruyor, bütün rafları alt üst ediyorum. Bulmalıyım bu kitabı, bulamazsam verdiğim sözü nasıl yerine getirebilirim diye hayıflanıyor, bir yandansa zaten elimde olan bu kitabı bir sene evvelinde kitapçıya verdiğim için kendime kızıyorum. Bütün rafları didik didik edip buluyorum kitabı. Bulduğum kitapsa bir zamanlar kendi elimle götürüp verdiğim, içinde adımın yer aldığı mühürlü kitap. Bulduğum için sevinerek kitabı alıp çıkıyorum.

İlerleyen yıllarda Çehov'un tüm öykülerinin yer aldığı kitabı alırım diye Kime Anlatsam Kederimi kitabını elimden çıkarmıştım. Şimdi ise tekrar elimde. Kitabın içindeki öykülerden sadece kitaba adını veren Kime Anlatsam Kederimi öyküsünün sayfalarını çekip çıkarıyorum. Okurken iyice analiz ediyor, notlar alıyor, cümlelerin altını çiziyorum. Olay örgüsünün işleyişini çözüyor, defterime iliştiriyorum.

19. yüzyıl Rus edebiyatının öncülerinden olan Çehov, günlük yaşamdan bir kesitin ya da bir insanlık durumunun sayfalara döküldüğü Durum öyküsünün temsilcilerinden. Onun şöhreti yazdığı tiyatro ve öykülerinde. Roman türünde de eseri olduğu halde onu önce öyküleriyle, ardındansa tiyatro metinleriyle biliyoruz. Yazmış olduğu öykülerde hemen hemen 'ellerinden bir şey gelmeyen çaresiz insanların' profillerini seyrediyor, yaşamlarını okuyoruz. Çehov, çaresiz insanları öyle realist bir tutumla ele alıyor ki öykülerindeki karakterlerin yerine o acıyı biz çekiyor gibi hissederiz. Sadece bununla da kalmaz, mekan, zaman, eylem ve eşya bütünlüğünü bir denge içerisinde sağlıyor ve öykülerine yerleştirerek biz okurlara sunuyor.

Klasik deyince hangi yayınevinden okuyacağımızı kestiremediğimiz, adeta tereddütte kaldığımız bu tür kitapları maalesef orijinal metninden okuyacak düzeyde İngilizce, Rusça, Fransızca ya da bir başka dili bilmememiz sebebiyle Türkçe çevirisine sarılıyoruz. Maalesef Türkiye'deki her yayınevi orijinal anlatımına yakın çeviri sunamadığından belli başlı yayınevlerinden okumak gerektiği kanaatindeyim.

Üniversite yıllarımda set halinde aldığım bu kitap da zaten iyi bir yayınevinden çıkmadığı için ister istemez çeviride kusurları oluyor. Yazım yanlışları, anlatım bozuklukları, cümle kuruluş düzeni derken epey kusurlar var.

Kime Anlatsam Kederimi öyküsünü de bu tür kusurların olduğu bir çeviriden okuduğum için sadece konuya odaklandım. Belirttiğim gibi çaresiz insanları konu edinen Çehov, İona isimli ihtiyar bir arabacının çaresizliğini anlatıyor. Ve bu çaresizliği birilerine anlatabilmek, bir nebze de olsa ferahlayabilmek istiyor. Hani, insanız sonuçta. Yalnızlığını seven ve uyandığımızda birilerinin ellerine dokunmak, düşünüldüğümüzü bilmek isteriz. Bizim ihtiyar da öyle düşündüğünden kendini, kızağına binen müşterilerine ifade edebilmenin derdine düşüyor. Beş parmağın beşi bile bir değilken her insandan aynı yaklaşımı beklememiz hayal kırıklığı olduğundan her bir müşterisinden farklı bir laf duyar bizim arabacı. Bendeki çeviride 7 sayfalık bir öykü olduğundan kısa sürede biten öykünün son satırlarında içler acısı bir durumdadır.

İhtiyara hak vererek derdimi anlatacak birini bulamadığımda ya kağıda kaleme sarılıyorum, ya da doğada yürüyüş yaparak yaşlı bir ağaca sırtımı yaslar ve onunla sohbet ederim.

Bu küçücük öyküde çok şey hissettim. Öyküye rastladığınız vakit bir şans vererek okuyun lütfen.
172 syf.
·1 günde
Anton Çehov kalemini çok severim. Öykü okumasını da çok severim. O yüzden bu kitabı da hevesle almıştım. Ama çeviri, imla ve kelime hataları yüzünden kitaptan soğudum, çok isteksiz okudum. Olumsuz yorum yapmayı sevmiyorum ama aldanıp boşa para verilmesini istemediğim için ufak bir uyarı yapayım istedim. Çehov okuyun, bu kitabı da okuyun ama başka yayınevi tercih edin.
Bu aralar sorgulama aşamasında olduğum, sürekli araştırma yapmam gerektiği için ve beynimin -her ne kadar bu kadar ileriye gitmek istemesem de- meşguliyeti durum hikayesi yazarlarını okumamı engelliyor. Dünyevi kitaplardan soğudum. Hallerim zaten sıkıntılı, stres dolu, düşünceli. Üzerine Çehov'un kederini de eklemek istemiyorum. Kitap 5 hikayeden oluşuyor. Açıkçası ilk 2 kısa hikayeyi beğendim. Psikoloji ile ilgilenmeye çalıştığım için insan haline başka öğüt ve tasvirler getirmiş Çehov. Okumak isteyen arkadaşlara durum hikayesini araştırıp ondan sonra okumasını tavsiye ederim. Çünkü farklı bir tarzdır. Bilgisizlikten dolayı kitabı beğenmemek pek güzel bir durum değil. Ayrıca ben ne demek olduğunu bilsem de beğendiğimi zannetmiyorum. Sait Faik Abasıyanık hariç tabi ki. :)
136 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Bilgelik karanlığın içinden çıkan insanın önce kadın mı erkek mi olduğuna bakmadan önce onun bir insan olduğunu ve o insanın sonradan kadın mı erkek mi olduğunu görmektir.
Bilgeliğin bir adım sonrasını bilemezsin ve keşfedemezsin. Bilgeliğin bir adım sonrasını tahmin etmek her birimiz için bilgeliğe açılan kapının aralanmasıdır.
Bilge ruhun gücüyle ve ruhun hakimiyetiyle ruhunun gördüğü her şeyi gören ve bilendir. Bilgelik, tevazu, hoşgörü, anlayış ve saygı demektir. Bir deniz feneri gibi aydınlatıp bizlere yol gösteren bir ışıktır ve aydınlığın yoludur.
136 syf.
·Beğendi·9/10
Hayatın farklı portrelerini çok iyi yakalamış, sıradan gördüğümüz olayları çok iyi anlatmış ve hissettirmiş değerli bir kitap. Yazar kısa öyküler yazma da ki yeteneğini fazlasıyla hissettiriyor.
Madem ki eşeğin birisin, hiçbir şeye de aklın ermiyor, iyisi mi sus, öyle fikir yürütüp durma.
Anton Çehov
Sayfa 166 - Arkhe yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Derdimi Kime Anlatsam
Alt başlık:
Dünya Edebiyatından Seçmeler
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054254521
Kitabın türü:
Çeviri:
Hasan Murat Başbay
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Turna Yayınları
Baskılar:
Kime Anlatsam Kederimi
Derdimi Kime Anlatsam
Kime Anlatsam Kederimi
Bilgelik karanlığın içnden çıkan insanın önce kadın mı erkek mi olduğuna bakmadan önce onun bir insan olduğunu ve o insanın sonradan kadın mı erkek mi olduğunu görmektir.

Bilgeliğin bir adım sonrasını bilemezsin ve keşfedemezsin.Bilgeliğin bir adım sonrasını tahmin etmek her birimiz için bilgeliğe açılan kapının aralanmasıdır.

Bilge ruhun gücüyle ve ruhun hakimiyetiyle ruhun gördüğü her şeyi gören ve bilendir.Bilgelik,tevazu,hoşgörü,anlayış ve saygı demektir.Bir deniz feneri gibi hem kendimizi aydınlatan hem bizi aydınlatıp bizlere yol gösteren bir ışıktır ve aydınlığın yoludur.

(Kitap arkası)

Kitabı okuyanlar 174 okur

  • Selda Kurt
  • Berkan Erdoğan
  • gulseren yavuz
  • Aylak adam
  • DELAL
  • Mehmet BULUT
  • HAYRİYE KİPER
  • Zeynep aşut
  • Buket Gül Özdemir
  • Burak Öney

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2.6 (1)
9
%5.3 (2)
8
%2.6 (1)
7
%7.9 (3)
6
%0
5
%0
4
%2.6 (1)
3
%0
2
%0
1
%0