Derrida'nın Marx Hayaletleri, Baudrillard ve Debord'un Yeni Toplumu (Postmarksizmin Temel Eserlerinin Analizi Cilt 2)

·
Okunma
·
Beğeni
·
322
Gösterim
Adı:
Derrida'nın Marx Hayaletleri, Baudrillard ve Debord'un Yeni Toplumu
Alt başlık:
Postmarksizmin Temel Eserlerinin Analizi Cilt 2
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054511549
Çeviri:
Deniz Kızılçeç
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kalkedon
Baudrillard'ın Üretimin Aynası, Marx'ın, burjuva ekonomi-politiğini aşamadığını, aksine onun sadece aynadaki yansımasını -bir başka biçimini-ortaya koyduğunu iddia eder. Baudrillard'a göre Marksizm'in hatası, sermayeyi, ihtiyaçları, değeri ve emeği yüceltmesidir. Böylece Baudrillard Marksist tarihsel materyalizmi ayakta tutan başlıca ilkelere -maddi üretim teorisine ve tarihsel fenomenolojinin mantığına- doğrudan ve tam bir vuruş yapmaktır. Baudrillard, sadece görünüşte radikal olan bu devrimci imgelerin ardında "üretkenlik romantizmi" denilen vahşi bir ejderhanın gizli olduğunu kanıtlamaya girişir; bu ejderha bizzat Marx tarafından bilinçsiz bir biçimde serbest bırakılmıştır. Lefebvre'nin öğrencisi olan Baudrillard, aynı zamanda Roland Barthes ve Guy Debord'dan da etkilenmiştir. Dahası mantığını, 1960'larda ve 70'lerdeAvrupa'nın tüm akademik çevrelerini etkilemiş olan Fransız antropolog Marcel Mauss'un ilkel topluluklar üzerine yaptığı araştırmalar üzerine kurar. Ayrıca Georges Bataille'in 1930'ların başlarında geliştirdiği, Mauss ile bağlantılı avamcı felsefesini içselleştirir ve Marksizm'e karşı savaşında kullanmaya çalışır. Yibing, birçok düşünce hilesinin kullanıldığı bu esere karşı zorlu bir mücadeleye girişir ve kapitalist üretim biçiminin Marksist eleştirisinin mantığını ortaya koyar.

Postmarksgil eğilim,1968 fırtınasının ardından postmodern bağlam içerisinde daha radikal bir postmarksist düşünceyi benimseyen Deleuze, Baudrillard ve Derrida gibi dinamik düşünürlerin Marksizm'e veda etmesi ile belirmiştir. Bunlar Marksizm ile olan anlaşmazlıklarını açıkça ifade etmişler, öte yandan Marx'ın eleştirisinden de bazı şeyler aldıklarını ilan etmişlerdir. Bu radikal teorik eğilim, Roland Barthes, Jacques Lacan'ın son dönem çalışmaları ve Jerry Fodor'un oluşumunda etkili olduğu postmodern ana akımdan etkilenir.

Postmarksgil eğilim Marksizm'in temel çerçevesini tarihsel olarak aşmasıyla övünür; fakat bu eğilimin ontolojik çıkış noktası postmodern Marksizm'den farklı değildir, çünkü modernin postmodern tarafından aşılması üzerine kuruludur. Bu eğilimin düşünürleri, Marksizm'in üzerine kurulu olduğu toplumsal tarihin temelinin kaçınılmaz olarak tarihin tortusuna indirgeneceğine inanır. Bu radikal eleştiriye göre, heterojen bir gerçeklik taşıyacak olan yeni bir toplumsal uygarlığın ortaya çıkması beklenmelidir ve bu da onların teorilerine önemli bir heterojenlik özelliği getirir.

Derrida Marx'ın Hayaletleri adlı eserinde kahramanca bir çıkışla şöyle yazar: "Markssız olmaz. Her halükarda kesinlikle Marx olmaksızın, onun dehası olmaksızın, Marx'ın anısı ve mirası olmaksızın, kısacası Marx olmaksızın gelecek olmaz… Hepimiz Marx'ın mirasçılarıyız". Yapısöküm teorisinin babası olan Derrida, yaşamı boyunca Althusser ile yakın ilişki içinde olmuştur, onunla farklı konumlarda olmalarına karşın bu dostluk sürmüştür; ona karşı bir borçluluk duygusu beslediği bir gerçekliktir. Derrida'nın 1980'lerde çeşitli Marksist çevrelerden önemli eleştiriler aldığı ve kapitalizmi eleştirmekten vazgeçtiği söylenmiştir. Ancak o çok önemli bir tarihi dönüm noktasında, Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa'nın çöktüğü, Çin'in reformlara yöneldiği koşullarda ayağa kalkar. Yibing, Derrida'nın eserinin felsefi derinliklerinde onun hayalet teorisinin ve "hepimiz Marx'ın mirasçılarıyız" şeklindeki düşüncesinin iç mantığını ve düşünsel kaynaklarını ortaya koymakta ve onun Marksizm ile yapısöküm arasındaki ilişkileri nasıl gördüğünü analiz etmektedir.

Guy Debord, Gösteri Toplumu adlı eserinde Marx'ın "muazzam meta birikimi" teorisinin, yerine "gösterinin muazzam birikimini" ikame eder ve böylece Marx'ın Kapitali'nin giriş bölümü eleştirel bir biçimde yeniden yazılmış olur. Debord, Gösteri Toplumundan Tüketim Toplumuna adlı eserinde de Marx'ın metaların değişimi kavramını göstergelerin değişimine dönüştürür. Postmodern çağın medya araçlarının ürettiği fanteziler bugünkü kapitalist toplumun gerçek hâkimi haline gelir ve Marx'ın teorisini dayandırdığı üretimin aynası kırılır. İnsanlar bu gösterinin imal edilmiş bir olgu olduğunu bilmelerine karşın kendilerini bu gösterinin içinde öylesine kaybederler ki, kendi gerçek varoluşlarını unuturlar. Bu, yeni bir yabancılaşma biçiminin ortaya çıkışıdır. Yibing mantıki gerekçelerle Debord'u postmarksgil olarak tanımladığı eğilimden ayırır. Guy Debord'un eserinin, Batı Marksizmi'nin kültürel mantığında en önemli kırılmalardan birine işaret ettiği rahatlıkla söylenebilir. Lefebvre'den köken bulan bu düşünceler, çağdaş kapitalizmin altyapısında üretimin önceliğinin yerini kesin bir şekilde tüketime bıraktığı şeklinde özetlenebilir. Bu görüşün, Batı Marksizmi'nin toplum eleştirilerindeki postmarksgil eğilimlerin orijinal kaynağı olduğu söylenebilir. Bu akım çerçevesinde, geleneksel Marksizm'in odaklandığı maddi üretim alanı, toplumsal yaşamın merkezinden çıkartılarak ikincil önemde görülmeye başlanmıştır.

Çin'de Marksist felsefe araştırmalarının 1980'lerle birlikte yeni bir ivme ve derinlik kazandığı, özellikle daha önce bir tabu olarak görülmüş olan Batı Marksizmi üzerine çalışmaların derinleştiği bilinmektedir. Çin'de felsefe çalışmaları birbirleriyle bağlantılı üç ana sacayağı üzerinde oturmaktadır: Marksist felsefe, Batı felsefesi ve Çin felsefesi. Zhang Yibing, Çin'in önde gelen Batı Marksizmi araştırmacılarındandır. Kendi geliştirdiği "teorik konumlandırma" yöntemi çerçevesinde Batı Marksizmi, Marx'ın ve Lenin'in felsefesi üzerine çok sayıda kitap ve makaleleri ile yankı uyandırmış olan titiz bir araştırmacı olarak dikkat çekmektedir. Yazarın önemli bir özelliği, eserlerin tarihsel ve düşünsel arka planına ve felsefi soy kütüğüne özel bir dikkat göstermesidir. Yibing'in içinde bulunduğu üçüncü kuşak felsefecilerin önemli bir özelliği, bu ülkede felsefi araştırmaların kaba bir biçimde politikleştirilmesi ve kumanda edilmesi davranışının son bulduğu bir dönemde araştırmalarına başlamış olmalarıdır. Bu kuşak aynı zamanda üniversite eğitimlerine ara vererek "kültür devrimi" için kırsal alanlara gittikten sonra geri dönüp sonradan eğitimlerini ve araştırmalarını sürdürmeye başlamış olan bir kuşaktır. Bu dönemde, toplumsal-ekonomik arka plan olarak çağdaş Çin'in Sovyet modeli merkeziyetçi ve dünya ekonomisine kapalı plan ekonomisinden ve ülke çapında altı kademeli bir ücret sisteminin uygulandığı çalışma yaşamından, makroekonomik yönlendirme altında sosyalist Pazar ekonomisine, uluslararası ekonomi ile bütünleşmeye, çeşitli sektörlerde kamu dışı girişime izin verilen, çoğulcu bir çalışma ve ücret sistemine geçildiğini görüyoruz. Dolayısıyla Yibing'in kuşağı her iki dönemin deneyimine sahip olmuştur. Marksist felsefe 19. yüzyılda kapitalist Pazar ekonomisi ve onun mezar kazıcısı olan modern proletaryanın oluşması ile birlikte ortaya çıkmıştı. Onun uğraşı asıl özü değişmeden kalmaktadır: Var olan dünyayı eleştirmek, değiştirmek ve insanlığın özgürlüğe doğru mücadelesinin yolunu aydınlatmak… Dolayısıyla dikkatli okuyucu Yibing'in, Çin'in bugünkü gerçeğine sorgulayıcı gözlerle bakan önermelerini yadırgamayacaktır.

Bu çalışma yalnızca eleştirel bir okuma çabasının ötesindedir. Okurlar Yibing'in okuması içinde en son araştırmalar ışığında Marx'ın felsefesi, diyalektiği, onun materyalizmi ve en temel kavram ve teorileri üzerine yeni bir yolculuğa çıkabilecektir. Bu eser aynı zamanda Türkiye Marksistlerine, 1970'li yıllardan bu güne kapitalizmin ve "yarı-demokrasinin" eleştirisi içinde kendiliğinden veya bilinçli bir biçimde içselleştirmiş oldukları kimi postmarksist düşünceleri yeniden düşünme olanağını sunmaktadır.

Deniz Kızılçeç
Uğur De Molinari
Uğur De Molinari Derrida'nın Marx Hayaletleri, Baudrillard ve Debord'un Yeni Toplumu'yu inceledi.
320 syf.
Kitabın içeriğini anlatmadan önce yazarı anlatarak işe koyulmak çok daha doğru olur diye düşünüyorum. Çünkü profesör kimliğine göre çok genç olan Zhang Yibing'in kılı kırk yaran analiz ve kuramsal çözümlemeci hafızası onu günümüzün önemli düşünürlerinden biri haline getiriyor. Keza Çin'de post-marksist düşüncenin önemli isimlerinden bir olarak günümüz üçüncü kuşak marksist düşünce geleneğinin de temsilcilerinden biri olmuştur. Marksist düşüncenin siyasi zeminde yoğun olarak kullanıldığı bir dönemin sonunda ortaya çıkan bu yeni nesil marksist ekolün marksizm eleştirileri hayli dikkat çekici. özellikle Zhang Yibing bu konuda en başarılı isimlerinden biri.

Zhang Yibing, Baudrillard ve Debord'un Yeni Toplumu başlığı üzerinde yoğunlaşarak kitabını oluştururken, Baudrillard ve Debord ekolünün marksizmin devamlılığı değil marksizm üstü olduğunu tüm detaylarıyla açıklaması oldukça sarsıcı. Marksist teorisyenlerin iddialarını çürüten Yibing, Marks'ın emek üzerinden kapitalizm olumlamasını, tarihsel maddeci düşünce yapısınının sermaye imgesi taşıdığını Baudrillard üzerinden işlemektedir.


Derrida, Baudrillard ve Deleuze gibi fransız düşünce ekolünün son dönem belirleyici isimleri üzerinden ve Barthes-ci ve Lacan-cı psikanaliz ile postmodern dönem içinde yeni felsefi ve düşünsel yolu yaratmak adına kurulan ontolojik yapıyı bizlere ulaştırmış ve tüm detaylarıyla işlemiş bu kitabında Yibing.


Bu değerli düşünürler yeni yolu yaratabilmek için bir sıçrama tahtası olarak Marks eleştirilerini kendilerine baz almakta, ve geleceği yaratacak etkinin dünü belirleyen etki üzerinden gerçekleşeceği üzerinden müthiş bir dinamizm getirmiştir felsefeye fransız ekolü. Yibing de bunu fark ederek, bir yazarın altından kolay kolay kalkamayacağı ve oldukça detaylı irdeleyişin olduğu bu eserle karşımıza çıkıyor.


Artık, gösteri toplumunun birer ferdi olarak içinde yaşadığımız toplumda her şey planlandığı üzere sahtedir. Bu sahtelik içerisinde umarsızca yaşarken içine düştüğümüz şey hayali, fantezi olanın gerçekliğini gerçek olan ile değiştirmiş olduğuydu insanlığın. İşte bu yeni toplumsal yapı Marks'ın bahsettiği metanın değişimi teorisini silmiş yerine göstergenin değişimini getirmiştir.


Kitap her ne kadar muazzam analizlerle dolu, kuramsal bir felsefe kitabı olsa da alt konu başlıkları bazında oldukça zorlayıcı bir niteliğe sahip. Çünkü tam anlamıyla kitabı anlayabilmek için Derrida, Baudrillard, Deleuze, Barthes, Lacan, Debord okumaları yapmak gerekiyor diye düşünüyorum. Debord ve Barthes noktasında çok takıldım bu yüzden. Dili oldukça kuramsal ve Yibing'in detaycı anlatımıyla yorucu olsa da buna değer diyebileceğim eserlerden. Keyifli okumalar dilerim.
Gösteri, bireylerin iş dışındaki boş zamanlarını hedef alır.

İş saatleri içerisinde zaten denetleme altında olan bireyler, boş zamanlarında da gösterinin denetimi altında tutulur.
Sanayi devrimi sonrası doğa ve insan ilk kırılmayı yaşamış ve Baudrillard bunu özne ile doğa arasındaki ilk bölünme olarak tavsif etmiştir.

Baudrillard’ın sanayi toplumu eleştirisinin, Heidegger’in geç dönem teknik eleştirisi, Horkheimer ve Adorno’nun Aydınlanma’nın aslî görevi olan demitolojizasyon çabasının bizzat kendisinin bir mit haline gelmesi ve William Leiss’in Doğanın Hâkimiyeti adlı eserinde dile getirdiği düşüncelerin bir derlemesi ve çağı niteleyiş tarzıdır.
Gösteri koşullarındaki tüketim aslında yanılsamanın tüketimidir.

Fakat bu, kişinin satın aldığı bir malı kullanırken yanılsama içerisinde olduğu anlamına gelmez. Kişi kendisinin neden aldığını, neden ihtiyacı olduğunu ve neden tüketmek istediğini düşünürken, güdüsel açıdan yanılsama içerisindedir.
Zaman tüketiminin toplumsal imajı tamamen eğlence ve tatil anlarının hakimiyeti altındadır ve bu anlar her gösteri malı gibi uzaktan tanıtılırlar ve tanımları gereği caziptirler.

Bu meta burada açıkça gerçek yaşam anı olarak sunulmuştur ve mesele onun döngüsel geri dönüşünü beklemektir. Fakat yaşama adanmış olan bu anlarda bile daha da yoğun bir hale gelerek görülen ve yeniden üretilen şey yine gösteridir.
Gösteri toplumunda insanın tüm gerçek ihtiyaçları ve arzuları yok olurken, bunların yerini gösteri tarafından üretilen parıltılı mallar almaktadır ve insanın varoluşu ise sahteleşmiş bir yaşama dönüşür.

İlk bakışta, bu toplumda yabancılaştırılmış tüketimin kucağına düşmüş fanatik alışveriş tutkunlarından başka bir şey görülmez.
Baudrillard eserlerini incelediğimizde gözümüze çarpan ilk şeyin eserlerin neo-Marksist tarzda yazıldığıdır, fakat dikkatli ve satır araları okunduğunda Marx, Debord ve Barthes etkisinden daha çok Marcel Mauss ve Georges Bataille’in simgesel değiş-tokuş etkisi daha fazlaca görünmektedir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Derrida'nın Marx Hayaletleri, Baudrillard ve Debord'un Yeni Toplumu
Alt başlık:
Postmarksizmin Temel Eserlerinin Analizi Cilt 2
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054511549
Çeviri:
Deniz Kızılçeç
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kalkedon
Baudrillard'ın Üretimin Aynası, Marx'ın, burjuva ekonomi-politiğini aşamadığını, aksine onun sadece aynadaki yansımasını -bir başka biçimini-ortaya koyduğunu iddia eder. Baudrillard'a göre Marksizm'in hatası, sermayeyi, ihtiyaçları, değeri ve emeği yüceltmesidir. Böylece Baudrillard Marksist tarihsel materyalizmi ayakta tutan başlıca ilkelere -maddi üretim teorisine ve tarihsel fenomenolojinin mantığına- doğrudan ve tam bir vuruş yapmaktır. Baudrillard, sadece görünüşte radikal olan bu devrimci imgelerin ardında "üretkenlik romantizmi" denilen vahşi bir ejderhanın gizli olduğunu kanıtlamaya girişir; bu ejderha bizzat Marx tarafından bilinçsiz bir biçimde serbest bırakılmıştır. Lefebvre'nin öğrencisi olan Baudrillard, aynı zamanda Roland Barthes ve Guy Debord'dan da etkilenmiştir. Dahası mantığını, 1960'larda ve 70'lerdeAvrupa'nın tüm akademik çevrelerini etkilemiş olan Fransız antropolog Marcel Mauss'un ilkel topluluklar üzerine yaptığı araştırmalar üzerine kurar. Ayrıca Georges Bataille'in 1930'ların başlarında geliştirdiği, Mauss ile bağlantılı avamcı felsefesini içselleştirir ve Marksizm'e karşı savaşında kullanmaya çalışır. Yibing, birçok düşünce hilesinin kullanıldığı bu esere karşı zorlu bir mücadeleye girişir ve kapitalist üretim biçiminin Marksist eleştirisinin mantığını ortaya koyar.

Postmarksgil eğilim,1968 fırtınasının ardından postmodern bağlam içerisinde daha radikal bir postmarksist düşünceyi benimseyen Deleuze, Baudrillard ve Derrida gibi dinamik düşünürlerin Marksizm'e veda etmesi ile belirmiştir. Bunlar Marksizm ile olan anlaşmazlıklarını açıkça ifade etmişler, öte yandan Marx'ın eleştirisinden de bazı şeyler aldıklarını ilan etmişlerdir. Bu radikal teorik eğilim, Roland Barthes, Jacques Lacan'ın son dönem çalışmaları ve Jerry Fodor'un oluşumunda etkili olduğu postmodern ana akımdan etkilenir.

Postmarksgil eğilim Marksizm'in temel çerçevesini tarihsel olarak aşmasıyla övünür; fakat bu eğilimin ontolojik çıkış noktası postmodern Marksizm'den farklı değildir, çünkü modernin postmodern tarafından aşılması üzerine kuruludur. Bu eğilimin düşünürleri, Marksizm'in üzerine kurulu olduğu toplumsal tarihin temelinin kaçınılmaz olarak tarihin tortusuna indirgeneceğine inanır. Bu radikal eleştiriye göre, heterojen bir gerçeklik taşıyacak olan yeni bir toplumsal uygarlığın ortaya çıkması beklenmelidir ve bu da onların teorilerine önemli bir heterojenlik özelliği getirir.

Derrida Marx'ın Hayaletleri adlı eserinde kahramanca bir çıkışla şöyle yazar: "Markssız olmaz. Her halükarda kesinlikle Marx olmaksızın, onun dehası olmaksızın, Marx'ın anısı ve mirası olmaksızın, kısacası Marx olmaksızın gelecek olmaz… Hepimiz Marx'ın mirasçılarıyız". Yapısöküm teorisinin babası olan Derrida, yaşamı boyunca Althusser ile yakın ilişki içinde olmuştur, onunla farklı konumlarda olmalarına karşın bu dostluk sürmüştür; ona karşı bir borçluluk duygusu beslediği bir gerçekliktir. Derrida'nın 1980'lerde çeşitli Marksist çevrelerden önemli eleştiriler aldığı ve kapitalizmi eleştirmekten vazgeçtiği söylenmiştir. Ancak o çok önemli bir tarihi dönüm noktasında, Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa'nın çöktüğü, Çin'in reformlara yöneldiği koşullarda ayağa kalkar. Yibing, Derrida'nın eserinin felsefi derinliklerinde onun hayalet teorisinin ve "hepimiz Marx'ın mirasçılarıyız" şeklindeki düşüncesinin iç mantığını ve düşünsel kaynaklarını ortaya koymakta ve onun Marksizm ile yapısöküm arasındaki ilişkileri nasıl gördüğünü analiz etmektedir.

Guy Debord, Gösteri Toplumu adlı eserinde Marx'ın "muazzam meta birikimi" teorisinin, yerine "gösterinin muazzam birikimini" ikame eder ve böylece Marx'ın Kapitali'nin giriş bölümü eleştirel bir biçimde yeniden yazılmış olur. Debord, Gösteri Toplumundan Tüketim Toplumuna adlı eserinde de Marx'ın metaların değişimi kavramını göstergelerin değişimine dönüştürür. Postmodern çağın medya araçlarının ürettiği fanteziler bugünkü kapitalist toplumun gerçek hâkimi haline gelir ve Marx'ın teorisini dayandırdığı üretimin aynası kırılır. İnsanlar bu gösterinin imal edilmiş bir olgu olduğunu bilmelerine karşın kendilerini bu gösterinin içinde öylesine kaybederler ki, kendi gerçek varoluşlarını unuturlar. Bu, yeni bir yabancılaşma biçiminin ortaya çıkışıdır. Yibing mantıki gerekçelerle Debord'u postmarksgil olarak tanımladığı eğilimden ayırır. Guy Debord'un eserinin, Batı Marksizmi'nin kültürel mantığında en önemli kırılmalardan birine işaret ettiği rahatlıkla söylenebilir. Lefebvre'den köken bulan bu düşünceler, çağdaş kapitalizmin altyapısında üretimin önceliğinin yerini kesin bir şekilde tüketime bıraktığı şeklinde özetlenebilir. Bu görüşün, Batı Marksizmi'nin toplum eleştirilerindeki postmarksgil eğilimlerin orijinal kaynağı olduğu söylenebilir. Bu akım çerçevesinde, geleneksel Marksizm'in odaklandığı maddi üretim alanı, toplumsal yaşamın merkezinden çıkartılarak ikincil önemde görülmeye başlanmıştır.

Çin'de Marksist felsefe araştırmalarının 1980'lerle birlikte yeni bir ivme ve derinlik kazandığı, özellikle daha önce bir tabu olarak görülmüş olan Batı Marksizmi üzerine çalışmaların derinleştiği bilinmektedir. Çin'de felsefe çalışmaları birbirleriyle bağlantılı üç ana sacayağı üzerinde oturmaktadır: Marksist felsefe, Batı felsefesi ve Çin felsefesi. Zhang Yibing, Çin'in önde gelen Batı Marksizmi araştırmacılarındandır. Kendi geliştirdiği "teorik konumlandırma" yöntemi çerçevesinde Batı Marksizmi, Marx'ın ve Lenin'in felsefesi üzerine çok sayıda kitap ve makaleleri ile yankı uyandırmış olan titiz bir araştırmacı olarak dikkat çekmektedir. Yazarın önemli bir özelliği, eserlerin tarihsel ve düşünsel arka planına ve felsefi soy kütüğüne özel bir dikkat göstermesidir. Yibing'in içinde bulunduğu üçüncü kuşak felsefecilerin önemli bir özelliği, bu ülkede felsefi araştırmaların kaba bir biçimde politikleştirilmesi ve kumanda edilmesi davranışının son bulduğu bir dönemde araştırmalarına başlamış olmalarıdır. Bu kuşak aynı zamanda üniversite eğitimlerine ara vererek "kültür devrimi" için kırsal alanlara gittikten sonra geri dönüp sonradan eğitimlerini ve araştırmalarını sürdürmeye başlamış olan bir kuşaktır. Bu dönemde, toplumsal-ekonomik arka plan olarak çağdaş Çin'in Sovyet modeli merkeziyetçi ve dünya ekonomisine kapalı plan ekonomisinden ve ülke çapında altı kademeli bir ücret sisteminin uygulandığı çalışma yaşamından, makroekonomik yönlendirme altında sosyalist Pazar ekonomisine, uluslararası ekonomi ile bütünleşmeye, çeşitli sektörlerde kamu dışı girişime izin verilen, çoğulcu bir çalışma ve ücret sistemine geçildiğini görüyoruz. Dolayısıyla Yibing'in kuşağı her iki dönemin deneyimine sahip olmuştur. Marksist felsefe 19. yüzyılda kapitalist Pazar ekonomisi ve onun mezar kazıcısı olan modern proletaryanın oluşması ile birlikte ortaya çıkmıştı. Onun uğraşı asıl özü değişmeden kalmaktadır: Var olan dünyayı eleştirmek, değiştirmek ve insanlığın özgürlüğe doğru mücadelesinin yolunu aydınlatmak… Dolayısıyla dikkatli okuyucu Yibing'in, Çin'in bugünkü gerçeğine sorgulayıcı gözlerle bakan önermelerini yadırgamayacaktır.

Bu çalışma yalnızca eleştirel bir okuma çabasının ötesindedir. Okurlar Yibing'in okuması içinde en son araştırmalar ışığında Marx'ın felsefesi, diyalektiği, onun materyalizmi ve en temel kavram ve teorileri üzerine yeni bir yolculuğa çıkabilecektir. Bu eser aynı zamanda Türkiye Marksistlerine, 1970'li yıllardan bu güne kapitalizmin ve "yarı-demokrasinin" eleştirisi içinde kendiliğinden veya bilinçli bir biçimde içselleştirmiş oldukları kimi postmarksist düşünceleri yeniden düşünme olanağını sunmaktadır.

Deniz Kızılçeç

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Uğur De Molinari
  • İsmet Yıldırım

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0