Derviş ve Ölüm

7,9/10  (50 Oy) · 
126 okunma  · 
35 beğeni  · 
1.961 gösterim
Meşa Selimoviç, Derviş ve Ölüm'de mutlak dinî doğrular üzerine kurulu dünyasında yaşayan Mevlevî şeyhi Ahmed Nureddin'in, erkek kardeşinin suçsuz yere tutuklanıp idam edilmesinden sonra düştüğü derin karmaşayı resmediyor. Suç, ceza, adalet, din ve otorite kavramları çerçevesinde insanın ruh dünyasındaki çelişkileri, gelgitleri incelikle işliyor.

1967'de yayımlanan Derviş ve Ölüm, değişik dönemlerde birçok eleştirmenin övgüsünü kazanan, sinemaya uyarlanan, MEB'in tavsiye ettiği 100 Temel Eser listesinde yer alan, otuz dile çevrilmiş ve birçok önemli edebiyat ödülüne layık görülmüş bir başyapıt.
“Modern(ist) edebiyatçıların benmerkezci hayalciliğin pençesinde kıvrandığı bir dönemde Selimoviç, dervişliğe, ölüme ve adalet(sizlik)e ilişkin bu ölümsüz eseri yazmıştır. […] Mahmut Kıratlı’nın enfes çevirisinden okuyacağınız eser, bu yönüyle, yani ahlaki olanla politik olan arasındaki çatışmayı eksene alması, geleneksel bilgeliğin modern zamanlarla karşılaşması, ‘öteki’nin ölümü üzerinden adaleti sorgulaması bakımından son derece değerli bir hikâyedir; çok önemli bir meseleyi önümüze getirir.”

Sadık Yalsızuçanlar
  • Baskı Tarihi:
    Ağustos 2014
  • Sayfa Sayısı:
    464
  • ISBN:
    9789752639515
  • Orijinal Adı:
    Dervis i Smrt
  • Çeviri:
    Mahmut Kıratlı
  • Yayınevi:
    Timaş Yayınları
  • Kitabın Türü:
Nishtiman 
 23 May 22:28 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bu kitap ilk defa ortaokul dönemlerimde elime geçmişti, büyük bir hevesle okumaya başlamış olmama rağmen dilinden midir, işleyiş tarzımdan mıdır bilemiyorum ama, çok sıkıcı gelmişti.

Yıllar sonra üniversite zamanlarımda tekrar karşıma çıkınca ilişkimize bir şans daha vermeye karar vermiş, biraz ön yargıyla da olsa okumaya başlamıştım. Allah'tan da ön yargılarıma kaptırmamışım dizginlerimi. Çünkü yıllar sonra fark ettim ki; kitap aslında hiç de sıkıcı değil, çok derin olduğu için iyi bir dinleyici istiyor sadece. Sığ sularda herkes yüzer ama asıl yüzme zevki derin sularda çıkar ya, işte bu kitap da derdini can kulağı ile dinleyene eşsiz derinliği ile öyle bir zevk veriyor.

Kitabın isminin " Derviş ve Ölüm " olmasından mütevellit dini bir eser olduğunu düşünmek yanlış olur. Bana göre kitabın asıl öne çıkan yönü, adalet ve vicdan kavramını sorgulamasıdır diyebilirim.

Boşnak yazar Meşa Selimoviç’in, ağabeyinin İkinci Dünya Savaşı yıllarında kurşuna dizilerek öldürülmesinden etkilenerek yazdığı roman Osmanlı İmparatorluğunun Balkanlardaki varlığını henüz yitirmediği ama iç karışıklıkların baş gösterdiği dönemlerde küçük bir kasabada kurgulanmış.

Derviş ve Ölüm’de mutlak dini doğrular üzerine kurulu küçük tekke hayatında kendi doğrularıyla yaşayan Ahmed Nureddin'in, abisinin suçsuz yere tutuklanıp idam edilmesinden sonra içine düştüğü derin karmaşa ve insanın vicdan ve ruh dünyasındaki çelişkileri, gelgitleri, ruhi bunalımları, varlık sancıları çok incelikli bir şekilde işleniyor.

Hayatı boyunca olaylara hep uzaktan bakmış, bir seyirci gibi sadece gözlemlemeyi tercih etmiş olan Ahmet Nureddin, esasında hayatın gerçeklerinden ve zaman zaman hepimizi bir girdap gibi içine çeken çelişkilerinden korkmakta ve bunlardan kaçmaktadır. Ama yaşamı hiç beklemediği bir anda onun köşe bucak kaçtığı bu gerçeklerle yüzleşmesini sağlamıştır.

Kitaba hangi açıdan baktığınıza bağlı olarak kitap bir çok şey anlatıyor diyebilirsiniz; dostluğu, kardeşliği, Bosna tarihini, her dönemin bozuk olan adalet sistemini ve daha birçok şeyi anlattığını söyleyebilirsiniz. Ama benim gördüğüm yazarın asıl derdi; içi-dışı asla bir olamayan '' insanı '', vicdan terazisi nefsinden yana ağır basan bir dervişin aracılığıyla okuyucuya anlatmak. İnsan kendi karanlığını yine en iyi kendi görür, kendi bilir. Tabi bu karanlığına gözlerini yummak için kendisini en iyi ikna eden de insanın bizzat kendisidir. Gerçi ne kadar aldatsak da sonunda canı cayır cayır yanan, kendisine hesap veremeyip bu vicdan sancılarıyla kıvranan da yine bizizdir, mutlak adaleti anlık vicdan rahatlığına tercih edemeyen bizler.

Aslında kurgusal açıdan bakacak olursak kitap 150-200 sayfaya sığabilecek bir kitap, ama yoğun ruhsal çözümlemeler nedeniyle 480 sayfa sürmüş. Tabi bu da kitaba biraz ağır bir hava veriyor yine de benim gibi bu tarz duygusal çözümlemeleri seviyorsanız beğeneceğinize eminim.

Derviş Ahmed Nureddin'in içinde bulunduğu kaos (insan, nefis, derviş, kardeş, arkadaş gibi onu Ahmet Nureddin yapan her sıfatı ) çok başarılı bir şekilde yansıtılmış. Romanda kurgulanan diğer bütün karakterlerin hikayedeki temel amacı, derviş'in iç dünyasında taşıdığı ama ortaya çıkarmaktan korktuğu yönlerini faklı insanların aynalarında gün yüzüne çıkarmak. Böylelikle derviş, aslında birçok yerde başkasının görüntüsünde kendisiyle karşılaşmaktadır... Gerçek hayatımızda da böyle değil midir? Çevremizdeki her insan, bakmasını bilen için bize tutulmuş ve kendimizi görmemizi sağlayan birer ayna değil midir....


Kitabı bir iki günde bitirmiş olsam da, bende yarattığı düşünsel yorgunluk binlerce sayfaya denk gelir. Güç ve adalet üzerine yazılmış en derin kitaplardan biri olması ve vicdan kavramını çok nitelikli işlemiş olmasıdır belki de kitabı bu kadar ağır yapan.

Zamanı geldiğinde mutlaka okumanızı öneririm :)

Son olarak:

Öldüğüm gün taşınırken tabutum acı duyacağını sanma bu dünyanın ardından...
Ağlayarak yazık oldu diye konuşma.
Yok oluyorlar mı batınca güneş ve ay?
Ölüm sandığın şey, aslında doğuştur.
Zindan gibi görünür mezar, oysa ruh özgürlüğe kavuşur
Hangi tohum büyümez ekilince toprağa?
İnsan tohumundan şüphen mi var yoksa?'

BEHÇET AKGÜN 
18 Kas 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

“Hokka ile kalemi ve yazmakta olan şeyleri tanıklığa çağırıyorum.” ayetiyle başlıyor roman.
Can hokkasına batırılmış kalemden süzülen kanlı satırların romanı bu.
Kardeşinin haksız yere idama mahkûm edilmesinin ardından dervişin yaşadığı dilemmalar yazar tarafından mükemmel bir şekilde yansıtılmış. Yazarın gerçek hayatta da kardeşinin idamına tanık olması eserin bu kadar sahici olmasında önemli bir rol oynamış.
Manevi dünyasında tamamen teslimiyetle dolu bir tekke hayatı yaşayan dervişin; kardeşinin idamının ardından dünya sorunlarıyla kuşatılışı, dervişlik kimliğinden uzaklaşarak uğradığı haksızlığa isyan edişi romanın çıkış noktasını oluşturuyor.
Bu kitabı salt bir tasavvufi roman ya da basit bir intikam hikâyesi veyahut dostluk üzerine yazılmış bir eser olarak görmek hitaba haksızlık olur.
Dünya çapında büyük ses getiren bu eser 1974 ve 2001’de sinemaya uyarlanmış. Özellikle 2001 yapımı olan film izlenesi.
Tabi kitabı okuduktan sonra 

Kitap okumak 
22 Haz 02:24 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Bir çok edebiyat ödülü almış ve MEB´in 100 Temel Eser listesinde kendine yer bulan roman, yazarın kendi başından geçenleri, sanki Osmanlı döneminde yaşanmış gibi anlatmakta. Dini eğitim ve hassasiyetleri oldukça yüksek olan kahramanın iç dünyasından adalet ve vicdan olgusunu okurun muhakemesine sunmaya çalışmakta. Sayfalar akarken çok çarpıcı tespitleri harika bir edebi üslupla okuyor olacaksınız. Öyle ki bazı cümleler üzerinde düşünmek ve bazen geri dönme ihtiyacı duyabileceksiniz. Olağanüstü akıcı bir üslubu olmamakla beraber öykü kendini okura kabul ettirmekte ve içine almakta. Romanın 1967 ve 2001 yıllarında çevrilmiş iki adet filmi olduğunu hatırlatmakta yarar var.

Baş yapıt sayılabilecek bir eser. Güçlü bir hikâye, iyi işlenmiş karakterler, son derece edebi bir dille çok iyi anlatılmış. Yazarın işini çok iyi yaptığı kesin. Çeviri de çok iyi bir çalışma olmuş. Şiddetle okumanızı tavsiye ederim. Hatta kitaplığınızda bulunmalı.

Özge Uzun 
01 Nis 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bir kitabın dilini cümlelerini bu kadar çok beğendiğim nadirdir. Bazen cümleye bakıp bunları nasıl böyle güzel yazmış dediğim çok oldu. Ancak karakteri de bir o kadar sevmedim. Bazen o kadar kızdırdı ki. Sonuç olarak mükemmel bir edebi eser olsa da karakteri çok bencil bulduğum için kitap hakkında ön yargılı bir yorum yapmak istemem..

DESTİNA ÖYKÜ 
23 Haz 12:56 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Meşa Selimoviç - Derviş ve Ölüm

Meşa Selimoviç'in 1944 yılında ağabeyinin haksız yere idama mahkum edilip öldürülmesi sonucu, onun ölümünden 20 yıl sonra bu kitabı yazmasına neden oluyor. Kitabın yazar tarafından 20 yıl sonra yazılması bana Nobel Edebiyat ödüllü Macaristanlı yazar İmre Kertész'in "Kadersizlik" kitabını hatırlattı.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında Bosna da Mevlevi tekkesinde 20 yıldır yaşayan, söz dinlemeyi, tahammül etmeyi, din uğruna yaşamayı, sadık olmayı öğrenen Şeyh Ahmet Nurettin'in kardeşinin tutuklanması ile yaşadığı utancı, kardeşini kurtarmak için göstermiş olduğu çabayı, huzursuzluğu, pişmanlığı, kendi içinde yaşadığı kargaşayı, bunalımlarını içinde bir damla bile su bulunmayan boş bir bardağı süzer gibi, yoksul bu düşünceleri alabildiğine genişleterek edebi anlamda eşsiz bir kitap ortaya çıkmasına neden oluyor.

Dervişliğe, ölüme, adalet ve adaletsizliğe, haksızlığa, dostluğa ve insanın vicdan ile beraber nefsine, olaylar karşısında sorduğu sorular ile verdiği cevaplar karşısındaki tutumu ile Dostoyevski'nin edebi özelliğini içinde barındıran kitap 30 değişik dile çevrilmiş. Ayrıca İtalyan yönetmen Alberto Rondalli tarafından "Derviş" adı ile filme çekilmiştir.

Gerçi bu kitap ile ilgili bir şeyler söylemek, bana; okumak da size zor gelecek belki, ama bu kitap ile ilgili susmam daha kötü olurdu.

Muzaffer Akar 
16 Nis 2015 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Edebiyat dünyasında bir kült, Eğer kitap okurken cümlelerin altını çiziyorsanız bu kitapta kalem elinizden düşmeyecek. Edebiyat severlerin kesinlikle okuması gerekli olan harika kitap.

Sait çelik 
24 Eyl 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bizim edebiyat dünyamızda da "suç ve ceza" tarzı bir eser var mı? diye düşünüyorsanız bu kitabı okumalısınız... Bu kitabın hak ettiği değeri ve ilgiyi görmediği kanaatindeyim...Okunduğu zaman yazarına da kitaba da derin bir saygı duyacaksınız... Mutlaka kütüphaneniz de bulunmasını arzu edeceksiniz...

Gücüyener KUYTU 
09 May 13:06 · Kitabı okudu · 459 günde · Beğendi · Puan vermedi

Mekan insanın zindanıdir... İşte bu yorum 4 duvar arasında kaldığım günlerde farkındalık sağlamıştı hayatima. Şimdi ise hayatı kavramaya bir çok yolum olduğunu gösteriyor. Teşekkürler me$a

Esra 
16 Mar 01:28 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

meşa nın önemli iki eserinden bir tanesi.
mümkün olduğunca nesnel ve kitap hakkında fikir sahibi olabileceğiniz bir yazı yazacağım fakat kitaba olan hayranlığımdan dolayı ne kadar başarabileceğimi bilmiyorum.

meşa nın ağabeyi ölüm fermanı gelmeden önce cezaevinden meşa ya suçsuz olduğuna dair mektup yazar fakat suçsuzluğu ispatlanmadığından dolayı öldürülür. bunun üzerine ağabeyinin ölüm acısını bir türlü dindiremeyen meşa derviş ve ölüm ü yazmaya karar verir. derviş ve ölüm meşa nın ağabeyinin hikayesi değildir ; meşa nın yaşadığı ruh dünyasını, gelgitleri, boşlukları anlatan bir kitaptır. meşa kitap için şunları söyler ; " bu her şeyden önce felsefi ve psikolojik bir romandır. dürüst bir kişiliğe sahip olmasına rağmen, derviş in düşünce tarzı dogmatik , belli kalıpların dışına çıkmayan bir düşünce tarzıdır; oysa hayat ona tuzaklar kurmakta, onun sözde sarsılmaz düşünce tarzının ve dünya karşısında takındığı tavrın zırhını paramparça etmektedir. yazarken beni özellikle ilgilendiren dildi;dilin kendi içinde gizlediği, etkileyici psikolojik durumların ifade edebilmesini sağlayan olanaklardı..."
şeklinde açıklamasıyla aslında olaydan çok durum üzerinde durduğunu anlatmaya çalışmış ki zaten romanı okuduğunuzda derviş in psikolojik değişimini, sorgulayıcı hallerini ön planda göreceksiniz.
romanda es geçilmeyecek kadar muhteşem bir diğer unsur ise betimlemedir. yazar betimlemeyi o kadar harika yapıyor ki tamamen karamsar, can sıkıcı bir şekilde ilerleyen olaylara rağmen kitabı okumayı bırakamıyorsunuz. çünkü daha ilk cümleden kitabın içinde yer buluyorsunuz kendinize. yaprakların hışırtısını, gecenin karanlığını, atları, soğuk sessiz zindan duvarlarını hissedebiliyorsunuz. tasvirleri o kadar iyi yapmıştır ki...

sonuç olarak derviş in kitabın başında takındığı tavır ile kitabın sonunda oluştuğu karakter değişimi size hayatın ne kadar acımasız olduğunu gözler önüne seriyor. derviş'e bazen öylesine hak veriyorsunuz ki ...
idrak edebilme adına 2 defa okunması makbuldür. neredeyse her sayfasında üzerine kompozisyon yazılabilecek nitelikte cümleler vardır. kitabı elinize alıp herhangi bir sayfayı okuduğunuzda ne demek istediğimi o zaman bile kısmen anlayabilirsiniz...

2 /

Kitaptan 125 Alıntı

mavera 
20 Haz 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Hiç kimse, hiçbir vakit beklediğine kavuşamaz. Sonunda herkes yalnız kalır..

Derviş ve Ölüm, Meşa Selimoviç (Sayfa 245)Derviş ve Ölüm, Meşa Selimoviç (Sayfa 245)
mavera 
18 Haz 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Oysa hayat, durmadan akıp gidiyor, biz ona sarıldıkça o bizden uzaklaşıyormuş..

Derviş ve Ölüm, Meşa Selimoviç (Sayfa 141)Derviş ve Ölüm, Meşa Selimoviç (Sayfa 141)
mavera 
19 Haz 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Benim bir yüreğim var, o da acıyla dolu şimdi. Duam, cezam, hayatım, ölümüm hep dünyayı yaratan Allah' a; acımsa bana aittir..

Derviş ve Ölüm, Meşa Selimoviç (Sayfa 223)Derviş ve Ölüm, Meşa Selimoviç (Sayfa 223)
Muzaffer Akar 
14 May 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Öğrenebildiğimiz kadarını öğrenmek kalıyor bize. Eğer serçe Anka kuşunun yuttuğu lokmayı yutamıyorsa, yutabildiği kadarını almalı. Bütün denizi testiye dolduramazsın, ama doldurduğun da denizdir.

Derviş ve Ölüm, Meşa Selimoviç (Sayfa 51)Derviş ve Ölüm, Meşa Selimoviç (Sayfa 51)