Dervişin Teselli Koleksiyonu (Doğu'dan Batı'dan 99 Teselli)

·
Okunma
·
Beğeni
·
10.561
Gösterim
Adı:
Dervişin Teselli Koleksiyonu
Alt başlık:
Doğu'dan Batı'dan 99 Teselli
Baskı tarihi:
Nisan 2017
Sayfa sayısı:
344
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752477049
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Hayykitap
Kederli günlerden geçen derviş, rüya âleminde bir adaya uğrar. Gördüğü şey mucizevidir. Peygamberler, veliler, âlimler ve filozoflar bir halka şeklinde oturmakta ve anlaşıldığı kadarıyla birini beklemektedirler. Derviş de onlarla birlikte beklemeye durur ancak asıl misafirin kendisi olduğunu anlaması uzun sürmez. Halkanın ortasında kendisine gösterilen yere oturur ve her kederine bir teselli verecek olan bu nurani meclisi dinlemeye koyulur. Halkanın bir tarafında Abdulkadir Geylani’den Yunus Emre’ye, İmam Gazali’den Mevlana’ya ve İbn Arabi’ye birçok gönül doktoru… Halkanın diğer tarafında Sokrates, Hegel, Kant, Kierkegaard, Spinoza ve Schopenhauer gibi hikmet âşıkları… Halkanın bir başka yanında ise Geothe’den Cibran’a, Tanpınar’dan Dostoyevski’ye, Sadi Şirazi’den Rilke’ye ve Proust’a acılarını kelimelerin büyülü dünyasında dindirmeye uğraşan kalem erbabı... Bu teselli halkası öylesine geniştir ki, dindiremeyeceği keder, zayıflatamayacağı acı, sevdiremeyeceği dert yok gibi gözükmektedir. Sözler sözleri, anlatımlar anlatımları, teselliler tesellileri takip eder. Derviş uyandığında yalnızca güneş doğmamıştır, kendi içsel karanlıklarından da aydınlığa çıkmıştır. Dervişin Teselli Koleksiyonu doğunun ve batının binlerce yılda oluşturduğu teselli birikimini yaralı gönüllere cömertçe ulaştıran bir çalışma. Teselliden kasıt zihnin düşünceler yoluyla uyuşturulması değil, bilakis acı karşısında uyumayı seçen zihnin uyandırılması... Kadim teselli ustalarıyla, teselliye muhtaç gönülleri buluşturmak, bu kitabın varoluş sebebi!
(Tanıtım Bülteninden)
344 syf.
"Neyse ki yarın var. Umutların en sevdiği gün"

Bazı eserler vardır okunacağı zamanı ve de şifalar sunacağı okuru kendisi seçer. Bu eser de tamamıyla öyle oldu benim için. Aslında okumayı çok çok isteyip de çeşitli sebeplerden ötelemek zorunda kaldığım belki acziyetimden, ihtiyacımın fazlalılığından, takâtimin yorgun düşmesinden bir vesileyle yanıbaşımda bulduğum, hayretimi gözyaşlarıma emanet ettiğim; beni her şeye rağmen önceleyen, önemseyen, gözyaşlarımı dindiren, derdimi sevdiren,   beni terk etmeyen kıymetlerüstü kıymete sahip bir eser olarak damgasını vurdu yüreğime...

Hayatta bazı demler olur ki sebeplerin tamamen sükût ettiği; bu bazen yoğun bakımdaki bir hastanın son nefesleri gibi çaresiz bir bekleyiş, bazen çeşitli sebeplerle yavrusundan ayrı bırakılan veya amansız bir hastalığa yakalanan bir annenin evladı için çektiği dinmek bilmeyen sancılı kalp ağrısı bazen de hayatın tüm kozlarını üzerinize acımasızca salıverdiği; sizinse kabir azabına denk kıvrım kıvrım kıvrandığnız, uğruna ter döktüğünüz aciz bir teslimiyet...

Tam da böylesi hâlimi tarife eksik bir anda 10 gün boyunca eşlik etti bu eser bana. 10 gün boyunca birden değil, doz doz kalbimize ve ruhumuza enjekte ettiği nasihatlerle, sunduğu manevi reçetelerle hüznümüzü iyileştiren, yaralarımızı incitmeden sarıp sarmalayan, şefkatle başımızı okşayan, çektiğimiz ıstırap karşısında vermiş olduğu ‘99’ teselliyle sizi uyutarak, derdinizle boğarak değil bilakis sizi silkeleyerek acılarınız içinde bir uyanış sağlayarak, tıkılmış olduğunuz kodese pencereler açarak, musibetlerle de ömrünüzün adımlarınıza tâkat getiren, aşılabilir olduğunu gösteren bir dervişin dizinin dibinde buluyorsunuz kendinizi...

Dinliyorsunuz sadece derviş konuşuyor siz suskun bir şekilde dinliyorsunuz. Denizin şefkatli kollarına kendisini bırakan, onun tesellisiyle yol almaya çalışan adeta sürüklenen yorgun bir gemi misali dinliyorsunuz. İçinizde fokur fokur kaynayan gözyaşlarınızı yüreğinizle bastırmaya çalışarak dinliyorsunuz. Kalbinizin ağrısı zonk zonk zonklayıp ‘Medet Ya Rabbim’ dercesine dinliyorsunuz. Hüznünüzü ve kederinizi sadece ve sadece Rabbimize şikayet ederek dinliyorsunuz. Dilinizin acılarınıza tercüman olamayışını Rabbimize şikayet ederek dinliyorsunuz. Hâliniz esasen dilinizin en içli çığlığı duyabilene, dokunabilene...

“ Maneviyat bize dertlere katlanmayı değil, onları katlamayı önerir” diye bir teselli nakş olunur kalbinizin keder düğümlerine ilikler açarak, oksijene yeniden geçiş sağlayarak. Esma tesellisiyle talim eder Rabbimiz bizi; “Rabbimiz Sani, bizse onun sanat eseriyiz” esmasının hikmetiyle insana kostümler giydirir. Biz her şey seyrinde gitsin isterken Rabbimiz yazarın ifadesiyle istidatlarımızı yeşerten manevi yağmurlar misali musibetlerle bizlere bir kemalat kazandırır. Maddi ve manevi ihmallerimizi fark ettirir.Mevlana’nın ifadesiyle ‘ Terzi kumaşı parça parça etmese elbise çıkar mı?..’


Başımıza ne gelirse gelsin yine bir tesellinin terennümünde “ Rab olarak Allah’tan razı oldum” diyebilmek; hem cemaliyle vermiş olduğu nimetleri hem de celaliyle davet ettiği musibetleri hoş karşılayabilmek; basımıza ne gelirse gelsin ilahi bir eğitimin parçası olduğunu idrak ederek, bu eğitimden memnun oluşumuzun göstergesi olacaktır.

Yine bir tesellide geçtiği gibi “Kalp grafiğindeki iniş ve çıkışların çokluğu kişinin hayatta olduğunu gösterdiği gibi musibetler nimetleri, sevinçler hüzünleri takip ediyorsa bu canlılık alametidir.” Demek ki Rabbimiz monotonlaşan bir yönüyle şükürsüzleşen, manevi yolcuklarında oldukça yavaş gidenleri belki de yürümeyi dahi unutanları musibetlerle hareketsizlikten, robotlaşmaktan, eşyalaşmaktan kurtararak canlılık kazandırıyor bizlere. Ara sıra hatrımızı yoklayarak;  “ Değerlisin” benim için, ihmal etme kendini der adeta.

Maalesef en başta nefsim için söylüyorum inanın;  bakışlarımız o kadar dar ki yağmuru, şimşeği, fırtınayı seve seve kabullenemiyoruz; her şey mütemadiyen güllük gülistanlık olsun istiyoruz. Başımıza gelen musibetlere sırf nefsimizin hoşuna gitmediği için, nefsimize ağır geldiği için kullanmış olduğumuz negatif etiketlerle kederimizi daha da derinleştiriyoruz. Rabbimizin gül goncası şeklinde iç içe sarılı esmalarını okuyamıyoruz, yorumlayamıyoruz.Yine bir tesellide de geçtiği üzere musibetler karşısında Rabbimizin Settar ismiyle teferruatlara perde çekmemiz gerekiyorken,gereksiz detaylarda boğulmamamız, acımızı soyundurup utandırmamamız, Rabbimizle aramızdaki bu özel ilişkinin mahremiyetini ortaya saçıp dökmememiz, şikayet etmememiz gerekiyorken biz aksi bir kulluk fonunda buluyoruz kendimizi; kendi içimize takılarak, içimizde boğuşarak...
Körlüğümüzden, takıp takıştırmalarımızdan hakikatin suretinin parıltısını da yakalayamıyoruz bir türlü  maalesef.

Mesele şu ki “Yaşadığımız şeye adını ne veriyorsak odur. 'Of' yerine 'oh' demek insanın elindedir.” Işte bunu hiç unutmamamız gerekiyor. Rabbimize dayanıyorsak, gücümüz de o nispette ise en metin dayanak noktası Rabbimiz ise madem endişe etmeye gerek yok.O ne güzel vekil, O ne güzel yardımcıdır. Rabbim iradelerimize güç versin.

Son olarak bir hadisi Şerif’te geçtiği üzere; “ Ya Resulallah! Amellerin Allah’a en sevgili olanı hangisidir? diye sorulduğunda, “Amellerin Allah’a en sevgili olanı; bir kardeşinin kalbine teselli vermen veya onu sevindirmen veya onun bir sıkıntısını gidermen veya borcunu ödeyivermen veya açlığını doyurmandır.”

İşte bu eser benim için hakikaten çok farklı bir o kadar özel olduğu kadar derdimle dertlenen,gece uykusundan fedakarlık ederek dualarını her daim hissettiğim, canıyla can bulduğum, her koşulda sığınabildiğim, kendisinde dinlenebildiğim, ferahlığım daha ne diyeyim canım ablam sueda reyyan :) siz de bir o kadar özel, bir o kadar değerlisiniz...

Bunaldıysanız, tüm sıkıntılar üzerinize üşüştüğünde, bir insirah ferahlığı bekliyorsanız şayet bu eser tam vaktinde okunacak bir eser. İhtiyaç hissetmeniz gerekiyor. Ben çok sevdim, yıllar geçse bile yeri,mekanı, hatıraları da o denli tazeligini koruyacaktır.

"Sabredin; geciktiriyorsa, güzellestiriyordur."
344 syf.
"Her işte hikmeti vardır / Abes fiil işlemez Allah."

Sonunu göremediğimiz olay örgüsünde nimeti bela olarak görüyormuşuz meğer..
Bu yolda bütün aksilikler, kötülükler hakkıyla bakılınca beraberinde en güzeli getirirmiş.
Güçlü olmak istersek, acılar verilir; cesaret istersek, tehlikeler; bilgelik içinse; çözülmesi için daha çok sorun.
Misal: "Nemrut'un ateşi İbrahim'in tevekkülünü arttırdı"

"Zaman lazım sadece, unutacaksın! Nasıl unuttuysan çocukluğunu, kırılan oyuncaklarını... Kırılan kalbini de öyle unutacaksın."

"Ne ararsan kendinde ara" Sendenmiş bütün sorunlar ve sendeymiş bütün cevaplar. Yüklediğin değer kadar, verdiğin anlam kadar, üstüne geliyormuş tabiat..

Eşyayı, doğayı, insanı sair her bir şey de isimlendirdiğimiz şekliyle hayat bulurmuş. Anlama kavuşur, hayata sirayet edermiş. 'Of' yerine 'oh' demek insanın elindeymiş. Bütün kâinatta Yaratıcının isimlerini görme bahtiyarlığına kavuşsaydık her an O'nun huzurunda olma duygusunu, yani ihsanı kolay elde edermişiz.
Bütün duygular, düşünceler, bulunduğun yerde, yaşadığın şehirde, uğradığın her musibet de sende misafirmiş. Bu dünya misafirliğinden ayrılacağın nasıl şüphesizse, her misafirlikten öyle geçecekmişsin.
Kederler ve onlarla kurduğumuz münasebetlerimiz bizim değerimizi belirler, Hak katında yerini bulurmuş "Kederlerle kemalat arasında bir ilişki olmasaydı, Miraç, hüzün senesine denk gelir miydi?"

"Ağrılar, sızılar, kederler izafidir; kıyasla artıp azalırlar." Erişemediğimiz yüksekliklere bakıp gam ve keder dolacağımıza, kendi haline şükürle saadet dolarmış içimize. Kıyasta hayat vardır. İster zehir edin ister refaha erdirin.
"Konfüçyüs der ki, 'Kimi mutluluğu yukarıda arar, kimi de aşağıda. Halbuki mutluluk insanla aynı hizadadır."

İstisnasız her şeye uzaktan bakmak gerekirmiş. Yakınlık açıyı daraltıp, bakışı kısıtlarmış. İnsan kendi içine kapandığında boğulur, çözümsüz kalırmış. Kendi benliğini tedavi için, kendine dahi dışarıdan bakması icap edermiş.

Ve sabır... Ne değerli hazine, ne büyük lütufmuş!

Aaa kolaymış, böyle miymiş, bu kadar basit, yapılabilir demek ki, gibi sözler sarf ettirip her durumu içinden çıkılabilir hale getirmesi eserin büyülü tarafı.
Bakış açısı ve durumları değerlendiriş tarzımızla hayatı renklendirip karartıyormuşuz meğer.

Acı keder insanın ortak paydası. Dünyanın her bir köşesinde yaşayan, yaşamış insanları buluşturan çizgi. Geniş kapsamlı milletlerin acısını ve bakış açısını onların sözcüleriyle bu eserde müşahede etme fırsatı sunulmuş birazda. Alimlerin, düşünürlerin, yazarların buluştuğu kitaplar bende farklı izler bırakıyor. Sevdiğim insanların hepsi bir araya gelmiş de orkestra tadında sohbet ediyorlarmış gibi. Kenarda oturup hiçbir kelimeyi kaçırmadan takip etmeye çalışan çocuklar gibiyim.. Bu orkestranın şefinin, hepsinde yakaladığı uyumu, ahengi takdir etmemek mümkün değil.

Hüzün değerlidir arkadaşlar. İnsanın karakterini, kalitesini belirler, kalbini güçlendirir, naif bir bakış kazandırır. Hayat tekdüze, durağan haliyle ölümden beterdir. Şikayet etmeden kıymet bilirsek her şey daha olağan ve değerli..
Sabrın, hüznün, kederin içinde mündemiç nice mehasinler mevcut. Sefih ruhların görmekte zorlandığı hususları gönül gözüyle görmeye davet bu eser.

Herkesin anlayacağı sadelikte ve derin anlamlara sahip alt yapısıyla her yöne uzanan dal misali.
Benim gözüme daha sade geldi hayat velhasıl.

Neden geçici olan, insanı kışkırtan o duygulardan nasıl faydalanacağına odaklanmıyorsun?
344 syf.
Keder : dert, tasa, elem , acı
Kader : yazgı , alın yazısı
Derviş: alçakgönüllü, herşeyi hoş gören kimse



Zeynebin tesellisi ;

Dünyaya geldiğimiz an itibariyle sürekli değişim , dönüşüm ve sonsuzluğa doğru evrilme halindeyiz . Hayata gelmek demek ; mutlak olan sona doğru hazırlanıp , oraya uygun bir tekâmüle ulaşıp yeniden doğmak demek. Acılarımız , sancılarımız , sevinçlerimiz ve ağrılarımız hep bu amaca hizmet eder . Bu yüzden de keder ve kaderin birlikte aynı cümlelerde geçişi tevvekeli değildir.

İnsan neden yeryüzüne sadece mutlu ve mesut bir hayat sürmek için gönderildiğini düşünür. Acı, ızdırap , ve kederden yoksun bir gönül nasıl ruhsal tekamüle ulaşabilir? Salt mutluluk istemek yanılgıdır. Yazgınızı tamamen değiştirir. Sizi hedonist bir yaşama davet eder ve tüm ruhunuzun derinlikleri kapanır. Her hadise sıradan bir olaya dönüşür hayatınızda. Acınız ağrınız sizi uykunuzdan bile eden sancınız sizin hayatınızın artık eskisi gibi olmayacağının kanıtıdır. Kapı aralanmıştır ve sizi içerde ızdırabın en şiddetlisi beklemektedir. Bu acı manevi derecenizi yükseltirken , ruhunuzun olgunluğu içinde hamlığınızı silip süpürecektir !

Gelişiyle her birşeyi hali hazır buluverir. Mükemmel bir denge ile tüm duyular ve güdüler ona hizmet etmek için bekler. Ama varlığın özü diye nitelendirilen insan anlamaz. Bilmez , bilmek istemez. Yaşadığı yaşayacağı her hadise kendisine kul olma miktarında yardım eder. 
Daha doğmadan planlanan bu denge olayların idraki için öteki manaya ayna tutar . Tutar tutar, amma; insan bu işte! bakar görmez , görür bilmez . Hayatımıza giren her kişi , her olay , her eş, her dost , ve her musibet , her hayır , her şer,  bu silsilenin amacına riayet eder.  Eder ki , insanoğlu durup bir düşünsün  kalbini kendini hayat amacını bir yoklasın . Yoklasın ki kim olduğunu bilebilsin. Bilse ki bütün bu hadisler onun emri için yaratıldı nimete şükürsüzlük eder miydi hiç? Ayağına diken battı diye dikene söver miydi ? Tam eve gidecekken trafikte onca saat beklemenin lütfunu bilse bir saniye önce varmış olsa vardığı yere ,tam o sırada bir saniye önce  bir kaza meydana gelse anlayacak mı korunduğunu ?   Veyahut tüm azaları kendisiyle konuşsa deseler ki;  biz bugün görevimizi yapmak istemiyoruz . Bir gün gözleri görmese öbür gün ayakları tutmasa hepsi bir bir görevini yarım bıraksa , acziyetini bilebilecek mi insanoğlu ?
İşte bu yüzdendir ki ; kader ve keder hep iç içe ve birbirinden bağımsız değildir. Kaderini sev varsa kederini de sev . Başka türlü bu hayata mücadele ruhunu kazanamazsınız.

Hz. Mevlana, mesnevisinde şunu anlatır:
" Lokman Hekim önceleri bir hizmetkardı. Efendisi ondaki bereketi sezmiş olduğu için yiyeceği yemeği önce Lokman'a gönderirdi. Sonra kendisi yerdi. Bir gün karpuz aldı efendisi ve Lokman'a yollamadı, onu huzuruna çağırdı. Ona karpuzdan bir dilim ikram etti. Lokman iştahla yedi. Bir daha kesti , onu da yedi. Derken son dilime gelindi. Efendi , bunu da ben yiyeyim dedi. İsırması ile tükürmesi bir oldu. Efendi, Lokman ! Bu karpuz zehir gibi, bunu nasıl yedin, neden acıdır demedin? Diye sordu. Lokman "efendim ," bana bugüne değin öyle çok iyiliklerde bulundunuz ki , bu karpuz acı diyemezdim. Bu edebe ters ve nankörlük olurdu diye cevap verdi. Hakktan gelen belaları acı karpuz bil. Allah sana ne nimetler verdi. Bir dilim acı karpuz verdi diye hemen kızacak mısın, yoksa Lokman olma niyetin var mı?
Bu ibretlik kıssalar insana güzel nüanslar bırakır elbette kabul etmesini bilene.


Evet , kendi tesellimi de yazdığıma göre kitaba geçebiliriz. Beni kitapların isimleri her zaman çekmiştir . Bir kitabın ismi kaliteli ve okuyucuyu kendine çekiyorsa o kitap okunmaya değerdir . Çünkü bir esere isim vermek hayli zor bı iştir . Zira kitap ile ilgili genel tüm hatları bildirmek zorundadır .
Kitabı, kitapyurdu sitesinden ismine müptela olarak aldım ve akabinde hemen okumaya başladım . Doğudan , batıya geniş bir silsile düşünün ve tüm sevdiğiniz yazarların , âlimlerin , feylesofların bu silsilenin içinde olduğunu hayal edin. Ve farz edin ki , sizde bu silsile içinde bir dervişsiniz. Çıkmazdasınız ! Oradan oraya biçare tüm silsileyi dolaşıyorsunuz . Bir ayet sizi kucaklıyor. " Sana her ne iyilik ulaşırsa Allah'tandır. (Nisa ,79)
İçiniz ısınıyor. Hafiften bir de tebessüm ekleniyor yüzünüze . Aaa o da ne ? Silsilenin diğer ucunda bir hadis kuşatıyor benliğinizi. Sizden yukarıda olanlara bakıp da üzülmeyin , aşağıda olanlara bakın . Hafif mahcup birde mahzun oluyorsunuz bir anda . Tam o halde iken size ;Tolstoy selam veriyor . Ve diyor ki :
Şikayet ettiğimiz yaşam , belki de bir başkasının hayalidir. "Tüh ! diyorsun ne diye bu kadar kederlendik ki". Ebu Derda Hz. oradan sesleniyor tüm ihtişamıyla .
" imanın zirvesi , her türlü hüküm karşısında sabır ve kadere rızadır".
Derin bir nefes alıyorsun hayat biraz daha çekilir hal alıyor .
Tam o sırada bir gürültü kopuyor o, silsiden sen dönüp bakıyorsun . Merak ediyorsun . Bu gürültüde neyin nesi . Ve bir ses " ahh hafıza ! Huzurumun baş düşmanı " . Kimmiş diye bir yaklaşıyorsun . Miguel de Cervantes. İlahi senmiydin? "Yola devam et yol insanı terbiye eder "der .Dücane hocamız . Edelim bakalım .
Şöyle ince naif bir edayla konuşan da kim ?
Ahmet Hamdi Tanpınar .
" En iyisi düşünmemekti. kaçmaktı . Kendi içime kaçmak... Fakat bir içim var mıydı ? Hatta ben var mıydım?
Yine kederlendik. Düşündüğün tam da buydu değil mi ?
Abdulkadir Geylani, Aziz Mahmud Hüdayi, Said Nursi, Somuncu Baba, İbrahim Ethem, İbrahim Hakkı, Gazali,
Albert Camus, Konfüçyüs, Platon, Sartre, Immanuel Kant , Halil Cibran, İbn-i Haldun, İbn-i Sina
Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Haşim, Orhan Veli, Cemal Süreya, Cahit Zarifoğlu, Sezai Karakoç, yunus Emre...
Adını sayamayacağımız nice yazar , âlim , düşünür. Hepsi birbiriyle ilişkili paragraflarda size teselli vermeyi , bu kitapta yaranıza merhem olmayı bekliyor .

Kitap , bittikten sonra ;
Dönüp bir kendinize bakıyorsunuz ,
Bir de kederinize .
Tebessüm ediyorsunuz.
Bunca gürültüyü bu kedere mi çıkardın . Elinizi , cebinize koyup "bu da geçer ya hu "! Deyip en sevdiğiniz şarkıyı mırıldanıp yola devam ediyorsunuz.


Bizden hüznü gideren Allah'a hamdolsun. (Fatir, 34)

Keyifli okumalar.
344 syf.
İnsan her yaşadığı olayda anlam arayışında olan bir varlıktır. Her gelen iyiliğe veyahut her gelem kötülüğe bağlanmış bahaneler aslında bunca sanat eserinin müellifinin oluşturduğu sebeplerdir. Günümüz inananlarının en büyük eksikliklerinden olan tevekkül bu kitabın ana konusunu oluşturur. Bir insan günahlardan yüz çevirip neden tevbe etmeli, her ettiği duanın kabul olmadığı düşüncesinden nasıl sıyrılmalı, kimsesizlerin kimsesinin hiç bizi yalnız bırakmadığını nelerle anlamalı ve daha bir sürü kalbi sorunların tesellisi bu kitapta.
344 syf.
·22 günde·5/10
Şirkette o masadan bu masaya sürüklenen , her okumaya çalışanın arasına bir kağıt parçası bırakıp yarım bıraktığı bir kitaptı. Herkes neden yarım bırakıyor diye merak edip okumaya başladım. Evet bir yerden sonra sıkmaya başlasa da işi yarım bırakmak adetim değildir. İnsanın başına gelen kötülüklerin nasıl yorumlanması gerektiğini hem islami camiadan hemde bilim çevrelerince değerlendirmişler. Çok iyi diyemesem de fena değildi.
344 syf.
Her ne kadar zor ilerlese de ; hayata, başınıza gelen iyi, çoğu zaman kötü durumlara ve musibetlere karşı bakış açınızı değiştirecek, yazarın zengin örneklendirmeleri, başarılı ve yerinde tespitleri ile ufkunuzu açaçak bir kitap.
344 syf.
Dertlere, başa gelen sıkıntılara hangi yönlerle bakılması gerektiğini çok güzel anlatan, şükretmeyi ve derdimizi de sevebilmeyi hatırlatan bir kitap. Yaradan dan gelen herşeye EYVALLAH diyebilmek için...
344 syf.
Her gün bir bölümü okunması gereken bir başucu kitabı. Geçmiş ve gelecek keder acı ve musibetlerin görünmeyen hikmetlerini aydınlatıyor.Teselliye muhtaç gönülleri teselli ile buluşturan bir eser.
%53 (182/344)
Bazı kitapların okunması için bir vakti olduğuna inanıyorum.Yüreğinize hitap edebilecek doğru zamanda okunmadığında, yaraları sarmak yerine yeni yaralar açar..
ne zaman yüreğime o ince sızı düşse yaramı saran hep bu kitap olur.
344 syf.
·Beğendi·10/10
Başucu kitabı. İnsana derdini, sıkıntısını swvdiren kitap. Hergün bir teselli, bu yıpranmış, yaralı ümitsiz ruhlarımıza merhem sürüyor, pansuman yapıyor.
344 syf.
·Beğendi·10/10
Hayatın insanı zorlayan dönemleri muhakkak olmuştur ve oluyordur ve olacaktır. O dönemlerde ınsan ya çöker ya da ayakta kalabilmek adına bir şeylere tutunur. Tam da o dönemlerden birinde bu kitap ile karşılaştım. Kitabın dili sade ve akıcı bir çok yerin altını çizip alintilarin yapıldığı kitapları not edip okumaya başladım. Kısacası ben bu kitabı çok beğenip başucu kitabı yaptım. Mecit Ömür Öztürk
344 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10
Peygamberlerin, velilerin, alim ve filozofların olduğu bir meclis düşünün. Meclis’te Abdülkadir Geylani’den Yunus Emre’ye, Gazali’den Mevlana’ya, Sokrates’ten Kant’a ve Hegel’e, Goethe’den Halil Cibran’a, Dostoyevski, Ahmet Hamdi Tanpınar, Tolstoy’a kadar her biri gönül dostu ve acıları kelimeler ile dindirebilecek olan bir büyük meclis. Bu meclis öyle büyük ki, dindiremeyeceği keder, zayıflatamayacağı acı, sevdiremeyeceği dert yok. ...
Doğunun ve batının hem dini hemde modern bakış açısıyla yazılmış başucu olabilecek bir eser.
Mevlana ne güzel söyler, "Tut ki Ali'den Zülfikar sana miras kaldı. Sende Ali kolu ve yüreği yoksa Zülfikar neye yarar?." (Mesnevi cilt 5)
Şairin dediği gibi "Zaman lazım sadece, unutacaksın.! Nasıl unuttuysan çocukluğunu, kırılan oyuncaklarını... Kırılan kalbini de öyle unutacaksın."
Kur'an-ı Kerim'de"insanlar iman ettik demekle kendi hallerine bırakılacaklarını mı sandılar?"buyrulur. (Ankebut, 2)
Ebu Derda "İmanın zirvesi, her türlü hüküm karşısında sabır ve kadere rızadır." der. (Gazali, ihya)
Ne yaparsan yap olmaz bazen.Ama o kadar güzel olmaz ki, "Ancak bu kadar güzel olmayabilirdi" dersin. Mehmet Yıldız
Dünyanın kendine has özellikleri ve kusurları vardır.

Dünyayı dünya yapan kısmen kusurları olduğu için, onun içinde ne kusursuz bir eş, ne kusursuz bir arkadaş, ne de kusursuz bir ev veya bir iş bulunmayacaktır.
"Seni, ey Musâ, türlü türlü imtihanlarla sınayıp yetiştirdik" (Tâhâ, 40).
Neden başıma bu musibetler geliyor diyen birine verilecek cevap şudur; çünkü Allah senin daha kuvvetli olmanı murat ediyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dervişin Teselli Koleksiyonu
Alt başlık:
Doğu'dan Batı'dan 99 Teselli
Baskı tarihi:
Nisan 2017
Sayfa sayısı:
344
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752477049
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Hayykitap
Kederli günlerden geçen derviş, rüya âleminde bir adaya uğrar. Gördüğü şey mucizevidir. Peygamberler, veliler, âlimler ve filozoflar bir halka şeklinde oturmakta ve anlaşıldığı kadarıyla birini beklemektedirler. Derviş de onlarla birlikte beklemeye durur ancak asıl misafirin kendisi olduğunu anlaması uzun sürmez. Halkanın ortasında kendisine gösterilen yere oturur ve her kederine bir teselli verecek olan bu nurani meclisi dinlemeye koyulur. Halkanın bir tarafında Abdulkadir Geylani’den Yunus Emre’ye, İmam Gazali’den Mevlana’ya ve İbn Arabi’ye birçok gönül doktoru… Halkanın diğer tarafında Sokrates, Hegel, Kant, Kierkegaard, Spinoza ve Schopenhauer gibi hikmet âşıkları… Halkanın bir başka yanında ise Geothe’den Cibran’a, Tanpınar’dan Dostoyevski’ye, Sadi Şirazi’den Rilke’ye ve Proust’a acılarını kelimelerin büyülü dünyasında dindirmeye uğraşan kalem erbabı... Bu teselli halkası öylesine geniştir ki, dindiremeyeceği keder, zayıflatamayacağı acı, sevdiremeyeceği dert yok gibi gözükmektedir. Sözler sözleri, anlatımlar anlatımları, teselliler tesellileri takip eder. Derviş uyandığında yalnızca güneş doğmamıştır, kendi içsel karanlıklarından da aydınlığa çıkmıştır. Dervişin Teselli Koleksiyonu doğunun ve batının binlerce yılda oluşturduğu teselli birikimini yaralı gönüllere cömertçe ulaştıran bir çalışma. Teselliden kasıt zihnin düşünceler yoluyla uyuşturulması değil, bilakis acı karşısında uyumayı seçen zihnin uyandırılması... Kadim teselli ustalarıyla, teselliye muhtaç gönülleri buluşturmak, bu kitabın varoluş sebebi!
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 256 okur

  • Rumeysa
  • Eda Demir
  • Hasan
  • Elif seyhan
  • Nurcan Ün
  • Duygu ŞAHİN
  • Miyase Tatlı Gündüz
  • Kitap Takibim
  • Nurten Ulaba
  • Zeynepzey

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%59.7 (74)
9
%25 (31)
8
%7.3 (9)
7
%4 (5)
6
%0.8 (1)
5
%2.4 (3)
4
%0
3
%0
2
%0.8 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları