Adı:
Destursuz Bağa Girenler
Baskı tarihi:
Kasım 2019
Sayfa sayısı:
496
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052070710
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yeditepe Yayınevi
Baskılar:
Destursuz Bağa Girenler
Destursuz Bağa Girenler
Bu yazıların amacı, hiç kimsenin, bir bölüğü pek aşırı olan yanlışlarını sergilemek değildir, kesin olarak. Ancak bunca yüzyıllara serpilmiş olan ve türlü açılardan değer taşıyan kültür ürünlerimizin, gelişi güzel, çoğu kez çetin olan bir emeği göze almadan, bugünün diline getirilemeyeceği yolunda, okuyuculardan bu alana girecek olanlara bir uyarıda bulunmak istenmiştir.

Bir kitabı, yalnızca, o da birçoğu yetersiz olan sözlüklerin yardımıyla anlamanın yolu olmadığı tanıklarıyla gösterilmeye çalışılmıştır. Sadeleştirmeye, bu yoldan tanıtmaya kalkıştığımız bir kitabın, dilinden önce, onun yazıldığı zamanın, çevrenin, yazarının dilini, üslubunu ve özellikle kültürünü kavramadan, bu gömünün tılsımını çözemeyiz. Bu tılsım, masallardaki gibi, birkaç sözcüğün büyüsüyle açılamıyor, meydanda.

İşin başka bir yönü de var; o da bize daha da hazırlıklı olmayı buyuruyor. Yoksa sonuç, bir milletin varlığını kalem yerine, bilgisiz ve insafsız kazmalarla yok etmeye varır. Daha da kötüsü bu soydan emeksiz, bilgisiz, açıkçası çırpıştırma yapıtlar, okuyucuyu yanıltır, onu kendi öz zenginliği ve kültür varlığı üzerinde umutsuzluğa sürükler; bu yüzden de onu, kendinden koparıp çok uzaklara atar.”

Edebi eleştiri, edebiyatın olmazsa olmazlarındadır. Elinizdeki kitap da Orhan Şaik Gökyay’ın bu minvaldeki yazılarını bir araya getirdiği, tarihe mâl olmuş en önemli eserlerinden bir tanesidir. Türk edebiyatında eleştiri denilince ilk akla gelen eser olan Destursuz Bağa Girenler, adetâ bir mihenk taşı olmuş, içerisinde bulunan yazılar devrinde büyük akisler uyandırmış ve ilmî çalışma bahsinde dikkat edilmesi gereken noktalar bugün de hâlâ geçerliliğini koruyacak şekilde okuyucuya sunulmuştur.
355 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Orhan Şaik hoca gözümde çok büyük işler yapmış olan Muharrem Ergin hocayı ve diğer birçok kişiyi bitiren adamdır. Kendisi eskiden kullandığımız Arap harfli metinlerle yazılmış olan eserleri günümüz alfabesine, günümüz dil yapısına çevirme işine girişenleri aşırı bir şekilde ve haklı olarak eleştiriyor. Muharrem Ergin hoca başta olmak üzere birçok kişi eser çeviriyorum diye o eseri katlediyor. Muharrem hoca kendisinden Dede Korkut üzerine notlarını istiyor ve Orhan Şaik hoca da notları veriyor ancak Muharrem hoca Dede Korkut kitabını çıkardıktan sonra notları iade etmiyor ve yararlandığını da belirtmiyor. Orhan Şaik hoca bunu da belirterek onun eserini eleştirmeye başlıyor ve yaptığı okuma hatalarını, çeviri hatalarını bir bir sıralıyor. Destursuz Bağa Girenler'in genelinde ele alınan eserlerde yanlış okunan, yanlış tercüme edilen eserlerden kelime örnekleri veriliyor. Ve Orhan Şaik hoca "bunlar kendileri bile okuduklarını anlamaktan acizken halka bir şeyler anlatmaya nasıl kalkışıyorlar.." gibi cümleler kuruyor. Bu işle uğraşıp bolca yanlış yapanların eylemlerini "bir milletin varlığını kazmalarla yok etmek" olarak tanımlıyor. Kamûs-ı Türkî'yi sadeleştirip günümüze uyarlayan kişinin de ipliğini pazara sererek "daha medli elif ile medsiz elifi okuyamazken çeviriye kalkışmış" diye eleştiriyor ki verdikleri örnekleri okuyunca söylediklerini az bile buldum.
Kendisi ayrıca benim yıllardır beslediğim duygulara da tercüman olarak böyle düşünenin bir tek ben olmadığımı göstermiştir. Özellikle son birkaç yıldır çevremdeki insanlar, doktora öğrencileri ve akademisyenler sürekli ünlü bir yazar bulup vampir gibi kanını emmekteler. Yazarın yazdığı bir kitap üzerine onlarca konuyu çarpıtan, yazarın adı üzerinden geçinen kişiler var ve ben bunun kolaya kaçma olduğunu, primcilik olduğunu düşünüyorum. Atsız üzerine birsürü kitap var ve sürekli yenileri çıkıyor, geçenlerde tanıdığım biri Cengiz Dağcı üzerine sözde onu anlatan bir kitap yazmış. Birkaç yıl önce de başka biri öyle bir kitap yazmıştı ve efenim imza günleri, söyleşiler falan aldı başını gitti. Başka bir örnek de Atsız veya Ziya Gökalp eserlerinin eski kitap tasarımlarını kullanarak okuyucuları etkilemek isteyen vampir sözde yazarlar. Çok vasatlar ancak eski yayınlardaki, tabiri caizse toplumda patlamış gitmiş olan kitap tasarımlarını kullanıp prim yapıyorlar. Ve her gün sosyal medyada kitap yazmak üzerine caka satarak kitap yazmak isteyen kişinin en az 8-10 bin kitap okuması gerektiğinden dem vuruyorlar. Bu tarz insanlar hep belli bir yerlerde pinekleyip o sosyal çevreyi sömürüyorlar, örnek Türk Ocakları diyelim. Adam ve eserleri vasat ancak çevre yapmış herkes onu yüceltiyor. Başka bir örnek ise lise yıllarımdan beri sürekli birilerinin gelip mitoloji alanında yazılmış roman önermesi. Sürekli birileri ya Ülgen'in ya Umay'ın kahraman olduğu bir eser yazıp para ile bastırıyor ve insanlar bunu çok yüceltiyorlar. Benim ise midem kaldırmıyor. Bu sadece bende mi var diye düşünüyordum ancak Adorno'yu tanıyınca da bunun doğal bir şey olduğunu öğrendim. Birileri kültürel değerleri sürekli sömürerek değersizleştirmekte, soysuzlaştırmakta ve buna tanık olan birileri de eziyet çekmekte. Sürekli çıkan Ülgen kitapları, şaman kitapları, sözde Türk kültürünü işleyen diziler de bana eziyet çünkü prim için yapılan vasat girişimler!
Yıllar yılı Türk Dili ve Edebiyatı okutan bir kişinin, kulaç attığı bu engin denize bir kıyıdan bakıp durmaktansa içine girip inciler toplamak gönlümüze düştü. Girdik, baktık ki sığlık. Ama yine de saçtığı incilerin demirbaş defterini görmek merakına düştük.
Bir dağın yüksekliğini metre ile ölçmek başkadır , tırmanarak onu adım adım tanımak başkadır . Bütün ırmaklar haritalarda gördüğümüz mavi çizgilerden mi ibarettir ? Başkasına bir şey söylemeyen Sakarya , bizim için bütün bir İstiklal Savaşı’nın zengin kahramanlık hatıralarıyla akar gelir .
Bizim için o , coğrafyanın anlattığından bambaşkadır . (s.170)
Orhan Şaik Gökyay
Sayfa 170 - Kabalcı Yayınevi , Kasım 2007
Biz salt gülmek ve keyiflenmek hakkımızı kullanıyoruz; hele ortada bu kadar gülünecek nesne varken ve bunların ardı arası bir türlü kesilmezken... Bunu kim kınarsa kınasın, biz eğer başkalarının yanlışlarından başımızı alabilseydik, kendimizinkilere gülmekten de geri durmazdık. Ama bizim ilişip güldüğümüz yanlışlar gülünecek soydan değil, ağlanacak soydan diyenlere de öğüdümüz şudur: O halde okuyup okuyup ağlasınlar.
Amma elif önemli, öyle anlaşılıyor; elif başlangıç, elif... Başka bir yerde, ilmin ilk mertebesi haddini bilmektir, diyordu bir ulu kişi. Demek ki "elifi bilmek haddini bilmektir", öyle ise "elifi bildirmek de belki bir kimseye haddini bildirmek olsa gerek", biz o dağlara nereden çıkalım? Biz hala "men allemeni harfen..." sırrına ermeye çalışıyoruz. Elif yazıyoruz, ba'ya geçemedik henüz.
Bir dilin sözcükleri donmuş, taş kesilmiş, mumyalanmış ölü varlıklar da değildir; dil de büyüyen, genişleyen, günün gereklerine durmadan yeşeren, durmadan değişik, yeni yemişler veren ulu bir ağaçtır. Düşen yaprakları ve yeniden açan yaprakları vardır.
Eski Türkler birine hediye verirken yahut bir suçluyu cezalandırırken dokuz tane kıymetli eşya verirler veya alırlardı. Bu dokuzlama, bir dokuz, üç dokuz, dokuz dokuz gibi muhtelif şekillerde verilir veya alınırdı. Bugünkü Kırgızlarda kız için alınan kalın malı (başlık) bir dokuz, üç dokuz, dokuz dokuz... diye sayılır. Mesela: Bir dokuz baş deve, sığır, at vesaire, nihayet sonu koyundur. Bazen bu adet dokuz dokuz olur ki hepsi 81 maddeden ibaret olur ve en yüksek hediye veya ceza sayılır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Destursuz Bağa Girenler
Baskı tarihi:
Kasım 2019
Sayfa sayısı:
496
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052070710
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yeditepe Yayınevi
Baskılar:
Destursuz Bağa Girenler
Destursuz Bağa Girenler
Bu yazıların amacı, hiç kimsenin, bir bölüğü pek aşırı olan yanlışlarını sergilemek değildir, kesin olarak. Ancak bunca yüzyıllara serpilmiş olan ve türlü açılardan değer taşıyan kültür ürünlerimizin, gelişi güzel, çoğu kez çetin olan bir emeği göze almadan, bugünün diline getirilemeyeceği yolunda, okuyuculardan bu alana girecek olanlara bir uyarıda bulunmak istenmiştir.

Bir kitabı, yalnızca, o da birçoğu yetersiz olan sözlüklerin yardımıyla anlamanın yolu olmadığı tanıklarıyla gösterilmeye çalışılmıştır. Sadeleştirmeye, bu yoldan tanıtmaya kalkıştığımız bir kitabın, dilinden önce, onun yazıldığı zamanın, çevrenin, yazarının dilini, üslubunu ve özellikle kültürünü kavramadan, bu gömünün tılsımını çözemeyiz. Bu tılsım, masallardaki gibi, birkaç sözcüğün büyüsüyle açılamıyor, meydanda.

İşin başka bir yönü de var; o da bize daha da hazırlıklı olmayı buyuruyor. Yoksa sonuç, bir milletin varlığını kalem yerine, bilgisiz ve insafsız kazmalarla yok etmeye varır. Daha da kötüsü bu soydan emeksiz, bilgisiz, açıkçası çırpıştırma yapıtlar, okuyucuyu yanıltır, onu kendi öz zenginliği ve kültür varlığı üzerinde umutsuzluğa sürükler; bu yüzden de onu, kendinden koparıp çok uzaklara atar.”

Edebi eleştiri, edebiyatın olmazsa olmazlarındadır. Elinizdeki kitap da Orhan Şaik Gökyay’ın bu minvaldeki yazılarını bir araya getirdiği, tarihe mâl olmuş en önemli eserlerinden bir tanesidir. Türk edebiyatında eleştiri denilince ilk akla gelen eser olan Destursuz Bağa Girenler, adetâ bir mihenk taşı olmuş, içerisinde bulunan yazılar devrinde büyük akisler uyandırmış ve ilmî çalışma bahsinde dikkat edilmesi gereken noktalar bugün de hâlâ geçerliliğini koruyacak şekilde okuyucuya sunulmuştur.

Kitabı okuyanlar 21 okur

  • İsmail Yıldırım
  • Tayma Yoldaşı
  • M.Fatih Aykaç
  • beste

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0