Her halükarda dünya tarihinin geneline hiçbir anlam kazandırmamış olan yeni dünya devlet oluşumlarını görmezden gelirsek, tüm tarihin itici gücü ve her devletin oluşum sebebi olarak elimizde, çiftçiler ve çobanlar, işçiler ve haydutlar, ova ve otlak arasındaki zıtlık kalır...
Geçmişteki ve günümüzdeki devlet, devlet adı verilebilecek her
kuruluş, özellikle de yüksek gelişme aşamalarına ulaşmış, güç,
büyüklük ve zenginlik bakımından dünya tarihinde bir yeri olan
her devlet, bir sınıf devleti olagelmiştir.
Tüm yaşamı tek bir güç yürütür, tek bir güç yaşamı tek hücreden, eski sıcak okyanuslarda bulunan protein öbeklerinden omurgalı hayvanlara ve en sonunda insana evrimleştirmiştir: Lippert'in "açlık ve sevgi" olarak ikiye ayırdığı bu güç yaşamı sürdürme içgüdüsüdür.
Bu, insanlığın acı çekme ve kurtulma yolu, Golgota'sı ve ebedi krallığa yükselişidir. İnsanlığın yolu savaştan barışa, orduların düşmanca yok edilmelerinden insanlığın barışçıl birliğine, hayvanlıktan insanlığa, yağmacı devletten özgür yurttaşlığa doğru gider.
Devlet, oluşumu sırasında tümüyle, varlığının ilk aşamalarında
ise özünde ve neredeyse tümüyle, zafer kazanmış bir insan
grubunun, (bu grubun) yendikleri üzerindeki egemenliğini
bir düzene bağlamak ve kendini, içten gelecek ayaklanmalara
ve dıştan gelecek saldırılara karşı güvenceye almak amacıyla,
yendiği gruba zorla kabul ettirdiği bir toplumsal kurumdur. Bu
egemenliğin sonul amacı, yenilenlerin yenenler tarafından ekonomik alanda sömürülmesinden başka bir şey değildir.