Adı:
Dicle'nin Sürgünleri
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
463
Format:
Karton kapak
ISBN:
9752732254
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Hawara Dîcleyê - İı
Çeviri:
Muhsin Kızılkaya
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Unutulmuşların sesi, ikinci bölümde sürgünlerin, kaybedenlerin, bin yıllık topraklarından koparılıp atılan bütün kavimlerin hikayesine dönüşüyor. Herkesin barış içinde yaşadığı Mezopotamya toprakları kanla sulanıyor. Bedirhaniler yeniliyor, isyancılar her biri dünyanın başka bir kıyısına sürgün ediliyor ya da öldürülüyor. Mir, önce İstanbul’a, sonra Girit’e ve Şam’a sürgün edilimiştir ve orada yoksulluk içinde hayat mücadelesi vermektedir. Dengbêj Biro ve Esther de ardı sıra. Büyük umutlar sürgünle, göçle yeniden tarihin sayfalarına gömülüyor.
İncelememiz, Esra kardeşimizin yaptığı ( #30997659 ) Mehmet Uzun etkinliği vesilesiyle yazılacaktır. Kendisine bu vesileyle teşekkür ediyorum. Böyle güzel bir etkinliği yapan yoğun duygulara sahip kendisi incelememizi okumasın. (Bu şaka tabi) :)

Bazı kitaplarda olduğu gibi biz de yazımızda bir teşekkür yazısı yazmayı kendilerine karşı minnet duyduğumuz saygıdeğer insanlara bir borç biliriz. Bu yüzden, bana kitabı hediye eden çok kıymetli Derya (Bahir) Deniz ablama teşekkür eder, hürmetlerimi bildiririm. Kendisi bana doğum günü hediyesi olarak -aslında başka bir zaman gönderecekken bu ana denk geldi- kitabı hediye etti. Bu yüzden unutulmayan simalardan olacak zihnimde ve gönlümde.

İncelemeyi yazdıran aslında bizim düşüncelerimiz değildir. Yazarın kendisi ve kalitesidir. Bir inceleme yazarken veya inceleme yazarken biz, güzelleştirmeyi kendimizden çok yazara mal etmeliyiz. Buna sebep olarak şöyle denilebilir: Kitap nitelikliyse biz okuyucular o kitabın hakkında inceleme yaza yaza öve öve bitirmeme coşkunluğu taşar içimizde. Bunun tersi bir durum ise bilgilendirmek amaçlı kısa yazılar olur. Nasıl ki hoşlanmadığınız veya tadını beğenmediğimiz yemeği yerken kısa kesip kalkarız ya... işte öyle bir şey bu duyguyu tam ifade eder.

Bu bağlamda yazarımızı tanıtan naçizane birkaç kelam etmek -zihnimizle kalemimiz arasında mekik dokumak- okuduğumuz eserin hakkı olacaktır. Biraz bahsedelim o halde... Mehmed Uzun Siverek doğumlu bir yazardır. Burayı biraz daha açacağım. Çünkü Siverek günümüzde Urfa vilayetine bağlı bir meskendir. Eski zamanlarda Diyarbakır'ın vilayetiyken sınır değiştirmiştir. Bu yüzden Mehmed Uzun da Diyarbakırlı olmuş oluyor. Zaten anlaşılacağı üzere de mezarı Diyarbakır Mardinkapı Mezarlığı'nda.
Mehmed Uzun gibi değerimiz olan bir yazarı mezarında ziyaret etmek bizlere düşen bir kültürel haktır...
<a href="http://hizliresim.com/VD3bZR"><img src="http://i.hizliresim.com/..."></a>

http://i.hizliresim.com/nlJBva.jpg

http://i.hizliresim.com/vPJq0D.jpg

http://i.hizliresim.com/1EGX9b.jpg

http://i.hizliresim.com/LDOLJz.jpg

http://i.hizliresim.com/r1J7qz.jpg

http://i.hizliresim.com/7Dy4Or.jpg

http://i.hizliresim.com/PDOgRb.jpg

Yazarımız Kürt Edebiyatı'nı ihya etmiştir. Yaşamı boyunca Kürt Edebiyatı sahasında çalışmalarıyla katkısını sunmuştur. Ve bu edebiyatla ön çıkmıştır. Her ne kadar bu edebiyatla da öne çıkmışsa da Türk Edebiyatı ve İsveç Edebiyatı'na hakim bir edebiyatıçıdır. Zaten malumunuz üzerine özellikle de Edebiyatçıların eserlerini okumanın tadı bambaşka oluyor. Hele ki yazar, üç edebî ekole hakimse... gerisini siz düşünün. Yıllarca İsveç Yazarlar Birliği Başkanlığı'nı yaptı. Eserleri çeşitli ödüllere gark oldu. Yirmiden fazla eseri Kürtçe telif etmiştir. Ve bu eserleri Kürtçeden, yirmiden fazla dile çevrilmiştir. Böyle bir adamdan bahsediyoruz. Ama malesef ülkemizde çeşitli sorunlardan dolayı sürekli koca yürekli ve aklı kütüphanelerle dolu zihinleri sürgünlere yolladık. Bunların arasında Mehmed Uzun da vardı. Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık ve Nar Çiçekleri adlı eserleriyle yargılandı ve aklandı. 1977 yılından 2007 yılına kadar ülkesine irca edemedi. 2007 yılında ise Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yatırıldı. 30 yıl sürgün hayatı yaşayan Uzun, onu bu hayatın renkli ışıkları herkese yansıdığı gibi yansımadı. Nasıl ki hepimiz aynı gökyüzünün altında farklı hayaller ve hayatlarla yaşıyorsak buna mukabil herkes gibi aynı hayatı yaşamadı Uzun. Bu sürgün midesine düşen pimi çekilmiş ve infilaka hazır bir bomba gibi kendisini perişan bir hale getirdi. 11 Ekim 2007'e kadar tedavisi yaşamasına yetmedi...

I Dicle'nin Yakarışı II Diclenin Sürgünleri... Bu iki kitaba birden Diclenin Sesi olarak isimlendirilmiştir. Başta tek baskı olarak Gendaş Yayınları'ndan basılmıştı. Fakat daha sonra usta kalem bunların ayrı ayrı okunabileceğine karar verip yukarıda da zikrettiğimiz gibi iki kitap haline getirmiştir. Anlatımında her şeyi açıkladığı için biri diğerini aratmıyor. Gerçi ben ilk kitabını Kürtçe olarak yaklaşık bir on sene önce okumuştum. Sonra bu kitabı okurken tereddütlüydüm: "Acaba ilk kitabı pek hatırlayamadığım için kitabı baştan mı okusam" diye. Fakat öyle olmadı. Çeviren Muhsin Kızılkaya'nın da belirttiği gibi kitabın önsözünde: " 'Yakarış'tan 'Sürgünler'e zorunlu bir açıklama." Bu başlık altında kitaba zorunlu bir önsöz yazmıştır kendisi. Bu yazıyı okuduğumda hakikaten beni ilk kitaba götürdü. Unutma duygumun yerini ilk kitabın olayları doldurdu ve ben hatırladım. Eğer siz hiç okumamışsanız ilk kitabı; benim kanaatimce ilk kitabı okuyun. Çünkü bu set halinde basıldığı için her ne kadar da bağımsız okunuyorsa ben bağlam açısından ilk kitabı okuyarak olayların ve gerekli şeylerin bağlanabileceğini tavsiye ederim. Eğer benim durumumdaysanız önsöz yeter size.
Ama mutlaka kitabın önsözünü de okuyun.

Bu kitabın bir başka farklı özelliği ise yazar ve çevirmenin eşzamanlı/eşgüdümlü yek organize olup çevirmeleridir. Başka bir deyişle; yazarın kitabını çeviren Muhsin Kızılkaya diğer kitaplarını çevirdiği zamanlardan bahsederken araya altı ay bir sene girdiğini ifade etmiştir. Yalnız bu Diclenin Sesi kitabında ise hemen hemen bir sayfa dahi göndermişse onu hemen çevirmiştir. Araya zaman koymadan. Bu açıdan hem yazara hem de kendisine minnettar olduğumu belirtmek isterim.

Diclenin Sürgünleri... Mezopotamya halkının göz bebeklerinden biri; Dicle... Diğer gözbebeği ise Fırat... Bu halkın evladı. Acılarını, umutlarını, sevdalarını, köylerini-kasabalarını, şehirlerini-meskenlerini, tarihi dokularını; taşını-toprağını, evini-barkını; tendur(tandır) ekmeğinin kokusunu, camiisini; ezanını-selasını, umudunu özlemini, çem'ini(nehir) yeşillik dolu bağ bahçelerini, ellerine aldığı sigara yaprağını, sardığı tütünü, çektiği dumanını, nane sele(sac ekmeği)'si alıp suya batırıp yediği ekmeğini, kitaplarını, kütüphanelerini, bin bir medeniyetin izlerini taşıdığı yaşam motiflerini ve bin bir medeniyetin fani hayata bıraktığı kültürel miras... Cizre... Medreseya Sor(Kırmızı Medrese)... Kura'an'ı Kerim... İncil... Tevrat... Alimler... Esnaflar... Bezirganlar... Farklı etnik kökenli aşiretler ve toplumlar...
Ve bu hamurları birarada yoğuran hamur ustası Mehmed Uzun... Yaşamına ne kadar da benziyor... Sürgün... Sürgün... Sürgün... sür...

Bir başka tad bırakır insanda, geçmiş dönemlerdeki kavimleri-milletleri ve aşiretleri okumak. Kendi yaşamı dizelerde tüyler ürperten göz merceğine değen yazılar... bir yazar ki eserlerinden bağımsız olsun; inanılır gibi değil. Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık , Yitik Bir Aşkın Gölgesinde , Dicle'nin Yakarışı ... Bu adı geçen kitapları okudum. Bunlar arasında birini birine kıyas edemedim. Bu son okuduğum Diclenin Sürgünleri kitabı dahil. Bir insan ancak bu kadar ustaca yazabilir. Metreyle ölçebilseydik; kalemi ayarından milim şaşmazdı. Biri diğerini gölgede bırakamıyor. O kadar yoğun duygular ve ustaca yazılmış ki... Bunların hepsinde sürgün... Sürgün onun hayatı... Sürgün onun yazarlığı... Sürgün onun geçmişi... Sürgün onun geleceği... Sürgün onun göğsü... Sürgün onun kalbi... dili... aklı... Ve sürgün onun her şeyi.

Dicle'nin Sürgünleri... Bu topraklarda yaşayan halkın kaderi... Sadece bu mu... sanmam. Acı, yitmek, gözyaşı, sevdalar... sevdalar... sevdalar... (takılı kalır boğazda) Top mermileri, yiten umutlar, günün ışığının merhameti ve yakıcılığı... çözülmemiş davalar... bağımsızlık, diğer bir deyişle özgürlük... Bu son söylenen ne tatlı şeydir: Özgürlük. Sürgün halkların kaderi hiç değişmedi, Mir(belli bir bölgenin sorumlusu, beyi) ler zamanında. Hep bir özgürlük mücadelesi vardı yüreklerinde. Ve bir de yitmek bilmeyen sevdaları. Acıları sevdaları kadar kazınmamıştı yüreklerine. Ölümü bile göze almışlardı sevdalarıyla birlikte. Çözülen birliklerde dahi yitmemişti sevdaları. Ama ihanetler... işte burada sevdalar, özgürlükler, yiğitlikler her ne varsa yiter gider.

Aklım bir an Diclenin Yakarışına gitti. Haware... Bir de Bıro'ya... Bıro kör... öksüz... yetim ve yalnız... Ape Xalef alıp onu sahiplenmiştir. Sonra Medreseya Sor'a(Kırmızı Medrese, Cizre) gidip çeşitli kutsal kitapları ve farklı kültürlerin kitaplarını okuyarak eğitim almıştır. Bu eğitimi o dönem Cizre eyaletinin miri olan Mir Bedirxan'ın sağ kolu olan Mam Sefo'nun çocuklarıyla beraber görüp Cizre'de yetişmiştir. Daha sonra Ape Yakup'un salıyla Cizre'den yola çıkarak Kürtlerin yoğunlukta olduğu bölgelere doğru çeşitli kültür ve deneyimler yaşamak için yola çıkmıştır. İlk Kitabında IV tane Şevbuhêrk yani yazarın ve çevirmenin deyimiyle: Geleneksel Kürt kültüründe, dengbêjlerin türkü, destan söyledikleri, hikaye, masal anlattıkları, akşam namazından sonra kurulan ve gece yarılarına kadar süren geleneksel gece meclise ne denir. Kelimenin tam karşılığı "birlikte geçirilen gece"dir. Bu gece meclislerinde dengbêjler anlatır, divanhane de bulunanlarda dinler, kimi zaman dinleyiciler de çeşitli hareketlerle dengbej'in anlatsını katılır. Dinleyiciler ne kadar dikkatli ise dengbêj de o kadar coşar. İİ. kitabı Diclenin Sürgünleri'nde ise III tane Şevbuhêrk anlatır. İşte bu yolculuktan sonra Cizre eyaletine dönen Bıro bazı kıyıcı ve yıkıcı faaliyetlerin olduğunu görür. Artık kimse yurtta yabancıların kalmasınani müsamaha göstermez. Bunlar Süryani, Keldani ve diğerleri... Bir duyumla Hakkari'ye doğru yola çıka Bıro orada birçok insan cesediyle karşı karşıya kalır. Bunların arasında duyum aldığı bağlamında Ape Yakup ve ailesini aramaya koyulur. Çünkü bu duyum onlarla ilgiliydi. Ve kızı Ester(daha sonra isim bozmayı seven Bıro adına Ster demeye başlar.)'i yaralı halde görür ve yüzünü gözünü silerek Cizre'ye doğru yola koyulur. Buraya kadar Ester'in bulunuşuyla ilgili ders ve çıkarımlarım: Eski zamanlarda insanlarımızı hatır/gönül işlerine çok değer verirdi. Hani deriz ya dostun hatrına çiğ tavuk yenir. Bu bizim zamanımızda eski zamanlarda yaşayan insanların yaşayışlarının basite indirgenmiş söz şeklidir. Yanı kendisine minnette duyduğu ve salıyla yolculuk eden Bıro bunca minneti gözönünde bulundurarak Hakkariye gitmiştir. Bu yolculuk da çık tehlikelidir. Çünkü az evvel de ifade ettiğimiz gibi kendi dışındaki bazı halklara yaptırım uygulaması vardı. Bu yüzden Ester'i götüren Bıro, gitmesi gibi dönmesi de tehlikeydi.

Ester'i binbir zorlukla götürdü, Bıro. Sonra Mir Osmanlı Devleti'ne isyan etti. Bu şekilde sürgün anıları başladı... Ester'in Tevrat'taki Raşel'e benzetme... Bıro'nun kendine yâr olarak Ester'i diğer kadınlardan seçme olayının: Truva Kralı Priyamos ilr karısı Hakabe'nin oğlu Paris, Hera Atena ve Afrodit... Bu üç kadından birini seçecekti Paris. Paris Afrodit'i seçti. Bu olayı Bıro'nun Ester'i seçimine benzetme... Ahmede Xane'nin o muhteşem eseri Mem u Zîn. Bu eserdeki Mem yani Memê Alan Cizîra Botan (Cizre'nin Botan'ı) mirinin kızı Zîn'i rüyada görüp aşık olmuştur. Bekoyê Ewan (Kült kültüründe daha sonra bu isim fitne çıkaran fitnebazlara denilen bir lakap haline gelmiştir.) da bu esamisi okunan Mir'in has adamıdır. Bu adam yüzünden Memê zindanda yatar. Konuya dönecek olursak Bıro Ester'i getirdi ya Cizre'ye haliyle duyulunca Mir tarafından hapse atılır. Ve bu hapisten sonra da Mir'in çocukları Bıro'yu kurtarmak için zindanda kalmasını söyler. İşte bu zindanla Memê'nin kaldığı zindan aynıydı. Bu şekilde yaşamları buluştuğu fakat Bıro kendi kaderinin Memê gibi olmasını istemiyordu. Ester'e kavuşmak istiyordu.

Beni etkileyen olaylardan biri de zindanda kalmasını isteyen Mir'in çocukları gelirken beraberinde kelebek gelmiştir. Bu beni çocukluk anılarıma götürdü. Çocukluk dönemimde annem bir kelebek gördüğü vakit müjdenin geldiğini ifade ederdi. Ve bir hafta sonra babam yurtdışından yani iş seyahatinden dönerdi. Kitapta bolca tasvir boşuna değilmiş demek. Bu yüzden tasvirlerin içi boş değildir. Ben bu kelebeğin olayını yakalayabildim başka bildiklerim ve bir o kadar da bilmediklerim anlamlı tasvirler bulunuyor bu kitapta. Değişik atasözleri... Kürt halkının neden birbirinden hayır görmediği... Daha birçok şey.

Bu kitabı mutlaka okuyun. Anlamadığınız bir yer varsa bana sorun. Sözü daha fazla uzatmadan kitapta geçen Mehmed Uzun'un tüyler ürperten... ağlatan... tüm acılarını ortak odağı haline getiren şiiriyle sonlandırıyorum:

Sayfa: 430-431-432

" Dicleyim ben

Diclenin sesi
Çok uzaklarda, sürgün ülkesinde bir inilti
Bir inilti, yabancı bir güneş altında
Şavkın altında yabancı yıldızların, yabancı bir ayın.
Seni düşünüyor.
Sen, çoktandır unuttuğum bir çobanın kavalı
Bir atın koşusu, uzaklarda kalmış bir Moğrip rüzgar misali,
Dallarını, yapraklarını, tanelerini unuttuğum bir dut ağacı,
Kokularına doyamadığım bir reyhan dalı, zambak çiçeği
Artık haber alamadığım bir turna sürüsü
Sen unutulmuş kaderim
Sen yitirilmiş aklım, hafızam
Seni düşünüyorum kayboluş ülkesinde
Seni düşünüp 'hawar' diye bağırıyorum
Hawar, ben, sen, bizler ne çok yorgun
Savaşlardan, kavgalardan,matem ve taziyelerden,
Yolculuklardan, göçlerden, darbe ve yaralarda.
Boynumuzdaki boyundurluk, el ve ayaklarımızdaki zincir,
Dilimizdeki kilit, ölümü ruhumuzun
Kalu-beladan beri süren esaretten yorgun
Kaybolmuş artık çok uzaklarda
Dicleyim ben 
Diclenin sesi
Seni anlatan ses, yalnız ülke, sessiz toprak.
Ben yorgun, sen yorgun, biz yorgun
Dörtnala kalkan atlar,
Kınından çekilmiş kılıçlar
Patlayan toplar, gelip geçen ordular,
Gökyüzüne ulaşan fermanlar
Etrafı esir alan naralar
Yanan kasır ve kaleler
Kaldırılan talanlar
Şimdi hepsi yorgun yüreğinde incecik bir çığlık
Sen Nuh Nebi toprağı; dayan
Nuh peygamberin sabrıyla 
Şefkatli yaratıcının kandilinin ışığıyla
Nur kara dumanın ardında, aydınlık gecenin karanlığından sonra
Sen insalığın şefkatli kadim toprağı
Neler gördün, neler duydun sen !
Gelip geçn kaç padişah, kaç kral, kaç imparator, kaç komutan, kaç paşa...
Kaç yangın, kaç tufan, kaç yıldırım
Kaç felakete şahitlik yaptın sen
Gelip geçtiler tümü
Bir sen kaldın!
Gideceğim ben, gidecğiz biz.
Kalacaksın sen Ey Adem ile Havva'nın uzak toprağı
Matemin toprağı, timsali sabır ve metanetin
Dicleyim ben 
Diclenin sesi
Ataların sözüyle mırıldanan söz
Melek Tavus'un boynunda bir mercan gibi asılı
Ağzından dökülmüş, Adem ile Havva'nın
Enoş peygamberin kitabında yazılı,
Nuh tufanında güvercinin gagasına tünemiş
İnançlı İbrahim'in ruhunda yankı
Kurban İshak'ın yüreğinde korku,
Cudi'de gemii Urfa'da Halil-i Rahman
Ninovada Yunus Nebi, Harran ovasında Eyüp
Zagroslarda Zerdüşt, Latişte Müshefa Reş
Dicle, Fırat
Ben ataların sözü
Ben sözü cennetin
Cehennemin sözü
Ben bütün kök, soy, damar ve yolarda
Bütün kadim şehirlerin harabelerinde beyit
Süt çocuklarının beşiklerinde ninni
Mir çadırlarında nakış, mezar taşlarında satır
Bütün rüyalarda ses, Bütün arzularda coşku,
Sözüm ben 
Söz, Dicle türküsünün sözü
Diclenin sesi
Onunla birlikte ondan çok uzak ben
Rahmet ülkesinin eşiğinde
Dicle türküsünün son sözü,
Dicleyim ben 
Diclenin sesi... "

Mehmed Uzun
Bir Romanın Hatıra Defteri
Dicle'nin Yakarışı
Dicle'nin Sürgünleri
Uzun bir okuma serüveninden sonra seslerin tüm ruhuma nüfuz ettiğini ve buna dair birkaç şey söylemem gerektiğini düşündüm.

Öncelikle kitabın anlaşılması açısından bu kitapların yazdığım sırayla okunması gerektiğini düşünüyorum.

Bir yazar düşünün yazdığı bir romanın tüm aşamalarını anlatan bir kitap çıkarıyor. Disiplini, çalışma azmi ve sürgünde yarattığı edebi dili ile ne kadar zorlu bir süreçten geçtiğine şahit olacaksınız. Bunun için "Bir Romanın Hatıra Defteri" bu iki kitaptan önce muhakkak okunmalı!

İki kitaptan oluşan "Dicle'nin Sesi" serisi sırasıyla ve arada çok zaman bırakılmadan okunması, Dengbêj Bıro ve Şevbuhêrklerin anlaşılması açısından daha uygun olur.

"Biz böyleydik işte halkımız bizi ölünce hatırlıyordu." s.(442)

Bu satırları okuyan okuyucu!
Sen de mi benim gibi Mehmed Uzun'u öldükten sonra tanıyan, onu kendi ülkesinde yazamayacak duruma getiren sisteme ses çıkaramayan ve bir köşede oturmuş bu incelemeyi okurken, tüm sorumluluklardan ve vicdan azabından kurtulduğunu sanıyorsun?

Eğer bu incelemeyi okumaya başladıysan hayatında değiştirmek istediğin şeylerin olduğunu bilmen gerekiyor. Zira dengbêj Bıro kandili söndürdü o artık anlatmayacak. Sıra sen de okuyucu!
Bugün Şevbuhêrk gecesi Dengbêj Bıro anlatacak, sen dinleyeceksin, sonra da sesine nefes olacaksın.

Kimdir Dengbêj Bıro?
Unutulmuş, mağdur, hayatları sürgün üzerine kurulmuş ve gittikleri her yerde öteki olmaktan başka çaresi olmayan insanların sesidir.
Bir yaz gecesi Zap'ın hırçın dalgaları ile sesini bana ulaştırmayı başardı. Kandili yaktı ve unutulmuşların sesine kulak vermem için başladı anlatmaya. O anlattı, ben bu hayatın düzenine bir kez daha lanet ettim. Ama artık Dengbêj Bıro anlatmayacak. Hepimiz anlatacağız. Çünkü bu hepimizden bir parça taşıyan, hayatının bir döneminde Dengbêj Bıro ile karşılaşmış ya da onun anlattıklarına yakın şeyler yaşamış insanların hayat hikâyesi. Kandili yakın ve gelin yanı başıma oturun. Yarın bu hikâyeyi bir başkasına siz anlatacaksınız.

Şimdi sıra ben de. Size unutulmuşların, kan zulüm, acı ve baskı görmüş insanların hayatlarını anlatacağım.
Elimde erbanem şu şarkıyı mırıldanıyorum:

https://youtu.be/R1QbQUX7C9g

"Kes li derdî kes agadar niye"
(Kimse kimsenin derdinden haberdar degil)

Bak burdayım ve derdinden haberdarım.
Sesine nefes olmak, Şevbuhêrkleri geleceğe taşımak için geldim. Sesim Dengbêj Bıro'nun sesi gibi değil elbet. Bir erbanem var gücünü; insanlıktan, sevgiden ve barıştan yana kullanan.

Her yerin kan ile yıkandığı, insanların diri diri yakıldığı, kütüphanelerin talan edildiği ve savaştan başka bir şey görmeyen Bıro için, söylediklerim hayalden öteye geçmeyecek şeylerdi.
Bana döndü ve:
Sırf benim gibi senin gibi düşünmediği için öldürülen, yakılan, masum insanlar varken; sana hangi barış türküsünü söyleyebilirim? dedi.

Sürgün ve özgürlük bu insanlar için tek kurtuluş yoluydu. İlki ölene kadar peşlerini bırakmadı, ikincisi için sayısız kez mücadele ettiler. Ama her seferinde feleğin çarkı oklarını bu insanların üzerine çevirdi. Hırs ve başa geçme isteği, insanların kazanmasının önüne geçti ve geriye kalan tek şey yine sürgün oldu.

Savaşlardan, yıkımlardan yorgun düşen Bıro, ağlamaya başladı ve ekledi:
Yezdinşer Mir'e ihanet etmemeliydi. Mam Sefo'nun evi; ailesi ve kütüphanesiyle birlikte yakılmamalıydı. Hakkâri dağlarının narin çiçeği, uğrunda zindanlarda yattığım Ster, öldürülmemeliydi.

Ah Bıro bilmez misin biz derin yaraların çocuklarıyız. Ülkemiz yok, evlerimiz talan edilmiş, Dengbêjlerimizin sesleri kesilmiş.

Hayır diye bağırdı! Dengbêjlerimizin sesine ses olacak nice insan var.
Bugün sen anlattın. Yarın bir başkası kendi ülkesinde, evinde bizim hikâyemizi anlatacak dedi.

Söyleyeceklerimi söyledim ve kandili alıp Bıro'nun hikâyesini kendi yöresindeki insanlara anlatması için, Fırat Mişe (Cyrano) arkadaşıma veriyorum...

Benimki küçük bir yorumlama. Kitabın çok güzel ve detaylı bir incelemesini buraya bırakıp kaçıyorum.
Bknz: #31905908
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.632 Oy)18.180 beğeni41.209 okunma2.653 alıntı173.392 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.245 Oy)7.586 beğeni20.501 okunma3.667 alıntı122.564 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.192 Oy)8.499 beğeni27.238 okunma765 alıntı132.837 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.409 Oy)11.081 beğeni27.416 okunma1.489 alıntı144.238 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.527 Oy)8.479 beğeni25.027 okunma2.260 alıntı108.015 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.101 Oy)7.670 beğeni21.561 okunma765 alıntı84.195 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.322 Oy)12.888 beğeni32.972 okunma3.099 alıntı138.574 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.846 Oy)8.789 beğeni24.085 okunma1.619 alıntı111.788 gösterim
  • Hasretinden Prangalar Eskittim
    9.3/10 (1.168 Oy)1.344 beğeni3.670 okunma864 alıntı21.353 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.747 Oy)6.060 beğeni15.948 okunma2.637 alıntı82.330 gösterim
Düşmansız savaş olmaz, savaş düşmanı, düşman savaşı yaratır ve ikisi birden yıkımı getirir. Mehmet Uzun un Kürt tarihini en şekilde yansıtan romanlarından biridir.Kitapta Kürt kültürü, Nasturi kültürü ,Ermeni kültürü ve diğer mezopotamya halkları hakkında çok iyi betimlemeler yapılmış ve ayrıntılı bilgi vermiş Mehmet Uzun un söyleşilerden okuduğum kadariyla bu romanı oluştururken 100 e yakın kitap okuyup romanda geçen mekanları bizzat gezmiştir.
Mehmed uzunun iki seriden oluşan Dicle'nin sürgünleri ve Dicle'nin yakarışı adlı kitapları tam anlamıyla Mezopotamya halkını, tarihini ,acılarıni, sevinçlerini anlatan güzel kitaplar insan içten içe yüreğinin sızladığı bir yandan da kadim toprakları yüreğimde, beynimde gezintiye çıktığım çok güzel kitaplardı. Okumanızı tavsiye ederim :)
Dengbej bıro nun dramatik hikayesidir. Olayların yaşandığı yer Mezopotamyadir. İsyana kalkmış bir halk, dengbejler, stranlar, aşk, ihanet ve kitabı okurken nerden geldiğini bilmediğiniz bir kaval sesi var kitapta... Evet yazar kitabın sayfaları arasına nasıl yapmışsa kaval sesi, menekşe kokusu, keçi sütünün kokusunu koymayı başarmış. Bir bakmışsın isyanın ortasında ihanete uğruyorsun, bir bakmışsın şiirler okuyup farkli alemlere göç ediyorsun.. Kürdü öğrenmek isteyen bu kitabı okuyabilir.
aşkın ve göçün sürgün halini, bir nevi kendini anlatıyor metafor ve gizli betimlemelerle Mehmed Uzun. Bir destan gibi akıcı okunan bu kitap tüm roman severlerin kütüphanesinde bulunmalı.
Kendimi içinde bulduğum ilk kitap, aşkın ve yakarışın iz bıraktığı bir kitap...
Okunması gerek, ender kitaplardan...
Yaşar Kemal'den sonra etkilendiğim ikinci yazar
Var mı dünyada günah işlemeyen, söyle:
Yaşanır mı hiç günah işlemeden, söyle;
Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
İkimizin arasında ne fark kalır, söyle.
Ölümü görmüş insanlar, hiçbir zaman eskisi gibi olamazlar; ölümü görmüş insan, ölümü yüreğinde, ruhunda saklar.
"İnsanlar buğday başaklarına benzer, boş oldukları zaman kafaları yukarı, içleri dolu olduğu zaman aşağı bakarlar."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dicle'nin Sürgünleri
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
463
Format:
Karton kapak
ISBN:
9752732254
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Hawara Dîcleyê - İı
Çeviri:
Muhsin Kızılkaya
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Unutulmuşların sesi, ikinci bölümde sürgünlerin, kaybedenlerin, bin yıllık topraklarından koparılıp atılan bütün kavimlerin hikayesine dönüşüyor. Herkesin barış içinde yaşadığı Mezopotamya toprakları kanla sulanıyor. Bedirhaniler yeniliyor, isyancılar her biri dünyanın başka bir kıyısına sürgün ediliyor ya da öldürülüyor. Mir, önce İstanbul’a, sonra Girit’e ve Şam’a sürgün edilimiştir ve orada yoksulluk içinde hayat mücadelesi vermektedir. Dengbêj Biro ve Esther de ardı sıra. Büyük umutlar sürgünle, göçle yeniden tarihin sayfalarına gömülüyor.

Kitabı okuyanlar 210 okur

  • Zazaliçe
  • Feride Güney
  • Mazlum Beyaz
  • ahmet kara
  • Rojver Çelik
  • Ayla Küçük
  • Sinan Küçükağaoğlu
  • Yıldız Ordu
  • Esmerxan
  • Helin Yıldırım

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.9
14-17 Yaş
%2.9
18-24 Yaş
%23.5
25-34 Yaş
%41.2
35-44 Yaş
%22.1
45-54 Yaş
%1.5
55-64 Yaş
%2.9
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%39.5
Erkek
%60.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%75.3 (58)
9
%13 (10)
8
%7.8 (6)
7
%3.9 (3)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0