Die Geburt Der Tragödie

·
Okunma
·
Beğeni
·
7,1bin
Gösterim
Adı:
Die Geburt Der Tragödie
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
154
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059681766
Kitabın türü:
Dil:
Almanca
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karbon Kitaplar
Baskılar:
Tragedyanın Doğuşu
Tragedyanın Doğuşu
Tragedyanın Doğuşu
Die Geburt Der Tragödie
Tragedya
ir werden viel für die aesthetische Wissenschaft gewonnen haben, wenn wir nicht nur zur logischen Einsicht, sondern zur unmittelbaren Sicherheit der Anschauung gekommen sind, dass die Fortentwickelung der Kunst an die Duplicität des Apollini- schen und des Dionysischen gebunden ist: in ähnlicher Weise, wie die Generation von der Zweiheit der Geschlechter, bei fort- währendem Kampfe und nur periodisch eintretender Versöhnung, abhängt.
152 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
1871: "Bugüne kadar kitabınızdan daha güzel bir şey okumadım! Cosima'ya dedim ki, ondan hemen sonra siz gelirsiniz: Sizin ardınızdan da uzun süre hiç kimse..."

1872: "Kitabınızı tekrar okudum ve Tanrı huzurunda yemin ederim ki benim ne istediğimi bilen tek kişi olduğuna inanıyorum."


Wagner'in, Tragedyanın Doğuşu ile ilgili Nietzsche'ye yazdığı övgü dolu birkaç cümleyle incelemeye başlamak istedim. Nietzsche ve Wagner olayı biraz çetrefilli. Neden aralarının bozulduğu konusuna girmeyeceğim. Wagner'e müzik konusunda eleştiri getirebilecek hâlim yok. Kişiliğine gelirsek evlat olsa sevilmeyecek biri benim için.

Peki Nietzsche neden kendi eserini parçalayıp, Tragedyanın Doğuşuna "Wagner'e Önsöz" diye bir bölüm ekledi? Nietzsche, daha sonra Wagner'in müziğini eleştirdiği eserinde, müziğine getirilen eleştirileri anlamayıp yüceltildiğini sanan ve direkt kendisiyle ilgili olmayan hiçbir eserini kâle almayan bir besteciye neden herkesten çok hayranlık besledi? Çünkü Nietzsche kadar müziğe hayranlık ve tutku duyan başka bir filozof yoktur. Çocukluğunda başlayan bu tutku, gençliğinde Wagner'e kendini tamamen bırakmasıyla devam eder. Bu müzik tutkusunun derecesi zaman zaman artar ve azalır, hatta bir dönem duyduğu tutku seviyesinde müziğe karşı sert bir sırt dönmesi de yaşar. Ama müzik Nietzsche'nin hayatında hep önemli bir yerde olmuştur.

Tragedyanın Doğuşu'na dalmadan önce, Nietzsche için sanat nedir, sorusuna cevap aramak, bu soruya cevap bulmak için de insan denilen varlık Nietzsche için ne anlama geliyor, sorusunu cevaplandırmak lazım. Nietzsche, insanı bütün haliyle ele alır. Sokrates'le başlayan ve insanı sadece bilince ve bu bilincin oluşturduğu kurgulardan ibaret olan hakikatlere indirgemeyi reddeder. Sokrates'e bu eserinde sık sık eleştiriler getirmesi ve yeri geldiğinde bildiğimiz gömmesi bu yüzdendir. Nietzsche, felsefesinde önemli bir yer kaplayan güç istencini, bilinç yerine içgüdüye yani bilinçdışına konumlandırır. İnsan denilen varlık güç istenci ile yani içgüdüleri eşliğinde bir bilinç oluşturur ve o bilincin kurguladığı hakikatler üstünden ömrünü tamamlar. Dolayısıyla Nietzsche bedeni sadece bilincin uzantısı olarak gören ve küçümseyen yaklaşımlara savaş açar. İnsanın içgüdülerinin tetiklemesiyle, bilincinden doğan kurguları şaşmaz hakikatler olarak bellemesini kabul etmez. İyi, kötü ve ahlak kavramları, toplum, devlet, din, mitler ve üzerine konuştuğumuz ne varsa insanın bilincinden taşan kurgulardır. Örneğin: Bugün üzerinde çeşitli şekiller, sayılar bulunan ve banknot diye adlandırılan kağıtlar, ancak devletlerin ve toplumların belirli bir değer kurgusuna kolektif bir biçimde inanması ve kabul etmesi sonucunda değerli sayılan kağıt parçalarından öte bir şey değildir. Nietzsche'nin sanat hakkında görüşü ise insan bilincinden taşan ve gerçek olarak kabul edilen, üstüne konuştuğumuz, tartıştığımız tüm yaratım ve kurguların aksine, sanatın, yarattıklarının bir yanılsama olduğunun zaten farkında olmasıdır. Diğer tüm kurgular gibi bir gerçeklik ve nesnellik talep etmez. Çünkü sanat zaten bir kurgu olduğunun son derece farkındadır. Nietzsche de bu istisna kurguyu ele alırken üstün millet kabul ettiği Yunanlıları ve onların sanat anlayışı odağına alır. Ve Tragedyanın Doğuşu ortaya çıkar.

İncelememde tragedyanın ne olduğundan ya da tanımından bahsetmeyeceğim. Bu kurgu olduğunun farkında olan tragedya hakkındaki her şeyi, kurgu olduğunun genellikle farkında olmadığımız devletten beklemeyin. Nietzsche'ye göre tragedya hakikate götüren ya da bunu amaçlayan bir kurgu değil, yanılsamayı ve yaşamı onaylayan bir kurgudur. Yaşamın iyi ve kötü yönleri iç içe geçer. Yunanlılar varoluşun korkularına ve kötümserliğe nasıl göğüs gerdi? Tragedya denilen sanat sayesinde.

Nietzsche'ye göre eski ve bozulmamış tragedya iki sağlam kolon üstünde yükselmiştir. Yunanlıların iki tanrısı Apollon ve Dionysos üstünde. Nietzsche, bu iki tanrı üstüne, yukarıda bahsettiğim insanın bilinç ve içgüdü konusundaki görüşlerini ve felsefesinin büyük bir bölümünü inşa etmeye başlar. Apolloncu görüş, tasarım, bilinç ve diyalogu temsil eder. Bir şarap ve doğa tanrısı olan Dionysos ise istenci, bilinçdışını ve müziği temsil eder. Apolloncu görüş görüneni, bilinç ve bilincin yarattığı kurguları, Dionysosçu görüş ise görünmeyeni ve içgüdüleri kendisine temel olarak alır.

Örneğin; Bu görüşü sanat konusundan ayırarak baktığımızda, özellikle son zamanlarda sosyal medya sayesinde patlayan çeşitli tatlı furyaları ve markaları var. Birçok insan medya ve reklam fırtınalarına maruz kalarak ve en önemlisi sürüden geri kalmamak amacıyla bu furyaya kendini kaptırıyor. Bu konuda yani medya ve popüler kültür eşliğinde şekillenen tüketim toplumuna mensup insanlar hakkında birçok görüş, sohbet, kitap ve çeşitli materyaller üretiliyor ve üretilmeye devam edecek. Ama bu konudaki elimizdeki görünen bilgilerin ve çıkarımların hepsi aslında yine kurgulardan ve bu kurgulara atfettiğimiz özelliklerden ileri geliyor. Yani bilincimizden. Konunun bu kısmını Apolloncu görüş olarak alıyorum. İnsanlık tarihini baz aldığımızda total tarihi nispeten çok yeni olan bu kurgular, insanların genellikle yemekten sonra ya da tok olduğu anlarda midesine tatlı şeyler indirmesini tamamen açıklıyor mu peki? Aslında hayır. Dionysosçu görüşe yani içgüdülere kulak vermek lazım. İnsanların genellikle tok olduğu zaman tatlı ve şekerli yiyecekler tıkınmasının nedeni için aslında oldukça geriye, avcı-toplayıcı zamanlarına gitmek gerekiyor. Avcı-toplayıcı toplumlarının yerleşik bir yaşama sahip olmamasından dolayı o zamanlarda yaşayan insanlar özellikle tatlı meyvelere rastladıkları an, hem taşıma ve en önemlisi taze şekilde saklama imkanının bulunmamasından ötürü yarın yiyecek bulup bulamayacağının verdiği korkuyla, tok olsa dâhi bu tatlı meyveleri mideye indiriyor. İşte bu korku ve korunma içgüdüsü nesilden nesile aktarılıyor. Ortada bu korku kalmadığında bile atalarımızdan gelen bu alışkanlık devam ediyor. Binlerce yıl öncesinden gelen bu içgüdü, daha sonra bilinçten taşan kurgular eşliğinde kullanılıyor ve yönetiliyor. Bu durumu iyi, kötü, ahlak, din, toplum dahil her türlü konuya uyarlayabiliriz tabii ki. Benim verdiğim örnek çeşitli okumalar esnasında edindiğim bilgiler sonrasında bu konuları okurken kafamda beliren bir örnek. Öznel. Kavramları birebir karşılamıyor olabilir. Teşbihte hata olmaz diyerek işin içinden sıyrılıyorum.

Nietzsche, Tragedyanın Doğuşu'nun yarısından fazlasını Apollon- Dionysos görüşlerine ayırıyor. Geri kalan bölümlerde ise Sokrates'in bilince yüklediği önemi ve görüşleri benimsemiş, önemli bir tragedya yazarı olan Euripides'in tragedyalarında görselliğe ve bilince önem vermesi ve Dionysosçu görüşe ait en önemli unsurlardan olan koronun yapısını değiştirmesiyle yıkılan ve bozulan tragedyayı mercek altına alıyor. Tragedya karşıtı Sokrates'in, Euripides'in yeni oyunlarında yerini aldığını da belirtmiş.

Sadece ilk kitabı olmasından dolayı değil, Dionysos'un sanattan ayrılarak Nietzsche'nin felsefesinde önemli bir figür haline gelmesinden dolayı, genel anlamda Nietzsche'nin daha iyi anlaşılabilmesi için okunması elzem olan bir eser. Bir okuma tavsiyesi de bu eserden önce Sophokles, Aiskhylos ve Euripides eserlerinin okunmasıdır. Genellikle kısa eserler olduğundan, önsözü uzun tutarak tragedya hakkında güzel bilgilere yer vermişler. Diğer yayınların durumunu bilmiyorum ama, Türkiye İş Bankası Yayınları'nda güzel bilgiler mevcut. Kesinlikle çok yararı oluyor. Verimli bir okuma için kesinlikle tavsiyedir.

Tragedyanın Doğuşu'nun sonuyla incelemeyi bitiriyorum. İyi okumalar.

"Mutlu Helen halkı! Nasıl da büyük olmalı aranızdaki Dionysos, dithyrambik çılgınlığınızı iyileştirmek için Delfoi tanrısı böylesi büyülere gerek duyduğuna göre!" – Bu ruh hali içindeki birine yaşlı bir Atinalı, ona Aiskhylos'un yüce gözüyle bakarak, şu yanıtı verebilirdi: "Şunu da söyle ama, ey tuhaf yabancı: ne kadar çok acı çekmesi gerekmişti bu halkın, bu kadar güzel olabilmek için! Hadi, şimdi peşimden tragedyaya gel ve benimle birlikte iki tanrının tapınağına da kurban ver!"
152 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
Nietzsche 1872 yılında Basel’deyken Richard Wagner ile olan yakınlığı ve Yunan felsefesine olan ilgisi sebebiyle İlk eserine Trajedi’nin kökenini araştırmakla başladı. Tanrısız bir hayatın olduğuna inanmaya başlayan Nietzshce, bu boşluğun dolabilmesinin ancak sanatla olacağına inanıyordu. Bu arada Trajedi ya da Tragedya kişilere korku, heyecan ve acındırma telkinleriyle ders vermek amacı güden en eski tiyatro çeşididir. Nazım halinde yazılması ve degişmez kaidelere bağlı olması sebebiyle öbür tiyatro çeşitlerinden kolayca ayrılır.

https://open.spotify.com/...ADllxrQ3KgvzdieR9iKg

Kitabın büyük bölümünü Wagner dinleyerek okumak da ayrı bir haz'ın parçası olacaktır. Ayrıca kitabı okurken bilgilerin havada kalmaması açısından gereğinden fazla ek kaynağa başvurduğumu belirtmekte fayda var.

Kitabın konusu; Nietzsche Tregedya’nın kökeninde sanatı oluşmasından ve iki Yunan Tanrısı’ndan söz ediyor. Biri Apollon diğeri Dionysos. Sanatın kökeni bu şekilde sırasıyla Akıl Tanrısı ve Şarap tanrısı şeklinde ikiye ayrılıyor. Apollon’a göre insanların akıl yoluyla ulaşabilecekleri, bir temsile dayanan ve bir ölçütü olan sanatları (resim, yontma vs.) kapsar. Dionysos ise insanın doğa ile olan ilişkisinden doğan sanat tarzıdır. Burada insan ruhunun vahşiliğini, yaratıcılığını adeta dışa vurumunu aktarır. Kısaca; insanın iç dünyasının yüceltilmesine dayanan “Apollon” görüşü ile doğa yasalarını çiğneyen, sezgilere dayanan “Dionysos” görüşünün çatışmasından sanatı ve Tragedya’nın doğuşunu anlatır. Buradan sonra bu çatışmayı imge ve kavram arasında irdeleyerek de ilerleyen felsefe hayatındaki görüşlerinin odağını da yansıtmış olur.

Ayrıca Nietzsche bilimin durmaksızın ilerlemesi yüzünden mitosun ölümüne de ayrı bir eleştiri getirir. Alman felsefesi, Alman Müziği ve Yunan Mitolojisi de Nietzsche’nin eleştiri filtrelerinden geçer.

Benim için okuması çok kolay olmayan ama yeni merak kapılarını aralayan bir eser oldu. Bu bakımdan Nietzsche’nin sanata bakışı, sanat eleştirisi ve teorilerini kendim için son derece faydalı buldum.
152 syf.
Yunan tragedyasının doğası tartışılır belli bir bölüme kadar, Yunan tragedyasının,Apolloncu dünya görüşünün Dionysosçu dünya görüşü ile karşılaşmasından oluşuyor.Son bölüme doğruda modern kültürün bir düşüş içinde bulunduğunu, onun yeniden-doğuşunun anlaşılmasında Yunan medeniyetini model olarak kullanır eserde...

Tragedya nedir ve nasıl doğumuştur? Bilgi için Şu linke :https://www.makaleler.com/tragedya-nedir

Neyin Sanat olduğu neyin Sanat olmadığı konusunda tanımlama getirir,diğer yandan Schopenhover'in yol göstericiliğini, Goethe ve Schiller'in sanatsal etkisi olan Nietzsche,Kant ve Descartes gibi kişilikleride ihmal etmediğini ve eserlerini de bize yansıtmıştır.


Apollon- Dionysos karşıtlığından bahseder. Araştırmalarıma göre, Apollon,uyum ve düzen tanrısıdır, Dionysos ise kaotik ve yıkıcı gücün ifadesidir.

Apollon- Dionysos hakkında bilgi almak için şu kaynağı inceleyebilirsiniz:
https://www.wannart.com/...lon-dionysosa-karsi/

Müzik trajik sanatın en önemlisidir. Nietzsche göre müzik bütün sanattan üstündür. İçinde yaşadığımız çağ bizi Sokrates'in ürünü olan geriye bırakılan kalıntılarda olduğunu ve tragedyanın yeniden doğmasıyla kurtaracağını vurgular, bu yüzden Wagner'in müziğinin bu dönüşümü olarak görür.


İlk kez yazarı bu kitabıyla tanıdım, Nietzsche'i anlamak konusunda zorlandım, araştırarak bazı kavramları öğrenmeye çalıştım.

Sanatın ne olduğunu bilmeden eseri anlamak zorlaştırabilir,Bir de Sophokles,Aiskhylos ve Euripides gibi yazarların eserlerini okunduktan sonra bu eser okunsa daha iyi olur. Çünkü bu yazarların eserlerinden örnekler var daha çok kitapta. O zaman anlaşılması etkili olur. Ayrıca kitabı tekrar okudum. Nereleri kaçırdım diye. Önsöz dikkatli okunursa açıklamalar güzeldi. Tavsiye ederim.
152 syf.
·3 günde·5/10 puan
"Hiçbir dönemde sanat hakkında bu kadar çok konuşulmuş ve sanattan bu kadar az söz edilmiş değildir." (syf.135)

Merhabaa... Frıedrich Nietzsche'ye ilk kitabı olan Tragedyanın Doğuşu ile başlangıç yaptım. Nietzsche bu ilk kitabını 'Bir Özeleştiri Denemesi'nde "kötü yazılmış, hantal, eziyetli" olarak ifade ediyor. Her ne kadar çağının en iyileri tarafından hoşa gitse de eserini yazdıktan on altı yıl sonra bu kitabını nahoş ve kendine yabancı olarak gördüğünü ifade ediyor.
Kitap daha doğrusu özeleştiri denemesi, Yunanlıların, imrenilesi, gıpta edilen ve en seçkin insanların oluşturduğu Yunanlıların niye tragedyaya ihtiyaç duyduğu sorusuyla başlıyor. İki farklı bölümden oluştuğu söylenebilecek kitabın ilk bölümünde, birbirinden farklıymış gibi görünen Apolluncu ve Dionysosçu oluşumun var olmak için nasıl birbirine ihtiyaç duyduğunu, birbirlerini nasıl ittiklerini ve döneminde en yüksek tepeye ulaşmak için birbirine nasıl muhtaç olduklarını, sanatın ilerlemesinde önemli rol oynayan birbirinden farklı görünen bu iki farklı 'şey'in nasıl iç içe olduğunu ele alıyor.
İkinci bölümde ise artık yakın döneme geliyoruz ve çöküntüye uğrayan kültürün nasıl tekrardan ayağa kalkabileceği ve 'tragedyanın doğuşu'nun tekrardan nasıl olabileceği işleniyor. Kitapta bol bol Kant, Schopenhauer ve Sokrates'e atıflar var ama Sokrates'e olan atıfların hiç de olumlu olduğu söylenemez. Herkese keyifli okumalarr.
144 syf.
haydi Nietzsche'yi takip edelim...


yirmibeş bölümden oluşan bu şaheserin ilk ondört-onbeş bölümünde grek tragedyasının doğası tartışılır. grek tragedyasının, apolloncu dünya görüşüyle dionysosçu dünya görüşünün çatışmasından doğduğu yönündeki tez, eserin temel akışını oluşturur. son on bölümde ise modern(buna postmodernizmi de katabiliriz) kültürün bir çöküş içinde olduğu iddia edilmekte. bu çöküşün ve onun olası yeniden doğuşunun anlaşılmasında antik yunan medeniyetinin sunduğu model kullanılmakta.

kitap, neyin sanat olduğu neyin sanat olmadığı konusunda kendine göre sınıflandırmalar içeriyor. bireyci, kendini ifade biçimlerine dayanan sanat türleri yok sayılır. mesela opera bir sanat değildir. felsefe yazınsalından çok çok ötedir bu eser. daha çok duygusal ve yumuşak huylu bir sanat felsefesi şeklinde karaktere sahiptir bu eşsiz kitap. her ne kadar düz yazı şeklinde olsa da kullanılan dil şiirseldir. çok seveceğinizden eminim. bugüne kadar üç defa okumuşumdur. eserde benzetme, mecaz, kinaye, abartı ve metaforun her türlüsü ile sürekli yüz yüze kalacağınız için dikkatiniz dağıldığında bırakılıp odaklanma tekrar sağlandığında okumaya devam edilmelidir. çünkü format olarak felsefenin çok ötesinde bir felsefe kitabıdır.

kitap hakkında benden size ufak bir sır olsun bu; satır aralarında schopenhauer’in düşünsel olarak yol göstericiliği var. diğer taraftan kant ve descartes gibi düşünürleri de ihmal etmeden eleştiri ve teşhir getiriyor. sanat ve felsefeyi işlerken müthiş bir yergi de sıkıştırmış.

haydi Nietzsche'yi takip edelim

ve başlayalım apollon - dionysos karşıtlığından başlayarak okumaya...
152 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Kitap bana cok ağır geldi anlamını bilmedigim cok terim vardı maalesef tabi bu benim eksikliğim o yuzden okurken surekli internetten terimlerim anlamına bakmak zorunda kaldım , sindire sindire okudum yani ama güzel kitap, müzik, Opera,şiir ve tiyatroya deginilmis.
152 syf.
·Puan vermedi
Nietzsche mi bu kadar devrik cümle kullanıyor yoksa Çeviren mi emin olmamakla birlikte, devrik cümle olmasa bu kitabın yarısı yok olurdu herhalde dedim. Almanca’da cümleler çok karışık evet ama biz Türkçe okuyoruz sözde diyerek bol bol eleştirdim kitabı. Ayrıca Türkçe çevrilmiş halinin destan olması daha uygun olurdu bu kadar devrik cümleyle.

Kitaba başlamadan önce Homeros, Dionysos, Apollon, Antigone,...vs bir çok Yunan mitolojik motifine, Tanrılarına ve şairlerine aşina olmanız lazım. Nietzsche’nin Hristiyanlığa karşı duruşuyla Yunan Mitolojisini böyle işlemesi çok hoşuma gitti açıkçası. Ayrıca çok güzel bir temele dayandığını düşünüyorum ana fikrin, iyi-kötü, güzel-çirkin, artı-eksi, biri olmadan diğeri olamaz.

Kısacası sabır istiyor ve kesinlikle tekrar okumam gerekecek biliyorum.

Not: Keşke Dante Nietzsche okuyabilseydi!
152 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Eğer daha önce hiç Nietzsche okumadıysanız bu kitapla başlamanızı önermem. Kitap adından da anlaşılacağı üzere yunan tragedyasının doğuşunu anlatıyor. Tragedyayı Apollon ve Dionysosçu olarak ikiye ayırıp, müziğin, operanın, şiirin, tiyatronun doğuşunu mitoslarla bizlere açıklıyor. Spesifik bir konu olduğundan ilgi alanınıza girmiyorsa okumayabilirsiniz.
144 syf.
·7 günde·Beğendi·7/10 puan
Nietzsche bibliyografyasının başlarında yer alan bu kitap mercek altına alacağı konuyu cımbızla çekip ayırma konusunda çok başarısız. Bir ondan bir bundan bahsediliyor; sanki ortada bir tez yokmuş da bir yakınma varmış gibi. Dilinin ağır olmasının yanı sıra, gereksiz derecede gönderme var. Yunan mitolojisine, Kant’a, Schopenhauer’a, Wagner’a aşina olmadan incelendiğinde çoğu okur fazla bir şey anlamayacaktır. Üstüne Nietzsche’nin gizemli ve ateşli üslubu da eklendiği zaman, kitap okunması çok zor hale gelmiş.

Bunu geçersek anlattığı şeyler şöyle. Sanatta ve hayatta iki itici gücün olduğundan bahsediliyor. Bunları da Yunan tanrıları Apollon ve Dionysos ile özdeşleştiriyor. Apollon öncelikle güneşin, ışığın, düzenin ve aynı zamanda müzik ile şiirin tanrısı. Saflığı, sadeliği, nesnelliği, mantığı, düzeni ve bilgeliği temsil ediyor. Bunun yanında Dionysos şarabın, tiyatronun, dansın, mantıksızlığın, kaosun ve şehvetin tanrısı. Duyguları ve içgüdüleri temsil ediyor. İkisi de Zeus’un çocukları ve her ne kadar doğaları gereği zıt düşmeleri gibi bir durum beklense bile Yunanlılar bu iki tanrıyı rakip olarak görmemişler.

Nietzsche bu ikisinin ve temsil ettiklerinin bir araya gelerek dram sanatlarını (tiyatroyu, müziği vs.) doğurduğunu söylüyor. Buna örnek olarak da Yunan trajedilerini gösteriyor. Onlardan beri de bu iki gücün bir araya gelmediğini anlatıyor. Sokrates mantıksal diyalektiği ile geldi ve hayatın özünü hiçe sayarak Dionysos’u tasfiye etti, diyor. Aynı zamanda Apollon’un düzenci fikirlerinin insanı duygularından ve Dionysoscu, tecrübeye yakınlık anlayışından uzaklaştırdığını ve kendi özüne yabancı kıldığını anlatıyor. Oysa insan özünün Dionysoscu kaos ile ilişkisi olan bölümünde de bir armoni var, diyor, yani Apolloncu yaklaşımla da bağlantılı. Bu bağlamda Apolloncu anlayışın esasını yitirmemek için, Dionysoscu anlayışın da kaosta kendini bertaraf etmemesi için birbirlerine ihtiyacı var. Sanat boyutunda ise Dionysos’a bir öz dersek, kendini piyes vs. olarak sunabilmesi, ifade edebilmesi için Apollon’un düzenine gereksinim duyuyor.

Nietzsche aynı zamanda Dionysos etkisinden önce Yunan sanatının basit olduğunu söylüyor. Sadece görünüşlerle ilgilenen bir sanattan bahsediyor. Çünkü Apollon sanatı dünyanın sıkıntı dolu yaşam atmosferine karşı insanın çevresinde bir zırh oluşturuyordu, diyor. Durum böyle olunca sanatı izleyenler de asla sanatın içine giremiyor, onu yaşayamıyorlardı. Sadece onu değerlendiriyorlar ve üzerine düşünüyorlardı. Oysa Dionysos etkisi sanata nüfuz ettiğinde, bu, insanlara kendi tecrübeleriyle sınırlı olmadıklarını gösterdi ve Hıristiyanlığın öbür yaşam anlayışına karşın onlara hayata kendini “şimdi”nin içinde dahil etme anlayışını sundu. Ayrıca Nietzsche, Dionysos’un dilini kelimelere dökmesi gibi bir durumun imkansızlığından ötürü, Dionysos lisanı olarak müziği belirliyor.

İthaki Yayınlarından okudum.
152 syf.
·4 günde·6/10 puan
Friedrich Nietzsche'nin bu kitabı antik Yunan Felsefesi ve kültürü üzerine farklı bir bakış açısı sunuyor. Antik Yunan'a dair okumalar yaparken karşıma çıkan bu kitap, okuması biraz zor olsa da okunmaya değer. Öncesinde antik felsefeye dair biraz bilgimiz varsa daha keyifli olur tabi.
152 syf.
·15 günde·Puan vermedi
Tragedya, ilk örnekleri Antik Yunan'da görülen bir oyun türü olarak biliniyor edebi türler içerisinde. Türkçede trajedi ve ağlatı anlamını taşıyan tragedya, izleyicisinde korku ve acıma duygularını uyandırarak, onlardan anlatılan olaylar üzerine ders çıkarması amacı güdülmüştür. Bunun birlikte izleyici duygusal ve ruhen bir arınma yaşayacak, temizlenecektir. Konularını tarihten, mitostan alan bu oyun türü, oyun içerisindeki bir kahramanın iyi durumdan kötü duruma geçiş yapabileceğini en üst düzey bir üslupla dile getirir; elbette koro eşliğinde. Tragedyalar içerisinde erdem ve ahlak olmazsa olmazdır. En önemli tragedya sanatçıları olarak; Euripides, Sophokles, Aiskhylos örnek verilebilir.
Genel anlamda bu şekilde bilinen tragedyaya bir de Nietzsche'nin gözünden bakalım şimdi de. Nieztsche, tragedyayı bir insan haline getiriyor adeta. Ona bazı nitelikler katıyor, kendi tragedyasını yaratıyormuşçasına. O yarattığı insanın özelliklerini alabilmek için Antik Yunan'ın gizemlerinin ve güzelliklerinin kapılarını aralıyor, tarihte bir gezinti yapar gibi hareket ediyor. İki büyük Yunan tanrısını; Apollon ve Dionysos'u seçiyor kendisine. Apollon, mitolojide güneşin, müziğin, sanatın, ateşin, sanatların tanrısı olarak biliniyor. Bunlarla birlikte kahin özelliği taşıdığı da bilinmekte. Dionysos ise, şarap tanrısı olarak geçiyor mitolojide. Temsil ettiği durum somut anlamdaki sarhoş edicilikten çok, kişinin ruhani anlamda kendinden geçmesi, iç dünyasının açığa çıkması, bireyselciliğidir.
Nietzsche, birbirine karşıt olan Apollon ve Dionysos tanrıları çerçevesinde, kendi yorumunu, bakışını ve felsefesini katarak tragedyaya farklı bir bakış açısı kazandırdı. Onun gözünde Apollon, mantığı ve aklı temsil etmekteydi. Somut şeyleri, görünenleri, görselliği sunuyordu. Ölçü ve uyum hakimdi fazlasıyla. Dionysos ise tam zıttı şeyleri temsil etmekteydi. Görünenin ardında yatanları, sezgileri, taşkın duyguları, esrikliği ve müziği barındırıyordu içerisinde. Bu bağlamda Dionysosçu yön olmadan tragedyanın anlamsız olduğu kanısına varıyor, hatta Dionysosçuluğu tamamen ön plana çıkarıyordu.
Zaman zaman uyumu ve ölçüyü temsil eden Apolloncu yöne karşı çıksa da birbirlerinin tamamlayıcısı olduğunu belirtiyordu sıkça.
Tragedyanın Doğuşu (Die Geburt Der Tragödie) Nietzsche'nin ilk yapıtı olarak ortaya çıkmış. 1872 yılında bu yapıtı yazan Nietzsche'nin en büyük ilham kaynağı Richard Wagner. Alman opera bestecisi olan Wagner'dan fazlasıyla etkilendiği görülen Nietzsche, yapıtı içerisinde ona atıfta bulunduğu bir önsöze yer vermiş. Aslen "Die Geburt Der Tragödie Aus Dem Geiste Der Musik"; yani "Müziğin Ruhundan Tragedyanın Doğuşu” isimle yazılmıştır bu yapıt. Kitap, ilk olarak önsöz niteliğinde olan 8 bölüme ayrılarak başlıyor. Sonrasında Richard Wagner'e önsöz kısmı yer alıyor. Ve en sonunda kitabın kendisi başlıyor. Ana kitap, 25 bölümden oluşmakta. Tragedya’nın ne olduğu, kaynağı, özellikleri anlatılarak başlıyor.
Yapıt bir şölen niteliğine bürünmüş durumda. Edebiyat, felsefe, tragedya, dram yazarlarından pek çok tanıdık isim çıkıyor okuyucunun karşısına. Bu tanıdık isimleri gören okuyucu, yakın bir tanıdığını görmüş kadar mutlu oluyor adeta. Goethe, Schiller, Winckelmann, Sokrates, Platon, Schopenhauer, Euripides, Sophokles, Aiskhylos ve daha niceleri. Euripides'e fazlasıyla kızgın olduğu dikkatlerden kaçmıyor. Çünkü onun tragedyanın bir parçası olarak gördüğü dionysosu öldürdüğünü düşünüyor; kendi getirdiği teknikler ile. Zaman zaman Sokrates'in bazı öğretilerine; Sokratesçi düşünceye karşı çıkıyor. Nietzsche, aklın ve mantığın duyguları ve bireyselciliği öldürdüğünü düşünüyor fazlasıyla.
Tragedyanın Doğuşu ile Apollon ve Dionysos ile tanışan okuyucu, onları kendisine indirgemeye başlıyor belli bir süre sonra. Özellikle Dionysosçu tarafı kendine mal ediyor. Çünkü insanda duygular, tutkular, esriklik, sezgicilik fazlasıyla mevcut. Tragedyanın, dionysosçu yanıyla birlikte, ruhundan gelen müziği duyuyor aynı zamanda okuyucu. Kendi ruhunun yarattığı müziğe kulak kesiliyor ve kendinin farkına varıyor. Okuyucu, aldığı bu unutulmaz ve eşsiz hazzın doruklarında kendini kaybediyor, ruhani anlamda bir yükseliş hissediyor içinde. O anlatılamaz hazzı tatmak isteyenlere yapıt tavsiyemdir. Belki de sizler de Dionysos'u barındırıyorsunuzdur ruhunuzda...
Halk türküsü bizim için her şeyden önce müziksel bir dünya aynasıdır, şimdi paralel bir düş görünüşü arayan ve bunu şiirde dile getiren başlangıçsal melodidir.
"Var olan her şey haklıdır ve haksızdır ve ikisinde de eşit ölçüde haklı kılınmıştır."
Budur senin dünyan! Buna denir bir dünya!
Aslında müziğin dramayla ilişkisi tam tersine bir ilişkidir: müzik dünyanın asıl *idesidir, drama yalnızca bu idenin bir yansıması, onun tek başına duran bir gölgesidir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Die Geburt Der Tragödie
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
154
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059681766
Kitabın türü:
Dil:
Almanca
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karbon Kitaplar
Baskılar:
Tragedyanın Doğuşu
Tragedyanın Doğuşu
Tragedyanın Doğuşu
Die Geburt Der Tragödie
Tragedya
ir werden viel für die aesthetische Wissenschaft gewonnen haben, wenn wir nicht nur zur logischen Einsicht, sondern zur unmittelbaren Sicherheit der Anschauung gekommen sind, dass die Fortentwickelung der Kunst an die Duplicität des Apollini- schen und des Dionysischen gebunden ist: in ähnlicher Weise, wie die Generation von der Zweiheit der Geschlechter, bei fort- währendem Kampfe und nur periodisch eintretender Versöhnung, abhängt.

Kitabı okuyanlar 546 okur

  • Gülcan Çak

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0.8 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0