Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal KökenleriBarrington Moore

·
Okunma
·
Beğeni
·
412
Gösterim
Adı:
Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
707
ISBN:
9789755333847
Orijinal adı:
Social Origins of Dictatorship and Democracy: Lord and Peasant in the Making of the Modern World
Çeviri:
Şirin Tekeli
Yayınevi:
İmge Kitabevi
Toplumbilimlerinde günümüzde saygın bir duruma gelen "tarihsel sosyoloji" ekolünün ilk kalıcı örneklerinden birini veren Barrington Moore'un Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri yapıtı bir "toplum bilimi klasiği" sayılmaktadır.

Moore bu yapıtında, çağdaşlaşmaya varan üç yolu incelemektedir. İngiliz Püriten Devrimi, Fransız Devrimi, Amerikan İç Savaşı ile "burjuva devrimi"nin oluşturduğu, kökeninde ve özünde şiddetin yattığı birinci yolun, "demokratik kapitalizm" sonucuna ulaştığını ileri sürmektedir.

Çağdaşlaşmaya varan bir başka yolun, "köklü devrimi" ile gerçekleştirilen komünist diktatörlük olduğunu Çin örneğinde göstererek, bu yolun feodal güçleri temizlediği ölçüde ileride özgür topluma varabilecek kapıları açtığı görüşündedir.
İçindekiler kısaca şöyle: KAPİTALİST DEMOKRASİNİN DEVRİME DAYANAN KÖKLERİ (İngiltere, Fransa ve ABD örnekleri); ASYA'DA ÇAĞDAŞ DÜNYAYA GEÇİŞİN ÜÇ YOLU (Çin, Japonya ve Hindistan örnekleri); KURAMSAL UZANTILAR VE PROJEKSİYONLAR (Çağdaş topluma demokratik geçiş yolu; tepeden inme devrim ve faşizm; köylüler ve devrim)
Mülkleri varla yok arası denecek kadar küçük olanlar, savunmaya kalkmalarını gerektirecek kadar büyük mülkiyet hakları olmadığından tarihe geçemezler..
On yedinci ve on sekizinci yüzyıllar Fransa toplumu, bize bazı bilim adamlarının tipik olarak Batılı, bazılarının tipik olarak Doğulu saydıkları, birbirleriyle çatışan özellikleri olan feodalizmin, burjuvazinin ve bürokrasinin ilginç bir karışımını sunar.
Toprağı, gittikçe daha fazla satabilen, iyiye de kötüye de kullanabilen bir nesne, yani tek bir sözcükle belirtecek olursak, cağımızın kapitalistinin "özel mülkiyet"ine benzer bir şey olarak görmeye başladılar.
Çağdaş bir tarihçinin dediği gibi, aristoratik düzen (İç savaş sonrasında da) ayakta kaldı, ama bunu yeni bir biçim olarak yapabildi; artık aristokrasinin temeli soya değil paraya dayanıyordu.
Kapitalist toplumun açıklanan ilkesi, kişilerin zenginliklerini artırma yolunda özel mülkiyeti hiçbir kısıtlamaya bağlı olmaksızın kullanmaları, pazar düzeneği aracılığıyla, istikrarlı bir biçimde, mutlaka tüm toplumun zenginliğinin ve mutluluğunun artmasına yol açacağı düşüncesiydi.
Adam Smith'ten çok önce, kırsal bölgelerde yaşayan bazı gruplar, insanın öz çıkarını kollamasını ve ekonomik özgürlüğünü, insan toplumunun dayandığı doğal temel olarak görmeye başladılar. Ekonomik bireyselciliğin esas olarak burjuvazi arasında doğduğu yolundaki yaygın kanıyı irdelerken, İç savaş öncesi dönemde "Çitleme" eylemine girişen toprak beylerinin, bu tür yıkıcı öğretilerinin gelişmesine en azından burjuvazi kadar elverişli bir ortam hazırladıklarını göz ardı etmemek gerekir.
Belirli bir ülkenin tarihini anlamaya çalışırken, karşılaştırmalı bir bakış açısı
benimsemek, çok yararlı ve bazen de yepyeni sorular sormaya yolaçabilir. Böyle bir ·
yaklaşımın başka yararları da vardır. Karşılaştırmalar, kabul edilmiş tarihsel
açıklamaların geçersizliğinin ilk ipuçlarını verebilir. Aynı zamanda, karşılaştırmalı
yaklaşım, bizi yeni tarihsel genellemelere götürebilir. Aslında bu yaklaşımlar belli bir
düşünsel sürecin parçalarıdır ve bu tür bir çalışmanın, birbirinden kopuk, ilginÇ bazı
olayları biraraya getirmenin ötesine gitmesini sağlar. Örneğin, Hindistan köylülerinin
ondokuzuncu ve yirminci yüzyıllar boyunca en az Çinli köylüler kadar maddi sıkıntı
içinde yaşadıkları halde, kapsamlı bir devrimci eyleme yönelemeyişlerini görmek insanı,
bu iki toplumda olup bitene getirilen geleneksel açıklamalara kuşkuyla bakmaya
yöneltir ve genel bazı nedenler bulma umuduyla; başka toplumlardaki köylü
ayaklanmalarını hazırlayan etmenleri yakalayabilmek için uyanık olmaya iter. Ya da
ondokuzuncu yüzyıl ile yirminci yüzyıl başı Almanya'sında tarım ve endüstri elitleri arasında kurulan ittifakın, o çok tartışılmış "demir ile çavdarın evliliği"nin demokrasi
üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurduğunu öğrendikten sonra insanın, demir ile pamuk
arasında kurulan benzeri bir evliliğin ABD'de İç Savaş'ın patlamasını neden
önleyemediğini sorası gelir; ve böylece, çağdaş batı demokrasisinin kurulmasına
elverişli ve elverişsiz ittifakların belirlenmesi yolunda ileri bir adım atılmış olur.
Ancak, karşılaştırmalı çözümlemelerin belirli örnekler üzerinde ayrıntılı incelemeler
yürütmenin yerini tutamayacağı da açıktır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
707
ISBN:
9789755333847
Orijinal adı:
Social Origins of Dictatorship and Democracy: Lord and Peasant in the Making of the Modern World
Çeviri:
Şirin Tekeli
Yayınevi:
İmge Kitabevi
Toplumbilimlerinde günümüzde saygın bir duruma gelen "tarihsel sosyoloji" ekolünün ilk kalıcı örneklerinden birini veren Barrington Moore'un Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri yapıtı bir "toplum bilimi klasiği" sayılmaktadır.

Moore bu yapıtında, çağdaşlaşmaya varan üç yolu incelemektedir. İngiliz Püriten Devrimi, Fransız Devrimi, Amerikan İç Savaşı ile "burjuva devrimi"nin oluşturduğu, kökeninde ve özünde şiddetin yattığı birinci yolun, "demokratik kapitalizm" sonucuna ulaştığını ileri sürmektedir.

Çağdaşlaşmaya varan bir başka yolun, "köklü devrimi" ile gerçekleştirilen komünist diktatörlük olduğunu Çin örneğinde göstererek, bu yolun feodal güçleri temizlediği ölçüde ileride özgür topluma varabilecek kapıları açtığı görüşündedir.

Kitabı okuyanlar 8 okur

  • Anıl Saçan
  • Engin Yağmur
  • Erim Asya
  • Hüseyin
  • Gökçe
  • Kerem Bilici
  • Hicabi Kaynak
  • Doğukan Y.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20 (1)
9
%40 (2)
8
%20 (1)
7
%20 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0