Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal KökenleriBarrington Moore

·
Okunma
·
Beğeni
·
480
Gösterim
Adı:
Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
707
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755333847
Orijinal adı:
Social Origins of Dictatorship and Democracy: Lord and Peasant in the Making of the Modern World
Çeviri:
Şirin Tekeli
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Kitabevi
Toplumbilimlerinde günümüzde saygın bir duruma gelen "tarihsel sosyoloji" ekolünün ilk kalıcı örneklerinden birini veren Barrington Moore'un Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri yapıtı bir "toplum bilimi klasiği" sayılmaktadır.

Moore bu yapıtında, çağdaşlaşmaya varan üç yolu incelemektedir. İngiliz Püriten Devrimi, Fransız Devrimi, Amerikan İç Savaşı ile "burjuva devrimi"nin oluşturduğu, kökeninde ve özünde şiddetin yattığı birinci yolun, "demokratik kapitalizm" sonucuna ulaştığını ileri sürmektedir.

Çağdaşlaşmaya varan bir başka yolun, "köklü devrimi" ile gerçekleştirilen komünist diktatörlük olduğunu Çin örneğinde göstererek, bu yolun feodal güçleri temizlediği ölçüde ileride özgür topluma varabilecek kapıları açtığı görüşündedir.
-Neden okumalı
-Nasıl okumalı

Kitabın kapağını kapattım. kitaba dair hislerim, alışılmış öğretileri kazıya kazıya yonttuğu, bildik durum ve olgularımı yeniden yeniye kıracağı, dillere destan yüzyılımızın sözde bilge Avrupa'sını, elini her durumda rahatça kirleten makyavelist ABD'yi, bulanımsal ideolojilerin ithal-uyarlanmış Asya'sını çarpa çarpa anlattığıdır.
Aramızda yaşça genç okurlar ve konuya meyil'i az olan okur arkadaşlar için yer yer indirgemeci dil ile incelemeye çalışacağım. sürçü lisan hali affola.

Tarihsel süreç içinde icatların nasıl ortaya çıktığına verilecek en net yanıt ''İhtiyaç''dır. bir nevi bilimin insan ihtiyacına gebe olduğudur. Psikoloji-Siyaset-Felsefe-Sosyoloji ve Hukukta bundan mütevellit ihtiyaçlar hiyerarşisinde vazgeçilmezlerdir.
İhtiyaçlar hiyerarşisinin istisnası ise ''Hak''dır. doğum ile eş zamanlı kazandığımız haklar ( yaşama hakkı-maddi ve manevi bütünlük-din ve vicdan özgürlüğü-düşünce özgürlüğü-masumiyet karinesi ) gibi haklar gündelik ihtiyaçlardan bağımsızdır. lakin, insan haklarının ve insan onurunun kutsiyet tanımadan yasalarla alaşağı edildiği bir dünya ile geldik bu yüzyıla, bu buhrana, deyim yerindeyse bizler doğmuş olmanın sakıncası ile varız.
Böylesi bir sitem niçin?? diyorsanız, buyrun devam edelim.

Bilindik demokrasinin kuruluşu Atina'ya (M.Ö 5 yüzyıla) kadar uzanır. kurumsal bir hal alması ise (Magna Carta 1215) belgesine rastlar. Bandı ileriye doğru sardığımızda kazanılmış demokratik haklarımızın, sakin, ağır, barışçı, eşitlikçi, bir süreç yerine , alışılmış öğretilerin aksine, şiddetin, baskının, zorluğun ve büyük acıların sonucu uzun bir zaman dilimine yayılmış olduğu gerçeği ile karşılaşırız. Demokrasi'yi övmekten başka bir şey yapmayanların, onun bazı olumsuz sonuçlarını gözden kaçırdığını görmüş oluruz. Bu olumsuzlukların kökeninde Avrupa demokrasisinin bir ticarethane gibi işlediği gerçeği yatar. nasıl mı??

1400'lü yıllar İngiltere'si, soyluların, lordların, baronların, toprak sahibi yukarı sınıfların, köylülerin topraklarını satın almak, işletmek adına yol açtığı felaketlerin, yasalarca çağdaşlaşma dürtüsü diye lanse edildiği meşhur İngiliz demokrasisinin kirlenmeye başladığı ilk yıllar. Toprağı siyasi bir takım hak ve görevlerin temeli olarak gören ortaçağ anlayışından, onu gelir getiren bir yatırım aracı olarak gören çağdaş anlayışa geçişin, ticarileşmenin yılları. Tarımın ticarileşmesi ise yasa tanımaz bir tiranın yerini, (senyörlerin, lordların, toprak sahiplerinin) maddi kaynaklardan kar sağlayarak onu işleten, dönüştüren bir iş adamına benzeyen, toprak beylerine dönüştürecek. Böylece toprak beyleri ve İngiliz parlamentosu yasal olarak köylülüğü yıkan kurum olacaktı.
Fransa'da durum bu kadar vahim değil doğrusu, İngiltere'de köylüyü nasıl bağımlı kılabiliriz sorusunun aksine, Fransa'da köylüden ne kadar çok çalabiliriz mantığı toprak beyleri arasında daha yaygındı. Fransız parlamentosunda toprak beyleri sönük bir işlev görüyordu hatta 16 yüzyıl Fransa'sında yargı yetkisi dahil bütün yetkiler kralın kurduğu parlamentoda taaki, burjuvazi gücü ele geçirene kadar, akabinde köylü ayaklanmaları 1639-1662-1670-1674-1675 (sayfa 104). Kral ile soylular arasında orta yol parlamento ve yasalar olurken elbette kaybeden yine köylüler olacaktı. Fransız devrimi sonrasını konuşmaya başlarsak insanlık dramına eşdeğer olan bu dönemi, yine Fransız sokaklarıyla resmetmiş oluruz. onu başka bir zamana bırakalım değerli okurlar. şimdi ABD'yi masaya yatırma vakti.

-1 ocak 1863 (Azatlık İlanı)
özgür bırakılan köleler, Birleşik Devletler üzerinde herhangi bir yetkilerini kullanamayacağı yörelerde azat ediliyordu.

-2 temmuz 1776 ABD Bağımsızlık Bildirgesi
tüm insanlar eşit yaratıldı.
iç savaş sonrası Abd birliğinin ortak bildirgesi İnsan Hakları olurken, son kapitalist devrim sürecinde köleler nerede-nasıl azat edilmeli çekişmesine dönüşecekti. Aslına bakarsak pek fazla söze gerek yok Abd'nin tarih sahnesine çıktığı andan bu güne devlet düzeyinde işlediği politikalar bağımsızlık bildirgesinin bütün maddelerine fiilen aykırıdır.Uluslararası Hukuka girmiyorum dahi savaş hukukunun yahut meşru müdaafanın yasal gördüğü ölümler harici tam bir fiyaskodur.

-Neden okunmalı
Avrupa Avrupa Avrupa, bilimi rasyonel temeller üzerinde yeniden dirilten Avrupa'ya bir de bu göz ile bakmak gerekir. yasal ve meşru kurumların kendi insanına dahi sömürge dağıttığı bir Avrupa, ithal ideolojileri ve baskı ile zehirlediği bir Çin-Japonya-Hindistan, ile tanışmak adına okunmalı bu eser istatistiklerle, verilerle destekli bomba gibi bir eser. insanlık anıtında cürmün kadar yerin var dercesine yazılmış köylü soykırımı ve sonrası oluşan işsiz kentliyi tarihsel olarak çarpa çarpa anlatmıştır yazar.

-Nasıl okunmalı
var olan paradigmalarla okunmalı ve okurun aklında Alternatif bir paradigma, alternatif bir arayış ile tarihsel süreç şekillenecektir. kurumsal yapılarımıza kültürü enjekte ettiğimizde dönüp dolaşacağımız yer aynı olacaktır. peki ne yapmalı? tarihsel Avrupa sürecini ve demokrasi soykırımını zihnimize kazımalı, kendi tarihimizi aynı titizlik ile okuyup kıyaslamaya tabi tutmalıyız.

sonsöz : SİYASET HİÇBİR ZAMAN TUTARLILIK KAYGISI TAŞIMAZ, DURUM VE ŞARTLARA GÖRE DİZAYN EDİLİR. TUTARLILIK KAYGISI TAŞIYAN İSE HUKUK'TUR ONU DA DURUM VE ŞARTLARA UYARLAMADIĞIN SÜRECE.
saygılar:)
İçindekiler kısaca şöyle: KAPİTALİST DEMOKRASİNİN DEVRİME DAYANAN KÖKLERİ (İngiltere, Fransa ve ABD örnekleri); ASYA'DA ÇAĞDAŞ DÜNYAYA GEÇİŞİN ÜÇ YOLU (Çin, Japonya ve Hindistan örnekleri); KURAMSAL UZANTILAR VE PROJEKSİYONLAR (Çağdaş topluma demokratik geçiş yolu; tepeden inme devrim ve faşizm; köylüler ve devrim)
Batı dünyasının yaşadığı politik dönüşümün iktisadi ve sosyolojik kökenlerini son derece başarılı biçimde tahlil etmiştir. Batı'nın modern/yakın tarihini doğru algılamak isteyenler için ilk uğranılması gereken eser.
Bir değerler sistemini sürdürebilmek ve aktarabilmek için insanlar yumruklanır, itilir kakılır, tutukevine yollanır, toplama kamplarına atılır, kandırılır, rüşvetle satın alınır, kahraman yapılır, gazete okumaya özendirilir, bir duvar dibine dikiltilip kurşunlanır, hatta bazen onlara sosyoloji öğretilir.
Mülkleri varla yok arası denecek kadar küçük olanlar, savunmaya kalkmalarını gerektirecek kadar büyük mülkiyet hakları olmadığından tarihe geçemezler..
On yedinci ve on sekizinci yüzyıllar Fransa toplumu, bize bazı bilim adamlarının tipik olarak Batılı, bazılarının tipik olarak Doğulu saydıkları, birbirleriyle çatışan özellikleri olan feodalizmin, burjuvazinin ve bürokrasinin ilginç bir karışımını sunar.
Faşist dünya görüşü, hiyerarşi, disiplin ve boyun eğmenin kaçınılmazlığını vurgulamakla kalmadı, aynı zamanda başlı başına birer 'değer' olduğunu öne sürdü.
Toprağı, gittikçe daha fazla satabilen, iyiye de kötüye de kullanabilen bir nesne, yani tek bir sözcükle belirtecek olursak, cağımızın kapitalistinin "özel mülkiyet"ine benzer bir şey olarak görmeye başladılar.
Kapitalist toplumun açıklanan ilkesi, kişilerin zenginliklerini artırma yolunda özel mülkiyeti hiçbir kısıtlamaya bağlı olmaksızın kullanmaları, pazar düzeneği aracılığıyla, istikrarlı bir biçimde, mutlaka tüm toplumun zenginliğinin ve mutluluğunun artmasına yol açacağı düşüncesiydi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
707
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755333847
Orijinal adı:
Social Origins of Dictatorship and Democracy: Lord and Peasant in the Making of the Modern World
Çeviri:
Şirin Tekeli
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Kitabevi
Toplumbilimlerinde günümüzde saygın bir duruma gelen "tarihsel sosyoloji" ekolünün ilk kalıcı örneklerinden birini veren Barrington Moore'un Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri yapıtı bir "toplum bilimi klasiği" sayılmaktadır.

Moore bu yapıtında, çağdaşlaşmaya varan üç yolu incelemektedir. İngiliz Püriten Devrimi, Fransız Devrimi, Amerikan İç Savaşı ile "burjuva devrimi"nin oluşturduğu, kökeninde ve özünde şiddetin yattığı birinci yolun, "demokratik kapitalizm" sonucuna ulaştığını ileri sürmektedir.

Çağdaşlaşmaya varan bir başka yolun, "köklü devrimi" ile gerçekleştirilen komünist diktatörlük olduğunu Çin örneğinde göstererek, bu yolun feodal güçleri temizlediği ölçüde ileride özgür topluma varabilecek kapıları açtığı görüşündedir.

Kitabı okuyanlar 16 okur

  • Esen Beste Güzel
  • Bilgehan Arifoğlu
  • Tolga Karaca
  • brvnbll
  • Selami Demir
  • Ahmet Turan AKGÜNEŞ
  • İlkay Şal
  • Gökhan
  • Anıl Saçan
  • Engin Yağmur

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (4)
9
%25 (2)
8
%12.5 (1)
7
%12.5 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0