Dine Karşı Din / Anne Baba Biz Suçluyuz

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.306
Gösterim
Adı:
Dine Karşı Din / Anne Baba Biz Suçluyuz
Baskı tarihi:
Şubat 2009
Sayfa sayısı:
327
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756004678
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Fecr Yayınları
Dine Karşı Din
Bi ufade kimilerine tuhaf ve müphem gelebilir. Zira biz şimdiye kadar dinin sürekli küfrün karşısında yer aldığını ve tarih boyunca savaşın din ile dinsizlik arasında meydana geldiğini sanırdık. Bu nedenle "dine karşı din" ifadesi ilginç, müphem, şaşırtıcı ve kabul edilemez gelebilir. Oysa ben son zamanlarda şunu fark ettim: bu tasavvurun aksine tarih boyunca, her zaman din, dine karşı savaşmıştır. Ve hiç bir zaman bugün anladığımız şekliyle din, dinsilikle savaşmamıştır.
Merhaba, ben her gün yanınızda taşıdığınız ve her şeyi benle aldığınız bir kağıt parçasıyım. Bensiz mutlu olamazsınız. İnsanların kalplerini sevgiyle değil aslında benle satın alırsınız. Yakında hava güncellemem gelince hava da ben olmadan solunamayacak. Patronlar ve çoğu kişi aslında Allah'tan çok beni sever. Ben para tanrısıyım.

Merhaba, ben her gün televizyonunuzda gördüğünüz ve her muhabbette beni konuşmadan edemediğiniz bir gücüm. Bensiz muhabbetlerinizin bir dayanağı olmaz. Her başarısızlığınıza kader demeyi benim sayemde öğrendiniz. Sizi hayvan çiftliğinin içerisine atanın ta kendisiyim. Ben iktidar tanrısıyım.

Merhaba, ben her gün aslında içinizde hissettiğiniz ve kimle konuşursanız konuşun fark etmeseniz bile cümlelerinizi kaplayan duyguyum. Bensiz muhabbetlerinizin bir önemi olmaz. Beni kullanmadığınız sürece cümleleriniz bu alemde hiçbir anlam ifade etmez. Ben kibir tanrısıyım.

Merhaba, ben her gün ağzınızdan çıkan sözün geri dönmediği şu hayatta en önemli kozunuzum. Tüm tartışmaları aslında benimle kazanırsınız. Kitap okuyan insan bana sahip olamazmış derler, e zaten ben de kitap okumayan insanların beyinlerine yerleşirim kolayca. Ben öfke tanrısıyım.

Merhaba, bizler de Zeus, Hades, Gaya, Kratos, Hera, Poseidon, Ares ve diğer tanrılarız. Yukarıda adı geçen tanrılar yüzünden artık biz bu dünyada işsiziz ve sadece kitapları süslemekle meşgulüz.

Sayısızca çok tanrılı bir hayatta tek tanrıya inanabilmek ne kadar da zordu. Ali Şeriati ise uzattı yardım elini bana. Zehraca adında, kendisine, tavsiyelerine ve okumalarına çok değer verdiğim bir okur önerdi bu kitabı bana. Ne kadar tek tanrıdan uzaklaşıp dünyevi zevklere, şirke ve içteki hayati, kalıcı amacı arama duygumuzdan uzaklaşmaya yöneliyorsak bir bakıma kendimizden de uzaklaşıyorduk. Ali Şeriati, Dine Karşı Din derken aslında her zaman süregelen ve zamandan bağımsız olan kalıcı dine karşı çıkmış her türlü şirki, oluşumu ve saldırıyı da bir din olarak değerlendiriyordu. Çünkü dinin para, iktidar, öfke ve bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün diğer düşmanları Allah'ın karşısında gün geçtikçe sayılarını artırıyorlardı.

Annemiz ve babamız çoğu kişi için bizim bugünlere gelmemizi sağlayan hayatımızın en değerli kişileriydi. Ama onları da eleştirme hakkımız tabii ki de vardı. Kitap okumamalarıyla, bir yaratıcının var olduğu söylenip de inandıkları tek kitap olan Kur'an'ı gün içerisinde 5 dk bile olsun okumamalarıyla, altta paylaştığım alıntıdaki gibi Allah'la konuştukları kelimeleri bugüne kadar hiç sorgulamayıp dualarını okumaya devam etmeleriyle, geçinip gitmek minvali üzerine hayatlarını tamamlamak için aldıkları kararlarıyla seviyoruz onları. İşte Şeriati de tam da bu sevgimizden dolayı onları önemsediğimiz için onların dediği şeyleri yine kendilerinin anlamasını istiyor, çocuklarının da böyle bilinçli, taklit değil tahkik inanç doğrultusunda bir aile eğitiminden geçmelerini istiyor, namazda yaptıkları hareketlerin anlamlarının kendileri tarafından bilinmesini istiyor ve bu çağda yaşça olan farkın hiçbir öneminin kalmayıp bu farklılığın beyinsel ve ruhsal olgunluğa bağlı olduğunu anlatıyor.

Kitaptan en sevdiğim alıntı ise :
"Anne, baba! Senin namazın sürekli tekrarlanan bir tür sportif hareketlere benziyor. Hiçbir ahlaki etkisi, ameli düzeltme ve sağlıklı bir neticesi olmayan bir şey! Sabah, öğlen, akşam hep aynı şeyi yapıyorsun, ancak ne yaptığın hareketlerin ve okuduğun şeylerin anlamını biliyorsun ne de namazın esas felsefesinden, hikmet ve hedefinden haberin var.
...Sen diyorsun ki namaz kılmak Allah'la konuşmaktır. Düşün şimdi, bir kimse muhatabıyla konuşuyor ancak kendisi ne konuştuğunu anlamıyor. Bu nasıl bir şey?"
"Şirkin tevhit karşısında bu kadar güçlü bir biçimde durması da dinin yine dinsizlikle değil, dinle savaştığını gösteren bir emaredir." kitabı özetleyen en iyi cümle diyebilirim buna.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.373 Oy)19.145 beğeni43.650 okunma3.025 alıntı184.053 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.596 Oy)8.877 beğeni28.882 okunma844 alıntı140.429 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.329 Oy)9.292 beğeni25.804 okunma1.849 alıntı119.527 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.508 Oy)7.920 beğeni21.493 okunma4.037 alıntı130.232 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.054 Oy)6.406 beğeni16.917 okunma2.947 alıntı86.528 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.495 Oy)8.087 beğeni22.934 okunma846 alıntı90.424 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.449 Oy)3.945 beğeni13.047 okunma1.250 alıntı53.379 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.934 Oy)8.896 beğeni26.460 okunma2.695 alıntı115.504 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.610 Oy)9.113 beğeni25.493 okunma1.542 alıntı127.621 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.766 Oy)13.485 beğeni34.731 okunma3.475 alıntı146.921 gösterim
***Bu kısım Anne Baba Biz Suçluyuz yani ikinci kısmın incelemesini içerir. Birinci kısım ise altta kaldı....Ayrı ayrı olmadıkları için mecburen bu şekilde yazdım****
--------------------------
Ali şeriati kitabın bu ikinci kısmında da (Anne Baba Biz Suçluyuz) aynı birinci kısımda olduğu gibi yine okuyucuyu sarsmaya devam edip, düşünmesini, sorgulamasını istiyor. Geleneksel dini toplumların yapısını genel çizgilerle çizdikten sonra "biz, bunları bilmenin yanında eğer bu çağın ilerlemesini de bilsek ve iyi bir eğitim de alsak, o geleneksel dini kültür temsilcilerinin gözünde bir hiçiz..." diyerek bir durum tespiti yapıyor.

Çünkü düşüncelerimizi o tarikat, parti ya da cemaat dışında bir şekilde söylemeye kalktığımızda bu yerleşik yapının tepkisiyle karşılaşabilir ve onlar gibi düşünmediğimiz için bizi yargılarlar ve hatta daha da ileriye gider, onları yıkmakla kurdurulduğumuz ve düşündüğümüzü bile söylerler diyerek geleneksel dini inanç kısmında yapılan bazı davranışları eleştirmeye devam ediyor.

Ama eleştirirken de, yakmadan, yıkmadan, öldürmeden yaparak toplumu bilinçlendirmeyi sağlıyor...

O geleneksel yapının dışında kalıp bu doğrultuda bir eser vermeye başladığında bile seni susturmaya, yok etmeye, eleştirmeye ve hatta daha da ileri giderek seni sapıklıkla bile suçlama noktasına kadar işi götürürler diyor.

Hatta gün gelir geleneksel yapı haricinde olan aydın, ilerici, Batı kültürüyle yetişmiş çevreler bile seni bu sefer 'geleneksel yapı içinde kalmış' bir kişilik olarak dışlarlar. Bu tespitlerle Şeriati hem dini hem de diğer kesimlerin tepkisini aldığını ve iki taraftan da eleştirildiğini örneklerle açıklıyor.

Yani "ne İsa'ya ne Musa'ya yaranamadım" diyor.

Kendi toplumunda kendisine yabancılaşmış kesimlere sert itirazlarda bulunurken, kendisinin başka bir yerden gelmediğini, bu topraklarda doğduğu, burada yaşadığını;
ilkokuldan yüksek öğretime kadar öğretimin çeşitli kademelerinde yer aldığını toplumun tüm kesimleriyle temas ettiğini ve öyle hariçten gazel okumadığını konferanstaki dinleyicilere anlatıyor.

Şeriati içinde yaşadığı toplumla birlikte Batı toplumunu da eleştiriyor. Ve kendini anlatırken öğrenci-öğretmen gibi olmaya çalıştığını ve 'zengin müritlerim yok'
ve ne de böyle bir şeyim peşindeyim' diyerek de kendisine gelen eleştirilere set çekmiş oluyor.

Kitap, yazarın konferanslarından oluşan sohbetler olduğu için bazı yerlerde tekrara düşse de her sayfasını okumak ayrı birer keyif ve yeni bilgi öğrenmeye yeni ufuklara doğru yelken açmaya yönelik bilgiler içeriyor.

Şeriati kimseye yaranmaya niyeti olmadığını ve bu amaca yönelik de hiçbir çalışmasını olmadığını ve olmayacağını; ayrıca yeni nesile yaranmak için de geleneksel yapı içindekiler tarafından reddedilip dışlanacağını bile bile düşünüyorum, yazıyorum deme cesaretini gösterebiliyor.


İran'da kadın erkek ilişkileri ve çocukların eğitimi konusunda var olan durumu ortaya koyup, geleneksel anlayışın çarpıklığını sergiledikten sonra -bunu örneklerle açıkladıktan sonra-, olması gerekenleri de açıklamaya çalışıyor.

Toplumda yaşlısından okumuşuna kadar geniş bir kesimin, gençlere karşı bir önyargıda bulunduğunu, bu gençlere söz vermemek ya da sözlerini duymamak geleceğin toplumunu oluşturmada bir takım eksikliklerin çıkmasına sebebiyet verecek kadar önemli bir durum diyor şeriati. Kısaca gençlerin önünü açın ve bırakın özgür düşünsünler diyor.

Kendisi Şii olmakla birlikte, Şii içindeki yanlışları, saplantıları, hataları söylemekten de çekinmiyor ve hatta daha da ileri giderek Şii düşüncenin insanın kafası içine doldurduğu ağır ve sapkın bilgiyi-sünniler aleyhine- sert biçimde eleştirmekte de kaçınmıyor.

Ali Şeriati Anne Baba Biz Suçluyuz adlı kitabıyla (ya da bölümle), bazen çok ağır gelebilecek eleştiriler de getiriyor. Ama okurken okuyucuyu dinlendirmiyor, aksine dinlenmemesi ve tepki göstermesi için uyarıyor. Bazı yerlerde o uyarının dozajı da fazla. Hatta çoğu kişi 'ne oluyor', 'nasıl yani', 'bu adam zındık mı', 'bu kadarı da fazla' gibi düşüncelere insanı sevk edecek kadar sert cümlelere sahip. Geleneksel dini inanış ile Batı dünyası inanışını olduğu gibi kabullenmenin topluma büyük zararlar verdiğini ağır bir şekilde eleştirerek dile getiriyor.

Anlattığı konular hepimizin günlük hayatında gördüğü, duyduğu ve/veya yaptığımız şeyler. Bunlar üzerinden hareketle durum tahlili yapıyor.

Kavramların zaman içinde veya insanların kendilerinin o kavramların içini kendilerine göre nasıl boşalttığını ve istediği gibi doldurduğunu anlatırken, hedef tahtasına da Anne-Babayı koyuyor.

O yüzden ilk defa Ali şeriati okuyacak kişiler garipseyecek, şaşıracak ve hatta ya bu dinden çıkmış (bunun da kararını hangi kurum veriyorsa:<) diyerek kitabı okumayı bırakabilirler.
Ama biraz düşününce çevremize baktıkça, yazılara, uygulamalara baktıkça ve aradaki farkı gördükçe o zaman Şeriati'nin anlatımını daha kolay anlaşılabilir.

Şeriati, şikayetini insan olarak, Müslüman olarak, İranlı olarak ve Şii olarak bildiriyor. Belki bizlerin anlatamadığı veya söyleyemediği şeyleri bize anlatmaya çalışıyor. Bunun sonucu olarak toplumsal bilincin artmasını istiyor.

Din adına yapılan ve sanki dinde varmış gibi söylenen sözler yüzünden zulme uğramış insanların sesi olmaya çalışıyor.
Şeriati'nin niçin bu kadar sert söyleme sahip olduğunu verdiği örnekler anlatıyor. Din içine sokulan hurafeler, hurafelerden oluşturulan bir din ve bunun için yapılan savaşlar ve bunlara inanan milyonlar.

Şeriati erkek çocuk, kız çocuk ve kendisi olarak ona öğretilen, sunulan ve yapması istenenleri sorguluyor. Şeriati çoğu kez soru cevap şeklinde anlatıyor zaten. Konferans olduğu için dinleyicilerin daha iyi anlaması için kafalarında anlatılan olayların daha iyi netleşmesi için bu yöntemle ilerliyor. İyi ki de bu şekilde olmuş. Yoksa akademik düzeyde anlatım olsaydı
çoğu kişi yine anlamayabilirdi.

İnsanları sorgulamaya, düşünmeye, araştırmaya çağırıyor. Bunların neresi doğru ve yanlış bunu hep beraber öğrenelim diyerek sorumluluğu herkese yaymış oluyor.

Bir kız ve erkek çocuğun Anne-Babasıyla yaşadığı derin dini, fikir ayrılıklarını bazen kızın, bazen erkeğin ağzından okuyup, o sorgulamaları, o haykırışları, o isyanları göreceğiz. Bir türlü dinmek bilmeyen o düşünce açlığına çare olamamalarını okuyacağız. Öyle uçurum varki, okurken çoğu yerde hak vermemek elde değil, konuşan yüreklere.

Şeriati herşeyden bahsediyor. İmamet, halifelik, şiilik, tevhid, Osman, Ali, Hac, Namaz, İbadet, Eğitim, Kerbela, Emevi, Muaviye vs.vs...

Okudukça irkilip, irkildikçe daha da okuma isteği uyandırıyor. Ne müthiş cümleler, ne basit anlatım ne yüksek duygular irkilmemek elde değil. Şia, Şiilik, Ebuzer, hak, hukuk, adalet anlatımı. Birilerin niçin hoşuna gitmediği daha da aşikar oldu. Çünkü geleneksel ya da klasik bir islam anlayışını reddediyor ve hatta yıkmaya çalışıyor.

Sizleri uyutan ve hatta insanlığı da uyutan bu sizin ve sizlere inandırılan din anlayışınız "yanlış, uyuşturucudur" diyor.
Bizim saltanatınız devam etsin de ne olursa olsun düşüncesine kılıç çekiyor. Kitabın içinden notlar çıkardıkça, çıkartılan notlar bir kitap oldu.

Ali Şeriati'yi niçin birilerinin sevmediği açık ortada. Birilerin bam teline dokunuyor. Ortadan konuşuyor. O, bu, şu ne der demiyor. Bize yani insanlığa sesleniyor.

Bazı kavramları anlatmaya çalışıyor ama anlattıkça onların sadece isimlerin kaldığını ama içlerin boşaldığını da söylüyor.
Ve Ebuzer. Ebuzer'den bahsediyor. Komşusu ya da akrabası ya da dindaşı yoksulken birilerinin 'mal yağmasına karşı çıkıyor, yoksulluğun sebebini anlatmaya çalışıyor.

Ebuzer'den bahseder. Bahsettikçe bir coşku gelir Şeriati'ye. O gelen coşkuyla daha da coşar ve Osman'a karşı çıkar.

Bazı yerlerde şaşıracaksınız, itiraz edeceksiniz ve hatta kabul etmeyeceğiniz durumlar da olabilir. O da sizin görüşünüz. Aynı şekilde bu kitabın bu yazarın kendi görüşü olduğu gibi sizinde
kendinize ait görüşünüz olabilir. Ama niyet önemli. Ne demek istediği önemli değil mi?

Örneğin, 123.sayfada 'Kur'an ilk emri "oku" olan o ilahi mesajın, kitabın, kalemin, eğitimin ve öğretimin söz konusu olmadığı bedevi kabileci bir toplumda kabul görüp, herkesin öğrenmek için çaba harcadığı bir yerden şimdi ise kitaptan, eğitimden, kaçar hale geldik. Kitap okuyanın suçlu, kitap okumayanın alim sayıldığı günlere geldik.

Kitabın tamamı alıntı yapılabilecek nitelikte değerlidir. O kadar muhteşem yazmış ki Şeriati, hani şunu okuyup geçeyim diyeceğiniz kısım yok gibi. Her sayfası anlamlı, her
sayfası derin, her sayfası düşüncelere daldırır nitelikte.

Örneğin kutsal kitap Kur'an. Günümüzde de hala açıp okumak yerine yüksek bir yere asıp okunmaması sağlanmadı mı?. O orda. Peki niye okumuyorsun? İçsel anlamlar çok var anlayamam. Peki hiç anlayacak bir yanı da mı yok,
Ama Fatiha var mesela sürekli okuduğun, Yasin Süresi var hani sürekli ölülerin arkasından okuduğun. Peki, onları anlamaya çalış. Mesela, niçin Yasin Süresi ölülerin arkasından okunur?
Biri anlatabilir mi? Bu ölüler için gelen bir süre mi? Peki ölüler için gelmişse - ki yok öyle birşey- diriler niçin ölüler arkasından okuyor? Demek ki diriler için gelmiş olmuyor mu?
Ya da mezarlıklarda bununla günah mı çıkartılıyor? Hiç bunları düşündük mü? Sorguladık mı? Araştırdık mı? Yoksa 'dedelerimizden böyle gelmiş, eski köye yeni adet mi çıkartılıyor'. diyorsun. Ama kimsenin yeni birşey yeni adet yeni düşünce yeni sav söylediği yok ki. Niçin, içeriği gerçekten anlaşılır şekilde okunmuyor? Ve Şeriati şunu söylüyor:"
"halkı cehenneme gidersiniz diye korkutarak Kur'an'ı okumaktan, anlamaktan ve onunla amel etmekten alıkoydular". Peki engel olan kim veya kimler?

Şeriati çoğu yerde 'aydın'lara seslenir. Onlara hitaben birşeyler anlatmaya çalışır. Onların duymasını ister ki, onlar da başkalarına anlatsın; kulaktan kulağa bilginin yayılmasını ister.
Ama doğru, hak bilgi yayılsın bunu peşinde.

Aydınlarla, avam arasında farklardan bahsediyor. Görünenle, olması gerekeni anlatmaya çalışıyor. Bunu yaparken de hem uzak geçmiş hem de kendi döneminde yaşanan çeşitli sıkıntılı durumlardan yani siyasi ve dini mücadelerden örnekler veriyor.

Aydınlara açık çağrı yapıyor. Eğer aydınsanız, öncü olmalısınız, önce siz bilmelisiniz diyerek onları uyandırmaya çalışıyor. Topluma çağrı yapıyor. Öyle türbeye adak adayarak, ağlayarak,
yemek vererek, türbeleri ziyaret ederek bir yere gelemezsiniz. Herşeyden önce okuyup, özümseyerek onun içindekilerini uygulayarak birşeylerin değişmesini sağlayabilirsiniz
diyerek topluma sesleniyor.

Ali Şeriati size, 'şu kadar dua okursan cennete gidersin, şu şeyhin peşinden gidersen sana şefaat eder, şunu yaparsan para kazanırsın, evlenirsin, çocuk sahibi olursun' demiyor.
Zaten sarsan nokta da bu.

Ve bir hassas konuya da değiniyor: Şehitlik. Bu da ayrı başlı başına bir uzmanlık gerektiren önemli mevzu. Şehitlik, şehit, kime şehit denir gibi önemli bir konu hakkında da fikirlerini
de anlatmaya çalışıyor. Bu ve benzeri konular İslam dünyasında başlı başına ve hatta derin ayrılıkların yaşandığı özel bir yere sahip ama maalesef çeşitli rivayet ve hurafeler dışında çok üzerinde durulmamış, hikayeyi anlatanın kendi düşünceleri doğrultusunda bir 'şehitlik' kavramı çıkmış. Hatta 2018 Türkiye'sinde bile acaba hangi üniversitenin İlahiyat
fakültelerinde 'şehitlik'üzerine tez yazılmış. (Belki vardır ama sadece soru sordum.) Ne kadar yazılmış bu bile ayrı derin mevzu. (Bu konuda yabancı bir kaynak kitap olarak şu kitabı tavsiye ederim: Kabalcı yayınları: İslam'da Şehitlik)

Şeriati burada da özgün düşüncelerini korkmadan anlatıyor. Yine sizi sarsıp, düşünmenizi istiyor. 136.sayfadan itibaren okuyun ve insanların nelerden dolayı şehit olabileceğini
gözlerinizle görün. Ama kime göre Dine, Kur'an'a göre mi yoksa anlatılan menkibe ve hikayelere göre mi?


Şeriati sadece hurafelerle savaşmıyor ve halkı bu savaşa da çağırıyor. Ayrıca yaşadığı dönemi ve toplum içindeki yozlaşmayı; halka tepeden bakma anlayışını, dini sadece hurafe olarak görenleri ve sefa içinde yaşayanlara da çağrıda bulunuyor. 'Siz vatandaşı eleştiriyorsunuz da peki, siz ne yapıyorsunuz' diyerek o kopuk, o halktan uzak aydın kesimi de sert bir şekilde eleştiriyor.

Yaşadığı İran toplumunun analizini yapıp, hem dini sömürenleri hem de dine karşı çıkanları örneklerle anlatmaya çalışıyor. İki tarafın da sahip olma dürtüsüyle hareket edip
yetecek kadar yerine fazlasını almak için mücadele etmesine karşılık, Peygamberin ve Hz.Ali'nin yaşamından örneklerle bir hırka bir lokma hikayesinin tam tersinin yaşandığı bir dönemden bahsederek, hangisi doğrudur diyor.


Ali Şeriati sarsmaya, okutmaya devam ediyor. Düşünerek, anlayarak okumanın güzelliğini anlamayı istiyor. Biat değil, 'Oku' diyor.

Ve Ali Şeriati şunu söylüyor: "Sizi Rahatsız Etmeye Geldim". Ben de iyi ki gelmiş diyorum.

Ve kitap sayfaların da çoştukça coşan Şeriati, kendini okutmaya devam ediyor. Keşke milyarlar okuyabilse.

Not: 2.kısım, 30/4/-30/5/2018 tarihinde arasında okundu. 3. ve 4. kısımlar eklenmemiştir. Notların derlenmesi, yazılması, düzenlenmesi ile bugün 06/07/2018 tarihiyle siteye eklenmiştir.

-----------------------1.kısım------------------
Öncelikle kitabın ismi ilginç. Hatta, ilk önce anlaşılmadığı oluyor. Ne demek 'Dine Karşı Din'. Okuyan çoğu kişi bu soruyu kendine sormuştur? Nasıl yani; din, dine mi karşı?

Ali Şeriati dine mi karşı? Böyle isim mi olur? vb. çeşitli sorular sorulduğu oluyor. O yüzden sırf isimden dolayı yazarı eleştirmek çok aceleci ve yanlış bir tutum, davranıştır. Öze, yazıldığı döneme, içeriğe bakmak gerekmez mi? Bu kitabı da okurken peşin hükümlü olmadan, ön yargılardan kurtulup okunmasın da fayda var diye düşünüyorum.

Bu kitap 'Din halk yığınlarının afyonudur' sloganını ele almakta ve bunun üzerinden bazı tahlillerde bulunmaktadır. Temel soru bu ve bu konuda yapmış olduğu söyleşilerin kitaplaşmış halidir.

Ali Şeriati, sözleriyle bir şeyler söylemeye çalışıyor. Hatta uyarmaya da çalışıyor. Durun ve önce dinleyin, anlayın sonra uygulayın demeye çalışıyor. Hurafelerden din
çıkarmaya çalışanlara karşı dikkatli olunması gerektiğini, İslamiyetin ilk dönemlerinde buna benzer din içinde yeni oluşumlar, yeni uygulamalar sokulmaya çalışıldığını ve buna karşı bugünde herkesin dikkatli olması gerektiğini belirtiyor.

Okudukça şaşıracaksınız, şaşırdıkça okumaya devam edip, kitabın hem bitmesini hem de bitmemesini isteyerek okumaya devam edeceksiniz.

Dine Karşı Din, bir isyandır. Başkaldırıdır. Din adı altında yapılan yanlışlıklara, putlaştırmalara, soygunlara, kayırmacılığa, hak, hukuk gasbına indirilmiş bir yumruktur. Şaşırtıcı, etkileyici, hadi canım sen de denmeyecek kadar da iddialıdır.

Ali Şeriati'nin Dine Karşı Din / Anne Baba Biz Suçluyuz kitabını tekrar okuduğumda yine hayran kaldım. Yıllar öncesinden taaa 1970'li yıllarda yazmış yani söylemiş. Ama baktığımızda değişen çok da fazla bir şey yok. Yine yoksulluk, yine fakirlik, yine zengin Müslüman Arap devletleri ve yine orada sefalet içinde yaşayan Müslüman halklar.

Şu anda bile silaha ayırdıkları paranın çok küçük bir kısmını eğitim, sağlığa ayırsalar bu coğrafya da aç bir insan kalmaz. Ama halkın temel ihtiyaçları yerine kendi çıkarları doğrultusunda iş yapmaya devam etmiyorlar mı?

1970'li yıllar da yazdığında İslamiyetin kuruluşundan kendi dönemine kadar geçen zaman da yaşananları, yani din adına yapılanların çok kısa bir anlatımını yapmaya çalışıyor. Dün, nasıl din baronları varsa, aynı şekilde isim değiştirerek, kimlik değiştirerek yine içimizdeler diyor ve hatta öyle değil mi? Din adına ahkam kesip, kulla kulluğa çağırmıyorlar mı? Kitabın içinde bunu çeşitli örneklerle anlatmaya çalışmış.

Ali Şeriati'nin Dine Karşı Din adlı eseri hiç bir zaman önemini, değerini kaybetmeyecek bir niteliğe sahip. 100 yıl geçse de, bu gidişle 1000 yıl da geçse bu eser yine var olmaya devam edecek. Kısaca "kült" bir eserdir.

Kitapta şirk dininin tanımı bundan kurtulma yöntemleri, uyanış ve bize gösterilenlerle gösterilmeyen olgular arasında fikir çatışmasının sebepleri kısada olsa açıklanmaya çalışılıyor. Din adına sizi soyanlar, kandıranlar var diyor ve bunların yüzlerce yıldır aynı yöntemi kullanarak bunu yaptıklarından bahsediyor. Bu din kimin için gelmiştir? diye bir soru sormakta yarar var. Kimin için? Fakirler için mi, zenginler için mi, halk
için mi? Kimin için ve ne için geldi?

Bu din bölüşümcü olunması felsefesini içerirken, zenginle fakir arasındaki uçurumun katlanarak arttığı yer de, o fakirlerinin ekonomik durumu biraz daha artsın diye paylaşmayı mı içerir yoksa zenginin daha zengin olmasını mı? Bu din 'çalıyor ama bir şeyler yapıyor' anlayışını yıkmak için gelmiştir. Bu din ritüel bir din değildir. Evet, her dinin çeşitli ritüelleri var ve olması gerekir. Ama bu din ritülleri aktarmak için de gelmemiş ama din baronların ortadan kaldırmak için geldiği kesin.

Kitap baştan sonra alıntı eklenecek bir içeriğe sahip. Sadece buraya eklediğimiz birkaç alıntı kadar olduğunu sanmayın. İlk sayfasından son sayfasına kadar dikkatli, yavaş, tane tane okumayla, sindire sindire, soru sorarak okumakta fayda var. Hatta bazı kısımlara geldiniz de, birden tokat gelebilir. Şaşırıp kalacağınız, nasıl yani diyeceğiniz ve okudukça anlayıp, ondan sonra vay be, ne müthişmiş diyeceğiniz içeriğe sahip. O yüzden dikkatli okunması gerekir. Okurken yeni şeyler de öğreneceğiniz ve belki de daha önce niçin okumadım diyebileceğiniz bir niteliğe sahip.

Ali Şeriati 1977'de ölmeseydi ya da öldürülmeseydi bugün için ya da 1979 İran İslam Cumhuriyeti için ne derdi? Gün geldi Ali Şeriati'ler yasaktı, okunmaz dendi,
ne var onda o şey dendi... Ali Şeriati'nin düşünceleri kitap sayfalarında hala yaşıyor ve "Din Afyondur" cümlesini sorguluyor. Kaç kişi bunu sorgulayabilir?
Niçin ve ne amaçla söylenmiştir? Evet. 'Din Afyondur'. Din baronlarının elinde olduğunca 'Din Afyondur'. 15 Temmuz günü malum darbe gecesinde ne kullanılmıştır?

Bu kitabın bir kısa anlatımı olmaz. Satır satır konuşulması gereken bir eserdir. Ve kitap, kula kulluk etmeye, zulme, fakirliğe, tağuta, şirke bir isyandır.

İnternette, dergilerde, gazetelerde ölmeden önce okunması gereken kitapların listesi yapılır. Beğendiklerimiz olduğu gibi, bu da olur mu türünde beğenmediğimiz kitaplar da oluyor. Benim de kendi açımdan oluşturduğum bir listem var. Ali Şeriati, Dine Karşı Din de bu liste içinde okunması gereken, hatta ölmeden önce değil, her daim okunması, okutulması gereken bir değer ve klasik bir eserdir.

Notlar: Kitap 2 kitabın birleştirilmesidir. Fecr yayınlarının tüm Ali Şeriati eserlerini derleyip sunması sonucu ortaya çıkan bir eserdir. Şeriati'nin tüm kitapları
bir değerdir ve alınması, okunması, okutulmasında fayda vardır.
+ Okuduğum kitap 4. Baskı 2012 tarihli.
+ Önce elimde bulunan, İşaret yayınları 7. Baskı 2005 tarihli kitabı okumaya başladım. Daha sonra Fecr'in yayınladığı kitabı baştan okudum. İşaret yayınlarındaki çeviri Hüseyin Hatemi'ye ait ve önsöz, sonsöz olarak uzun bilgilendirme yazısı mevcut. Bunun da ilk baskısı 1987 yılına aitmiş. Niçin bunu yazdığıma gelince Hüseyin Hatemi'nin bazı yerlerde uyarıcı hatırlatmaları vardı o yüzden. Kendince bazı yerlerde 'yumuşatmalar' yaptığından bahsediyor.
+ Bir Şeriati okuru olarak eserlerin çoğu bulunmakla birlikte, kendi kitaplığımda bir düzenleme yaptıktan sonra eksik kalanları da almayı planlıyorum.
+ Kitabın 2.kısmı olan Anne Baba Biz Suçluyuz bu incelemenin içinde yok, o kısmı daha sonra okuyacağım.
+ Çeşitli genel ve özel sebepler yüzünden okuma süresi biraz uzun sürdü. Yoksa kısa sürede bitirilecek ve öyle dili ağır bir kitap da değildir. Herkese hitap edecek niteliktedir.
+ Yazıyı mümkün olduğunca kısa tutmaya çalıştım ancak bu kadar oldu. Ama buraya yazılmayan birkaç sayfa daha var. O yüzden bırakın alıntıları doğrudan kitabı alın ve okuyun diyorum.
Bundan yıllar öncesinde okuduğum, geleneksel din anlayışımı sorgulamama vesile olan kitap. Şeriati'nin bu kitabında dile getirilen çarpık din anlayışı eleştirileri yine aynı coğrafyadan Sadık Hidayet'in Hacı Aga isimli eseriyle karşılıklı okunmalı diye düşünüyorum.

Kitapta dile getirilenler sadece İran'ı değil ülkemizde varolan ve dini değerleri sömürerek bunun üzerinden kendisine bir sermaye bir bağlı kitle oluşturan dini grupları da kapsıyor.

Şeriati'ye göre Marksist diyalektik biçimiyle din iki türlü: Ezilenlerin İslam'ı ve Ezenlerin İslam'ı.
Bu kitabı okuyunca islam hakkındaki düşüncelerim tamamıyla değişikliğe uğradı geleneksel islam ile hakiki islami birbirinden ayırma düşüncesine girdim...
Doğru din anlayışının nasıl olması gerektiğini oldukça güzel açıklayan bir kitap.
Gelenekleri din zannedenlerin okuyup ders alması gerekiyor.

‘’ Öyleyse bizim inandığımız manada din, insanlık tarihi boyunca, başka bir dine karşı çıkmış ve peygamberlerin mücadelesi, dinsizliğe karşı değil, küfre karşı olmuştur. Zira toplumlarda dinsizlik vücut bulmamıştır. Dolayısıyla da mücadele, toplumun ve zamanın dinine karşı yapılmıştır.’’
İş Yerinde parça parça okuduğumdan biraz uzun süre sürdü bitirmesi. Bence böyle daha iyi oldu zira Ali Şeriat'iye ait fikirlerin sindirilmesi gerekmekte.

Kitap içerisinde Sünni bir Müslüman olarak beğenmeyeceğiniz birkaç paragrafı geçmeyecek kısımlar olabilir. Bunları benim gibi görmezden gelirseniz geri kalan kitabın asıl büyük kısmından oldukça fazla yararlanırsınız.
Mutlaka okunması gereken bir kitap; İslam hakkında doğru zannettiğimiz yanlışları altüst ediyor ,yerlebir ediyor ve bambaşka bir bakış açısı veriyor ; ben dinimi hiç öğrenememişim dememe neden oLan iyi ki de okumuşum dediğim bir kitap !
Hayallerinizde göklerin ilahını namaza götürüyorsunuz, amellerinizde ise yeryüzünün çağdaş putlarını ve ilahlarını hakim kılıyorsunuz. İbrahim'in döneminde, Muhammed'in yaşadığı coğrafyadaki gibi sade, dilsiz ve aciz putlar yok. Putlar şekil değiştirdi.
Ali Şeriati
Sayfa 86 - Fecr Yayınevi, 10. baskı, Tercüme : Doğan Özlük
Siz eğer ilim meclislerinde, ders ortamlarında, konferanslarda, günümüz düzeyindeki üniversite ortamlarında araya kadınla erkeği ayıran bir perde çekip, kadını kat kat örtülere bürüyüp en arka sıraya oturtursanız; onu konuşmacıyı görmekten, soru sormaktan, itiraz etmekten, hatta konuyu anlamaktan mahrum bırakırsanız; kadın gördüğü bu hakareti, yaşadığı bu bedbahtlık ve çaresizliği dine yüklemez mi? Kurtuluşu böyle aşağılanmayacağı yerlere gitmekte bulmaz mı?
Ali Şeriati
Sayfa 274 - Fecr Yayınevi, 10. baskı, Tercüme : Doğan Özlük
Şirk dininin koruyucusu cehalettir, yani şirk dini cehalet sayesinde ayakta durur. Dolayısıyla halk uyandıkça, halkın itiraz ve eleştiri ruhu geliştikçe, halkın idealleri ve adalet talebi arttıkça şirk dini sarsılacak ve yıkılacaktır.
Ali Şeriati
Sayfa 33 - Fecr Yayınevi, 10. baskı, Tercüme : Doğan Özlük
...zira müşrik dindarlar, yani şirk dininin tebliğcileri; halkın uyanmasından, bilinçlenmesinden, alim olmalarından ve vaziyeti farketmelerinden korkuyorlar. Halkın sadece sıradan ve her zamanki sabit bilgilere sahip olmasını ve bunun da kendi tekellerinde olmasını isterler. Neden? çünkü halkın ilmi seviyesi ve bilinci arttıkça, şirk dini yok olacaktır. Zira şirk dininin koruyucusu cehalettir, yani şirk dini cehalet sayesinde ayakta duruyor.
Bu nesil ne eski geleneksel kalıpların içinde kaldı ne de kendisine biçilen ithal kalıba sığıp huzur buldu. Teslim olabileceği bir iman peşindedir. Muhtaç ve susuzdur.
Ali Şeriati
Sayfa 171 - Fecr Yayınevi, 10. baskı, Tercüme : Doğan Özlük
Maslahata uygun sözler insana hoş gelir; aldatmak, yalan yanlış uydurmak ve yağcılık kulağa ve gönle hoş gelir. Oysa Gerçekler acıdır. Bu nedenle acıyı uyuşturmak, hastalığı gizlemek ve sizi oyalamak yerine, müsaade edin bu hastalığa, bu yaraya parmak basayım ve acı konuşayım, sert söyleyeyim açık ve gerçekçi olup diyeyim ki: "kanser tümörü kanına, beynine ve kalp hücreleri ne kadar sirayet etti ve çok ilerledi. Bu nedenle elimizi çabuk tutmalıyız. Zira vakit çok dar, facia ise derin!"

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dine Karşı Din / Anne Baba Biz Suçluyuz
Baskı tarihi:
Şubat 2009
Sayfa sayısı:
327
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756004678
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Fecr Yayınları
Dine Karşı Din
Bi ufade kimilerine tuhaf ve müphem gelebilir. Zira biz şimdiye kadar dinin sürekli küfrün karşısında yer aldığını ve tarih boyunca savaşın din ile dinsizlik arasında meydana geldiğini sanırdık. Bu nedenle "dine karşı din" ifadesi ilginç, müphem, şaşırtıcı ve kabul edilemez gelebilir. Oysa ben son zamanlarda şunu fark ettim: bu tasavvurun aksine tarih boyunca, her zaman din, dine karşı savaşmıştır. Ve hiç bir zaman bugün anladığımız şekliyle din, dinsilikle savaşmamıştır.

Kitabı okuyanlar 141 okur

  • Avcı
  • Mercan
  • Kerem Güzel
  • Bahattin Gelerli
  • Ben Ozgurlugum
  • İnan Aydemir
  • Mehlika Kırıkçı
  • 《 YoLcu 》
  • Kübra Türkyılmaz
  • Kadir

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.5
14-17 Yaş
%2.5
18-24 Yaş
%25
25-34 Yaş
%42.5
35-44 Yaş
%15
45-54 Yaş
%5
55-64 Yaş
%2.5
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%34.9
Erkek
%65.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%55.6 (20)
9
%13.9 (5)
8
%22.2 (8)
7
%5.6 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%2.8 (1)
1
%0