·
Okunma
·
Beğeni
·
7125
Gösterim
Adı:
Divan-ı Kebir
Alt başlık:
8 Cilt Takım
Baskı tarihi:
Nisan 2015
Sayfa sayısı:
4953
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944882316
Çeviri:
Abdülbaki Gölpınarlı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Mevlânâ Celâleddin Rumî (?1207-1273): Harezm başkenti Belh’te doğdu. Saygın bir âlim olan babasının siyasi anlaşmazlıklar ve yaklaşan Moğol istilası yüzünden göç etmesiyle Selçuklu Anadolusu’na geldi. Alaaddin Keykubat’ın davetiyle başkent Konya’ya yerleşti. Babasının vefatıyla, onun makamını ve görevlerini devraldı. Dokuz yıl Tırmızlı Seyid Burhanettin’e öğrencilik yaptı. 1240’lı yıllarda Tebrizli Şems ile tanıştı. Hocası Seyid Burhanettin’in öngörmüş olduğu gibi, Şems’in etkisiyle kal (söz) adamlığından hal (gönül ve ruh) adamlığına yol aldı. Hayatının son dönemlerinde Mesnevi’sini yazdı. Divan-ı Kebir ise, yıllar boyunca söylediği, çoğunluğu Farsça, yer yer Arapça, Türkçe ve Rumca şiirlerin katibü’l-esrar denen yazıcılar tarafından kayda geçirilmesiyle ortaya çıkmıştır.

Abdülbâki Gölpınarlı (1900-1982); 20. yüzyılda ülkemizin yetiştirdiği en önemli edebiyat tarihçilerinden ve (şarkiyat) doğubilimcilerindendir. Hasan Âli Yücel’in MEB Klasikleri’nden 1980’lere, dîvan, tasavvuf ve halk edebiyatımızdan yaptığı temel yapıt çevirileri ve incelemeleriyle de kültür hayatımızda unutulmaz bir iz bırakan Gölpınarlı’nın sayısız eseri arasında, Mevlâna Külliyatı, Fuzulî, Nedim ve Yunus Emre dîvanları da vardır.
4953 syf.
·10/10
Ben kendimi biraz fazla aştım ve bu kitabı okudum. Bu kitabı okumamın nedeni ise sitenin kıymetli kullanıcılarından https://1000kitap.com/gokhan_aktas abimizi kıskanmamdır. Okuduğu kitaplara hayranım keşke bende okuyabilsem derdim hep. Okuma yazma bilen herkes okur elbette ama anlamlı okuyamamaktan veya hakkını verememekten korkardım. Sonunda cesaret edip başladım.

İki aydan uzun sürdü okumam. Sadece tek cilt için iki ay. Sıradan bir roman değil ki çabucak okuyup geçebileyim. . Bazen bir sayfasını bir saatte okurdum. Cümleleri tekrar tekrar okumak, düşünmek, parçaları birleştirmek gerekiyordu. Her kelimesi bin anlam yüklüydü. Elbette kitaba inceleme yazmıyorum benim ne haddime düşmüş. Biraz bilgi ekleyeyim bu kısımdan sonrası alıntı olacak.

''Divan-ı kebir ilahi aşk şiirlerinden oluşan, 44 bin 8 yüz 34 beyitlik nazım bir eserdir. Horasan ilinin halk Farsçası ile yazılmıştır. Yek avaz gazellerden oluşmaktadır.

Mevlana bu gazellerinde, "Şems (güneş) başta olmak üzere, bağ-bahçe, gül-bülbül, aşık-maşuk, deniz-damla, mey-saki gibi sembollerle ilahi aşkı hep ön planda tutmakta; Mesnevi'sinde olduğu gibi Allah'a kavuşmadan gönlünün huzur bulamayacağını, ilahi aşkı yazmada aciz kalıp kaleminin kırıldığını, bu dünyanın bir balçıktan ibaret olduğunu, çok yemenin menzile ulaşmada engel teşkil ettiğini, aşkın akla olan üstünlük ve yüceliğini, nefsin kötülüğünü, miskin miskin oturan insanların bu tembellikleriyle ilahi aşka ulaşamayacaklarını, gecelerin uyumakla değil de aşk ve ibadetle geçirilmesi gerektiğini vurgulayarak şiirlerini didaktik bir üslupla söylemektedir. Bazı şiirlerinde de gazelin ruhundan farklı olarak sosyal konulara girer; rüşvet yiyen kadıları eleştirir; yalancı şeyhleri, yobaz bilginleri menfaatçi ve aşağılık olarak nitelendirir; pazar yerlerinden, düğün adetlerinden, sokakta oynayan çocuklardan, zulmete direnişten, özgürlükten bahseder.''
4953 syf.
·Beğendi·10/10
•Ey Yusuf, gözleri görmeyen Yakup'a gel. Ey gözlerde gizlenmiş olan İsa, sen de şu gök kubbenin üstünden bir görün.
•Ayrılıktan ötürü gündüz karardı, gece gibi oldu. Gönlüm yay gibi idi, inceldi ok gibi oldu. Dertli Yakup ihtiyarladı, ey genç Yusuf artık gel.
•Ey İmran oğlu Musa! Senin Hakk'a yalvarman için, ne Tûr-ı Sînâ'lar var! İsrail oğulları buzağıya tapıyorlar. Artık Tûr-ı Sînâ'dan dön!... Bizi kurtarmaya gel!
•Benzim safran gibi sarardı. Boynum büküldü, çene düştü. Beden mezarında sıkıştım kaldım. Ey ruhu darlıktan kurtaran, rahata kavuşturan! Gel, beni benden, beni bedenden kurtar!
•Hz. Muhammed'i gözleyen gözüm gamınla sana müştakım diyor. "Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." ayetinin sırrı, gel de o dağınık saçlar arasından yüzünü göster!
•Ey sevgili, ilacım da sensin, çarem de sensin. Yüz parça olmuş gönlümün nûru da sensin, çaresiz gönlümde senden başka ne varsa hepsi yok oldu, beni kimsesiz bırakma! Gel!
4953 syf.
·Beğendi·10/10
*Şarabım aşk ateşidir, hele onun eliyle sunulursa öyle bir ateşe odun kesilmezsen yaşamak haram olur sana.
*Söz dalga dalga coşma da amma onu dudakla, dille değil, gönülle canla anlatman daha iyi.
*Aşk nedir, bilmiyorsan gecelere sor, şu sapsarı yüzlere, şu kupkuru dudaklara sor.
*Su nasıl yıldızı, ayı aksettirir, gösterirse bedenler de canı, aklı bildirir, gösterir.
*Can, aşktan binlerce edep öğrenmede, öylesine edepler ki mekteplerde okunup öğrenilmesine imkan yok.
*Gökyüzünde, yıldızlar arasında parlak ay nasıl görünürse aşık da yüzlerce kişi arasında öyle görünür, o göründü mü herkesin parlaklığı söner.
*Akıl bütün gidilecek yolları bilse bile, gene aşk yolunu bilemez, şaşırır kalır.

Mevlânâ Celâleddîn-î Rûmî

Dîvân-ı Kebir Gül-Deste
Narkissos, ırmaklar tanrısı Kephisos’un oğludur. Pek güzel bir delikanlıdır, fakat aşktan anlamaz. Echo, bu delikanlıya
âşık olmuştur, fakat o bu aşkla hiç ilgilenmez. Bunun cezasını ona şöyle çektirirler: Onu bir kayalığa atarlar. Orda bir kaynak vardır. Susar ve su içmek için kaynağa eğilir. Suda kendisini görür ve kendisine âşık olur. Suda aksini bir başkası sanarak eğilir, ona sarılmak ister. Suya düşüp boğulur.
Yalnız kendisine bakarak şehvet duymaya, bir başkasıyla ilgilenmemeye de marazî rûhiyatta Narsisizm denir.
Mevlana Celaleddin-i Rumi
Sayfa 529 - İş Bankası Yayınları
Her ağacın, her dalın meyvesi, O'nun cömertliğinin, kereminin şahididir; sararmış yüzüm, döktüğüm gözyaşları da gönlümün, aşkımın şahididir!
Mevlana Celaleddin-i Rumi
Üçüncü Cild Bölüm-44
• Uyku, senin aklını başından almaya gelir! Fakat, aşk delisi nasıl olur da .uyur? Onun, geceden haberi var mı?

Aşk delisinin mezhebinde gece ve gündüz yoktur; onda olan şeyi, ancak o bilir!

Delilik istiyorsan, kuş gibi, balık gibi ol; mademki sen uykuya yol arkadaşı oldun, uyuyunca onu nasıl bulabilirsin?

Deli dediğin, bir başka çeşit adamdır. 0, "can"a gebe kalmıştır, gözünü dosta açmıştır; onun gebeliği, bambaşka bir gebeliktir!
️Gönlüm senin hastan olmuş. Can da seninle varlığa kavuşmuş, seninle gelişmiş. Şimdi de seninle bitkin bir hale gelmiş, ben senden nerelere kaçayım?

Gözlerimi kapasam da, bakmasam; sen yine gönlümdesin, oraya yerleşmişsin, oradan bir türlü gitmezsin. Senden kurtulmak için nasıl kaçabilirim ki ; nereye gitsem, sen gönlümde olduğun için benimle berabersin.️
"Nasut alemi, insanın maddî ve beşerî yönü; lahut alemi ise, mutlak vücudun ilk mertebesidir. Bundan evvel mertebe yoktur. Hakîm Sena'î hazretleri bir beytinde şöyle buyurur:

"Can aleminde öyle gönüller vardır ki, orada verilen kararlar bu dünyada tatbik edilir. Yani, bu dünyada bu görülen her şey, ezelde lahut alemindeki takdire göredir. Allahım.! Artık, bu hileci kafir nefse yardım etme; bizi ezelin takdirine uydur!."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Divan-ı Kebir
Alt başlık:
8 Cilt Takım
Baskı tarihi:
Nisan 2015
Sayfa sayısı:
4953
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944882316
Çeviri:
Abdülbaki Gölpınarlı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Mevlânâ Celâleddin Rumî (?1207-1273): Harezm başkenti Belh’te doğdu. Saygın bir âlim olan babasının siyasi anlaşmazlıklar ve yaklaşan Moğol istilası yüzünden göç etmesiyle Selçuklu Anadolusu’na geldi. Alaaddin Keykubat’ın davetiyle başkent Konya’ya yerleşti. Babasının vefatıyla, onun makamını ve görevlerini devraldı. Dokuz yıl Tırmızlı Seyid Burhanettin’e öğrencilik yaptı. 1240’lı yıllarda Tebrizli Şems ile tanıştı. Hocası Seyid Burhanettin’in öngörmüş olduğu gibi, Şems’in etkisiyle kal (söz) adamlığından hal (gönül ve ruh) adamlığına yol aldı. Hayatının son dönemlerinde Mesnevi’sini yazdı. Divan-ı Kebir ise, yıllar boyunca söylediği, çoğunluğu Farsça, yer yer Arapça, Türkçe ve Rumca şiirlerin katibü’l-esrar denen yazıcılar tarafından kayda geçirilmesiyle ortaya çıkmıştır.

Abdülbâki Gölpınarlı (1900-1982); 20. yüzyılda ülkemizin yetiştirdiği en önemli edebiyat tarihçilerinden ve (şarkiyat) doğubilimcilerindendir. Hasan Âli Yücel’in MEB Klasikleri’nden 1980’lere, dîvan, tasavvuf ve halk edebiyatımızdan yaptığı temel yapıt çevirileri ve incelemeleriyle de kültür hayatımızda unutulmaz bir iz bırakan Gölpınarlı’nın sayısız eseri arasında, Mevlâna Külliyatı, Fuzulî, Nedim ve Yunus Emre dîvanları da vardır.

Kitabı okuyanlar 90 okur

  • Emrah Erdoğan
  • Orhan Ünal
  • Seçkin Erkan
  • Samet Önkol
  • Fâtıma
  • Gamze
  • Merve AKSOY
  • Mehmet Serhat Ercan
  • Dilsoj
  • Janberk Çerkes

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.3
14-17 Yaş
%3.1
18-24 Yaş
%28.1
25-34 Yaş
%34.4
35-44 Yaş
%21.9
45-54 Yaş
%3.1
55-64 Yaş
%3.1
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%25.6
Erkek
%74.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%74.3 (26)
9
%14.3 (5)
8
%5.7 (2)
7
%0
6
%0
5
%2.9 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%2.9 (1)