·
Okunma
·
Beğeni
·
817
Gösterim
Adı:
Diyalektik Materyalizme Giriş
Baskı tarihi:
Ocak 2011
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
97899441228900
Kitabın türü:
Çeviri:
Sevinç Altınçekiç
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yordam Kitap
Ünlü Marksist siyasetçi ve kuramcı August Thalheimer'in 1927 yılında Moskova'daki Sun Yat-sen Üniversitesinin ikinci sınıf öğrencilerine verdiği "Modern Dünya Görüşü" dersinin notları. Thalheimer çoğunluğu Çinli, bir bölümü Avrupa ülkelerinden gelme, hemen hiçbiri biçimsel felsefe eğitiminden geçmemiş, ama hepsi devrimci siyasi mücadelenin birer parçası olan bir izleyici kitlesine seslenmenin didaktik zorluklarını örnek bir başarıyla aşıyor. Bu arada kadim Çin ve Hint felsefesinin Marksist bir bakışla ele alınması gibi bir işi, o tarihte ilk olarak, başarıyor. Kitap devrimci militanları eğitmenin yanı sıra doğa bilimcilerinin "içgüdüsel" maddeciliği ile Marksizm arasında köprü kurmayı amaçlıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
192 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Bu kitapta ilk başta diyalektiğin felsefe tarihindeki çıkış noktasını,doğuşunu,büyümesini anlatıyor sonra materyalizmin aynı şekilde.Bunu anlatırken felsefesini de katarak anlatıyor salt tarih anlatmıyor.Son bölümlere doğru ise diyalektik materyalizm felsefesini genel çizgileriyle anlatmıştır.
192 syf.
·Beğendi·7/10
Ortodoks marksizminden etkilenmeyerek yazılmış harika bir giriş kitabı ayrıca konu geniş eksende sade bir biçimde işlenerek ele alınmış. Ortodoks marksizmi derken ise iktisadi indirgemecilik olmayan marksizmden bahsettim.
192 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Bu kitapta okuyacaklarınız aslında ünlü Marksist siyasetçi ve kuramcı August Thalheimer'in 1927 yılında Moskova'daki Sun Yat-sen Üniversitesinin ikinci sınıf öğrencilerine verdiği Modern Dünya Görüşü dersinin notlarının kendisi. Thalheimer çoğunluğu Çinli, bir bölümü Avrupa ülkelerinden gelme, hemen hiçbiri biçimsel felsefe eğitiminden geçmemiş, ama hepsi devrimci siyasi mücadelenin birer parçası olan bir izleyici kitlesine seslenmenin didaktik zorluklarını örnek bir başarıyla aşmış birisidir. Bu arada kadim Çin ve Hint felsefesinin Marksist bir bakışla ele alınması gibi bir işi, o tarihte ilk olarak kendisi başarıyor. Kitap devrimci militanları eğitmenin yanı sıra doğa bilimcilerinin içgüdüsel maddeciliği ile Marksizm arasında köprü kurmayı amaçlayan bir çalışmadır...
192 syf.
·8 günde·8/10
Kitabın başında yazdığı gibi, kitap kısa bilgiler vermek için ve araştırmaya sevk etmek için yazılmış. Bu konuda başarılı, kısa bilgiler ve sorular yaratmayı başarıyor. Lakin bir iki konuda farklı düşündüğüm noktalar var, örneğin tabakaları bir "sınıf" olarak belirtiyor. Bu gibi farklar da tartışmaya açıktır her zaman.
Köle emeğiyle inşa edilen toplumun ikinci çelişkisi de, geçinmek için emek harcamanın özgür yurttaşlar için onursuzluk anlamına gelmesidir. Emek değersiz bir şey addedilir. Emek yalnızca köleler içindir. Antikçağın en mükemmel ve en özgür kafalarına emekle ilgili bu düşünce hükmediyordu. Üstelik bu düşüncenin başka bir sonucu daha vardı: Köle sömüremeyen özgür yurttaşlar devletin sırtından geçinmek zorundaydılar. Onlar devletten geçinen parazitler, asalaklardı. Antikçağın mülksüz özgür yurttaşı modern proletaryadan çok önemli bir noktada ayrılır. Proletarya emeğiyle bütün toplumu, yani kapitalistleri ve diğer herkesi geçindirir. Mülksüz özgür yurttaş, yani antikçağın proletaryası köle emeği sayesinde devlet tarafından geçindirilir. Devletin kendisi mülksüz özgür yurttaşların geçimi için gerekli araçları sağlayan çok sayıda köle çalıştırıyordu. Ayrıca, güçlü bir şehir olan Atina başka birçok şehri de yenilgiye uğratıp haraca bağlamıştı ve buradan elde ettiği geliri de mülksüz özgür yurttaşları beslemek için kullanıyordu. Haliyle bu tür bir şehrin varlığı sürekli olarak tehdit altındaydı. Köle emeği gibi güvenilmez temellere dayanan toplum giderek daha çok zorlukla karşılaşıyordu.
Bir zamanlar burjuvazi dine karşı savaşmıştı. O zamanlar kilise, devrimin karşısında örgütlenmek zorunda olduğu sınıfın bir parçasıydı, yani kilise feodalizm ve mutlak monarşiyle birlik olmuştu. Bu tür zamanlarda, ki bunlar çok kısadır, burjuvazi din karşıtı olmuş ve halkı dine ve kiliseye karşı savaşmaya çağırmıştır. Ancak burjuvazi halkın yardımıyla iktidarı ele geçirip hükmetmeye başladığı anda görüşü hemen değişir, çünkü o zaman siyasi ve ekonomik hükümranlığını desteklemek için dinin mükemmel bir araç olduğunu anlar.
Bu bakış açısına göre din akla aykırı bir şeydir ve zihinleri terk etmesi için de bilgilenme kafidir. "Akılcılık" tabirinin kaynağı din ve kiliseye karşı mücadelelerinde "aklın" bakış açısını benimseyen on sekizinci yüzyıl Fransız filozoflarıdır; onlara göre din akla aykırı bir şeydir, bir hatadır ve aydınlanma ile ortadan kaldırılabilir. Bu bakış açısının en önemli özelliği tarihsellikten uzak olmasıdır. Akılcılık penceresinden din, tarihsel güçlerden doğan ve başka tarihsel güçlerce yıkılacak bir şey değildir. Bu bakış açısından özellikle söz ediyorum, çünkü bugün de sık sık karşımıza çıkmaktadır, özellikle de burjuva devrimcilerinde veya Aydınlanmacılarda. Bu bakış açısı her ne kadar radikal görünse de dinle mücadelede pek etkili değildir.
Ortaçağda, tıpkı yeryüzünde egemen sınıfların örgütlenmesi gibi, tanrılar da örgütlenmiştir. Feodal düzende aşağı yukarı şöyle bir örgütlenme vardır: Önce basit feodal toprak sahipleri, yani bir kont ya da dükün vassalı gelir. Düklerin bir basamak üstünde de hükümdarlar vardır. Prens, dük, kral ya da başka bir ad verilen hükümdarın üstünde en üst düzey yönetici, yani imparator bulunur. Ortaçağda tanrılar ve azizler de aynı şekilde örgütlenmişti. Önce köy azizleri ardından tek tek eyaletlerin kendi azizleri vardı. Sonra Almanya, Fransa, İngiltere gibi tekil ulusların azizlerini görüyoruz. Bu örgütlenme cennette de devam ediyordu. Çeşitli kategorilere ayrılmış melekler, başmelekler vardır ve en tepede de Baba, Oğul ve Kutsal Ruh bulunur.
Kapitalist toplum kendi ekonomik ve toplumsal hayatını kontrol edemez, aksine bu hayatın ta kendisi her bireyi ve bütün olarak toplumu kontrol eder. Bu nedenle de kapitalist toplumun kendi ekonomisiyle ilişkisi, tıpkı Avustralyalı yerlinin yıldırımla, gök gürültüsüyle, yağmurla ilişkisi gibidir. Kapitalist toplumun bu özelliği en keskin biçimiyle ekonomik kriz, savaş ve devrim dönemlerinde görülür. Ekonomik bir krizde yüz binlerce ocak kısa zamanda sönüp gider; bireyin buna karşı direnmesi ya da kaderinden kaçması mümkün değildir. Kapitalist ekonomi buhrandan refaha, refahtan krize geçip durur, bu işleyişi durdurma kabiliyeti yoktur, kriz anını öngöremez, krizi savuşturamaz. Kapitalist toplumu ezip geçen bu felaketler, milyonlarca insanın yok edildiği, milyonlar değerinde malın mülkün yok olduğu ve kapitalist toplumun buna karşı koyamadığı savaş zamanlarında çok daha fazla etkili olur. Hiç kimse milyonlarca insanın yok edilmesini, milyonlar değerinde malın mülkün yok olmasını istemez, ama yine de kapitalist toplum kendini buna karşı koruyamayacak denli güçsüzdür. Aslında bu tür krizlerin ortaya çıkmasına ve savaşlar ya da devrimlerle çözülmesine yol açan şey kapitalist rekabetin ta kendisidir.
... modern kapitalist toplumda dini anlayışların kaynağı doğa değil, toplumun ta kendisidir. Bu noktada önemli olan, egemen sınıfın doğaya hükmetme yöntemlerini bilmesi, ama bir plana uygun olarak topluma hükmetmesini sağlayacak bir yöntem bilmemesidir.
İşçi sınıfı ile burjuva sınıfının birbirine karşı konumlanmasında olduğu gibi, modern dünya görüşlerinin de bu iki temel yönelime göre gruplara ayrıldığını görüyoruz. Temel yönelimlerden biri proletarya tarafındadır. Tarihsel veya diyalektik materyalizm, yani Marksizm de bu yönelim dahilindedir. İdealist dünya görüşünün çeşitli biçimlerince temsil edilen diğer temel yönelim ise burjuvazinin tarafındadır. Bu iki sınıf arasındaki karşıtlık toplumsal hayatta ve ekonomide ne kadar belirleyiciyse, bu iki temel yönelim de dünya görüşlerinde o kadar belirleyicidir. Bunun yanı sıra ikisi arasında, yani proleter ve burjuva yönelimler arasında bir konum almış gibi görünen ve bu iki yönelimin üzerinde olduğunu sanan ama yalnızca burjuva dünya görüşünün bir biçimi olan üçüncü bir yönelim daha vardır. Bu yönelim proletarya ve burjuva sınıfları arasında bulunan sınıfa, yani küçük burjuvaziye tekabül eder. Tıpkı küçük burjuvazinin proletarya ve burjuvazinin arasında olması gibi, proletaryanın materyalist yönelimiyle burjuvazinin idealist yönelimi arasında da bazı dünya görüşleri bulunur. Ama nasıl ki aslında küçük burjuva proletarya ile burjuvazi arasında tarafsız bir ara konuma sahip değilse, hatta sınıflardan birini seçmek, biriyle ittifak kurmak zorundaysa, küçük burjuva dünya görüşleri de materyalizm ile idealizmin ne üstünde ne arasında bulunabilir, daha doğrusu tüm bu görüşler aslında idealist veya burjuva yönelimlerin birer türünden ibarettir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Diyalektik Materyalizme Giriş
Baskı tarihi:
Ocak 2011
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
97899441228900
Kitabın türü:
Çeviri:
Sevinç Altınçekiç
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yordam Kitap
Ünlü Marksist siyasetçi ve kuramcı August Thalheimer'in 1927 yılında Moskova'daki Sun Yat-sen Üniversitesinin ikinci sınıf öğrencilerine verdiği "Modern Dünya Görüşü" dersinin notları. Thalheimer çoğunluğu Çinli, bir bölümü Avrupa ülkelerinden gelme, hemen hiçbiri biçimsel felsefe eğitiminden geçmemiş, ama hepsi devrimci siyasi mücadelenin birer parçası olan bir izleyici kitlesine seslenmenin didaktik zorluklarını örnek bir başarıyla aşıyor. Bu arada kadim Çin ve Hint felsefesinin Marksist bir bakışla ele alınması gibi bir işi, o tarihte ilk olarak, başarıyor. Kitap devrimci militanları eğitmenin yanı sıra doğa bilimcilerinin "içgüdüsel" maddeciliği ile Marksizm arasında köprü kurmayı amaçlıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 46 okur

  • Büş
  • Ayhan Tunğ
  • Gulan
  • Serhan Tırpan
  • Len Sta
  • Yağmur
  • Ezgi
  • ifriit
  • Çağdaş İncesu
  • Huri Cerit

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.5 (2)
9
%25 (4)
8
%31.3 (5)
7
%18.8 (3)
6
%6.3 (1)
5
%6.3 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0