Dizboyu Papatyalar

·
Okunma
·
Beğeni
·
3662
Gösterim
Adı:
Dizboyu Papatyalar
Baskı tarihi:
1975
Sayfa sayısı:
138
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Okar Yayınları
Baskılar:
Dizboyu Papatyalar
Dizboyu Papatyalar
Dizboyu Papatyalar
Dizboyu Papatyalar
80 syf.
·1 günde·10/10
Bu akşam okul çıkışı, hafiften yağmur, soğuk, yapayalnız Kartal'daydım. Normalde arkadaşlarım olurdu ve kahkahayla geçen bir akşam yaşanırdı, klasik bir cuma...ama yalnızdım, her zaman gittiğimiz yerden başka bir cafeye gidip sıkılarak oturdum. Eve dönene dek içim ağırlaşmıştı iyice, hem biraz yürüdüm, çamur, toprak, her yer karanlık, yanda hâlâ devam eden yeni inşaatlar, ve her yer araba dolu, lambasız sokak, arada ağaçlardan yapraklardan gelen yağmur sesi.

ev de aynıydı: boğucu bir hava, kırk beş senelik eşyalar, koltuklar, boyanma zamanı gelmiş soluk mavi renkli duvarlar... Dodi aynı yerinde yatıyor, hasta; annem soğuktan korunmak için sarmalanmış, ev aynı loş ışıkla aydınlanıyor...hemen odama geçtim. uzandım yatağa. biraz uyumuşum.

kütüphanem artık daha boş. evet, gönderdim bazı kitaplarımı, evet bazılarını arkadaşlarıma verdim, bir çoğunu okuluma taşıdım. Raflar daha boş şimdi. Senelerce yüz yüze baktığım kitapların bir çoğu artık yeni yuvalarında...Gidecek olan diğer kitaplarım hâlâ bekliyorlar...

elim yine, arada sırada olduğu gibi, arka sıralarda dolaştı...acaba var mı? elim uzansın da bulayım bir tane daha, ve hemen okuyayım, çünkü ihtiyacım var, uzanmak istiyorum, belki okumaya çalışırken dalıvereceğim bir daha uykuya.

sonra buluyorum onu: senelerce nice kitabın arasında, nice kereler yeri değiştirilerek, bazen acaba okusam mı diye elimde sıkılgan, mazlum bekleyen Diz boyu papatyalar, bu cuma akşamıma sızıverdi; yatağıma uzanıp sayfalarını çevirmeye başlayınca, beklediğimden daha iyisiydi okuduğum, çünkü sağa sola dönüp, arada dayanamayıp kendimi bıraktığımda kapanınca gözlerim, birden hatırlayıp açılıyor göz kapaklarım ve okuyorum: edebiyat insanı gerçekten iyileştiriyor. Başkasının acısını hikâye hikâye okudukça, ve bu insanların her biri nerdeyse elli yıllık bu incelikli, acılı kitabın yapraklarından hafızama aktıkça iyileştiğimi hissettim. Okurken aklım bahçedeydi: adlarını Çehov'un hikâyelerinden koyduğum bahçedeki yavru kedilerin bir çoğu yok şimdi, Gusev öldü, Varka öldü, İvan görünmüyor ortalıkta, ölülerini bulamadım ve senelerdir olduğu gibi, sır oldular, ve böyle hâyâl etmesi daha iyi geliyor şimdi, çünkü nicesini ellerimle gömdüm bahçemize, hayat edebiyat kadar güzel değil her zaman, bu yüzden içim sıkılsa ve üzülsem de artık kabul ediyorum, yok olacağız hepimiz, tomris uyar'ın kitabın son hikâyesinde insanın ruhunu titretircesine anlattığı gibi, sıcacık kalacak ölümüz bir an için, ve soğuyacak yavru kediler gibi, sonra sır olup gideceğiz. Kitabı okurken en çok hissettiğim şey her karakterin yanına oturup ya da yorgunluktan uzanıp yanlarına, onlarla beraber kalmak isteğiydi, herkes korkunç çaresiz, acı dolu göründü bana...ve sene daha 1973. Peki ya bugün? Her yerden daha büyük zulümler kötülükler, insanlıktan çıkmışların vahşetleri gelirken, edebiyata sığınarak, korunabilir miyiz? Bunu yapabilir miyim? Yavru kedilerimi köpekler sırf öldürmek adına ve aldıkları zevkten, öldürürken, aynen insanlar gibi, ne kadar sebepleri olsa da sosyal, psikolojik, herkes bir yandan da türüne özgü davranıyor sanki, köpeklerin kedileri öylesine öldürmesi gibi. Böyleyken edebiyata sığınıp mutlu olabilir miyim? Bir gazete sayfasına bakıp DİZBOYU PAPATYALAR yazısını görünce kitaptaki o karakter gibi, içimdeki sıkıntıyı atabilir miyim? Emekli albay Halit Akçam'ın yaptığı gibi, beyni dağılmış bir insanın yanına eğilip "sana ne be kardeşim? " diyebilir miyim? Kaçabilmek için bu zihni kamaştıran dilin güzelliğine sığınıp, hikâyeden hikâyeye koşabilir miyim? Bu akşamımı dolduran bu hikâyelerin her birisinden aklımda kalanlar: paslar, puslar; acıyan, acılı karakterler ve gerçekten yaşasalar hepsi çoktan ölmüş olacak ama bir küçük hikâye kitabının içine sıkışıp kalmış, orada tekrar tekrar yaşayan karakterlere "herşey çok daha kötü" deme isteği...yazar mekânları ve ruh durumlarını öylesine güzel anlatıyor ki bazı yerlerde alâkası yokken bile gözlerim yaşardı, sanki çok güzel yıllanmış bir kitap gibiydi, sanki senelerce kütüphanemde okunacağı günü beklerken de güzelleşmişti ve acıtırken bile güzelliği keyif veriyordu. Açıkçası tekrar tekrar okunacak güzellikte bir eserdi okuduğum. Okuduktan sonra, yani buraya döndüğümde, yani loş ışıklı odamda, yatağımda kendime geldiğimde, elbette değişen birşey yoktu..ama yine de iyi geldiğini hissediyorum bana. Biz yalnızlar, ömrümüz geçiyor, daha ne kadar hikâye kitaplarına sığınacağız? edebiyatla başbaşayız.
80 syf.
———————————————————————
İL HALK KÜTÜPHANESİNDEN DİZİSİ - 8
———————————————————————

Bir yazarın kitaplarını art arda okumak, sanırım çok da doğru bir yöntem değil. Çünkü o yazarın diline, anlatımına, her şeyine alışıyorsunuz. Alçak insan! Nelere alışmıyor ki!..

Alışkanlıklar kötüdür. Evet, o yazarı iyice gözlemleyebiliyor, dilini, anlatımını, iç dünyasını, hislerini, kısacası her şeyini biliyor, ortak oluyorsunuz. Bir yandan güzel olan bu durum, bir yerden sonra sizi sıkmaya başlar. Artık size bir tat vermemeye, her şey gibi bunun da monotonlaştığını fark etmeye başlarsınız. Ve insan, monotonluktan bıkar. Alçak insan! Nelerden bıkmıyor ki!..

Eskiler ne güzel insanlarmış. Belki de onların tabiri ile "Davulun sesi uzaktan hoş gelir" durumudur. Bilemeyiz. Fakat sözleri, gerçekten de altın kıymetinde... Onlar ki, "Sevildiğin yere çok gitme" demişler. Ne de doğru söylemişler.. Sevildiğin yerde el üstünde tutulursun, ama bu ziyaretlerin süreklilik arz edince şikayetler başlar. Alçak insan! Nelerden şikayet etmiyor ki!..

İşte, bir yazar da böyledir. Üst üste okunduğunda her şey tek düze gelmeye başlar. Bu yüzden de ara vermek gerekir. Farklı yazarlar, farklı türler okumak, araya kimi zaman sevmediklerini de katmak gerekir. Örneğin, hep roman okuyan romandan, hep öykü okuyan öyküden, hep şiir okuyan şiirden sıkılmaya başlar. Hep aynı yazarı okuyan da o yazardan soğumaya başlar. Bu yüzden aralara bir şeyler serpiştirmek gerekir. Sinema ile uğraşan ve kalitesiz bir film izlediğini gördüğüm bir arkadaşımın dediği gibi, "Kanka, her zaman iyi film izlemek iyi değildir. Moralini bozuyor insanın. Böyle görünce artık film çekmek istemiyorum. Ama arada kötü filmler izlediğim zaman, kendime güvenim yerine geliyor. İnsanlar bunu çekip film diye sinemaya sokabilmişlerse, ben daha iyisini yaparım diyorum." Yanılıyor mu sizce? Hayır...

Diyeceğim o ki, Tomris'e biraz ara vermem lazım. Üç kitabını okudum. Bu üçüncüsü.. Bütün bu yazdıklarımı da bu yüzden yazdım. Çünkü hikayeleri okudukça sadece şunlar aklımdan geçiyordu; "evet, yine Tomris.. klasik Tomris dili.. klasik Tomris anlatımı.."

Ama bu eser biraz farklıydı sadece. Yine klasik dil vs ama... Diğer iki kitabına (Gecegezen Kızlar ve Yaza Yolculuk) göre anlatımı daha az kapalıydı. Onlara oranla daha sadeydi. Kesinlikle kapalı bir anlatımı yok demiyorum. Yine kapalı anlamlar doluydu. Sadece diğer iki kitaba göre daha açık ve sadeydi anlatım. Gecegezen Kızlar'da hikaye karakterlerini masal karakterleri ile harmanlamış, Yaza Yolculuk'ta her hikâyede bir mimarî yapı yer alıyorken bu kitapta günlük hayata açılan pencerelerdi sanki. Emekli Albay Halit Akçam her nedense zihnimde Turgut Uyar olarak canlandı. Belki de onun da askerî okulda okumuş olmasının ve Tomris Uyar'ın da hikâyenin başına "Turgut'a" diye yazmasından kaynaklanmış olabilir. Bilmiyorum...

80 sayfaya yine bir dünya sığdırmayı başarmış Tomris. Ne diyeyim ki, seni okumaya ara verecek olmak beni üzüyor Tomris. Fakat ne yapayım ki, sana alışıp da bendeki kıymetinin düşmesini de istemem. Bu senenin sonuna kaldı seninle tanışmak ve yine bu senenin sonuna kaldı seninle vedalaşmak.. Ama kısa bir süreliğine... Tekrar geleceğim Tomris!.. Ara ara geleceğim yine sana.. Senin elinin değmiş olduğu, senin kaleminden çıkmış her yazıyı okuyacağım.. Emin olabilirsin..

Şimdi anlıyorum... Edip'i (Cansever), Cemal'i (Süreya) ve Turgut'u (Uyar)... Daha iyi anlıyorum... En şanslıları olan Turgut'u da kıskandığımı belirtiyor ve yazıyı öyle kapatıyorum...

Okuyun!.. Tomris'i okuyun!.. Geleceğim bekle... Dönünce ıslık çalacağım... Beklesin kulağın pencerede...
80 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Evet Tomris Uyar! Hep merak ettiğim özendiğim kadın. Uğruna yazılanları okuyup hep biraz kıskandığım kadın!
Hep ona yazılanları okudum şimdiye kadar şimdi de onun yazdıklarını okumak istedim. Böylece başladı bu kitabın serüveni. Kendine has bir üslubu var okurken kendi içine alan. Öykü türünü seviyorsanız okuyun derim. Kısa öykülerden oluşan güzel bir tat bırakan kitabı.
80 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Merhaba. Dizboyu Papatyalar, içinde sekiz öykü bulunan, on gün içinde okuduğum ikinci, toplamda dördüncü Tomris Uyar kitabı. Yazar, gündelik hayatın altında ezilen, bizlerin de bildiği o insanların iç dünyalarına götürüyor bizi. Eski bir Yeşilçam jönü, Garson Aydın, Şermin, Emekli Albay Halit Bey, İspanyol Feride... Kurguların güzel, anlatımların yoğun olduğu seksen sayfalık kısa ama dolu dolu bir kitap. Benim genelde okuduğum öykü türü eserlerde bir ya da iki tane favori öykülerim olur. Bu öykü kitabında da en çok "Emekli Albay Halit Akçam'ın İki Günü" adlı hikayeyi çok beğendim. Teşekkürler "ikinci yenilerin kraliçesi." Keyifli okumalar dilerim...
80 syf.
·1 günde·8/10
Tomris Uyar ' ı ilk defa bu kitabıyla tanıyorum . Bir öykü kitabı olup 8 öyküden oluşuyor . Tüm öykülerden illa ki bir şeyler kazanıyorsunuz
Okumanızı tavsiye ediyorum ...
İyi okumalar :)
Birkaç alıntı ile bitirmek istiyorum :)
"Nasıl da eksilmeden gülümsüyor..."
"İnandın mı, sevdin mi başına biner insanlar."
"Yırtıla bozula düzelecek bu dünya ama biz yetişemeyeceğiz nasılsa."
80 syf.
·2 günde·10/10
Tomris Uyar 'in eserinde çokça varsın ve hiç yoksun. Kendine özgü kurgusu ile yine dokunmuş duygu tellerine. Sade bir dille yazılmıştır. Benim için Tomris Uyar bir başkadır. Baş köşemdir , sessizlere ses, çıkmaz sokaklara açılan yoldur. ..
80 syf.
·2 günde·8/10
Tomris Uyar'ı bir süredir okumak istiyordum.
Cemal Süreya ve Edip Cansever'in uğruna şiirler yazdığı ve Turgut Uyar'ın eşi olan bi yazarı kim merak etmez ki...
Nasip "Dizboyu papatyalar"da tanışmakmış.

Kitap 8 öyküden oluşuyor ve her bir öyküde farklı kesimlerden farklı karakterleri yalın bir dille anlatıyor. Benim en beğendiğim öyküyse dizboyu papatyalar. Sanırım bendeki Ankara'yı birebir betimlediği için...

Ben okurken keyif aldım, sizlere de tavsiye ederim.
İyi okumalar ...
80 syf.
·Beğendi·10/10
Tomris Uyar' a övgüler saçarak yazılan o kadar cümlenin gerçek sebebini anlamış oldum bu kitap sayesinde. Tomris Uyar saatlerce dinlenebilecek ve yüzüne bakarak bile okunmak istenecek türden bir insan. Çünkü bu cümleler sanki Tomris Uyar' ın yüzünden düşen bin parçanın her bir parçası gibi. Tüm öyküler sanki bir sohbetin içindeymişiz gibi sarıp sarmalıyor bizi.
80 syf.
·1 günde·Beğendi
Tomris Uyar'ın kalemini bilmeyenler sıradışı öykülere, bilip müptelası olanlar da büyülenmeye hazır olsunlar. 

Tomris Uyar kitaplarında her zaman için öykülerinin ortak özellikleği mutlaka vardır. O bir kitapta aynı temalı öykülerini toplar. Ve anlaşılması güç bir dili vardır. Herkes aynı hazzı almaz ama o tınıyı yakalarsanız müthiş lezzetli bir tat bırakır benliğinizde... 

"Dizboyu Papatyalar" kitabında ise toplumda farklı sınıftan bir şekilde bir araya gelmiş insanlarını işlemiş sevgili Tomris. Kiminde 2 dost sohbetinde, kiminde karı koca muhabbetinde, kiminde ise aynı yolculukta birleşmiş bambaşka hayatın insanları... Sosyal statüden dolayı veya ruhen zıt kutupları  okuyucu karşısına çıkıyor üstat. 

Eğer ki, bu kitabı okuyup pek beğenmediniz ise; "bir kaç yıl sonra, kitap dağarcığınızı genişlettikten sonra yeniden okuyunuz" derim. Yok eğer benim gibi çok sevdiniz ise hemen başka kitabını daha edinebilirsiniz. 
80 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
bir kitabın daha sonuna geldik,
diz boyu papatyalar benim için içerisinde güzel öyküler barındıran kişilik ve değer çatışmaları içeren duyguları bize yaşatan değerli bir öykü kitabı oldu.
tavsiye ederim her kitabını okuyacağım ,
:)
80 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
Bir öykü kitabı..
Farklı öyküler, ayni eleştiriler ayni burukluk.

Doğru ya da yanlış yaşam?
Her öyküde yaşam şekillerine yerinde bir eleştiri barındırmış.
Gerçeklerin yüzü, kimi zaman şiirsel kimi zaman alay eder gibi eleştirilmiş tarzda öyküleri çok güzel yazmış.
Çoğu zaman gerçeğin uzağında , yanlış veya gereksiz odaklanmalara dikkat çekmeye çalışmış ve cekmis de.
80 syf.
·1 günde·6/10
Kısacık ama lezzetli öykülerin bulunduğu bu kitabı sevebilmek için önce bir zihin ferahlığı daha sonra da hissiyat gerekiyor fikrimce. Karakterler her ne kadar en derinine kadar işlenemese de bazen küçücük bir ayrıntı sizi alıp götürebiliyor. Belki de çoktan unuttuğunuz çocukluğunuza. Seviyorsunuz bunu yaşamayı ve bir de Tomris hatunu :)
Yoksulluk anlatılmaz be ablam. Yoksulluk yaşanır anca. Gerisi puştluktur. Yani anlatıp. Kanına ekmek banıp o ekmekle semirmektir. Övünmek gibi bir şeydir anladın mı? Ayıptır.
Günlerin tam içinde yaşayamayınca, olanlara akıl erdiremeyince, bunlarla oyalanıyoruz işte, kahve pişirmek, çay demlemek... Anılar da öylesine çoğalmış ki bastırıveriyorlar, günü karartıyorlar erkenden.
Daha yığınla çocuk var doğurulacak, yığınla çocuk bezi, don, erkek çorabı var yıkanacak.
Çünkü yaz bu. Gereğince yaşanmalı ki anlatılsın kış boyunca: tatil köyleri, kampingler, karpuzun en ucuzu nerdeydi, boğma rakıyı nerden getirmeli...
Hep düşünmüşümdür:aklından asıl geçenleri hiç yazamazsın mektuba.Karşındakinin beklediklerini istediklerini yazarsın ki mektupsuz kalmayasın.Kendi zararına hep onun yararına.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dizboyu Papatyalar
Baskı tarihi:
1975
Sayfa sayısı:
138
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Okar Yayınları
Baskılar:
Dizboyu Papatyalar
Dizboyu Papatyalar
Dizboyu Papatyalar
Dizboyu Papatyalar

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0