Dizboyu PapatyalarTomris Uyar

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.832
Gösterim
Adı:
Dizboyu Papatyalar
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750807657
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Hangi sınıftan gelirlerse gelsinler, yaşadıkları baskılara boyun eğmeyen bireylerle onların uyumlu sınıfdaşlarının kişilik ve değer çatışmalarını bulacağınız Dizboyu Papatyalar'da Tomris Uyar'ın yalın, süssüz anlatım biçimi ve kendine özgü kurgusu kendini hissettiriyor. İlk kez 1973 yılında yayımlanan Dizboyu Papatyalar, edebiyatımızın kalıcı yapıtları arasında.

"Dili bilmesek bile anlıyoruz, çünkü Akdeniz'in ortak dili bu. 'Dizboyu Papatyalar' anlamına da gelebilir, 'Daha yığınla çok var doğurulacak, yığınla çocuk bezi, don, erkek çorabı var yıkanacak' anlamına da. 'Seni seviyorum, hadi hoşça kal, bir gün o kıyı kahvesinde yanına çöküp dostça iki kadeh içebilme isteğim baskın geliyor,' anlamına da..."
Bu akşam okul çıkışı, hafiften yağmur, soğuk, yapayalnız Kartal'daydım. Normalde arkadaşlarım olurdu ve kahkahayla geçen bir akşam yaşanırdı, klasik bir cuma...ama yalnızdım, her zaman gittiğimiz yerden başka bir cafeye gidip sıkılarak oturdum. Eve dönene dek içim ağırlaşmıştı iyice, hem biraz yürüdüm, çamur, toprak, her yer karanlık, yanda hâlâ devam eden yeni inşaatlar, ve her yer araba dolu, lambasız sokak, arada ağaçlardan yapraklardan gelen yağmur sesi.

ev de aynıydı: boğucu bir hava, kırk beş senelik eşyalar, koltuklar, boyanma zamanı gelmiş soluk mavi renkli duvarlar... Dodi aynı yerinde yatıyor, hasta; annem soğuktan korunmak için sarmalanmış, ev aynı loş ışıkla aydınlanıyor...hemen odama geçtim. uzandım yatağa. biraz uyumuşum.

kütüphanem artık daha boş. evet, gönderdim bazı kitaplarımı, evet bazılarını arkadaşlarıma verdim, bir çoğunu okuluma taşıdım. Raflar daha boş şimdi. Senelerce yüz yüze baktığım kitapların bir çoğu artık yeni yuvalarında...Gidecek olan diğer kitaplarım hâlâ bekliyorlar...

elim yine, arada sırada olduğu gibi, arka sıralarda dolaştı...acaba var mı? elim uzansın da bulayım bir tane daha, ve hemen okuyayım, çünkü ihtiyacım var, uzanmak istiyorum, belki okumaya çalışırken dalıvereceğim bir daha uykuya.

sonra buluyorum onu: senelerce nice kitabın arasında, nice kereler yeri değiştirilerek, bazen acaba okusam mı diye elimde sıkılgan, mazlum bekleyen Diz boyu papatyalar, bu cuma akşamıma sızıverdi; yatağıma uzanıp sayfalarını çevirmeye başlayınca, beklediğimden daha iyisiydi okuduğum, çünkü sağa sola dönüp, arada dayanamayıp kendimi bıraktığımda kapanınca gözlerim, birden hatırlayıp açılıyor göz kapaklarım ve okuyorum: edebiyat insanı gerçekten iyileştiriyor. Başkasının acısını hikâye hikâye okudukça, ve bu insanların her biri nerdeyse elli yıllık bu incelikli, acılı kitabın yapraklarından hafızama aktıkça iyileştiğimi hissettim. Okurken aklım bahçedeydi: adlarını Çehov'un hikâyelerinden koyduğum bahçedeki yavru kedilerin bir çoğu yok şimdi, Gusev öldü, Varka öldü, İvan görünmüyor ortalıkta, ölülerini bulamadım ve senelerdir olduğu gibi, sır oldular, ve böyle hâyâl etmesi daha iyi geliyor şimdi, çünkü nicesini ellerimle gömdüm bahçemize, hayat edebiyat kadar güzel değil her zaman, bu yüzden içim sıkılsa ve üzülsem de artık kabul ediyorum, yok olacağız hepimiz, tomris uyar'ın kitabın son hikâyesinde insanın ruhunu titretircesine anlattığı gibi, sıcacık kalacak ölümüz bir an için, ve soğuyacak yavru kediler gibi, sonra sır olup gideceğiz. Kitabı okurken en çok hissettiğim şey her karakterin yanına oturup ya da yorgunluktan uzanıp yanlarına, onlarla beraber kalmak isteğiydi, herkes korkunç çaresiz, acı dolu göründü bana...ve sene daha 1973. Peki ya bugün? Her yerden daha büyük zulümler kötülükler, insanlıktan çıkmışların vahşetleri gelirken, edebiyata sığınarak, korunabilir miyiz? Bunu yapabilir miyim? Yavru kedilerimi köpekler sırf öldürmek adına ve aldıkları zevkten, öldürürken, aynen insanlar gibi, ne kadar sebepleri olsa da sosyal, psikolojik, herkes bir yandan da türüne özgü davranıyor sanki, köpeklerin kedileri öylesine öldürmesi gibi. Böyleyken edebiyata sığınıp mutlu olabilir miyim? Bir gazete sayfasına bakıp DİZBOYU PAPATYALAR yazısını görünce kitaptaki o karakter gibi, içimdeki sıkıntıyı atabilir miyim? Emekli albay Halit Akçam'ın yaptığı gibi, beyni dağılmış bir insanın yanına eğilip "sana ne be kardeşim? " diyebilir miyim? Kaçabilmek için bu zihni kamaştıran dilin güzelliğine sığınıp, hikâyeden hikâyeye koşabilir miyim? Bu akşamımı dolduran bu hikâyelerin her birisinden aklımda kalanlar: paslar, puslar; acıyan, acılı karakterler ve gerçekten yaşasalar hepsi çoktan ölmüş olacak ama bir küçük hikâye kitabının içine sıkışıp kalmış, orada tekrar tekrar yaşayan karakterlere "herşey çok daha kötü" deme isteği...yazar mekânları ve ruh durumlarını öylesine güzel anlatıyor ki bazı yerlerde alâkası yokken bile gözlerim yaşardı, sanki çok güzel yıllanmış bir kitap gibiydi, sanki senelerce kütüphanemde okunacağı günü beklerken de güzelleşmişti ve acıtırken bile güzelliği keyif veriyordu. Açıkçası tekrar tekrar okunacak güzellikte bir eserdi okuduğum. Okuduktan sonra, yani buraya döndüğümde, yani loş ışıklı odamda, yatağımda kendime geldiğimde, elbette değişen birşey yoktu..ama yine de iyi geldiğini hissediyorum bana. Biz yalnızlar, ömrümüz geçiyor, daha ne kadar hikâye kitaplarına sığınacağız? edebiyatla başbaşayız.
Tomris Uyar'ı ilk defa okudum. Bir yandan da üzüldüm. Bu kadınla ilgili bildiklerim edebiyat dünyasına dair dedikodulardan başka bir şey değilmiş. Turgut Uyar'ın, Ülkü Tamer'in, Edip Cansever'in, Cemal Süreya'nın, neredeyse tüm ikinci yenicilerin büyük aşkı. Pek çok kadının imrendiği, hep istenen kadın, zeki, yetenekli, özgür... Peki bu kadar mı? Bu her ay popüler dergi kapaklarında hüzünlü dalgın bakışlarıyla gördüğümüz bu kadın, bu adamları çıkardığında bir şey ifade etmez mi? Onu kıskanmaktansa, onu tanıyıp anlamak bizi yakınlaştırmaz mı?
Birçok öyküsü, denemesi, çevirisi, söyleşisi var Tomris Uayr'ın. Sevgi Soysal'da aldığıma benzer bir duyum aldım hikayelerini okurken. Bu kitabında ise sekiz öykü var. Benim en çok sevdiğim iki öyküsü oldu: Dizboyu papatyalar ve Emekli Albay Halit Akçam'ın İki Günü. Aslında diğer eserlerini de okuyunca, daha iyi tanıdığım birinden bahsetmiş olacağım. Şu an Tomris'i anlatırken, biraz da sezgilerim dahil oluyor. Kendini duyumsatan bir takım ifadelerden, neyle karşılaşacağımı biliyor gibiyim:
"Cevherin kaynağına inmeli. Belki o zaman aylardır atamadığı tedirginliğin özünü kavrayabilir. Nedendir kalabalıkta başdönmesi? Akşam pazarından ucuz bir şey alıp gelişigüzel bir yerde unutuverme? Ufak tıkırtılardan büyük felaketler bekleme? Her şeyi- bir başka- şeye benzetme? Kapıdan çıkarken kanadına çarpma. Tavana çakılı duran lambanın ardından eğilerek geçebilme? Şerefli, sert bir albayın yerli filmlerde ağlaması nedendir?"

Sevgi Soysal ve Tomris Uyar'ı üstüste okuyunca, inceleme yazmak istedim bu iki güzel ve belki pek de anlaşılamamış, hatta yanlış anlaşılmış kadına dair. Duyumsayarak, demini süzerek ve belki tekrar dönme isteği duyarak okumak... Kadın öykücülerimizi merak edenler Tomris'e uğramalı. Ama Tomris olduğu için yapmalı bunu. İkinci yenicilerin belki en güzel şiirlerini yazdığı kadını bilerek ama yine de bunun dışında tutarak ve duyumsayarak. İyi okumalar.
Merhaba. Dizboyu Papatyalar, içinde sekiz öykü bulunan, on gün içinde okuduğum ikinci, toplamda dördüncü Tomris Uyar kitabı. Yazar, gündelik hayatın altında ezilen, bizlerin de bildiği o insanların iç dünyalarına götürüyor bizi. Eski bir Yeşilçam jönü, Garson Aydın, Şermin, Emekli Albay Halit Bey, İspanyol Feride... Kurguların güzel, anlatımların yoğun olduğu seksen sayfalık kısa ama dolu dolu bir kitap. Benim genelde okuduğum öykü türü eserlerde bir ya da iki tane favori öykülerim olur. Bu öykü kitabında da en çok "Emekli Albay Halit Akçam'ın İki Günü" adlı hikayeyi çok beğendim. Teşekkürler "ikinci yenilerin kraliçesi." Keyifli okumalar dilerim...
Tomris Uyar ' ı ilk defa bu kitabıyla tanıyorum . Bir öykü kitabı olup 8 öyküden oluşuyor . Tüm öykülerden illa ki bir şeyler kazanıyorsunuz
Okumanızı tavsiye ediyorum ...
İyi okumalar :)
Birkaç alıntı ile bitirmek istiyorum :)
"Nasıl da eksilmeden gülümsüyor..."
"İnandın mı, sevdin mi başına biner insanlar."
"Yırtıla bozula düzelecek bu dünya ama biz yetişemeyeceğiz nasılsa."
Tomris, ismine yakışan karakteriyle sevmelere doyamadığım kadın yazar. Bir kadının kalemi; can yakar, diz kanatır, küstürür de hemen ardından yaraları temizler, usulcacık üzerine üfler ve merhem olur mu? Olur.
Tomris'in yaptığı bu. Turgut'un, Cemal'in, Edip'in bu muhteşem kadında izledikleri, sevdikleri ruhun büyüsü bu. Dizboyu papatyalar'la umudun, yılların hırpaladığı insanların yalnızlığının, fakirlikle sınanan bedenlere keyifli gelen isyanın ve ölümün; kadının, erkeğin, çocuğun, ninenin dünyasına minik bir seyahat gerçekleştiriyorsunuz.
Limandayım, deme isteğiyle.
Kısacık ama lezzetli öykülerin bulunduğu bu kitabı sevebilmek için önce bir zihin ferahlığı daha sonra da hissiyat gerekiyor fikrimce. Karakterler her ne kadar en derinine kadar işlenemese de bazen küçücük bir ayrıntı sizi alıp götürebiliyor. Belki de çoktan unuttuğunuz çocukluğunuza. Seviyorsunuz bunu yaşamayı ve bir de Tomris hatunu :)
Tomris Uyar'ı zaten severim bu kitapla bayıldım diyebilirim. Hikayeler biraz yoğun ama sizi ne yoruyor ne de usandırıyor. Ben en çok "Hakların En Güzeli"ni sevdim. 80 sayfa ve isterseniz bir oturuşta bitirebilirsiniz.
İyi vakit geçirmelik bir hikayeler kitabı. Sanırım bu kitabı bir yaz ikincisinde okusaydım daha etkili olurdu, ama bir kış akşamı da iyi gitti benim için. Sade ve dolambaçsız hikayeler bütünü. İyi okumalar.
Sekiz öyküden oluşan 80 sayfalık bir kitap.. Bir oturuşta bitecek bir kitaba benziyor şimdilik akıcı ilerliyor.. Öykü kitaplarını okumayı çok sevmem ben daha çok roman okumayı severim ama bu kitaptaki öyküler güzele benziyor umarım beğenirim.. :)
Tomris Uyarla tanışmama vesile olan kitaptır. Çok güzel ve akıcı bir dille anlatılmış hikayeler barındıran kitapta, en çok, "yaz suyu" ve "şen ol bayburt" hikayelerini beğendim. Öykü seviyorsanız okumanızı tavsiye ederim.
Ben böyle ne demek istediğini hemen anlayamadığımız ama bunu zorlayarak değil öyle hissettiği için yazan yazarlara hayranım. Tomris Uyar ı zaten çok severim bu kitabını da çok sevdim. Sekiz öyküden oluşuyor Dizboyu Papatyalar. Ben en çok ' Hakların en güzeli ' isimli öyküyü sevdim. Yalın ama kafa yorarak okunacak bir dile sahip, keyifli, akıcı bir kitaptı. İnsanı üzen, düşündüren öyküler barındırıyor içinde. Okuyun derim .
Bütün öyküleri çok severek okudum. Anlatış tarzını, dilini, kahramanların acı çekişlerini, bu acıyı hafife alışlarını çok sevdim. Bütün öyküleri sevmekle birlikte "Emekli Albay Halit Akçam'ın İki Günü" hikayesini ve kitabın ilk öyküsü olan "Hakların En Güzeli" öykülerini ayrı bir sevdim. Kısa öyküler okumayı seviyorsanız, kitaplığınızda bulunması gereken bir kitap.
Yoksulluk anlatılmaz be ablam. Yoksulluk yaşanır anca. Gerisi puştluktur. Yani anlatıp. Kanına ekmek banıp o ekmekle semirmektir. Övünmek gibi bir şeydir anladın mı? Ayıptır.
Günlerin tam içinde yaşayamayınca, olanlara akıl erdiremeyince, bunlarla oyalanıyoruz işte, kahve pişirmek, çay demlemek... Anılar da öylesine çoğalmış ki bastırıveriyorlar, günü karartıyorlar erkenden.
Daha yığınla çocuk var doğurulacak, yığınla çocuk bezi, don, erkek çorabı var yıkanacak.
Çünkü yaz bu. Gereğince yaşanmalı ki anlatılsın kış boyunca: tatil köyleri, kampingler, karpuzun en ucuzu nerdeydi, boğma rakıyı nerden getirmeli...
Çocuğumuz olmadı, dedi Meliha Hanım rahatça. Hiç düşünmedik. Kocam, demin de söyledim ya, sessizliğe öyle düşkündü ki. Oysa ben... Şey, sizin bir kızınız var, değil mi efem? Baha Bey söylemişti de.
- Annesinde. Yok sayılır bir bakıma.
- Görüyorsunuzdur sık sık.
- Pek sık değil. Uzakta olunca, alışılıyor yokluğuna.
- Ama o çocuktur, alışamaz ki efem.
... Yerinde kullanılan bir sözcük, rasgele yükselen bir şarkı, nasıl kavratır yaşamayı!...
Hep düşünmüşümdür:aklından asıl geçenleri hiç yazamazsın mektuba.Karşındakinin beklediklerini istediklerini yazarsın ki mektupsuz kalmayasın.Kendi zararına hep onun yararına.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dizboyu Papatyalar
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750807657
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Hangi sınıftan gelirlerse gelsinler, yaşadıkları baskılara boyun eğmeyen bireylerle onların uyumlu sınıfdaşlarının kişilik ve değer çatışmalarını bulacağınız Dizboyu Papatyalar'da Tomris Uyar'ın yalın, süssüz anlatım biçimi ve kendine özgü kurgusu kendini hissettiriyor. İlk kez 1973 yılında yayımlanan Dizboyu Papatyalar, edebiyatımızın kalıcı yapıtları arasında.

"Dili bilmesek bile anlıyoruz, çünkü Akdeniz'in ortak dili bu. 'Dizboyu Papatyalar' anlamına da gelebilir, 'Daha yığınla çok var doğurulacak, yığınla çocuk bezi, don, erkek çorabı var yıkanacak' anlamına da. 'Seni seviyorum, hadi hoşça kal, bir gün o kıyı kahvesinde yanına çöküp dostça iki kadeh içebilme isteğim baskın geliyor,' anlamına da..."

Kitabı okuyanlar 147 okur

  • Zeynep Aydın
  • Lara
  • Cansu Ercan
  • Ali Korkmaz
  • Ezgi Coşkun
  • Ecem Aydın
  • Abdullah SAFİDEMİR
  • Okan Karahancı
  • Aleyna Yılmaz
  • Beyza Nur Yayla

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.6
14-17 Yaş
%3.9
18-24 Yaş
%39
25-34 Yaş
%31.2
35-44 Yaş
%16.9
45-54 Yaş
%3.9
55-64 Yaş
%2.6
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%75.6
Erkek
%24.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%13.6 (6)
9
%13.6 (6)
8
%36.4 (16)
7
%13.6 (6)
6
%6.8 (3)
5
%11.4 (5)
4
%2.3 (1)
3
%0
2
%2.3 (1)
1
%0