Dəniz Kənarıyla Qaçan Alabaş

·
Okunma
·
Beğeni
·
6,5bin
Gösterim
Adı:
Dəniz Kənarıyla Qaçan Alabaş
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789952243413
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Пегий пес, бегущий краем моря
Dil:
Azerice
Ülke:
Azerbaijan
Yayınevi:
Altun Kitab
Baskılar:
Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek
Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek
Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek
Dəniz Kənarıyla Qaçan Alabaş
Məşhur qırğız yazıçısı Çingiz Aytmatov orta və ali təhsilini vətənində almış, 1952-ci ildən doğma dilində hekayələr yazmağa başlamışdır. Sonralar Moskvada Ali ədəbiyyat kurslarını keçən ədib həm də rus dilində yazmağa başlamışdır. Onu dünyada məşhurlaşdıran “Cəmilə” povesti olmuşdur. Aytmatovun başlıca əsərləri “Gün var əsrə bərabər” romanı, “Dəniz kənarıyla qaçan Alabaş”, “Ağ gəmi” povestləri hesab olunur.

1977-ci ildə yazılmış “Dəniz kənarıyla qaçan Alabaş” əsərində dörd ovçunun dənizə çıxmasından, hadisələrin onların gözlədiklərindən tamamilə fərqli cərəyan etməsindən və Kirisk adlı oğlanın keçdiyi ağır sınaqlardan bəhs olunur.
128 syf.
·4 günde
Öykü birçok bakımdan ilginçtir. Cengiz Aytmatov önceki yapıtlarında da dar çerçeveli ulusal sorunlara saplanıp kalmamış, küçük ülkesini anlatırken bile büyük, kalabalık, çok uluslu bir dünyaya açılmıştı.

Fakat bu sefer yaban ellere çevirmiş gözünü. Sonsuz bir okyanusta Lura adındaki bir ördeğin yuvasından oluşmuş bir kara parçasında, Ala Köpek Dağı çevresinde geçer olaylar. Yazar, uzlaşmayan iki doğa gücünün, denizle karanın boğuşmasını, insan aklıyla doğanın kör güçlerinin çarpışmasını düşündürecek biçimde anlatır bize.

Aytmatov dış koşulların değişmeyeceği, ancak insanda birtakım değişikliklerin olabileceği bir ortamı tam bir isabetle seçmiştir. Ortam değişmez ama bu ortamda insanın iç evreni değişebilir.

Okyanusun ortasında susuz kalmış insanların dayanma güçleri incelenir, aynı yazgıyı paylaşanların davranışları anlatılır, uçsuz bucaksız okyanus koşullarına uyarlanmış 'babalar ve oğullar' özel sorunu üzerine felsefi bir tez hazırlanabilirdi. Ama öyküde bunların hiçbiri yok; ne egzotizm ne de yaşam betimlemesi. Egzotizm yerine hepimizin bildiği insanlar, yaşam betimlemesi yerine felsefe.

Cengiz Aytmatov'dan yine çok güzel bir eserdi, okumayanlara tavsiye ederim.

Kitapla kalın... :)
128 syf.
·5 günde·8/10
Kitabi okumadim, bizzat içinde yaşadım. Kurgusu ve dili o kadar güzel ki... Kendisini gerilim- korku türünde pazarlayan çoğu kitaptan, daha çok gerildim ve korktum. O hissiyat nasıl oluştu bilmiyorum. Sanki dünyanın en aç ve susuz insani bendim. Çok güzel bir deneyim oldu. Zaten bir Cengiz Aytmatov kitabı olduğundan eleştirmeye kalksam, Çarpılırım... Tavsiye ediyorum.
110 syf.
Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek bir uzun hikaye; yaklaşık 110 sayfa. Eserin orijinal ismi Deniz Boyloy Cortkon Ala Töböt. Yani çeviri doğru diyebiliriz. Türkiye'de, bu kitabı basan yayınevlerinden birisi kapakta, deniz kıyısında bekleyen bir köpek çizimi kullanmıştı. Tabii ki çok komikti bu ve acıydı. Muhtemelen kapağı çizen kişi hikayeyi okumamıştı bile ama yayınevinin buna müsaade etmesi gülünçtü. Çünkü orada gerçekte bir köpek, Ala Köpek Dağı var. Uzaktan bakılınca bir köpeğe benzediği söylenen ve köyün hemen onun kıyısında bulunduğu bir tepe bu. Dolayısıyla denizden baktığınız zaman sanki o kıyıda bir büyükçe bir köpek sizi bekliyormuş, size yol gösteriyormuş gibi bir hava oluşturuyor.

Bu eserinin de bir yazılma hikayesi var aslında. 1976-77 döneminde yazıyor Cengiz Aytmatov bunu. Sovyetler Birliği’nde ve bugünkü Rusya Federasyonu’nda Nihiv denilen bir halk yaşıyor. Ohotsk Denizi kenarındalar. Nihivli bir yazar var; Vladimir Sangi. Bir gün Aytmatov'u bir yemeğe davet ediyor. Yemek sırasında bir ördek geliyor ve Sangi bu ördeğin Lura ördeği olduğunu ve onların inanışlarına göre, denize açılan ve yönünü bulamayan balıkçılara yön gösterdiğini, hatta kendisinin de yedi-sekiz yaşlarındayken akrabaları ile birlikte ilk defa balık avcılığı için açıldığını, siste kaybolduklarını ve sonra da işte bu ördeği gökyüzünde görüp hayatlarının kurtulduğunu anlatır. Büyük Aytmatov bu hikayeyi hemen yakalamıştır. Sangi’den bunu kullanmak için müsaade ister. Vladimir Sangi’nin kendisi de bir yazar olmasına rağmen tebessüm eder ve der ki: “bundan bir eser çıkmaz, istediğin gibi kullanabilirsin.” Sangi’nin bundan bir şey çıkmaz dediği hikayeyi, Cengiz Aytmatov, Vladimir Sangi’ye ithaf ederek harika bir uzun hikaye çevirir. Hikaye yayımlandıktan sonra Sangi "Keşke ben yazsaymışım" der. Ancak Aytmatov ona, “bunu yalnızca ben yazabilirdim” diye cevap verir.

Peki, nedir konusu? Mitoloji ile harmanlanmış bir eserdir, öncelikle onu söyleyeyim. Kirisk adlı Nihivli bir çocuğun ilk defa denize açılmasını anlatan bir hikayedir. Yaşlı bir denizci olan Orhan Ata, babası Emrayin ve babasının amca oğlu Mılgın ile birlikte, bir sabah denize açılırlar. Tabii ki bu burası soğuk bir deniz, Ohotsk Denizi, fokların da olduğu bir deniz ve yönlerini bulmalarını çok kolay bir şey değil. Zaten basit bir kayıkla denize açılırlar. Hedefleri iki günlük bir seyahatinin ardından karşılarına çıkacak üç tane küçük adaya uğramak ve fok avlayıp köylerine geri dönmektir.

Burada mitolojiden, halk inanışlarından epey örnek sunar Aytmatov. Yolculuk başlar. Her şey normaldir, mevsim zaten normal bir mevsimdir. İlk adaya uğrarlar ve orada büyükçe bir fok avlarlar. Yollarına devam ederlerken bir anda hava bozar, muazzam bir fırtına çıkar ve onlar batmamak için küçük kayıklarında ne varsa hepsini atmak zorunda kalırlar. Sadece az bir temiz su kalmıştır ellerinde. Sonrasında fırtına diner ama kesif bir sisin içerisinde kalırlar; hiçbir yeri görememektedirler. Nereye gittiklerini, nereden geldiklerini göremezler, yön merkezi saydıkları Ala Köpek Dağı’nın nerede kaldığını da bilmezler. Sonsuz ve karanlık bir denizin ortasındadırlar. Gökyüzünü göremedikleri için yıldızlara bakarak ya da bir kuş görerek yönlerini tayin edememektedirler. Görmek istedikleri şey olan, kendilerine, açıldıkları zaman eşlik eden deniz kıyısındaki Ala Köpek Dağı’dır. Aytmatov onu görememek gerilimini çok iyi vermiştir.

Geçip gider diye ümit ettikleri sis bir türlü dağılmaz ve bu bekleyiş çok uzun sürer. En nihayetinde bir fedakarlık öyküsüne dönmeye başlar. Aytmatov'un ustaca anlatımı burada da yine kendine yer edinir. Aslında Aytmatov bir bozkır yazarı, bozkır çocuğudur. Denizle, hele de soğuk denizler ile falan çok fazla alakası yoktur. Ama onun gözlem gücü, kaleminin kuvveti, kurgu başarısı, bunların hepsi bir araya geldiğinde bizzat başından geçen bir yazarın bile yazamayacağı kadar başarılı bir eser ortaya çıkarır.

Aytmatov yine hemen her eserinde olduğu gibi burada da bazı semboller kullanmıştır. Onlardan birisi orijinal hikayede olmamasına rağmen insan soyunun fedakarlığı ile alakalıdır. Burada yaşlı bir insan olan Orhan’ın ciddi bir fedakârlığı söz konusudur. Kendisi artık ömrünün sonlarına yaklaştığına inanmaktadır ve insan neslinin devamı, yeni kuşakların yaşaması için büyük bir fedakârlık yapacaktır. Azalan kaynaklardan kendisi istifade etmeme kararı verecektir. Burada da insanoğlunun soyunu devam ettirme çabasına vurgu yapılmaktadır. Kirisk küçük bir çocuktur ve hayatında ilk defa denize açılmıştır, belki de daha önce hiç yaşanmamış bir felaketle karşı karşıya gelir. Bu onun için bir trajediye dönüşebilir. Hem onun ruh sağlığını korumak hem de hayatına devam ettirebilmek için büyüklerin olağanüstü bir çabası vardır. Aytmatov çocuk ruhuna yine çok başarılı bir şekilde nüfuz edebilmiş, onun hayal dünyasını, hislerini fevkalade iyi verebilmiştir. Çocuk her yerde çocuktur, Beyaz Gemi’de ya da Ohotsk kıyısında olması pek bir şeyi değiştirmez!

Aytmatov, burada su motifini de çok iyi kullanır. Temiz su, içecek su… Bunu çok başarılı bir şekilde kullanır ve eserde belli bir gerilim seviyesi oluşturur. Sizi de ona dahil eder. Her zaman olduğu gibi yine türkülerin, masalların, efsanelerin de harmanlandığı bir hikayeye dönüştürür. Dediğim gibi, olayı bizzat yaşamış olan bir yazarın bile oluşturmayacağı bir hikayeyi Cengiz Aytmatov kendi ustalığıyla oluşturur. Bu anlamda Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek, Aytmatov'un kendisine hayli yabancı olan bir coğrafyayı bile ne kadar başarı ile anlattığını ortaya koyan bir eser olmuştur.

İyi bir uzun hikaye okumak isteyenler bu eseri bence çok seveceklerdir.
110 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Cengiz aytmatow bu kitabında diğerlerinden farklı olarak bozkırda değilde deniz ortasında geçen hüzünlü bir hikayeyi ele almış. Okurken açlığı, susuzluğu, korku ve gerilimi sade bir dille iliklerimize kadar aksettimiştir.
110 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek Cengiz Aytmatov ‘un mitoloji ile gündelik hayatı bir araya getirdiği ve insanlığın en büyük erdemlerinden olan metanet ve fedakarlığın trajik hayatlarımızda ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu eşsiz bir üslupla anlattığı hikayesidir. Bir yaratılış efsanesi ile başlayan hikayede bir babanın, evladı için hayatından vazgeçişinden bahsedilir.

“Koca bir denizin ortasında susuzluktan ölüp gitmek korkunç bir şeydi.” ( arka kapak)

İlk birkaç sayfayı okurken, çocuğuma bir masal kitabı okuyormuş gibi hissettim. Devamında da öyle hissettiğim yerler oldu ama aslında trajik bir hikaye idi okuduğum. Üç adamın bir çocuğu korumak için yaptıkları. Mükemmel bir kitap, mükemmel bir hikaye. Okumanızı tavsiye ederim...
128 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Aytmatov’un fonda Kırgız kültürü ve doğası; halk efsaneleri tadındaki hikayelerini seviyorum. “Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek” de böyle üç hüzünlü kısa hikaye içeren bir kitabı.

İlk hikayede küçük kahramanımız Eleman ile tanışırız ve 10 yaşındaki Eleman’ın gözlerinden zorlu Kırgız doğasında bir de savaşın hayatlarını nasıl paramparça ettiğini okuruz. Issık Göl’ün kıyısında yaşayan, tarım ve hayvancılıkla anca karnını doyuran Issık Göl Kırgızları Oyrat Çungurları ile savaşa tutuşunca tarih tekerrür eder; “savaşın kazananı olmaz”. Parçalanan, oradan oraya sürüklenen, dayanılmaz eziyetler çeken insanlar Manas Ozanı’nın -bu, asırlardır Kırgız hikayeleri ve tarihini kulaktan kucağa kuşaklara taşıyan büyük insanların- yeni hikayelerinin kahramanı olurlar.

İkinci hikayede genç gelin Seyde ile tanışırız. Cermen’lerle savaş vardır ve kocası askerdedir; daha memedeki bebeği ile yaşlı kaynanasına bakmak için Seyde canını dişine katıp tarlada da, evde de çalışır. Kocasını özler; savaşın bitişini ve dönüşünü hayal eder. Günün birinde gece kapıya dayanan kocasının asker kaçağı olduğu ve saklanması gerektiğini öğrenince sevinci hayal kırıklığına dönüşecektir. O kahrolası savaş yıllarında hiçbir şey aynı, bozulmadan kalmaz; kalamaz. Hayal kırıklıkları, aynı yorgunluğu ve açlığı gibi gitgide artar Seyde’nin. Sonunda, Aytmatov’un diliyle “Kederinin heybetiyle erişilmez, ulaşılmaz bir yüceliğe” kavuşacaktır.

Üçüncü ve son hikaye alıştığımız gibi dağlar ve tundralarda değil, denizde geçer. Ala köpeğe benzer bir dağın yamacına kurulmuş köyünden hayatının ilk deniz avına çıkan Kirisk, babası Emrayin, kuzeni Mılgın ve usta ihtiyar Orhan eşliğinde çıktığı bu yolda çok heyecanlıdır; zira usta bir balıkçı olmak onun doğuştan belirlenmiş ödevidir. Onların deyimiyle; “aklı Tanrı verir, ama beceri çocukken öğrenilir". Güzel başlayan bu deniz seferi sis bastırması ile zora girecek; Kirisk’e, tüm hayatı boyunca anlatılacak anılar, söylenecek türküler bırakacaktır.

Bu amansız coğrafyada yaşanan zorlukları, zorlukların insanları nasıl derinden etkilediğini, bedenen ve ruhen erittiğini; yine de inanca, töreye ve büyüklere saygıda kusur edilmeyeceğini çok güzel anlatmış Aytmatov. O uçsuz bucaksız, karanlık denizde küçücük bir pusulanın neler yaratabileceğini düşününce inanıyorum ki sizin de -benim gibi- içiniz ürperecektir.
110 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Ayh çok güzeldi. Kitabın tanıtımında da bahsedildiği gibi üç adam ve bir çocuğun avlanmak için açıldıkları denizdeki macerasını anlatıyor. Çocuğun ilk deniz yolculuğunun ve av heyecanının nasıl büyük bir korku ve hüzne dönüştüğü beni çok üzdü. Karakterlerle birlikte kendimi denizin ortasında açlık, susuzluk ve çaresizlik içinde buldum. Birbirlerine karşı fedakârlıkları, babanın oğluna fedakârlığı, insanın içini hüzünle dolduruyor. Gerçekten çok farklı duygular yaşatan bir kitaptı. Tavsiye ederim. Bol okumalı günler :))
128 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Engin bir denizde yapayalnız kaldık , susuz kaldık , ölüm için çareler aradık Kirisk ile yorulduk çok yorulduk.
Kitap bitince bile atlatılamayan bir etki bırakıyor , bir rüyadan uyanmanın etkisi gibi bir şey kalıyor üzerinizde. Sanırım usta yazarlık bu oluyor .
Emeğinize , kaleminize sağlık Sayın Aytmatov. Efsaneydi.
128 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Cengiz Aytmatov'dan güzel bir hikaye. Kitapta küçük bir çocuğun köyden uc kişi ile birlikte avlanmak için denize çıktıktan sonra yaşadıkları anlatılıyor. Açlığı ve susuzluğu hissettiren bir kitaptı. Begendim tavsiye ederim.
110 syf.
·59 günde·Puan vermedi
Kitabın konusu oldukça ilgi çekiciydi. Cengiz Aymatov bu eserinde farklı bir tarz ve yer kullanmış çok beğendim. Okurken bahsettiği her şey gözümün önünde canlandı. Heyecanlı ve biraz fantastik diyebileceğim bir kitaptı.
128 syf.
·Puan vermedi
Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek ;
Kitabı okumaya başlamadan önce, isminden dolayı denizin kıyısında koşturan bir köpek hikayesi okuyacağımı düşünmüştüm.

Yanılmışım..

Meğer bu bir; umut hikâyesiymiş..
Meğer ; açlıkla, susuzlukla, ölümle boğuşma hikâyesiymiş..
Meğer ;geride kalanlar bir kaç saat fazladan yaşasın diye, kendi canından vazgeçebilen fedakâr insanların hikâyesiymiş..

Kitabın içeriğinden çok bana hissettiklerinden bahsetmek istiyorum ;
Aytmatov yine yapmış yapacağını. Okurken sanki bende o denizin ,sisin,karanlığın ortasında kalmış, çaresizlik,açlık ve susuzlukla savaşan insanlardan biriydim. Çok etkilendim hatta kötü hissettim ve hatta kalkıp kalkıp su içtim :)
"Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek
Sana geliyorum, yapayalnızdım.
Orhan Atam yok,
Babam Emrayin yok,
Akam Mılgın yok...
Nerde olduklarını gel bana sor.
Ama bırak da önce kana kana su içeyim..."
~Keyifli okumalar dilerim~
128 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Aytmatov bu kitabını Sibirya'da yaşayan yazar Vladimir Sangi'ye ithaf etmiştir.  Çünkü efsaneyi Sangi'den duymuş ve efsaneyi hikayeleştirmesiyle bu  kitabını  oluşturmuştur.
İlk defa avlanmak için babası, amcası ve dedesiyle denize açılan bir çocuğun yaşadıkları konu edinir. Korkunç bir sise tutulan bu dört denizci, susuzlukla, açlıkla, nerede olduğunu bilmemekle günlerce süren büyük bir mücadele verir. Birbirleri için büyük fedekarlıklar sergilerler.
Okurken "ne olur sonu iyi bitsin" diyeceğiniz güzel bir Aytmatov eseri. Okuyun ve sonunu kendiniz öğrenin. :))
Hayaller, insanla beraber öbür dünyaya gelemezler miydi? Yüzyıllarca, sonsuza kadar onunla birlikte kalamazlar mıydı?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dəniz Kənarıyla Qaçan Alabaş
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789952243413
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Пегий пес, бегущий краем моря
Dil:
Azerice
Ülke:
Azerbaijan
Yayınevi:
Altun Kitab
Baskılar:
Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek
Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek
Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek
Dəniz Kənarıyla Qaçan Alabaş
Məşhur qırğız yazıçısı Çingiz Aytmatov orta və ali təhsilini vətənində almış, 1952-ci ildən doğma dilində hekayələr yazmağa başlamışdır. Sonralar Moskvada Ali ədəbiyyat kurslarını keçən ədib həm də rus dilində yazmağa başlamışdır. Onu dünyada məşhurlaşdıran “Cəmilə” povesti olmuşdur. Aytmatovun başlıca əsərləri “Gün var əsrə bərabər” romanı, “Dəniz kənarıyla qaçan Alabaş”, “Ağ gəmi” povestləri hesab olunur.

1977-ci ildə yazılmış “Dəniz kənarıyla qaçan Alabaş” əsərində dörd ovçunun dənizə çıxmasından, hadisələrin onların gözlədiklərindən tamamilə fərqli cərəyan etməsindən və Kirisk adlı oğlanın keçdiyi ağır sınaqlardan bəhs olunur.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0