Doğal Yaşam ve Başkaldırı (Sivil İtaatsizlik Meselesi ve Walden Gölü)

·
Okunma
·
Beğeni
·
10219
Gösterim
Adı:
Doğal Yaşam ve Başkaldırı
Alt başlık:
Sivil İtaatsizlik Meselesi ve Walden Gölü
Baskı tarihi:
1 Ocak 2007
Sayfa sayısı:
384
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756698105
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kaknüs Yayınları
Baskılar:
Doğal Yaşam ve Başkaldırı
Walden
Walden Gölü
Walden
Walden ya da Ormanda Yaşam
Naturalist yazar ve ilk çevrecilerden olan Henri David Thoreau (1817-1852) için doğa, inancının bir parçasıydı. Thoreau bu amaçla 1845 yılının ilkbaharında Walden gölünün kıyısına bir kulübe yaptı. Burada doğayı gözlemledi, çiftçilik yaptı gözlemlerini ve düşüncelerini bir günlüğe kaydetti.
Doğal dünyada yaşamını sürdürürken bilinçli olarak yaşamayı hayatın sadece temel ihtiyaçlarını dikkate almayı ve hayatın öğretmesi gerekeni öğrenmeyi arzuladı günlük yaşamından kesitlerle beraber insanın varoluş gerçeği, toplum, devlet ve diğer konular üzerine tefekkürlerini açık ve net bir bilgelikle kaleme aldı. (Thoreau münzevi bir hayat yaşamıyordu. Hergün ziyaretçileri vardı ve yürüyerek yakındaki kasabaya gidip geliyordu)

Thoreau'nun dikkat çeken kabiliyeti sıradan gündelik bir olayı veya doğadaki bir detayı gözlemleyerek başladığı düşüncesini insanoğlunun en temel sorunlarını derin bir bakış açısıyla ele alabilecek şekilde geliştirmesidir.

Amerikan edebiyatının en büyük klasiklerinden biri olan bu kitapta düşüncelerini toparladı Tolstoy ve Gandi gibi büyük şahsiyetleri etkilemesiyle tanınan Thoreau'nun bu eseri tüm dünyada felsefi düşüncede bir baş yapıt olarak kabul edilmiştir.
302 syf.
·Beğendi·9/10
"İnsan vazgeçebildiği eşya oranında zengindir" diyen Thoreau'nun sözüne göre aslında ne kadar da fakiriz değil mi?
Öncelikle biraz Thoreau'dan bahsedelim, çünkü bu adam hakkında iki kelam etmeden kitaptan bahsetmek oldukça anlamsız olur. Sonuçta Gandhi'yi Martin Luther King'i, Tolstoy'u, Proust'u ve daha yazarsam bitmeye niyeti olmayan bir sürü ismi derinden etkilemek sadece böyle bir adamın yapabileceği bir şey. 1800'lü yılların ortalarında köleliğe karşı çıkmak, devletin kalkınma politikalarını eleştirmek gibi kötü(!) huyları olsa da bizce mazur görülebilir. Bu kadar kişiyi etkilediği felsefesinin temeli de sivil itaatsizlik makalesine dayanmakta. (Benim okuduğum basımda kitabın sonuna iliştirilmişti)
Dünyadaki güzel keşiflerin, icatların çoğunun ya kötü bir olaydan sonra yada şans eseri olduğunu hepimiz biliyoruz, sivil itaatsizlik makalesi de aynen böyle ortaya çıkmış. Köleliğin desteklenmesi için harcanacağını bildiği vergileri vermeyi reddedince kendini hapiste bulmasıyla zihninde bir şimşek çakmışçasına bu makaleyi yazmaya koyuluyor. Yılların birikimi de var tabii ama farkında olmadan beklediği kıvılcım gelmiştir sonunda.

Biraz da kitaba değinmek gerekirse isminden ne anlattığını az çok anlamışsınızdır ammavelakin işin felsefesi çok çok daha ötedir. Thoreau amcamız insan yaşayışının çoğu yerine değinir ve mantıksız davranışlarımızı gözler önüne serer bu kitapta. Bir bakarsınız moda tutkunlarını eleştirir,kullandığı örnek de tam altı çizilesidir: "Londra'daki baş maymun bir şapka geçirir kafasına, diğer maymunlar da peşinden onu izler" Bir de bakmışsınız neden ihtiyacımız olmayan onca şeyi satın alır kendimizi boş yere mutsuzluğa sürükleriz, mutluluğu ararken elimizdekini de böylece neden kaybederiz diye sorar kendince. Bunları sohbet havası vererek yapar ama siz anlarsınız size sorduğunu, yanıtınız yoktur yada kendinizi kandırdığınız bir tanesi göz kırpar size. Büyük bir 'Fight club sever' olarak nasıl oradaki baş karakterimiz evini yakıp basar gider arkasına bakmadan, Thoreau amcamız da bırakır varını yoğunu(çoluk çocuk derdi de yoktur zaten) Walden gölünün kenarına yerleşir. Kitapta sadece gölü betimlemek için birkaç bölüm ayrılmış ama ben betimlemelerden hazetmediğim için hızlı geçmiş olabilirim <çaktırmayın ;) >. Naturalizm akımının büyük bir temsilcisi olarak göle öyle bir bakar ki sanki cennetten bir parça tarif eder. Gidip baksak 'normal göl işte' deriz ama biz mecnun olmadıktan sonra Leyla da güzel değildir ki zaten.
Çoğumuzun içinde olan alıp başını gitmek hayalini bu zat-ı muhterem bizden 2 yüzyıl önce bizim yerimize gerçekleştirmiştir. Bizimki laftadır sadece, nasıl olacak ki şimdi her şeyi bırakıp? diye düşünürüz ama kadim felsefenin öngörüsüne göre "Yerin dibini boylamadan arşın üstüne yükselemezsin."

Kitabı okurken siz de küçük şirin kulübesindeki bu adamı izler, bazı düşüncelerine konuk olursunuz. Ayrıca okuduğundan çabuk etkilenen biriyseniz dikkatli olun yoksa bir bakmışsınız tası tarağı toplamış gidiyorsunuz.

Kitapla tanışmam İnto the Wild(yabana doğru diye çevirmişler) filmi sayesinde oldu, iyiki de olmuş. Yoksa bu oturgaçlı düşüngeç Büyük natüralist Thoreau'dan bihaber olacaktım. İyi okumalar :)
302 syf.
·23 günde·Beğendi·9/10
Trakya’ da Kırklareli’nin 58 Km. kuzeydoğusunda Demirköy İlçesi Sarpdere Köyü yakınlarında yeşilin her tonunu görebileceğiniz bir ormanın içinde, ikinci Jeolojik zamanda (Günümüzden 180 milyon yıl önce) oluşmuş bir mağara vardır. DUPNİSA.
2003 yılında turizme açıldı o mağara. Daha önce mağara gezenler varsa bilirler. Milyonlarca yılda damla damla oluşan o mağaraların içine yürüme yolları adı altında beton merdivenler yapılır. Belli aralıklarla insanoğlu rahat görebilsin diye de ışıklandırılır. Hatta kendi kendimize uydurup şans getirsin diye içini bozuk paralarla doldurduğumuz küçük havuzcuklar oluştururuz içinde. Zavallı insanoğlu…
İşte o Dupnisa mağarasını turizme açılmadan önce 1990 lı yılların sonunda el değmemiş haliyle gezme şansına erişmiştim rehber eşliğinde. Sessiz olup mümkünse hiç konuşmadan, gerekmedikçe el fenerlerini açmadan, karanlıkta tek sıra halinde el ele yürümemiz, belirli bölgelere geldikçe rehberlerin el fenerlerini açıp mağara hakkında bilgiler vereceklerini söylediler bizler. Kabus gibi gelmişti başlangıçta. Ama kabus falan değil gerçeğin ve doğanın ta kendisiymiş yaşayacaklarımız.
Yer yer el fenerleri açıldı, tanıtımlar yapıldı. Özellikle bir bölgeye geldiğimizde el fenerlerimizi açmamız söylendi. Açtığımızda gördüğümüz manzara harikaydı. Binlerce yılda oluşan bir mağaranın içinde doğal bir yaşam vardı. Buz gibi su, sarkıt, dikit ve yarasalar. O manzaranın içinde eğreti duran sadece biz insanlardık. Rehberimiz bir dakika süre ile hepimizin el fenerlerimizi kapatmamızı ve konuşmadan sadece mağarayı dinlememizi istedi bizden. Dediğini yaptık. Karanlığın en koyu halinde görme duyumuzu kullanmadan, sessizliğin sesini, mağaranın özünü gördük biz.. İ-na-nıl-maz-dı.
Tüm yaşantım boyunca doğanın bilinen en derin yerlerinden birinde bir dakikalık zaman dilimi, sadece bir dakika. İnsan ömrünün ortalama 70 yıl olduğunu varsayarsak 36.792.000 dakikalık ömürde sadece bir dakika. Ömrümüzün 36.792.000 de biri. Böyle bir tecrübeyi kendi adıma bir daha edinmem mümkün değildi. Yer yer düşmemek için ellerimizle mağaranın duvarlarına tutunmak zorunda kaldık. Yapışkan, ıslak, çamur gibi bir şey bulaştı ellerimize. Ne olduğunu mağaradan çıktığımızda anlayabildik ancak. Yarasa dışkıları kaplamıştı ellerimizi.16 türde yaklaşık 60 bin yarasaya ev sahipliği yapıyormuş Dupnisa.
Şimdi o mağara maalesef karanlık değil artık. Işıklandırmanın yarasalara ve mağaranın oluşumuna etkisi ne kadardır halen tartışılıyor. Ama bildiğim bir şey var ki asla bir daha eskisi gibi olmayacak ve kimse o mağaranın sessizlikteki sesini dinleyip özüne ulaşamayacak..
Kendi adıma doğaya hak ettiği değeri verme savaşımın en derin sebebidir Dupnisa ve o bir dakika. Doğal yaşam ve Başkaldırı kitabını okurken hep gözümün önüne o günün gelmesi de bundandır.
Belki hayatımızın bir döneminde hepimizin aklından geçmiştir. Kaçıp gitsem bir dağ başına ya da bir su kenarına diye. Düşünmüşüzdür de kaçımız gerçekleştirebilmiştir bunu. İşte THOREAU bunu Walden gölünde iki yıl boyunca başarmış ve tecrübelerini de Doğal Yaşam ve Başkaldırı adıyla da kitaplaştırmış.
Peki neden Walden gölü? Emerson en önemli dostlarından biriydi Thoreau’ nun (bazı noktalarda ayrı düşünselerde) ve Emerson’ un Walden gölünün kenarında bir arazisi vardı. Oraya bir kulübe inşa etti Thoreau ve dedi ki ‘’Sizlerin bir yıl için ödediğiniz kira parasına ben ihtiyaçlarımı karşılayacak bir kulübe inşa ettim’’.
lginç bir kişilik Thoreau, sıradan biri değil. Bir felsefenin fikir babası. Thoreau, Emersonla birlikte Transandantalizm’ in öncülerinden. Transandantalizm, 19. Yüzyılda Sanayi devrimine, materyalizme ve kapitalizme tepki olarak doğmuş, doğa ve insanın birlikteliğine, doğanın da bir çeşit din olduğuna inanan, bilinçli ve temel ihtiyaçlarla yaşamanın erdemini savunan bir görüştür. Kendi içimizi dinleyerek erdem ve ahlaka ulaşabiliriz. Bize bunları öğretecek doğadan başka bir güç yoktur. Doğa kendi başına kusursuzdur ve bir ahenk içindedir ve Kapitalizm bu ahengi bozan bir sistemdir. Bizler doğa ile birlikte yürümeyi başarabilirsek eğer, daha üst gerçekliğe ulaşabiliriz. İnancın üstüne, dinin üstüne ulaşmak mümkündür. Eğer doğadan uzaklaşıyorsak zaten tanrıdan da uzaklaşıyoruz demektir.
Son yüzyılda dilimize giren ve her geçen gün savunucularının arttığı ekoloji akımının kurucusudur aslında Thoreau. Fakat Thoreau’ nun Doğal Yaşamı; kapitalizmin ‘’alternatif yaşam olarak doğa’’ şeklinde bizlere sunduğu organik tarım, organik beslenme değil, tam anlamıyla doğanın kendisiyle birlikte yaşamaktır. Evinin yolu üzerinde ölmüş bir yabani atın kokusundan rahatsız olsa da, O’ nu gömmek yerine doğanın kendi iç dinamiklerine bırakıp diğer canlıların beslenmesine katkıda bulunmaktır ya da kedilerin köpeklerin genetiğini değiştirip sonrada hayvan sevgisinden bahsetmek değil de, dağ kedilerinin evinin önünden geçmelerine izin vermektir.
İnsan özü gereği doğduğu anda hürdür. Fakat önce hükümetler sonra da insanların kendi materyalist hırsları onları köle yapar. Oysa gerçek özgürlük insanın kendi ihtiyaçlarını kendisinin karşılamasında yatmaktadır Thoreau’ ya göre.
Tüm bu doğa tutkusu Thoreau’ nun bir romantik olduğunu zannetmemize sebep olsa da durum bunun tam tersidir ve Thoreau bir realisttir . Doğa vardır ve gerçektir. Doğa bizim değil, biz onun bir parçasıyızdır.
1817-1862 yılları arasında yaşamış ve Harvard’ dan mezun olmuş Henry David Thoreau bu diplomasını hiç kullanmamıştır. Diplomaların anlamsızlığı hakkında ki görüşünü en iyi açıklayan anısı da mezun olup törenle diplomasını aldığı gündür. Aldığı diplomanın koyun derisi üzerine basıldığını fark eden Thoreau, ” Keşke her koyun, kendi derisine sahip çıksa! ” diyerek hem diplomanın ne kadar gereksiz olduğunu, hem de bireyleri kurtaran ve gelişimini sağlayan gücün yine kendisi olduğunu vurgulamıştır.
Sevgili Thoreau sakin ve zorunlu ihtiyaçlarını karşılayarak Walden Gölü’ nde ki bu kulübede yaşarken, Amerika Meksika’ ya savaş açmış ve Thoreau bu savaşın altında yatan sebebin köleliği yayma çabaları olduğunu görünce savaş ekonomisi adı altında vatandaştan toplanan 1.5 dolar tutarındaki vergiyi, vergi sistemine muhalet ederek ödemediği için hapse atılmıştır. Kız kardeşi kendisine haber vermeden vergiyi ödeyince de bir gün sonra serbest bırakılmıştır (kız kardeşi ile ilişkilerinin bundan sonra nasıl geliştiği hakkında bir bilgi bulamadım maalesef). İşte Thoreau, en ünlü yapıtı olan ve Tolstoy, Mahatma Gandhi ve Martin Luther King’ e ilham veren Civil Disobedience ( Sivil İtaatsizlik) adlı makalesini bu olay sonucunda kaleme almıştır. Sivil itaatsizlik makalesi başka yayınevleri tarafından da son yıllarda ülkemizde basıldığı gibi bu kitabın sonunda da mevcuttur. Maalesef Say yayınlarından çıkan Sivil İtaatsizlik kitabını okuyunca Kaknüs yayınlarından çıkan Doğal Yaşam ve Başkaldırı kitabının çevirisinde ki ve basımında ki özensizliği görüyorsunuz.
Örneğin;
Kaknüs yayınları çevirisi; Amerikan hükümeti kökü yakın zaman öncesine dayanan bir gelenektir, bozulmadan gelecek nesillere ulaştırılmak istense de her saniye ilkelerinden bir şeyler kaybetmektedir. Bu hükümet tek bir adamın gücü ve canlılığından yoksundur; çünkü tek bir adam onu kendi iradesine göre şekillendirebilir….
Say yayınları çevirisi; Yakın geçmişte oluşturulan Amerikan hükümeti, kendisini gelecek kuşaklara olduğu gibi taşımaya çalışan fakat sürekli olarak ilkelerinden bir şeyler yitiren bir gelenek değil midir? Onda bir kişide bulunan güç ve enerji yoktur, çünkü bir kişi bile onu kendi arzularına göre biçimlendirebilir….
Kitapta sık sık karşımıza çıkan yanlış yerde kullanılan noktalama işaretlerini , ya da ‘’memnun’’ yerine memenun, ‘’gibiyim’’ yerine ‘’gibileyim’’ ya da ‘’öteye’’ yerine ‘’öleye’’ yazılması gibi çoğaltabileceğimiz örneklerin olması basımda ki özensizliği ispatlamakta. Oysa Thoreau felsefi yanının ötesinde İngilizceyi ustalıkla kullanan bir yazardır. Örneğin ‘’ Tatlı Ekim rüzgarı havalanıp, yaprakları hışırdatıp göl yüzeyini dalgalandırınca hiçbir kuş duyulmaz ve görülmezdi’’ ya da ‘’ Dalgalar cömertçe kalkıp öfkeyle kıyıya çarparak, bütün su kuşlarının safında yer alırdı, sporcu avcılar kasabaya dükkanlarına dönüp bu işi yarım bırakmak zorunda kalırdı.’’ gibi usta bir yazarın kaleminden çıkmışçasına etkileyici cümleleri var Thoreau’ nun. Bu nedenle diyorum ki; Ahh ahh, böyle özensiz bir çeviriye feda etmeseydi Kaknüs yayınları bu harika kitabı da, daha çok huzur bularak okusaydık o güzelim Walden Gölü' nü doğanın sesini, başkaldırının asaletini ve doğaya sığınmanın yüceliğini Thoreau’ nun anlatımıyla. Kimi yerlerde Türkçe’ den Türkçe’ ye çeviri yapmak zorunda kalsam da ha-ri-ka bir düşün adamını yakından tanıdım. Her şeye rağmen bu kitapla buluşmamızı sağladığı için bile yayın evine teşekkür etmek gerek diye düşünüyorum.
İçinde Sivil İtaatsizlik makalesinin de olduğu ve Walden Gölü adlı kitabının editörlüğünü yapan Walter Harding’ in yazdığı önsöz ile birlikte 20 bölümden oluşuyor kitap. ‘’Okumak’’ ’Yalnızlık’’ , ‘’Ziyaretçiler’’, ‘’Yüksek Prensipler’’ gibi bölümlerin oldukça etkileyici olduğunu söyleyebilirim. Bu bölümlerde Thoreau’ yu daha iyi tanıma şansınız oluyor. Ormanda yaşayan hayvanları inceleyip, onlar hakkında notlar almış gönüllü bir zoolog gibi günlerini bu işle ilgilenmeye vermiş ve bu bilgileri oldukça detaylı (eğer sayısal verilerle ve gözlemle çok ta ilgili değilseniz bu bölümlerde ki ampirik verilerin yoğunluğu biraz ağır ilerlemenize neden olabilir) bir şekilde kitabın çeşitli bölümlerinde paylaşmış ve mevsimlere göre gölün ve doğanın değişimlerini oldukça etkileyici bir dille anlatmış.
Thoreau’ nun farklı bakış açısına sahip, herhangi bir sınıfa ya da düşünceye dahil olmamasından kaynaklananan ilginç kişiliğini birkaç örnekle açıklamak gerekiyor…
• Thoreau bir anarşistir. Ama ütopyaların toplumla değil, bireyin iç dinamiklerini geliştirmesiyle, bencillikten kurtulup az ile yetinmesiyle kurulacağını savunur.
• Yazdıklarının bir sosyalistin kaleminden döküldüğünü zannedersiniz ama kendisi liberaldir. ‘’ Bilgelik bizi liberalliğe götürür’’ demektedir.
• Münzevi bir hayatı tercih eder ama, kendini insanlardan tamamen soyutlamaz. Zaman zaman köye inip dedikoduları alır ve insanlarla ilişkisini kesmez.
• Kapısı ziyaretçilere her zaman açıktır zaman zaman onlarca insanı evinde ağırladığı olur ama bu varolan üç tane sandalyesinin sayısını arttırmasına sebep olmaz. Böylece anlar ki oturacak yer olmamasına rağmen ona gelen ziyaretçiler Thorueau için gelmektedir.
• Öğrenciliği boyunca herkes Harvard’ ta siyah ceket giyerken, O yeşil ceket giymekte ısrarcı olmuştur.
• Reformisttir ama reformculardan hoşlanmaz ve reform hareketlerine katılmaz. Bu nedenler sebebiyle ne tamamen redddebiliyor, ne de tamamen kabul edebiliyorsunuz yazarı.
Thoreau’ nun Walden gölünde yaşadığı yer, yaşadığımız dönemde bir mimarlık harikası! olarak insanların ziyaretine açılmış. Bu mimarlık harikasını bu linkten görebilirsiniz. Ne şahaser ama …
http://www.arkitera.com/...lu-ziyaretci-merkezi
Neyse ki gölün kenarında Thoreau’ nun yaşadığı evin ve Thoreau’ nun kendisinin de bir replikası varmış.
https://i.hizliresim.com/oVd7B2.jpg
Son sözü Thoreau’ nun kitaptan bir alıntısına bırakmak belki de en vefalı davranış olacak bu düşün adamına karşı. ‘’Bırak gök gürüldesin, çiftçilerin ürününü bozmakla tehdit etse ne olur? Sana getirdiği haber bu değil. Onlar arabalara ve barakalara kaçarken sen bulutların altına sığın! Ticaretle değil eğlenerek yaptığın işlerle geçimini sağla! Toprağın tadını çıkar, ama ona sahip olma! Girişimcilik isteği ve inanç nedeniyle insanlar şu an bulundukları yere gelmiştir, alıp satarlar ve yaşamlarını bir köle gibi geçirirler.
Keyifli okumalar
285 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Kitaplarla çok haşır neşir her okurun kendine has özel yazarları ve kitapları vardır. Ben okuduğum bütün kitaplar bana bir şekilde bir şey katabilme yetisine dikkat ederim ve buna göre okuyacağım kitapları seçerim . Thoreau ve Walden meselesine gelince benim için bambaşka noktadalar. Walden okuduğum en özel birkaç kitaptan biridir, bu kitap doğa üzerine yazılmış en özel metin ve insanın kendini keşfi üzerine yazılmış en özel birkaç metinden biri. Bilmem ne diyebilirim ki başka bazen ne kadar söylersen söyle hep biraz eksik kalır. Bu tarz metinleri seven ve kendini keşfetmek isteyen herkese şiddetle tavsiye ediyorum.
302 syf.
·193 günde·Beğendi·7/10
6 aylık bir aradan sonra kitabı bitirdim..
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki kitabın başında çok zorlanmıştım ama son bölümler beni kendine bağladı özellikle gölde yaptığı ölçümler ve donan gölden buz kalıplarının çıkarılması. .iki göldeki buzun rengine kadar derinliği eni boyu o kadar aşkla belirtilmişki ....insan o kulübede bir gece kalıp buz kütlesinin çıkardığı genlesme muzikalini dinlemeli...
Özellikle son bölüm etkileyici birey-devlet ilişkisini okurken bazı fikirleri paylaşmamak mümkün değil ..kısacası Thoreau insan / doğa temasindan giriş yaparken hiç bir şey için çok para kazanmak zorunda olmadığımızı ve doğanın bizi bir şekilde doyurup /ısıtıp /barındırdığını anlatıyor .
Alt cümle ile özetlersek ""kahve içmek bir ihtiyaç değildir"""
Sevgiyle kalın iyi okumalar. ..
302 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Hiç olmazsa bazen de azıyla yetinmeliyiz...''Bugün evlerimiz mobilyalarla tıka basa doldurulmuş ve kirletilmiştir. Iyi bir ev kadını sabah ilk iş olarak bu mobilyaların çoğunu çöpe atardı'' diyor H.D THOREAU
285 syf.
İçinde yaşadığımız kapitalist, tüketime dayalı, teknolojiyle o kadar iç içe ki artık teknolojiye boğulmuş ve hareket dahi edemeyen toplumun bir ferdi olarak bu kitabın, bizim yaşam tarzımızla zerre alakası olmadığını ve olamayacağını belirterek başlayalım. Hani arada, sırf ortamlarda farklı görünmek adına samimiyetsizce dile getirdiğimiz ama dilimizin ucuyla zikredip kendimiz de yapabileceğimize inanmadığımız doğal yaşamı tercih etme durumu, kitapta detaylı bir şekilde yansıtılıyor. Yine de olur da doğanın çağrısına kulak verecek oluruz, bu çağrıya uyacağımız çağ, anca emeklilik çağımızdır. Çünkü o zamana kadar biz bu düzenin verdiklerinden yüz çeviririz, düzen de zaten bizi, artık çürümeye yüz tutacak kadar kullanıp tüketmiştir. Peşimizi bırakır yani, biz onu terk ederiz gibi düşünmeyin.
Thoreau denilince genelde akla "sivil itaatsizlik" kavramı gelir ama bu kitapta bunun etkilerini pek görmüyoruz. Tamam, topluluk içinde yaşamı reddetmiş ve bir süre dahi olsa ormanda, Walden Gölü çevresinde yaşamış, kamu malını, karnını doyurmak ve barınmak için kullanmış ama, kitapta baskın bir direniş veya devletin, bu yaşam tarzına bir müdahalesinden bahsedilmiyor. Devlet görevlileri falan gelip de "burayı boşalt" demiyorlar, Thoreau da onları sopayla kovalamıyor yani.
Kitabın anlatımı güzel. Özellikle doğa ön planda olduğundan, tasvirler de gayet etkileyici. Anlatılan mekanın ortasına bırakıveriyor sizi satırlar. Yazar da sanki karşınızda oturup, size o yılların hikayesini anlatıyor gibi bir hisse kapılıyorsunuz lakin çok konuşan insanları dinlerken olduğu gibi burada da, konuya olan ilginizi kaybedebiliyorsunuz. Bazı yerler sırf okumuş olmak için okunuyor yani. Bunda yazarın detaycılığının da etkisi yok değil. Bunun yanı sıra, sanırım kitabı yanlış bir zamanda okudum. Hani kitaba uymak için emekliliği beklemek gerek gibi bir çıkarımda bulundum ya, uymasak dahi kitabın atmosferine iyice kapılabilmek için bence yazın okunmalı.
Thoreau'nun, güzel bir yaşam sürmek adına yaptığı ve okuyucularına da önerdiği "az eşya, çok huzur" tarzı yaşam, günümüz maddiyatçı toplumunda sayılı insanda anca karşılık bulacaktır. Malum, çağımız "Gelin Evi" çağı... Bunun yanında, "çevrimdışı yaşam"ı "hayattan kopuş" olarak değerlendiren günümüz insanı, kapsama alanı dışındaki yerleri otomatik olarak yaşam alanı kategorisinden çıkaracaktır. Son olarak şuna da değinmek isterim ki, yazarın vejetaryen tarzı yaklaşımı bende karşılık bulmadı maalesef. Vejetaryenliğin ve veganlığın bende olumlu bir çağrışımı yok. Kaldı ki kendisi de, zor durumlarda kaldığında yahut başka düşünceler eşliğinde, dağ sıçanı dahi yemiştir.
295 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Thoreau’yu ilk defa , çok hoşuma giden ;
“Aşktan, paradan, şöhretten ziyade bana gerçeği verin “
sözü ile tanıdım .

Ve 293 sayfalık kitabın 291. Sayfasında bu cümle ile karşılaştım.

“Sivil itaatsizlik anlayışının öncüsü” diye tarif edilen bu filozof , yazar ancak benim için kesinlikle, şair , en yakın evin 1 mil uzağında kendi yaptığı barakada tam 2 sene 2 ay gibi bir süre geçiriyor. Ve bu kitapta , Walden gölünün çevresinde geçirdiği bu süreci detaylı bir biçimde anlatıyor.

Öncelikle sivil itaatsizlik nedir ? Kitapta kendisi kısaca izah ediyor

“Kasabada beni tutukladılar ,çünkü başka bir yerde değindiğim gibi , senatosunun kapısında adamları kadınları ve çocukları sığır gibi alıp satan devlete ne vergi ödüyor ne de otoritesini tanıyordum.

Ormana başka amaçlarla gitmiştim. Ancak bir insan nereye giderse gitsin ,diğer insanlar onu takip edip kirli kurumların pençesine alamaya çalışacaklar ,becerebilirlerse umutsuz ve tuhaf toplumun bir parçası haline gelmeye mecbur edeceklerdir.

Aslında kitapta görmek istediğim ,Thoreau'nun bilgece cümleleriydi , çok fazla olmasa da bu bölümlerle karşılaştım ve çok tat aldım.

Ancak kitabın büyük bölümü bir belgeselden farksız .
Yazarı kendinden geçiren ve onu filozof yapan bir belgesel.

Mesela kitabın içinde, Ekonomi , evin ısıtılması, kasaba gibi bölümlerin yanı sıra , kış hayvanları, fasulye tarlası , vahşi komşular gibi bölümler var .

İlk defa bir kitabın (beni pek ilgilendirmeyen bölümleri de dahil) her satırını bir şeyler kaçırırım korkusuyla okudum .
Yazar; ihtiyaç diye addettiğimiz şeylerin aslında olmasa da olacağını yaşayarak kanıtlamış. Deneyimlerini aktarırken okuyucunun durup düşünmesini sağlıyor.
19. yüzyılda bile insanın kurulan yapay düzeni benimseyememesi ve bugün yaşadığımız düzenin atası sayılabilecek basitlikteki o zamanın modern yaşamına baş kaldırması, insanı bugün ne yaşadığımızı düşünmeye itiyor. Bunun dışında kendini bulmak için doğanın ne kadar güçlü bir araç olduğunu ve bizim doğanın bir parçası olup o olmadan hep bir tarafımızın eksik kalacağı çok güzel anlatılmış.
395 syf.
·20 günde·Beğendi·8/10
insanlık öyle bir geçide geldi ki ,sık sık zorunluluklar bakımından değil lüksler bakımından kıtlık yaşıyor....iyilik eylemi geçici bir eylem değil ,yapana bir yük olmayan onun bilincin de bile olmadığı kesintisiz bir taşma olmalı .........suda boğulan birini kurtardıktan sonra ayağınızın bağcığını bağlayın .....bir insanın değeri ona dokunacağımız teninde değildir...temiz olmak bütün günahlardan uzak durmak istiyorsan,bir ahırı temizlerken bile cidiyetle çalış.....yaşam ,kemiğe yakın olduğu yerde en lezzetlidir.
384 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Alıştığımız şehir hayatını bırakıp ormanın içinde küçük bir kulübeye çekilip doğayla baş başa kalmak çoğumuz için fazlaca ütopik olabilir ama Thoreau daha 19.yy'da modern hayattan uzaklaşarak bunu gerçekleştirmiş. Yetiştirdiği patateslerinden,gölün derinliğini ölçmek için yaptığı çalışmalarını ve gözlemlerini kendi hayat felsefesine ait düşüncelerini de ekleyerek oluşturmuş kitabını. Bir de natüralist yazar okumak isteyenlere önerilir.
295 syf.
·9/10
Kitap Yorumu//Walden-Henry David Thoreau
.
Amerikalı filozof, şair, aktivist ve günümüzdeki doğaya dönüş düşüncesinin fikir babası natüralist Henry David Thoreau, bu kitabında Walden Gölü kıyısında kendi emekleriyle inşa ettiği kulübede 2 yıl boyunca doğayla iç içe yaşadıklarını anlatıyor. Tüm toplumsal bağlarını koparmış bir şekilde hayatta kalmaya çalışmanın, doğayla bütünleşmenin, yaşamı sadeleştirmenin ne demek olduğunu deneyimlerine ve gözlemlerine dayanarak dile getiriyor. Kendi koşullarını kendi yaratarak kurduğu “ütopya”sında alışılmışın dışına çıkıp özgür bir yaşam tarzı belirleyen Thoreau, modern toplum eleştirisi yaparak belki de sınırlar arasına sıkışıp kalmış günümüz insanına da alternatif bir bakış açısı sunuyor.
.
Kitap hem bir içe dönüş hem de doğayla bütünleşme içeriyor. Eşyalarla, kıyafetlerle, şatolarda yaşayan insanoğlunu acımasızca eleştiriyor yazar. Kitap ayrıca bir deneme, makale tarzında. Kolay okunabilir bir yapısı yok. Yazıları küçük ve fazlasıyla betimlemeye dayalı. Bir çırpıda bitmesini beklemeden zamana yaya yaya yavaş yavaş okumanızı tavsiye ederim.
.
Sivil itaatsizlik anlayışının öncülerinden sayılan Amerikalı yazar, filozof ve şair eserleriyle Mahatma Gandhi, John F. Kennedy, Martin Luther King, Marcel Proust, William Butler Yeats, Ernest Hemingway, John Burroughs, Tolstoy gibi isimleri etkilemiştir.
“Su alıp batmadan, dibe çökmeden ve rotasından sapmadan yaşayabilmek için insanın çok iyi bir muhasebeci olması gerekir. sadeleştirin, sadeleştirin!.”
“Zamanın büyük çoğunluğunda yalnız olmanın sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Birileriyle beraber olmak, en iyileriyle bile olsa, kısa bir süre sonra yorucu ve tüketici bir hal alır. Yalnız olmayı seviyorum. Yalnızlıktan daha arkadaş canlısı bir arkadaş görmedim.”
Yalnız olmayı seviyorum, yalnızlıktan daha samimi ve sıcakkanlı bir arkadaş tanımadım. Dışarı çıkıp insanların arasına karıştığımızda, odamızda olduğumuzdan çok daha yalnız oluruz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Doğal Yaşam ve Başkaldırı
Alt başlık:
Sivil İtaatsizlik Meselesi ve Walden Gölü
Baskı tarihi:
1 Ocak 2007
Sayfa sayısı:
384
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756698105
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kaknüs Yayınları
Baskılar:
Doğal Yaşam ve Başkaldırı
Walden
Walden Gölü
Walden
Walden ya da Ormanda Yaşam
Naturalist yazar ve ilk çevrecilerden olan Henri David Thoreau (1817-1852) için doğa, inancının bir parçasıydı. Thoreau bu amaçla 1845 yılının ilkbaharında Walden gölünün kıyısına bir kulübe yaptı. Burada doğayı gözlemledi, çiftçilik yaptı gözlemlerini ve düşüncelerini bir günlüğe kaydetti.
Doğal dünyada yaşamını sürdürürken bilinçli olarak yaşamayı hayatın sadece temel ihtiyaçlarını dikkate almayı ve hayatın öğretmesi gerekeni öğrenmeyi arzuladı günlük yaşamından kesitlerle beraber insanın varoluş gerçeği, toplum, devlet ve diğer konular üzerine tefekkürlerini açık ve net bir bilgelikle kaleme aldı. (Thoreau münzevi bir hayat yaşamıyordu. Hergün ziyaretçileri vardı ve yürüyerek yakındaki kasabaya gidip geliyordu)

Thoreau'nun dikkat çeken kabiliyeti sıradan gündelik bir olayı veya doğadaki bir detayı gözlemleyerek başladığı düşüncesini insanoğlunun en temel sorunlarını derin bir bakış açısıyla ele alabilecek şekilde geliştirmesidir.

Amerikan edebiyatının en büyük klasiklerinden biri olan bu kitapta düşüncelerini toparladı Tolstoy ve Gandi gibi büyük şahsiyetleri etkilemesiyle tanınan Thoreau'nun bu eseri tüm dünyada felsefi düşüncede bir baş yapıt olarak kabul edilmiştir.

Kitabı okuyanlar 351 okur

  • Faruk İşcan
  • S.
  • Gamze
  • Fatmanur Tali
  • Camus
  • Esma Zekiye Yılmaz
  • Deniz Altun
  • Damla Güven
  • aydan atlayan kedi
  • Ayçanın Abisi

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%27.3
25-34 Yaş
%33.3
35-44 Yaş
%21.2
45-54 Yaş
%15.2
55-64 Yaş
%3
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%29.6
Erkek
%70.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%17.3 (23)
9
%10.5 (14)
8
%7.5 (10)
7
%5.3 (7)
6
%1.5 (2)
5
%0.8 (1)
4
%0
3
%0.8 (1)
2
%0
1
%0.8 (1)

Kitabın sıralamaları