Doğmamış Çocuğa MektupOriana Fallaci

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.598
Gösterim
Adı:
Doğmamış Çocuğa Mektup
Baskı tarihi:
Ekim 2009
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755107431
Kitabın türü:
Çeviri:
Pınar Kür
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
"Senden korkuyorum. Seni hiçyokluktan zorla çekip alan, gövdeme ekleyen rastlantıdan. Seni çok beklediysem de karşılamaya asla hazır olmadım. Ama kendi kendime hep o kötü soruyu sordum: Ya doğmak hoşuna gitmezse? Ya günün birinde haykırıp suçlarsan beni: "Sana kim dedi beni dünyaya getir diye? Neden dünyaya getirdin beni, neden?" İtalyan yazar Oriana Fallaci böyle diyor derin izler bırakan kitabı "Doğmamış Bir Çocuğa Mektup"un başlarında. Erkeğinden ayrılmış bir kadının, gebe olduğunu anladığı andan başlayarak hissettiklerini, iç dünyasında kopan fırtınaları, yaşadığı korkuları, coşkusunu ve erincini başka hiçbir kitap bu kadar başarıyla yansıtamadı, okuru bu denli etkileyemedi. Bir kadının bedeninde filizlenen o küçücük canlıyla, onu karnında taşıdığı sürece yürüttüğü bir monolog bu kitap. İlk yayınlandığı 1975 yılından bu yana sayısız dile çevrilen bu çarpıcı kitap, Oriana Fallaci'nin ustalıklı ve şiirsel anlatımıyla haklı bir başarıya ulaşıyor; unutulmazlar arasında yerini alıyor.
(Arka Kapak)
Her kitap, onu okuyanın yaşamına dokunur. Kimi bunu usulca, ateşe yaklaşan bir kelebekmişçesine naifçe kanat çırparak yapar; kimi de avına tırnaklarını geçiren bir aslanın pençe vuruşlarıyla. Bu kitap benim için ikinci kategoride. Bu yüzden incelemem, zihnime vurulmuş pençe darbelerinin izlerini taşıyor.

Kitapta, gayri meşru bir ilişkiden doğacak olan bir çocuğa, annesi tarafından bir mektup yazılıyor. Sanmayın ki bu mektup yalnızca o her şeyden habersiz masum bebeğe yazılmış. Mektup bana, size, tüm insanlığa yazılmış bir açık mektup niteliğinde.

Dünyaya gelmeyi seçemeyerek başlıyor esaretimiz. Bu yüzden hayata 1-0 yenik başlıyoruz. Büyüdükçe özgürleşeceğimizi, özgür irademizle kendi yaşamımıza yön verebileceğimizi sanıyoruz.
Oysaki tam tersi, toplumun dayattığı tabularla, normlarla, bir de adaletin gereği olan yasalarla kuşatılıyoruz. Önce ailede başlıyor bu durum, sonra ve her daim toplumla iç içe sürüp gidiyor, tâ ki ölene dek.
Hep bir şey oluyoruz. Bize, “Sen çocuksun!”, “Sen kadınsın!”, “Sen erkeksin!” ve daha birçok şey diyorlar ve bize ne etiket biçmişlerse ona ayak uyduruyoruz. Haklar değil, görevler silsilesinin içinde, bir tek kendimiz olamıyoruz.
Elimizi, ayağımızı bağlayan kelepçelerimiz var. Zihnimizi tutsak edenlerin ise adını koyamıyoruz.

“Dünya, her geçen gün biraz daha ilerliyor.” masalına inandırılıyoruz. Küresel ısınma, açlık, şiddet, savaşlar yalnızca bir habere denk gelirsek ya da bir gazetenin ufak puntolarla basılmış bir köşesine göz gezdirirsek aklımıza geliyor. Tüm bunları unutmamız ve günlük meşgalelerimize kapılmamız ise çok sürmüyor.

Bahsettiklerimin hepsi zaten bildiğiniz şeyler değil mi? “Hepsi zırva bunların, bize bilmediğimiz bir şey söyle!..” diyeceksiniz belki bana.
Eğer öyle diyecekseniz bu kitaba hiç yaklaşmayın.
Çünkü bu kitap, babası, Mussolini ve Nazilerin faşist politikalarına maruz kalmış bir kadının açık mektubu. O, sizi rahatsız edecek şeyleri söylemekten çekinmiyor. Yaşamın anlamını, adaleti, özgürlüğü, cinsiyet eşitsizliğini, kürtajı, yaşam hakkını sorguluyor ve sizi de sorgulamaya davet ediyor.
Bir mektubunuz var. Bu mektubu doğmamış bir çocuk okuyamaz. Mektup, sizlerin onu okumasını bekliyor.

Herkese iyi okumalar dilerim.
Anne olmak...dünyada üstüne en çok anlam yüklenen olgu. Bir kadın içgüdüsel olarak mı anne olur?Anne olmak kadının kadınlığından bir şeyler alır mı?Peki baba olmak erkeğin erkekliğine bir şey katar mı?Hayatını çocuğu için yaşamayan kadın kötü bir kadın mıdır?Küçücük bir bebek annesinin bireyselliğini onun elinden nasıl olur da alır?İnsanı tehlikeli sorular sormaya sürükleyen ve cevaplarını aratan şiddetle tavsiye ettiğim bir kitap.
Hayat hakkındaki görüşlerim üzerinde düşündürücü ve etkileyici bir rol oynadı. Bence bu kitap kesinlikle okunması gereken kitaplar listesinde üst sıralarda yer almalı.
Nefes alan her kadının ve kadına değer veren her erkeğin mutlaka okuması gereken o kitap... Kadınlık ve annelik duygularının aralarındaki inanılmaz yarış, galip gelenin aslında var olan sonsuz kaybı... Derin kitaplardan.
Mektup bana, size, tüm insanlığa yazılmış bir açık mektup niteliğinde. Anne olmak... Dünyada üstüne en çok anlam yüklenen olgu. Bir kadın içgüdüsel olarak mı anne olur? Anne olmak kadının kadınlığından bir şeyler alır mı? Peki baba olmak erkeğin erkekliğine bir şey katar mı? Hayatını çocuğu için yaşamayan kadın kötü bir kadın mıdır? Küçücük bir bebek annesinin bireyselliğini onun elinden nasıl olur da alır? Yaşamın anlamını, adaleti, özgürlüğü, cinsiyet eşitsizliğini, kürtajı, yaşam hakkını sorguluyor ve sizi de sorgulamaya davet ediyor. Bir mektubunuz var. Bu mektubu doğmamış bir çocuk okuyamaz. Mektup, sizlerin onu okumasını bekliyor. İnsanı tehlikeli sorular sormaya sürükleyen ve cevaplarını aratan şiddetle tavsiye ettiğim bir kitap.
Evlilik dışı hamile kalan bir kadının,bebeğini doğurup doğurmamak konusunda ikilemde kalması,çevresindekilerin bu gayri mesru bebeğe ve kadına bakış açısı,kadının korkuları,kaygıları,heyecanı ve mutluluğunun karmakarışık olması anlatılıyor kitapta.
'
'
Kadının aldığı karar sonrasında ruhunda yaşadığı çalkantılar ve annelik duygusu harika bir dil ile anlatılmış.Kitap kısacık ama öyle öyle hemen bitmiyor çünkü okuyup geçmek imkansız.Altı çizilecek okadar çok düşündürücü cümleler var ki bir anne olarak gerçekten çok etkilendim
İlk olarak, belirtmesem kendimi kötü hissedeceğim bir şeyi söyleyip incelemeye geçmek istiyorum. Burada var olan ve sanırım artık hep o şekilde basılan kitap kapağı ancak bu kadar kötü olabilirdi. Benim elimdeki bu kapak değil, zaten kitabın kapağı bu olsa tercih etmezdim kitabı. Çünkü bu kapak yeni hamile kalmış ya da hamile kalmak isteyen kadınlara yönelik; hamilelik hakkında, anne-çocuk hakkında bir şeyler anlatan bir kitap kapağı gibi. Esasen kitap kapaklarını çok önemsemem ama bu kapak gerçek anlamda yanlış bir izlenim uyandırıyor. Ve nihayet incelemeye geçeyim, bunca dert yanmadan sonra.

Herkesin, zaman zaman annelik kavramı hakkında düşünenlerin özellikle okumaları gereken kitap. Beklemediği bir zamanda hamile olduğunu öğrenen bir kadının, bunu öğrenmesi -bunun hakkında da uzunca yazılabilir- ilk anlarda hissettikleri, zamanla bu durumun kendi üzerindeki etkisi ve devamını okuyoruz kitapta. Daha uzun bir cümle tam anlamıyla kitabı anlatmak olacağı için devam etmedim, kitap kesinlikle sadece kadınlara yönelik değil onun özellikle altının çizilmesi gerektiğini düşünüyorum. Empati hepimize lazım ve bu konuda kadın ya da erkek olmak bir fark yaratmıyor.

Kitapla ilgili şöyle bir yanılgı da olabilir, kitap hakkında hiçbir şey bilmeden okuyacak olanlar olur diye belirtmek istiyorum ki sayfa sayısıyla kitabı okurken kenara not almak ya da yapıyorsanız altını çizmek isteyeceğiniz kısımlar birbiriyle ters orantılı. Bu kitabı tamamen tesadüf eseri takas etmiş ve bir otobüs yolculuğu sırasında okumuş biri olarak, durup durup çok düşündüm ve beni öylesi yerlere götürdü ki bu yolculuk gerçekten anlamlı bir hale geldi. Yolculuğun her iki anlamıyla.

Akla getirdiği sorular, verdiği ya da veremediği cevaplarla ama en çok düşündürmesiyle anlamlıdır. Çocuk sahibi olmak hakkında, sahi her kadın anne olmayı istemek zorunda mı? İnsan olmakla ilgili güzel ve bir o kadar can acıtırak konuşur.

Algıda seçici bir şekilde, okuduğum zamandaki ruh halime uygun olarak hep "acı" üzerinden ilerlediğimi fark ettim. Bir farkındalık daha gelsin ve bu kitap benim için hep özel olarak kalsın o zaman.
"Gerçekten de bunca derinden, bunca uzun süre acı çektim mi? İnanamayarak soruyorum bu soruyu kendime. bir kitapta okumuştum, çektiğimiz acının derinliğinin bilincine ancak, o acı bittikten sonra varırmışız ve büyük bir şaşkınlıkla nasıl dayanabildim böylesi bir cehennem azabına, dermişiz. Gerçekten de öyle olmadı; yaşam olağanüstü bir şey. Yaralarımız şaşılası bir hızla kapanabiliyor. Kapanmış yaranın izleri üstümüzde kalmasa akıttığımız kanı bile anımsayamayız. Zamanla izler bile yok oluyor. Yavaş yavaş silikleşip sonunda hiç kalmıyor. Bana da öyle olacak."
“Bu kirli dünyaya seni getiremem”daha sonraları annelik içgüdüsüyle gelen bir kabulleniş ve maalesef ki sepsis...suçluluk peşinden dünyadan kızıyla göçen bir kadının öyküsü.okunmalı...
Çok güzel bir kitap, duygusal...
Kısaca kitabın hikayesi şöyle;
Evlilik dışı bir hamilelik yaşayan bir kadının, karnındaki bebeğiyle olan konuşmaları anlatılıyor. Bebeğin babasının, bebeği istememesiyle mutsuz olan kadın, patronunun ve etrafındaki diğer insanların psikolojik baskısına maruz kalarak, bunu kadın olmanın zorluklarına bağlar ve bu duygularını bebeğiyle paylaşır. Bir yandan bebeğinin varlığı, dünyadaki bütün kötülüklere rağmen kadını hayata bağlarken, diğer yandan böyle kötü ve adaletsiz bir dünyaya bir insan getirmek ve getirmemek arasında bocalamaktadır. Derken, bebeğin hayatı tehlikeye girer. Doktoru, kadına bebeği kaybetmemesi için mutlaka dinlenmesini ve hareket etmemesini söyler. Bir yandan geçinmek için para kazanması gereken kadın, diğer yandan bebeğinin hayatı için istirahat etmek zorundadır. Kesinlikle tavsiye ediyorum...
Annelik duygusunu bilmiyor olsam da inanılmaz etkilendim..Bir bebeğin anne karnına düştüğü ilk andan itibaren bölüm bölüm anneye verdiği etkiyi çok güzel dile getirmiş..Çevrenin bıdı bıdıları filan...Harika bir kitap ...Anne olan ve olmak isteyen hatta olamayan herkes okumalı ...Babalar da okusun tabiki.. ;))tavsiyedir ...
anne olmadan okuyan biri olarak bile aşırı etkilenip, üzüldüğüm bir kitap. hamileyken okunmasını tavsiye etmiyorum. fazlasıyla hüzün, kasvet ve kaybetme hissi yüklü.
Evlenmeden önce bir bayanın karnındaki bebeği ile konuşmaları acılarını, hüzünlerini, umutlarını, hayallerini, kaygılarını, sevincini ve öfkesini paylaşmasını anlatıyor kitap öncelikle. Hiç var olmamanın mutlu veya mutsuz olmaktan daha kötü olması,bekar bir bayanın hamileyken ona hitap ediliş şekli erkekle kadınlar arasındaki eşitsizlikler erkeğin bakış acısı gibi bir çok sorgulayan konu mevcut kitapta. Okurken hüzünlü düşündüren bir kitap olmuş.
“Homeros kördü. Leopardi kamburdu. Spartalılar bunları uçurumdan atmış olsaydı ya da anaları onları taşımaktan sıkılmış olsaydı, tüm insanlık daha yoksul olurdu.
Bir olimpiyat şampiyonunun sakat bir ozandan daha değerli olduğu düşüncesini benimseyemem.”
Oriana Fallaci
Sayfa 90 - Can Yayınları, 12. Baskı, Çeviri: Pınar Kür
“Kadınla erkek arasında aşk dedikleri, bir mevsim. Ve bu mevsim çiçeklenme döneminde nasıl bir yeşillikler şöleniyse, solma döneminde de bir yığın çürüyen yapraktan başka bir şey değil.”
Erkek doğarsan, umarım hep düşlerimde kurduğum gibi bir erkek olursun; zayıflara karşı yumuşak, küstahlara karşı sert, seni sevenlere karşı cömert, seni kullanmak isteyenlere karşı acımasız... Bir de, İsaların, onları doğuran kadının değil de, Tanrı'nın, Kutsal Ruh'un oğulları olduğunu söyleyen herkesin düşmanı olasın.
"Yaşamın tadı tuzu mutluluktur ve mutluluk diye bir şey vardır; mutluluğun peşinden koşmaktır gerçek mutluluk."
Bir kitapta okumuştum, çektiğimiz acının derinliğinin bilincine ancak, o acı bittikten sonra varırmışız ve büyük şaşkınlıkla, nasıl dayanabildim böylesi cehennem azabına, dermişiz.
Savaşmak kazanmaktan çok daha iyi, yolculuk yapmak varmaktan çok daha güzel: Bir kez kazandın mı ya da gideceğin yere vardın mı, engin bir boşluktan başka bir şey duymazsın.
Şiddetin yanısıra adaletsizlikle de tanışacaksın yaşamında; karşılaşmaya hazırlanman gereken şeylerden biri de bu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Doğmamış Çocuğa Mektup
Baskı tarihi:
Ekim 2009
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755107431
Kitabın türü:
Çeviri:
Pınar Kür
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
"Senden korkuyorum. Seni hiçyokluktan zorla çekip alan, gövdeme ekleyen rastlantıdan. Seni çok beklediysem de karşılamaya asla hazır olmadım. Ama kendi kendime hep o kötü soruyu sordum: Ya doğmak hoşuna gitmezse? Ya günün birinde haykırıp suçlarsan beni: "Sana kim dedi beni dünyaya getir diye? Neden dünyaya getirdin beni, neden?" İtalyan yazar Oriana Fallaci böyle diyor derin izler bırakan kitabı "Doğmamış Bir Çocuğa Mektup"un başlarında. Erkeğinden ayrılmış bir kadının, gebe olduğunu anladığı andan başlayarak hissettiklerini, iç dünyasında kopan fırtınaları, yaşadığı korkuları, coşkusunu ve erincini başka hiçbir kitap bu kadar başarıyla yansıtamadı, okuru bu denli etkileyemedi. Bir kadının bedeninde filizlenen o küçücük canlıyla, onu karnında taşıdığı sürece yürüttüğü bir monolog bu kitap. İlk yayınlandığı 1975 yılından bu yana sayısız dile çevrilen bu çarpıcı kitap, Oriana Fallaci'nin ustalıklı ve şiirsel anlatımıyla haklı bir başarıya ulaşıyor; unutulmazlar arasında yerini alıyor.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 228 okur

  • Ayşe Tentik
  • Deniz Serin
  • Ahmet Turan AKGÜNEŞ
  • Duygu
  • Nihal Kanık
  • Pnr pnr
  • Sacide Aydin
  • Özlem ÖZDOĞAN
  • Nilda Türe
  • pina

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3
14-17 Yaş
%0.8
18-24 Yaş
%10.6
25-34 Yaş
%27.3
35-44 Yaş
%38.6
45-54 Yaş
%14.4
55-64 Yaş
%3.8
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%84.2
Erkek
%15.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%35.9 (28)
9
%14.1 (11)
8
%26.9 (21)
7
%11.5 (9)
6
%5.1 (4)
5
%3.8 (3)
4
%2.6 (2)
3
%0
2
%0
1
%0