Doğu Metinlerine Psikolojik Yaklaşım

10,0/10  (1 Oy) · 
2 okunma  · 
4 beğeni  · 
197 gösterim
Doğu düşüncesi hakkındaki yazıları, geniş bir okuyucu kitlesinin ilgisine mazhar oluşuyla birçok kimse için DoğuÕnun anlaşılmasında önemli bir psikolojik köprü oluştururken, diğer yandan JungÕun kendi takipçilerinin bazıları, bu eserleri onun sözde ÔmistikÕ eğiliminin örnekleri olarak gözardı etme temayülü gösterir. Böyle bir derleme, bu yazıların JungÕun psikolojik düşüncesiyle ilişkisi ve bugün bizim için taşıdıkları ehemmiyet konusunda yeni düşüncelere açılım sağlayacaktır.
Gökhan Aktaş 
 26 Ağu 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

İncelemeye başlamadan önce, Jung'u böyle bir kitabı yazmaya iten sebepleri açıklamaya çalışayım. Jung'un hayatından ve diğer eserlerinden öğrendiğimiz kadarı ile: Jung'a tedavi için gelen şizofreniden muzdarip bazı hastalarda, Jung ilgisini çeken bir şey keşfetmişti: Şizofrenlerin gördüğü bazı sanrılar geçmiş mitlerde ve doğu mistizminde yer alan simge ve sembollerdi. Jung yaptığı araştırmalar neticesinde hastaların bu sembolleri daha önce görmediklerini, sembollerin tamamen bilinçdışından (bilinçaltından) geldiklerini analiz etti. (Vücut kimyasıyla alakalı sebeplerle görülen sanrılar konu dışıdır)

Yine klinik çalışmaları sırasında akli rahatsızlıkları olan hastalara resim çizmeleri için kalem kağıt dağıttığında, hastaların doğu mistizminde yer alan "mandala" şekillerine eş şekiller çizdikleri de ayrı bir teşhis konusuydu. jung'a gelen kadın bir hastası karnında bir yılanın oturduğunu anlatmakta idi. Jung bu duruma şaşırmadı çünkü; bu sanrı hindu mistizminde yer alan "kundalini" idi. Jung bu hastasını konuşarak tedavi etmiştir. Toplam on seans süren tedavi süresince yılan aynı Hinduizm'de anlatıldığı gibi şakra yolunu takip ederek ağızdan çıkmıştır. Konuyla alakalı Freud, bu tip imgelerin bilinçaltından gelen yoruma muhtaç bilgiler olduğunu söylese de, Jung bizzat hakikatin kendisi olduğu kanaatine varmıştır.

Yukarıda bahsettiğim örnekler neticesinde Jung, doğu mistizmine daha fazla kayıtsız kalamadı, zaten kendisininde küçük yaşlardan itibaren deneyimlediği spiritüel deneyimler vardı. Bu sebeple Hindistan, Çin'de dahil olmak üzere uzakdoğu seyahatine çıkarak konuyu yerinde tecrübe etti. Freud'un "arketipsel kalıntı" adını verdiği olayların gerçek yüzü yazara göre bu seyahatler ve araştırmalar neticesinde ortaya çıkmıştır. Kitap, bu tecrübeler neticesinde Jung'un kafasında şekillenen fikirlerini anlatmaktadır.

Kitap genel olarak farklı başlıklar altında: Hinduizm, Zen Budizm, Taoculuk gibi konuları ve bu inançların kendi psikolojik bilgileri ışığında izahını içermektedir. Ying&yang gibi temel karma felsefeleri dahil olmak üzere Mistik öğelerin arketipsel izdüşümleri incelenmiştir.

Jung'un eseri yazarken faydalandığı ve kitapta da oldukça söz ettiği üç eserden bahsetmek isterim. İlki aynı zamanda Jung'un arkadaşı da olan Richard Wilhelm'in yazdığı I Ching Ya Da Değişimler Kitabı dır. Jung bu kitapla tanıştıktan sonra hem kendi üzerinde hem de hastalarında İ Ching uygulamalarını denemiş, hastaları kendisini ziyaret etmeden önce ezoterik durumlarına bakmıştır. Diğer bir yardımcı eser, Upanishadlar dır. Upanishadlar'da bahsedilen fikirler ve yoga felsefesi kitabın ana merkezinde yer almıştır. Jung diğer eserler kadar ağırlık vermese de "Bardo Thödal" olarak bilinen Tibet'in Ölüler Kitabı na da değinmiştir. Bardo Thödal için ölüm kadar soğuk bir kitap dersek sanırım yanılmış olmayız.

Kitapta Jung'un son bölümlerde "anima mundi"ye dahi değinmesi şaşırtıcı olmamıştır. Jung, anlaşıldığı kadarı ile "satori" kavramından yola çıkarak "kendini gerçekleştirme" nin yollarını aramıştır. Budist öğretilerden yardım almış, mistizm ve ezoterizmi içselleştirmiştir. Kitabın sonunda ise açıkça:

"bir doktor olarak, Budist öğretilerden aldığım derin yardımı ve teşviki beyan ediyorsam, beşerî düşüncenin tarihinde binlerce yıl geriye giden bir çizgiyi takip ediyorum."

Demiştir. Kitap Jung'un takibini yapan okurlar için son durak mesabesindedir. Keyifli okumalar dilerim.