·
Okunma
·
Beğeni
·
994
Gösterim
Adı:
Doğum Travması
Baskı tarihi:
Mayıs 2014
Sayfa sayısı:
183
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753423250
Orijinal adı:
Das Trauma De Geburt
Çeviri:
Sabir Yücesoy
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Psikoloji tarihinin en kayda değer kitaplarından biridir Doğum Travması. Ne var ki, Sigmund Freud ile en sevdiği öğrencilerinden Otto Rank arasındaki ilişkinin bozulmasına da yol açmıştır.

Bu kitapla, ruhsal yapının ortaya çıkmasını ve her türlü nevrotik rahatsızlığı insanın doğum sürecinde yaşadığı travmaya bağlayan Rank, Freud'un görüşlerine sıkı sıkıya bağlı olduğunu öne sürmekle birlikte, dönemin nevroz kuramında babanın taşıdığı merkezi önemi, yani Oidipal dramda babanın tuttuğu yeri sarsıyor, annenin önemini öne çıkartıyordu. Başlangıçta Freud, psikanalizin kültürel alanlara açılmasında önemli rol oynadığını düşündüğü bu öğrencisinin kitabını coşkuyla karşıladıysa da, sonunda Rank ortodoks psikiyatri çevresinin baskısıyla aforoz edildi.

Çalışmalarına ABD'de devam eden ve yeni bir psikoterapi yöntemi geliştiren Rank'ın görüşleri, Carl Rogers, Eric Fromm, Karen Horney ve Rollo May gibi isimlerin yapıtlarını etkilemiştir.
(Arka Kapak)
183 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Metis Ötekini Dinlemek serisinin 11. kitabı olan bu çalışmanın(ki 20. yy. ın çığır açan çalışmaları arasındadır) savı şudur; insan yaşamı, birincil kaygısının kökenini "doğmuş olmak" tan alır. Bizim "anne karnı huzuru" olarak da andığımız o sıcak, rahat, denge halinden, cennetten, dış dünyanın vahşetine, denge arayışına sürülen insanın yani kitabın başında Rank'ın, Nietzsche'den alıntılamış olduğu gibi "tesadüfün ve zahmetin çocukları" olan insanın, hikayesinin başına yerleştirir doğum travmasındaki "ayrılık kaygısını" Rank. Rank'ın bu argümanı Freud'un "fizyolojik doğum kaygısı" üzerine olan görüşünden temel alsa da o, Freud'dan farklı olarak yoğun, derin bir analize tabi tutar bu olguyu. Freud'daki ödipal kompleks Rank'da önceliğini doğum travmasına bırakmıştır. Öyle ki insanın bireysel gelişim sürecinde anksiyete için şu sıralamayı oluşturabiliriz;
Doğum >> Memeden kesilme >> Hadım edilme
Ona göre "Ruhsal yapının ortaya çıkması doğum travmasıyla başetme girişiminin bir sonucuydu..." (s. 12). Ve bu nedenle sağlıklı insan derken aslında "sağlıklı nevrotik" i kastederiz.
Rank'a göre kişi mutluluk ve özgürlük eğilimlerinin çatışmasıyla dünyada bulur kendini. Mahler'in İnsan Yavrusunun Psikolojik Doğumu adlı çalışmasında, insan yavrusunun ilk 36 ayındaki gelişiminin psikolojik seyri göz önüne alındığında, bu 36 aylık evreye "ayrılma-bireyleşme süreci" denilivermiştir. Buradaki haklılık gibi insan yaşamı da ölüme tekabül eden ayrılık ve keza yaşama tekabül eden birleşme ile tarif edilir Rank'da. Elbette durum, Engin Gençtan'nın girişte belirttiği üzere her halükarda suçluluktur; "Her iki durumda da eşlik eden duygu suçluluktur. Kendimize ya da çevremize ihanet etmenin suçluluğu." (s. 9). Varoluşçu psikoterapistleri etkilemiş olan Rank'ın bu suçluluğu da "varoluşsal suçluluk" adına tekabül eder bu ekolde; kişinin varolmasından öte gelen suçluluğu.

"Sonuç itibariyle analiz, tam olarak baş edilmemiş doğum travmasını sonradan alt etme faaliyeti olarak karşımıza çıkmaktadır." (s. 27-28) diyor Rank, başarılı analizlerin ortak görüngüsü olan "doğum sembollerine" dikkat çekerek. "Yeniden doğmuş gibi olmak" deyimiyle tanımlanabilecek olan nekahet döneminde olduğu üzere. Peki öyleyse analitik açıdan durumu ele aldığımızda terapistin(analizanın) konumu nereye düşmektedir? Rank'a göre "direnç olgusu" zamanında, anneden, babaya ya da babanın ikâmesine doğru gerçekleştirilen terkin yansımasıdır ve böylece baba "ilk ve ebedi düşman" tahtına oturtulmuş olur. Analiz süresince hem anneyi hem babayı temsil eden terapistin görevi "anneye yönelik ilksel saplantıdan kendi başına kurtulamamış hastanın bunu başarmasını sağlamak ve bu saplantıyı - hastanın cinsiyetine göre anne ya da baba resmine- aktarılabilir kılmaktır." (s. 30). Öyleyse denilebilir mi ki, yaşam/tarih/uygarlık /kültür, enikonu umutsuz bir telafi girişimidir. Dövüşler, sövüşler, sevişler,... tüm o solumalar, anne karnı fantezisinin geçiş noktaları, durakları, başarısızlıkları mıdır tüm bu keşmekeş?

"... şüphe götürmez bir olguya işaret edelim: Her kaygı ya da korkunun temelinde doğum kaygısının yatması gibi, her haz da son kertede rahim içindeki ilksel hazzı yeniden oluşturmaya yöneliktir." (s. 36)


İÇİNDEKİLER
Türkçe'de Otto Rank, Engin Geçtan
Sunuş, Peter Orban

DOĞUM TRAVMASI
Önsöz 
Analitik Açıdan Durum
Çocuksu Kaygı
Cinsel Tatmin
Nevrotik Yeniden Üretim
Sembolik Uyum
Kahramanca Telafi
Dinsel Yüceltme
Sanatsal İdealleştirme
Felsefi Spekülasyon
Psikanalitik Bilgi
Tedavi Etkisi

Kaynakça
Ama sanatçı da aynı şeyi yapar, Prometheus gibi o da kendine benzeyen insanlar yaratır; yani daima yeni ve sürekli tekrarlanan doğum eylemleriyle, yaratılışın kadınsı ağrıları altında eserini ve eseri içinde kendi kendisini doğurur.
"Her insanı yargılamak için geçerli olan doğru ölçü, onun aslında hiç var olmaması gereken, varoluşunun bedelini çok yönlü acılar ve ölümle ödeyen bir varlık olduğudur:Ne beklenebilir böyle bir varlıktan? Hepimiz ölmeye mahkum günahkarlar değil miyiz? Doğmuş olmamızın bedelini önce yaşamla sonra da ölümle ödüyoruz. "
Otto Rank
Sayfa 144 - Not: Nietzsche, F. (1873),Die Philosophie im tragischen Zeitaler der Griechen. adlı eserden Schopenhauer alıntısıdır.
Karanlık oda çocuğun bilinçdışına anne karnında bulunduğu dönemi hatırlatır. Anne karnında bulunma bir zamanlar çok haz verici olmuştur ( bu yüzden yeniden oluşturulmak istenir ) ama anneden korku yaratan bir ayrılışla sona ermiştir. Çocuk anne karnını özlemektedir. Yani yalnız kalmanın getirdiği korku, libido nesnesinden ilk ayrılışı, fiili bir yaşantı halinde yeniden oluşturma ve uzaklaştırma yoluyla çocuğa taşır, hatırlatır.
Ölüm düşüncesi baştan beri bilinçdışında güçlü bir haz etkisi yaratan anne karnına dönme fikriyle örülmüştür.
Biz hepimiz, hala çok "teorik insanlarız" ve bilmenin gerçekten de "erdemli" yapmaya yettiğini sanabiliyoruz. Psikanaliz bunun böyle olmadığını ispatlamıştır. Bilgi başka şeydir, iyileştirici etken başka.
Ama şimdiden, aynı derecede şüphe götürmez bir olguya işaret edelim: Her kaygı ya da korkunun temelinde doğum kaygısının yatması gibi, her haz da son kertede rahim içindeki ilksel hazzı yeniden oluşturmaya yöneliktir.
Ölüm düşüncesi baştan beri bilinçdışında güçlü bir haz etkisi yaratan anne karnına dönme fikriyle örülmüştür. Bu haz arayışı bütün insanlık tarihinde, ilkel cenaze törenlerinden ruh çağırma seanslarına kadar çeşitli adetlerde sürüp gitmektedir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Doğum Travması
Baskı tarihi:
Mayıs 2014
Sayfa sayısı:
183
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753423250
Orijinal adı:
Das Trauma De Geburt
Çeviri:
Sabir Yücesoy
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Psikoloji tarihinin en kayda değer kitaplarından biridir Doğum Travması. Ne var ki, Sigmund Freud ile en sevdiği öğrencilerinden Otto Rank arasındaki ilişkinin bozulmasına da yol açmıştır.

Bu kitapla, ruhsal yapının ortaya çıkmasını ve her türlü nevrotik rahatsızlığı insanın doğum sürecinde yaşadığı travmaya bağlayan Rank, Freud'un görüşlerine sıkı sıkıya bağlı olduğunu öne sürmekle birlikte, dönemin nevroz kuramında babanın taşıdığı merkezi önemi, yani Oidipal dramda babanın tuttuğu yeri sarsıyor, annenin önemini öne çıkartıyordu. Başlangıçta Freud, psikanalizin kültürel alanlara açılmasında önemli rol oynadığını düşündüğü bu öğrencisinin kitabını coşkuyla karşıladıysa da, sonunda Rank ortodoks psikiyatri çevresinin baskısıyla aforoz edildi.

Çalışmalarına ABD'de devam eden ve yeni bir psikoterapi yöntemi geliştiren Rank'ın görüşleri, Carl Rogers, Eric Fromm, Karen Horney ve Rollo May gibi isimlerin yapıtlarını etkilemiştir.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 34 okur

  • Metin Erdem
  • Sena
  • piktobet
  • büşra serdar
  • §edef
  • rozax
  • Yeşil Bitki
  • Saudade
  • Principle
  • Hakan Orhan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%57.1 (4)
9
%0
8
%14.3 (1)
7
%14.3 (1)
6
%14.3 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0