·
Okunma
·
Beğeni
·
3.850
Gösterim
Adı:
Doktor Hastalandı
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053327400
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Doctor is Sick
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Doktor Hastalandı
Doktor Hastalandı
Burma’da dilbilim dersleri veren Dr. Edwin Spindrift aniden rahatsızlanınca İngiltere’ye geri gönderilir. Londra’da yattığı hastanede acı veren ve aşağılayıcı bir dizi tetkikten sonra beyninde tümör olduğu anlaşılır. Geçireceği operasyonu beklerken, karısı da hastane civarındaki barlarda vakit geçirmektedir. Edwin, operasyondan bir gece önce onu bulmak için üzerinde pijamalarıyla hastaneden kaçar. O güne dek sözcüklerin dünyasında yaşamış olsa da onların gerçek hayattaki “göndergelerini” pek umursamamış bir dilbilimci olarak, varlığından bile haberdar olmadığı bir âleme; Soho’nun hayatın kıyısında kalmış bin bir karanlık tiple dolu tekinsiz ve bohem yeraltı dünyasına dalar. Ancak akademik hayattaki steril varoluştan katı gerçekliğin hüküm sürdüğü yeraltına iniş macerası içinde gizem dolu bir müphemlik de barındırır.
264 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Otomatik Portakal sayesinde tanıştığım yazarın yine farklılıklarla dolu kitabıydı Doktor Hastalandı.
Yazarın tarzını bildiğim için, yazdıklarını anlamak zor olmadı. Yine gerçek mi hayal mi ikileminde kalarak okuyup şaşkınlıkla çevirdim sayfaları.
Araştırınca da pek bilgi bulunmayan eser, 1960'da Otomatik Portakal'dan iki yıl önce okuyucuyla buluşmasına rağmen Otomatik Portakal'ın gölgesinde kalmış izlenimi verdi bana.
Burma'da bir dil bilimci olan Dr. Edwin Spindrift, beyin tümorü nedeniyle ruhsal sağlığı ile cinsel sağlığını da kaybetmiştir. Karısı ile yaşadıkları ilişki ise tamamen sadakate bağlıdır. Aldatmanın bedende olacağı, sadakati zedelemeyeceğini düşünen bir karısı vardır Spindrift'in. Hatta kendisi de hastaneye yatmadan önce bu fikirdedir.. Dolayısıyla Edwin kitap boyunca ilişkisini de sorgular.. Doktor ünvanını her yerde sürekli üstüne basa basa kullanan Edwin, hastaneden karısını aramak için kaçınca kendisini sıfatsız kalıp kimlik karmaşası yaşayacağı Soho'da bulur. Karısını ararken bir anda gerçekliği de kaybedecek duruma gelir. (Öyle ki okurken ben de kaybettim tüm gerçekliği.) Sonlara doğru kitap daha da ilginç ilerleyip gerçeküstü bir öyküye dönüşür..
Edwin'in yaşadığı maceraların gerçek mi yoksa verilen ilaçlardan mı kaynaklandığını düşünmeden edemedim. Ne kadarı gerçek ne kadarı hayal onu da sorgulamıştır eminim okuyucular.
Bir de araştırırken kitabın İngilizce basımının 1963, 1972 ve 1986 kapak tasarımlarına rastladım ve çok beğendim. Üçü de kitabın içeriğine çok uygun tasarımlar. 1986 basımına rastlarsam mutlaka benim olmasını istiyorum..
Otomatik Portakal kadar karmaşık değildi eser. Ancak yazarı ilk defa okuyacaklara anlaşılmaz gelebilir. Mutlaka okunması gereken bir kitap değil ama okuyunca kendinizi sorgulayacağınız, bitirmeden bırakamayacağınız bir kitap Doktor Hastalandı..
264 syf.
·8 günde
Kaynak: https://paylasilankitaplar.wordpress.com/...s-doktor-hastalandi/

Sevgili okur,
Yüksek ihtimalle yazdıklarımı okumadığın, zamanını yine manasızca doldurduğun bir andayız. Senden çok da farklı değilim. Ben de zamanımı pek de manalı olmayan yaz-MA uğraşıyla doldurma derdindeyim. Audioslave sever misin? Açar mı seni bu havalar? Show me how to live i aç bi dinle bakalım. Belki seversin sen de.
İnternette çok dolaşan bir karikatür var. Adamın biri diğer adamın sırtında. Bildiğin taşıtıyor kendini. Diğer adamın da koşması ya da o an ki performansına göre yürümesini teşvik etmek için bir oltanın ucundaki parayı gösteriyor. Nasıl oldu anlamadım ama tam olarak hislerime tercuman olmuştu. Tamam işte bu demiştim.
Sen de biliyorsun birileri sürekli önümüze hedefler koyuyor, seni, beni, tüm dünyayı inandırıyor bu hedeflere ve biz de kendimizi koşarken buluyoruz. Dur bakalım yapacak daha iyi birşeyler yok mu diye soruyorsun kendine, sonra o oltanın ucunda sonsuz mutluluk, güzel kadınlar/adamlar, lüks yemekler, son model metalik gri arabalar falan koyuyorlar (Zaten daha azına kabul dediysen senin için üzülürüm. Yapma böyle) sen de Malkoçoğlu’sun zaten, koskoca kaleye tek başına giriyorsun. Sahi senin motivasyonun ne??
Birileri seni sürekli şişiriyor. Aslansın sen, kaplansın sen, yaparsın be hocam, yürü be koçum???? Sen de farkında olmadan yürüyorsun hakikaten. Birşeyler oldum ben diyorsun. Kendini dinlemeye bile zamanın olmamış bu kadar zaman. “Bu adam ne sever?” “Ya böyle bir olay var BEN ne yaparım?” diye sormamışsın sorduysan bile yalnızca çevrenden sana pompalanarak oluşturulan çerçeve içerisinde cevaplar bulmuşsun. Gerçekle yüzleşmek için çok geç kaldığının farkındasın, umarım yüzleşmem diye de ufaktan korkmalardasın.
Sana yalnızca işlerine yaradığın için payeler verdiler. Biliyorsun. Tam olarak bugün sosyal medyayı işgal eden takdir ve teşekkürlerden önce onu yaparsan şunu alırım diyen ailen vardı. Bunun sen kazık kadar olduktan sonra başkaları tarafından yapılıyor olması da mantık dışı değildir sanırım.
İnanılmaz payelere, rozatelere, şiltlere, plaketlere, ünvana sahip olduğunu düşünelim. Ve sen hayatını buna göre devam ettiriyorsun. Marketten meyve alırken, sevgilinle konuşup, çocuklarınla oynarken, yemek yerken bile bu maskeyi çıkarmıyor, “OLMASI GEREKEN” dediğin çerçeveden dışarı çıkmıyorsun. Hakikaten keyifler de yerinde. Ne de olsa biz önemli olmak isteriz. Bizim duygularımız, düşüncelerimiz, acılarımız, yoğun iş tempomuz, hareketlerimiz, saç tarzımız bile 7 milyar insandan bayaa bayaa farklıdır.
Ama bir anda pat diye bu payelerin, ünvanların, saygınlığın yok olduğunu düşün. Düşün ki o çok sevdiğin, sahip olmak için ömür tükettiğin kimliğinin yerinde yeller esiyor. Nasıl davranırdın? Bocalar mıydın?. Nereye koşar nereye vururdun kafanı? Herhangi bir olay karşısında nasıl hareket ederdin, duruşun ne olurdu? Rica ederim biraz düşün bunu olur mu??
Anthony Burgess bunu yazmış.
Sen belki Otomatik Portakal ı okumuşsundur (okumadıysan mağarandan çık biraz hava al, dışarıda yaşayan insanlara gözucuyla bir bak, sonra git kitabı al ve oku) Orada da enteresan bir sosyal yapıdan bahsediyordu evet haklısın. Beğendiysen buna da bir göz gezdir. Zaten o seni sarar sarmalar kasar bir günde de bitirirsin.
Unutmadan. Arada kimliğini bir kenara bırak sevgili okur. Starbucks ta “qanqalarla qahve qeyfi” yaparken baristaya farklı bir isim söylemekle başlayabilirsin. Bu ayıp değil. Biraz uzaklaş öyle bak olaya. Üzerinde yıldızlar payeler olmadan nasıl bir şeyle karşılaşacağını gör. Cuma akşamının da tadını çıkar.
  • Mozart ve Deyyuslar
    6.4/10 (174 Oy)87 beğeni390 okunma446 alıntı5,1bin gösterim
  • Kule
    6.2/10 (179 Oy)86 beğeni435 okunma335 alıntı4.127 gösterim
  • Çatal Dil
    7.1/10 (170 Oy)99 beğeni432 okunma469 alıntı3.223 gösterim
  • Bir Elin Sesi Var
    8.3/10 (283 Oy)206 beğeni667 okunma656 alıntı6,9bin gösterim
  • Piramit
    7.0/10 (171 Oy)114 beğeni531 okunma279 alıntı5,8bin gösterim
  • Ruhun Gökkuşağı
    9.4/10 (130 Oy)132 beğeni396 okunma1.334 alıntı4.297 gösterim
  • Serbest Düşüş
    8.1/10 (122 Oy)97 beğeni367 okunma899 alıntı4.327 gösterim
  • Şapkam Dolu Çiçekle
    9.2/10 (72 Oy)84 beğeni270 okunma187 alıntı7,3bin gösterim
  • Ada
    8.0/10 (161 Oy)141 beğeni403 okunma924 alıntı8,7bin gösterim
  • Yaz
    7.8/10 (257 Oy)238 beğeni910 okunma2.750 alıntı6,1bin gösterim
264 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10 puan
Yazarın tarzını bildiğim halde "Ben ne okudum?" diyorum. Ve açıkça itiraf ediyorum ki; kitapta bütün olanlar 'hayal mi, gerçek mi?' hâlâ anlamış değilim. Sanırım böylesi daha cezbedici çünkü kitaptan 'Otomatik Portakal' kadar olmasa da tuhaf bir tat aldım.
Doktora yapmış bir dilbilimcinin saygın ve seçkin çevreden, yeraltıaltına inişi... Evet kitabın olay örgüsünü oluşturan konu, bu kurgu üzerine kurulmuş.
Bir bayılma sonucu hastaneye yatan, beyninde hasar tespit edilip ameliyat edilmek istenen dil bilimci doktor, son anda hastaneden kaçar ve kendi çevresinden bambaşka bir çevreyle tanışır. Sürüyle manyak insan, kokuşmuş yaşama tanık olur. Her birinin ayrı meziyeti olan hırsız, mazoşist, hayat kadını, ayyaş insanla karşılaşır. Ve Edwin bu insanların arasında kendinden uzaklaşan karısını arar. Ama hastaneden kaçmak dışında hiç bir eylemi kendi iradesinde değildir.
Bana göre tam yeraltı sayılmasa ve Otomatik Portakal gibi argoya hakim olmasa da yazarın kalemi kesinlikle kendini belli ediyor. Bu tarzı sevenlere tavsiye olunur.
Otomatik Portakal kitabını okuduğumda yazarın eserlerini araştırmıştım ismiyle oldukça ilgimi çeken "Doktor Hastalandı" eserini okudum aralık ayında ancak yeni paylaşmaya fırsat buldum Burgess'in tarzını anlamak gerçekten zor henüz iki kitabını okudum ama devamı gelecek. Kitabın konusuna gelmeden önce son olarak kitap acaba hayal mi gerçek mi dedim bitirdiğimde
Bir bayılma sonucu hastaneye yatan dil bilimci olan Dr. Edwin Spindrift, beyin tümorü nedeniyle ruhsal sağlığı yerinde değil ve hastane de kalıyor. Ayrıca evli ve karısı kocası hastanede yatarken kendisi bar bar gezip hastaneye barlardan tanıştığı kişileri getirdi hastaneye Hastalığı ilerlediği için Edwin ameliyat olması gerekir. Operasyondan bir gece önce onu bulmak için üzerinde pijamalarıyla hastaneden kaçar. O güne dek sözcüklerin dünyasında yaşamış olsa da onların gerçek hayattaki “göndergelerini” pek umursamamış bir dilbilimci olarak, varlığından bile haberdar olmadığı bir âleme; Soho’nun hayatın kıyısında kalmış bin bir karanlık tiple dolu tekinsiz ve bohem yeraltı dünyasına dalar. Ancak akademik hayattaki steril varoluştan katı gerçekliğin hüküm sürdüğü yeraltına iniş macerası içinde gizem dolu bir müphemlik de barındırır.
Biraz zor okuma oldu ama kitabı sevdim.
250 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Anthony Burgess, asıl adı ile John Anthony Burgess Wilson çoğu insanın severek izlediği ‘Otomatik Portakal’ adlı eserin yazarı. Yazarın pek çok konuda yeteneği mevcut. Eleştirmen, besteci, yazar, dil bilimci ( asıl mesleği), senaryo yazarı, şair. Türkçeye çevrilen kitapları; Doktor Hastalandı, Mozart ve Deyyuslar, Bir Elin Sesi Var, Deptford’dak Ölü Bir Adam, Otomatik Portakal. Hastanede konulan yanlış teşhisten sonra 50’den fazla kitap yazmıştır.

Doktor Hastalandı, yazarın anısal tarzda yazdığı bir kitaptır. Hayatından küçük bir kesit görmekteyiz. Yazarın dilbilimci olduğu göz önünde tutulursa kelimelerle nasıl şahane bir şekilde oyun oynadığını, kelimeleri harika ve cümleleri akılda kalıcı ve sürükleyici bir şekilde kullandığını görürüz. Deptford’daki Ölü Bir Adam hariç Türkçeye çevrilen tüm kitaplarını okudum. Muazzam. Muhalif bir düşünce yapısı var. Ama bu muhalif yapı sadece siyasal anlamda değil, hayata, ilişkilere karşı da muhalefetliği söz konusu. Duygusal olarak derin düşünüp, derin yaşamaya çalışmıştır.

Kitabımız, yazarın hayatından küçük bir kesit sunmaktadır bize. Otobiyografik olarak değil, roman olarak yazılmıştır. Dil bilimci yazarımız hastalanıp hastaneye yatar ve hayatını değiştirecek kritik döneme adım atmış olur.

Karısı kahramanımızı oldukça ihmal etmektedir. Sanki ayıp olmasın dercesine gelir ziyaretlere. Her gün barlarda eğlenmeye gider. Kahramanımız gittikçe bu duruma içerlenir ve hastaneden kaçıp karısını bulmaya çalışır ve tabi gelişen olaylar zinciri. Bir yanda öğrendiği yer altı dostlukları, diğer yandan ‘aldatılma paranoyasının nüksetmesi’, içine düştüğü ve karşılaşmadığı garip olaylar… Büyük tecrübe, dilbilimcilik ve yetenek bir araya gelince bu eser ortaya çıkıyor. Belli etmeden değindiği konular, günlük hayatta sürekli yaşadığımız ama yer yer kendimize dahi anlatmadığımız/anlatamadığımız konular. Konuları ele alış biçimi, kullandığı cümleler, bu cümleleri ortaya çıkarmak için seçilen ve birleştirilen kelimeler, eşsiz. Eminim ki tek solukta okuyacaksınız ve okumanızı öneriyorum.

Eserimizde geçen karakterlerden birinin söylediği bir sözü unutmuyorum:

‘’ Bir kadının en yakın arkadaşı annesidir, bir erkeğin ise köpeği…’’

Yazarı kıyas edeceğim kimse yok, Doktor Hastalandı’yı da. Negatif yönde eleştiri yapılamayacak kadar güzel ve akıcı. Kitabı bir heyecanla anlatmak istiyorum fakat daha fazla spoiler vermek istemiyorum. Gidin, bulun, alın ve okuyun. Ve tabi diğerlerinide. Şimdiden iyi okumalar, Kitaplarla kalın...
264 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10 puan
Müthiş birisin, başarılı, biraz çok bilen, kendini beğenmiş, sana devamlı ünvanın ile hitap edilmesini istediğin, mutlu, mesut bir hayatın var. Son model otomobiller, lezzetli yemeklerini yediğin şık restaurantlar.
Çevren biraz seni pohpohluyor. Senin de hoşuna gitmiyor değil. Hep arkandalar!! Kafanda hiç bir soruya gerek yok. Zaten onlar senin için düşünüyorlar. Hep bu çevren seni, kendini bir şey sanmanı sağlamış. Ah o çevre!!
Sonra pat diye düşüyorsun. Bu şaşalı günlerinden, o hep arkanda duran arkadaşlarından yeller esiyor. O zengin yaşamından geriye bir anda sefil, mutsuz bir hayat kalıyor. Kimi gecelerin gündüzlerin aç susuz. Metelik yok cebinde.
Düşün ki sahip olduğun veya sahip olmak için bir ömür tükettiğin o güzelim hayatın, kimliğin!! gitmiş, yeller esiyor. Ne yapardın? Aklında bu zamana kadar hiç düşünmediğin deli sorular.
Böyle bir olay karşısında ne yapardın, nereye kime giderdin? Değişir miydin, alışır mıydın? Duruşun nasıl olurdu?
Bir düşün?!
264 syf.
·Beğendi·6/10 puan
Anthony burgess'in yazdığı doktor hastalandı kitabında Burman'da eğitim veren Dr. Edwin Spindrift in dersi sırasında rahatsızlanması üzerine ingilterede bir hastaneye yatırılması anlatılıyor. Daha doğrus hikayemiz buradan başlıyor.
Her şey den önce kitabın başlarında yer alan bir söze değinmek isterim kitabın geneliyle pek alakası olmayan ama benim gayet haklı bulduğum bir söz; "Yatay vaziyette olanlar dışında kimseye saygı göstermiyoruz" . Bu sözü yazar ne düşünerek yazdı bilmiyorum ama ben bunu direkmen ölen insanlara yorumladım, sadece ölenlere duyduğumuz saygıya...
Kitapta, özellikle ilk bölümlerde bir tutumla karşılaştım , kimse fazladan bilgiyi istemiyordu. Herkes yapması gerekenden başka bir şeyi bilmiyor ,bilmek istemiyordu.Öğretilenlerden ileri gitmiyorlardı. Bu adamların yanında bizim doktor deli olarak kalıyordu.
Kitapta değinilmesi gereken daha doğrusu değinile bilecek bir çok karakter, bir çok olay yaşanıyor ama ben bu incelemeyi uzatmak istemediģimden bunlara girmiyceğim.
Ben aslında bütün sıkıntıyi adamın mesleğinde görüyorum. Adamın mesleğine bu kadar bağlanmasında. Kelimelerin yapısına çok takılmak onları birer eşya olarak düşünmek ve bunu sürekli yapmak kelimelerin nitelendirdiği şeylerden kelimeleri uzaklaştırıyordu. Bu bence bir kaybolmaya çıkıyordu. Diğer bir sorun ise adam en sevdiği işi yapıyordu, kitaba göre bu bir sorundu. Kitabın sonlarında bir Edwin'in doktorla arasında geçen konuşmada da anlaşılacağı üzere kitaba dolayısıyla yazara göre en sevdiğin işi yapmak tehlikeliydi. Hayattaki diğer zevkleri yok ederdi. Sonuçta bizim Dr.Spindrift'in de libidosunda problem vardı. Ne diye bilirsinki bir yanda sevdiğin işi yapmassan bir gün bile çalışmaz olmassın geçeği diğer yanda eğer en sevdiğin şeyi iş olarak yaparsan diğer şeylerden tat almayı kesersin doğrusu.
(Oldukça yarım yamalak bir inceleme olduğunun farkındayım eğer zamanını çaldığını düşünüyorsan özür dilerim.)
264 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Dr. Edwin Spindrift Burma'da dilbilim dersleri veren bir profesör. Beynindeki tümör yüzünden Londra'da hastaneye yatırılır. Tedavi sürecinde karısı Sheila ziyarete gelmek istemez. Kocası hastanede yatarken kendisi bar bar gezip hastaneye barlardan tanıştığı kişileri getirir. Hastalık için tetkikler devam ederken ameliyat olma kararını verirler ama Sheila gene ortalarda yoktur . Ameliyat'tan bir gece önce hastaneden karisini bulmak için kaçar ve olaylar çok başka yerlere gider. Kendini Soho' da karanlık bir dünyada bulur. Kendisi kelimelerin kökenine kadar inceler ve konuşmalarda herkesi uyarirken yeraltı dünyasında çıkış arar. Başı ne kadar normal başladıysa ortası ve sonu o kadar gariplesti. Okuması benim için yorucu bir kitap oldu. Yazarın dili kolay okunuyor ama hikaye o kadar başka yerlere gidiyor ki. Kitaptan kopuyorsunuz. Ben Edwin 'i Anthony Burgess hayat hikayesiyle kiyasladim. Çünkü kendisine de beyin tümörü teşhisi konulup 1 yıldan az omur bicmisler. O dönemden sonra daha fazla yazmış. Otomatik Portakal okurken bu kadar zorlanmamistim. Yazar hakkında fikriniz yoksa hiç okumadiysaniz okurken biraz zorlanabilirsiniz.
259 syf.
Kitabın bazı kısımlarını anlamak zordu. Bunu Burgess'in İngiltere kültürünü yansıtması olarak bu şekilde belirttiğini düşünüyorum. Açık bir anlatım yapsa herkes anlayabilirdi ama Burgess ne yazık ki bu şekilde hareket etmemiş.

Akıcılık konusunda da sıkıntılar vardı. Stone kardeşlerinin konuşmalarını konuşma diliyle yazmış. Kurguya bir gerçekçilik katman istemiş olabilir. Fakat konuşmaları anlamak açısından zorlayıcı olduğunu belirtmeliyim.

Konusunu beğendiğim için ortalamanın üzerinde bir değerlendirme bulunacağım. Bana göre; hastaneden ilk ayrılışı gerçekti. Fakat ayrıldıktan sonra bazı kısımları beyninin değiştirdiğini düşünüyorum. Ana temadan tamamen kopuk değil ama tam yansıttığı da söylenemez.

Burgess'in tarzını anlamak zor, bu nedenle tercihinizi başka yazarlardan yana kullanırsanız sıkılma ihtimalini ortadan kaldırmış olursunuz.
264 syf.
·Puan vermedi
Dilbilim doktoru edwin hastalanır, hayatı değişir. Tetkik, teşhis, tedavi aşamalarında deyim yerindeyse hanyayı konyayı anlar. Sözcüklerle kurduğu dünyanın dışında başka bir “gerçek” dünya olduğuna, karısıyla ilişkisinin sahteliğine uyanır. Edwin’in tanısı beyin tümörü, yazarı konuyu öyle anlatmış ki edwinin beynindeki değişimlere bağlı tüm klinik süreci, yaşadığı tripleri aynen yaşatıyor (yetenek meselesi) ilginç deneyim, güzel kitap #anthonyburgess #doktorhastalandı
"Seni içeri kilitlemeyi tasarlıyor değilim, çünkü birini parmaklıklar arkasına koymaya inanmıyorum, ama senden herkesin iyiliği için burada kalmanı rica ediyorum. Vakit geçirmek için yapabileceğin bir sürü şey var. Okuyabilirsin, patates soyabilirsin, kazana romatizma için kereviz sapı koyabilirsin. Sıkılmazsın. Ama kendi hayatını tehlikeye atma ve arkadaşın olması gereken bizleri de be o ke'ye sokma."
Anthony Burgess
Sayfa 166 - iş bankası
"-Eskiden, yalnızca bir çeşit ihanet vardır derdin. Seviyor olman gereken kişiyle birlikte olmak istememek. Bundan daha kötü bir şey yok derdin.
+Ah, bütün fikirlerimiz değişir. Bir insan insan olmaya son verirse ne yaparsın?"

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Doktor Hastalandı
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053327400
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Doctor is Sick
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Doktor Hastalandı
Doktor Hastalandı
Burma’da dilbilim dersleri veren Dr. Edwin Spindrift aniden rahatsızlanınca İngiltere’ye geri gönderilir. Londra’da yattığı hastanede acı veren ve aşağılayıcı bir dizi tetkikten sonra beyninde tümör olduğu anlaşılır. Geçireceği operasyonu beklerken, karısı da hastane civarındaki barlarda vakit geçirmektedir. Edwin, operasyondan bir gece önce onu bulmak için üzerinde pijamalarıyla hastaneden kaçar. O güne dek sözcüklerin dünyasında yaşamış olsa da onların gerçek hayattaki “göndergelerini” pek umursamamış bir dilbilimci olarak, varlığından bile haberdar olmadığı bir âleme; Soho’nun hayatın kıyısında kalmış bin bir karanlık tiple dolu tekinsiz ve bohem yeraltı dünyasına dalar. Ancak akademik hayattaki steril varoluştan katı gerçekliğin hüküm sürdüğü yeraltına iniş macerası içinde gizem dolu bir müphemlik de barındırır.

Kitabı okuyanlar 411 okur

  • Elizabeth Bennet!
  • Sena nur paçacı
  • Mustafa Can TEZCAN
  • Adem Dede
  • arda özcan
  • Oğuz
  • Yunus Emre Kırkkeseli
  • Doğa Deniz Baydar
  • Esra demir
  • ümmühan umul

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.5 (35)
9
%4.8 (9)
8
%16.9 (32)
7
%19 (36)
6
%13.8 (26)
5
%9.5 (18)
4
%3.7 (7)
3
%5.3 (10)
2
%0.5 (1)
1
%1.6 (3)