Doktor Moreau’nun Adası

·
Okunma
·
Beğeni
·
11258
Gösterim
Adı:
Doktor Moreau’nun Adası
Baskı tarihi:
Şubat 2018
Sayfa sayısı:
197
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758607273
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The İsland Of Dr. Moreau
Çeviri:
Ali Kaftan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Doktor Moreau’nun Adası
Doktor Moreau’nun Adası
Dr. Moreau
Doktor Moreau’nun Adası
Doktor Moreau
The Island of Doctor Moreau
Edward Prendick, geçirdiği bir gemi kazası sonucunda kendisini Pasifik Okyanusu'nun ortasında, kimselerin uğramadığı volkanik bir adada bulur. Ama şansına, ada pek ıssız sayılmaz: Kendisini deneylerine adamış bir bilim adamı olan Dr. Moreau, alkolok asistanı Montgomery, onun tuhaf hizmetkarı M'ling ve Moreau'nun korkunç deneylerinin ürünü tuhaf yaratıklar. Prendick, adanın içindeki ormanlarda pusu kuran tehlikelerin arasında çıktığı yolculuklarda garip ayinlerle, Kanun'la karşılacak, yeni ve tuhaf arkadaşlar edinecektir.

Bilimkurgunun büyük ustalarından H. G. Wels'ten, doğayla oyuna girişmenin tehlikelerini ve insan olmanın anlamını sorgulayan, çarpıcı bir başyapıt.
176 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
(Tüm incelemerimde belirttiğim gibi içerik-konuya dair bir bilgi vermeyeceğim)

Bana düşündürdükleri ve hissettirdikleri ile kelimenin tam anlamıyla olağanüstü bir kitap. Şahsen, insanların düşünmeye bile cesaret edemediği noktaları kaleme alan her yazar, benim gözümde Martin Luther ya da Jean Calvin' dir. Bu yönüyle yazarımız Wells, ciddi bir saygıyı hak ediyor.

İnsan bir problem durumuyla karşılaşır ve o problemi düşündükçe gelişir (problemi deneyimleyerek de gelişebilir denebilir; yürümeden önce defalarca yere düşüp ayağa kalkmak gibi...)

Bana göre Sayın Wells bu kitapta düşünce deneyi yapmış. Tezini sunmuş ve sizlerden antitez ile birlikte bir sentez yaratmanız için kitabın sonuna üç nokta koymuş. Artık meşrebinize göre.

Bir bakıma kitabımız başlı başına bir problem ve siz düşündükçe ufkunuzun açıldığını hissedeceksiniz.

Tanrı - Din - Hayvan (insan dahil) Bayılırım bu üçlüye. Kitabı okumak gibi bir niyetiniz varsa sizlerden ricam kitabın hemen bitiminde bu üçlü üzerine düşünmeniz. Korkmayın, henüz düşünce suçu ya da cezası yok. Ama tabi ki biraz da cesaret isteyen bir durum, o da meşrebinize göre...

Kitapta bulunan özellikler: kurgu, bilim-kurgu, psikoloji, ağır sosyoloji, birazcık da distopya. Daha ne olsun değil mi? Hikayenin girişi çok çok çok hafif karmaşık gelebilir, aldırmayınız.

Diğer güzel bir özellik şu ki dünya tarihinin ilk bilim-kurgu kitabı, yazarı olarak kabul ediliyor. (: Yani o hastası olduğumuz milyon dolarlık filmlerin esin kaynağıdır.

Benden bu kadar...

~~Kitapla kalınız~~
176 syf.
·7/10
Merhabalar Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Modern Klasiklerinin 100.kitabı olan Doktor Moreau’nun Adası 121 yıl önce yaptığı deneyi konu almaktadır.Kitap 1977 ve 1996 yıllarında sinemaya uyarlanmış ancak beklediği ilgiyi görememiştir.Kitap filmine göre daha çok beğenilmiştir.Konu olarak Edward Prendick’in bakış açısından anlatılmaktadır.Edward Prendick bir gemi kazası sonucu kendini adada bulur.Hayatını kurtaran montgomery toplum tarafından dışlanmış çılgın bir bilim insanı ve Moreau İçin çalışarak adayı tuhaf yaratıklardan kurtarmak isterler.Genel olarak söylecek olursam kitap “Genetik”üzerinde durmaktadır.Günümüzde de tartışılmakta olan konular üzerinde durmuş ve sağlam kanıtlarla desteklemiştir.Kitapta uzun uzun betimlemelere yer verilmiş belirli bir süreden sonra çok ayrıntılı bir şekilde betimlemeler yapıldığı İçin sıkıcı olabiliyor.
Keyifli Okumalar Dilerim
197 syf.
·2 günde·9/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 23. kitap oldu. H.G. Wells’in daha önce iki kitabını daha okumuştum ve ikisinde de beni kendisine hayran bırakmayı başarmıştı. Bu kitabında da tıpkı önceki iki kitabında olduğu gibi oldukça etkileyici fikirler ve bakış açıları mevcut.

Avrupa’da canlı hayvanlar üzerinde veya insanlar üzerinde deney yapılmalı mı yapılmamalı mı tartışmalarının yaşandığı zamanlarda Wells, kendi düşüncesini bu bilimkurgu romanı aracılığı ile ortaya koymuş. Her şeyden önce kitabın 1896 yılında yazıldığını düşünürsek H.G. Wells’in hakkını bir kez daha kendisine saygıyla teslim etmek gerekiyor.

Kitap, Edward Prendick isimli bir adamın başından geçen olayları anlatıyor. Bütün kitap boyunca Prendick’in adeta anı defterini okuyor gibi hissediyorsunuz. Prendick, nereye gittiği veya nereden geldiği belli olmayan bir gemide yolculuk yaparken gemi kaza yapıyor ve kendisi kazadan sağ çıkan tek insan oluyor. Daha sonra başka bir gemi tarafından kurtarılıyor ve Doktor Moreau’nun Adası'na getiriliyor. Burada Moreau ile tanışıyor ve zamanla onun canlı hayvanlar ile çeşitli deneyler yaptığını görüyor. Moreau, güncel tanımıyla, plastik cerrahiye hayatını adamış birisi ve yaptığı deneylerle adasındaki hayvanlardan insan üretmek istiyor. Edward Prendick de bilimle ilgilenen biri olduğu için ilk başta Doktor Moreau’ya karşı çıkıyor ve onu engellemek istiyor.

Bu noktada biraz konuyu dağıtmakta fayda var. Bilindiği üzere, insanoğlu var olduğu andan itibaren biyolojik çevresindeki ve kendi vücudundaki olayların nasıl meydana geldiğini hep merak etmiştir.Bunun için birçok deney yapılmıştır, halen de yapılmaya devam etmektedir. Deneysel araştırmalarda işin tabiatı gereği denek kullanmak bir zorunluluktur; bu anlamda deney hayvanları kaçınılmaz olarak insan deneklere en önemli alternatif olmuştur. Peki hayvanlar da bizim gibi canlılar olduğuna göre onları deneylerde kullanmak ne kadar etiktir? Birçok hayvansever arkadaşımın hayvanların kullanıldığı deneylere karşı çıktığını biliyorum. Bu konuda aranızdan farklı görüşten insanların çıkacağına da eminim. O yüzden bu noktada bir soru sorarak konuyu etrafından dolaşmayı tercih ediyorum: Eğer ki ölmek üzere hastaneye kaldırılsaydınız, hayvanlar üzerinde yapılan testler sonucunda geliştirilmiş ve bu sayede güvenebileceğimiz bir ilacı almayı reddeder miydiniz?

Hayvanların kullanılarak deney yapılması konusunda ortak bir karara varmak, dolayısıyla yukarıdaki soruma aynı cevapları vermek ne yazık ki mümkün değil. Dediğim gibi eminim birçok kişi bu konuda farklı düşüncelere sahiptir. Ancak bu konuya fazla duygusal yaklaşmanın da insanlar için olumsuz sonuçlar doğuracağı kanaatindeyim. Bilimsel çalışmalar ve deneyler durdurulamaz. Zira bilim, doğada var olanı anlama sanatıdır. Bizim de yegane amacımız doğada var olanı anlamak veya anlamlandırmak olmalıdır. Tabii bu demek değildir ki, deney adı altında hayvanlar işkence görsün...

Doktor Moreau da kitapta “dirikesim” olarak adlandırılan bir işlemi hayvanlar üzerinde uyguluyor. Dirikesim,hayvanlar başta olmak üzere, canlıların bilimsel amaçlar için cerrahi tekniklerle parçalarına ayrılma işlemi olarak tanımlanıyor ve Moreau bu sayede birçok “yarı insan” üretmeyi başarıyor. Ancak Moreau bir Frankenstien olmadığı gibi Dr. Jekyll ile Mr. Hyde da değil. Karakter olarak tamamen onlardan farklı. Wells burada “tanrımsı” bir karakter kurgulamış ve Moreau’yu adeta bir yaratıcı gibi önümüze sunmuş. Ancak Moreau kesinlikle bir deli değil, sadece hayvanları bilim için canlı canlı kesmeye meraklıdır ve hiçbir şeyi ele geçirmek gibi bir niyeti yoktur. Tek amacı merakını gidermektir, yani bilimdir. Zaten sorulan bir soruya da şöyle cevap veriyor: "Bugüne dek konunun etik yönüyle hiç ilgilenmedim. Doğa çalışmaları insanı en az doğa kadar acımasız yapıyor." Yani Moreau'nun benim yukarıda değindiğim etik konusuyla ilgili hiçbir tereddüdü yoktur. Onun tek amacı gerçeğe ulaşmaktır.

Kitabın alt metninde Doktor Moreau'nun Tanrı'yı, yarattığı ucubelerin(yarı insanların) ise insanı temsil ettiğini düşünüyorum. Doktor Moreau tarafından belirlenen ve ucubelerden uyulması istenen kanunlar ise kutsal kitapları temsil ediyor olmalı. Kitapta Moreau iyi bir tanrı motifi çiziyor ama belirlediği kanunlar anlamsız maddeler içeriyor. Bu noktada Wells, Deizm'i de övmüş olabilir, bilemiyorum. Fakat yazdıklarıyla bir semavi din eleştirisi mi yaptığını yoksa bir semavi din övgüsü mü yaptığını bir türlü anlayamadım. Zaten kitabı güzel ve değerli yapan da okurken aklınıza onlarca fikrin gelmesi.

Bilimkurgu ile tanışmak isteyenler için Wells'i öncelikli olarak öneriyorum. Bu kitabı da önceki okuduğum kitapları gibi tam bir bilimkurgu baş yapıtı. Herkese tavsiye ederim.
197 syf.
Adada gerilim soluksuz...
Adada macera sonuna kadar...
Adada dram iliklerinize kadar işleyecek...
Adada dostluk, arkadaşlık hepsi yalan...

Dr. Moreau'nun Adası'na hoş geldiniz...

Adaya ulaşmadan önce macera başlıyor, en sevdiğim kitaplardan biri oldu. Çünkü benim için bir kitap en baştan böyle başlıyorsa o kitap muhteşem oluyor.

Edward Prendick ve iki kişi ile salda denizde ilerlerken... bir yandan açlık bir yandan susuzluk yani her şey üst üste geliyor ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Akıllarına bir şeyler geliyor ama Prendick bundan çok rahatsız oluyor. Fakat onu dinlemeyecekler. Kader onu Montgomery ile karşılaştıracak. Bu karşılaşma kurtuluşu mu olacak yoksa ölümü mü olacak?

Montgomery ise Doktor'un sağ koludur. Bütün işlerini yapan birisidir. Edward bir sebeple adaya mecbur çıkmak zorunda kalacak. Adaya çıkmadan önce gördükleri aklını alacak neredeyse, bunlar nasıl insanlar böyle ucube ucube yürürler. Gözlerini kırpmadan ona bakmaları içini içini ürpertecek ve kaçış yolu yok bunun farkında...

Doktor ile ilk defa karşılaştıklarında dehşet başlamıştı bile...
Ona yatak verdiler, oda verdiler fakat adadaki çığlıklar Edward için zulümdü ve neler olduğunu çözmeye çalışacaktı. Fakat aksine Doktor çok iyi niyetle yaklaşıyor sürekli onla ilgileniyordu ama Edward bir türlü güvenemiyordu doktora. Ve kaçış başladı artık...

İşte burada gerilim başladı. Sanki Stephen King'in en iyi gerilim kitaplarından birini okuyordum. O kadar güzel anlatmış ki sayfaları nasıl çeviriyordum nasıl hızlı hızlı heyecanla okuyordum. (Müthişti, bayıldım)
Kaçtığında kimlerle karşılaşacak? Başına neler neler gelecek? Dr. Moreau aslında iyi biri mi? Kaçması gerekiyor muydu?
Hepsi bu gizemli adada...

Bilim kurgu, gerilim ve macera kitabı sizleri bekliyor. Dramda var kitapta. Muhteşem bir kitap, 500 sayfa bile olsa soluksuz okunurdu. H.G. Wells okumaya devam.
176 syf.
·2 günde·10/10
Okuduğum ilk Wells kitabıydı. Fantastik ve sürükleyici. Sonuna kadar büyük bir merakla okudum.

Doğa verdiğini geri alır derler ya. Onu anlatan bir kitap. Ayrıca hayvan insanlar başlarda bana normal insanlardan daha insan geldi.

Hayvan insanlardan bahsedecek olursak çok şekilsiz çirkin ve biçimsizler. Kahramanımızın deyişiyle iblise benziyorlar . Kendilerinin insan olduğuna inanıyorlar ancak içlerinde hep bir hayvansılık var. Yine de insanlığa ait bazı duyguları içeriyorlar . Özellikle de merak. ( gerçi merak kedide de var :) ) Bu hayvan insanların yasaları var . Dört ayak üstünde yürümeyecekler, suyu dilleriyle içine çekip içmeyecekler, et de balık da yemeyecekler, ağaçların kabuklarına pençe atmayacaklar ve diğer insanları kovalamayacaklar. Çünkü bunlar insan olmanın yasalarıdır. Ve yasayı çiğneyen cezalandırılır. Bu yasalar kendilerini yapan bilim adamının koyduğu yasalar. Et yerlerse tekrar hayvana dönmelerinden korkuyor bu yüzden onları kandan uzak tutmaya çalışıyor. Hayvanları kesip biçip insan yapmaya çalışıyor ama şunu unutuyor ki içlerinde bir yerlerde bir hayvansılık ne olursa olsun kalacak . Onları eğitiyor , konuşmayı ve insanlara ait bazı şeyleri öğretiyor ama azıcık ihmal edilsinler her şey en başa dönüyor.
Bana yinede insanlardan daha zararsız geldiler. En azından arkalarından iş çevirmiyorlar . Ne yapacaklarsa direk yapıyorlar. Plan yapmıyorlar . Duygularını maskelerinin ardına gizlemiyorlar .

Doğanın kuralları var ve ne yaparsak yapalım doğayı yenemeyeceğiz. Hayvanlara eziyet de etsek , evler de yapsak ya da denizi doldurup şehirlerimizi de büyütsek , ortalığı da pisletip yaşanacak halini bile bırakmasak da doğa bir yolunu bulur ve ondan zorla aldıklarımızı bizden bir anda geri alıverir. Ve biz kocaman doğanın ve evrenin içinde nokta kadarcık insancıklarız.

Çok güzeldi. Okuduğum en iyi fantastık yazarlardan biri olduğunu düşünüyorum. Ve tavsiye ediyorum. Sürükleyiciydi
176 syf.
Normalde SPOILER içerikli inceleme pek yapmam, ama hem kitabın bilinirliğine güvenerek hem de böyle bir kitabı SPOILER vermeden inceleyemeyeceğime kanaat getirerek aklımdan ne geçiyorsa aktarmayı seçiyorum. SPOILER!!! demiş miydim? Demiştim sanırım, sonra kimse bana kızmasın...
Prendick, amma ballı adammışsın bir kere bunu dile getirelim. Sen kalk, kurtuldu sanılan dört kişiden biri ol, bu dört kişiden biri tahlisiye sandalına hiç çıkamasın, diğer ikisi kavgaya tutuşup sandaldan düşsün, sen yine kurtul ve sandalda tek kal, ölmeye ramak kala Montgomery yardım elini uzatsın, o da yetmezmiş gibi tam ölmeyi düşünürken teknenin biri kıyıya vursun, ayağına kadar gelsin. Yok artık dedim yani :)
Bir başka konuya gelecek olursak, viviseksiyon ve diğer işlemlerin anlatımı sanki havada kalmış gibiydi. Tamam, detaylı bir anlatım ve derinlemesine bilimsel bilgi beklemiyoruz ama sürekli bu işlemler, kapalı kapılar ardında, oldu bittiyle hallolmuş şeyler gibi aksettirilmiş. Fakat genel hatlarıyla bu durum çok da sırıtmadı hikaye içerisinde. Şahsi kanaatim bu yönde. Anlatılan işlemlerin benzerlerinin günümüzde, hayvanlar arasında, bitkiler arasında ve bunların birbirleri arasında da uygulanıyor olduklarını bilince, yazarın kurduğu dünyayı tam bir ileri görüşlülük örneği olarak kabul edebiliriz.
Moreau'nun çalışmaları, kendi bakış açısına göre kendini bilime adamak olsa dahi bir kere etik kavramına sığacak şeyler değil. İnsanlığa faydası dokunacak bir iş yapmış olsa, çalışmalarını kabullenelim diyeceğim, o da yok. Hastalıklı zekasını, hayvanlar üzerinde kullanan ve onlardan, kendi kurallarına tapınan bir insansı ırk meydana getirmeye çalışan, tanrı olmaya çalışan bir dangalak yani. Bu arada, bu yaratıkların hayvanlaştırılmış insanlar mı yoksa insanlaştırılmış hayvanlar mı oldukları konusu, bir süre kafamı kurcaladı fakat ilerleyen sayfalarda bu durum açığa kavuştu. Tanrı olma çabasına değinecek olursak, bunu da, psikoloji bilgim olmasa dahi, içinde bulunduğu toplumda kabul görmeyen, dışlanan, fakat olması gereken yerin zirve olduğunu düşünen hastalıklı zihinlerin, kendilerine tapınacak birilerini bulma çabalarının acınası bir tezahürü olarak yorumlayabilirim. Bu hastalıklı zihinler, gerektiğinde kendilerine müritler toplarlar, toplayamadıkları yerde de böyle, müritlerini, kullarını kendileri yaratırlar. Moreau da kendince dinimsi bir yapı kurmuş. Kendini yaratıcı olarak kabul ettirmiş ve insansı yaratıklarının içinde, kendi kurallarını dikte edecek hatipler belirlemiş.
Kitapta Nietzsche'nin etkilerini hisseden bir ben miyim bilemiyorum. İnsansı yaratıkların gülememesi, Nietzsche'nin, "İnsanoğlu hayatta o kadar acı çeker ki, canlılar arasında yalnız o, gülmeyi icat etmek zorunda kalmıştır." sözünü destekler gibiydi. Acı kavramının gereksiz olduğu kısmı ise, acıyı ötelediğimizde üstün bir insan olacağımızı savunur nitelikteydi. Lakin ben, acının insanı insan yaptığı kanaatindeyim. Acıdan arınmak kavramı oldukça ütopik bence. Ve o meşhur, "Tanrı öldü" kısmı... Nietzsche'nin bu kavramına, sadece başlık seviyesinde aşinayım ama burada da tanrı ölüyor ve bu durum, kulları, bağlı oldukları kurallardan sıyrılmaya, kuralları da tanrıyla beraber öldürmeye götürüyor. Konudan konuya atlamış gibi olacağım ama şuna da değinmeden geçemeyeceğim. Moreau, Montgomery ve Prendick'in, insansı yaratıkları bir araya toplamak için çıktıkları yolculuk esnasında bir detay gözünüze çarptı mı? Çarpmıştır kesin. Moreau bir boruyu üfler ve sesi duyan insansı yaratıklar bir meydana toplanırlar. Sur ikinci kez üflendiğinde, mahşer yerinde toplanacağımız anın nasıl da güzel bir temsiliydi o. Etkileyici bir detaydı bence.
Gelelim kurallara... Kurallar içinde, et yememe kısmına değinmek istiyorum özellikle. Burada biraz vejetaryenlik övgüsü hissiyatına kapıldım. Tamam, belki yaradılışları gereği bu yaratıklar, et yediklerinde özlerinde bulunan hayvansı yan uyanacak ve içgüdüleri ön plana çıkacaktı. Peki o zaman, et yiyen insanı da hayvan kategorisine koymalı mıyız? Et yemeyen insan, üst insan mıdır? Kürdanımla dişimi karıştırırken dahi bu savı reddederim Wells, kusura bakma :)
Yeniden "Tanrı öldü" kısmına dönecek olursak, burada biraz, dinlere övgü ya da dinlerin olumlu yanlarının bir örneğini gördük sanki. İnsansı yaratıklar, kendilerine buyrulan kurallar çerçevesinde yaşarlarken, içlerinden birkaç sapkının yaptıkları haricinde gayet de huzur ve sükunet içinde yaşıyorlardı. Fakat tanrılarının ölümü ve gözlerinin önünde acziyetinin sergilenmesi, onların gözünde, tanrının koyduğu kuralları da hiçe sayma yetkisini doğurdu. Bu da kaosu beraberinde getirdi. Prendick bu aşamada, kamçıyı ve revolveri doğru şekilde kullanıp, bu yetkiyi devralabilir miydi? Belki... Hatta ben olsam, bu yetkiyi ele alacak olduktan sonra, kaçış için gerekli ekipmanı dahi bu yaratıklara yaptırırdım (şeytani planlarımı çok da açık etmeyeyim). Bir Nuh Tufanı örneği sok kullarının aklına, sonra büyükçe bir sandal yaptır onlara, ve daha sonra... Bir sabah ansızın kaçar gidersin adadan. (bu kadar şeytani plan yeter!)
Ooo epey şeyden bahsetmişiz. Son olarak şunu söyleyelim, kitabı okumanızı öneririm. Bende bu tip fikirler uyandırdı, zaten genel olarak da zihin açıcı bir kitaptı. Sizde nasıl izlenimler meydana gelir, okumadan bilemezsiniz.
176 syf.
·Beğendi·9/10
Wells ‘in bahsettiği adaya normal şartlarda düşeceğime kendimi okyanusa atıp boğulurum daha iyi. Zaten ana karakter Edward Prendick’te adanın böyle tuhaflıklar içinde olduğunu bilse kesin dediğim gibi yapardı. Peki tuhaf olan nedir? 

Devamı: https://www.kitapofisihakan.com/...tor-moreaunun-adasi/
176 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Doktor Jekyll'ın Mr. Hyde'ından, Filip Filipoviç'in köpeği Şarik'ten ve hatta Profesör Persikov'un ölümcül yumurtalarından biliyoruz canlıların genetiği üzerinden yapılan deneyler sonucu elde edilmeye çalışan herhangi yeni bir canlı türünün felaketlere yol açtığını, Doktor Moreau ise hayvanlar üzerinde yaptığı operasyonlarla; hayvanlara yeni uzuvlar ekleyerek ve onların bazı uzuvlarını iptal ederek, herhangi bir hayvan türünden insan üretme deneyleri yapmaktadır, kimsenin bilmediği, uğramadığı uzak bir Pasifik adasında, yaptığı deneyler sonucu adada güruh bir yaratıklar toplumu oluşur, bu yaratıklar neredeyse insandır ama aynı zamanda hayvandır, bazıları tehlikelidir. Hikayemiz karakterimiz Prendick'in yolu mecburen bu adaya düşer ve hikayemiz başlar; Prendick'in başına gelenler serüvenli heyecanlı bir hikaye olmasının yanında zaman zaman trajiktir.
Hayvanların insana dönüşüp toplu halde yaşamaya başlamasının ardından doğa içgüdüsünden uzaklaşıp uyması gereken yasaların oluştuğuna vurgu yapılması akıllara Bulgakov'un 'Köpek Kalbi' hikayesini getiriyor.
Keyifli bir bilim kurgu romanıdır.
Tavsiye olunur...
176 syf.
·8/10·
Wells bu işi kesinlikle çok iyi yapıyor.Zaman makinesinden sonra okuduğum ikinci kitabı.Ikisi de birbirinden güzel kıyaslamak iki kitaba da haksızlık olur.Sanırım sırayla bütün kitaplarını okuyacağım.
176 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
"Tanrı öldü." 1882, Nietzsche
"Bilim öldü." 2020, Ömer

İnceleme Videosu: https://youtu.be/ZN1CZuki_ds

Nietzsche Tanrı'yı öldürdükten sonra insanlar derin bir boşluğa düşer. İnsan oluşumuzun da bana göre en belirgin özelliklerinden birisi de inanmamızdır.
Kimilerimiz Tanrı'ya inanır ölmüş olmasına rağmen... Kimisi insanlığa inanır. (İnsanlık öldü mü?) Kimilerimiz ise sevgiye inanır. Aşka dostluğa ve iyiliğe...
İnsanın ilk ortaya çıkışından beri süregelen bir inanma ihtiyacımız vardır. Nitekim Tanrı'nın ölümünün ardından da ateistler dahil herkes bir şeye inanmaya çalışır. Günümüzde bu inanç isteğiyle de ateistler bilime sarılır. Bilime inanır.
Burada benim gördüğüm sorun ise bu kesmin bilimi kutsallaştırmasıdır.
Yanlışlarını öğrene öğrene doğruya ulaşmaya çalışan bilimi sanki hiç yanlış yapmıyormuş gibi tamamıyla doğru görüyorlar.
Basit bi' örnek vermek gerekirse Einstein çıkana kadar Newton fiziği geçerli kabul ediliyordu. Demem o ki, her gün yeni bir şey öğreniyoruz.

Her neyse, H. G. Wells 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarına doğru, bilim, tıp ve teknoloji de atılan dev adımları ve insanlığın gökyüzüne yükselip Tanrı olmaya çalışmasını eleştirir bu eserinde. Dünyalar Savaşı ve Zaman Makinesi gibi bilimkurgu eserleriyle tanıdığımız Wells 8 yaşında bacağını kırmış ve boş boş oturmayayım bari diyerek yazarlığa başlamış.

Kitabımızın ana karakteri Edward Prendick bi' gemiyle yolculuğa çıkar ve bir süre sonra terk edilmiş bir gemiye çarpar. Mürettebat ölüm kalım mücadelesi verirken Edward bir şekilde Montgomery adında birisi tarafından kurtarılır ve bi' adaya doğru yolculuğa başlarlar. Montgomery Doktor Moreau'nun yardımcısıdır.
Tabii, Edward adaya alınmak istemez, itiş kakış olur ve bir şekilde adaya kapağı atar. Asıl hikaye ise bundan sonra başlar.
Doktor Moreau adada ilginç deneyler yapan birisidir. Hayvanları alır, keser biçer ve insan yapmaya çalışır. Köpek Kalbi ile biraz benzerlik var.
Doktor Moreau bu deneylerini daha önce kendi ülkesinde yapıp "etik" deneyler yapmıyorsun diye kovulmuş sonra da bu adaya yerleşmiş.

Kitabımızın ana ekseni şudur:
Bilim için, insanlığın gelişmesi için etik kabul etmediğiniz eylemleri yaparak diğer canlılara zarar vermekten çekinmez misiniz? Yoksa bilimin de bir sınırı var mıdır?

Kitabın devamında olaylar gelişir ve Wells'in düşünceleri doğrultusunda bir noktaya bağlanır.

Beğendiğim, hızlıca okuduğum akıcı bir kitaptı kendisi.

Okumak isteyen herkese keyifli okumalar dilerim :)
İnsan dostlarıma bakıyorum. Ve korkuya kapılıyorum. Bazıları capcanlı, hayat dolu, bazıları donuk, tehlikeli, bazıları kaypak, içtenliksiz yüzler görüyorum.
İnsan dostlarıma bakıyorum. Ve korkuya kapılıyorum. Bazıları capcanlı, hayat dolu, bazıları donuk, tehlikeli, bazıları kaypak, içtenliksiz yüzler görüyorum.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Doktor Moreau’nun Adası
Baskı tarihi:
Şubat 2018
Sayfa sayısı:
197
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758607273
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The İsland Of Dr. Moreau
Çeviri:
Ali Kaftan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Doktor Moreau’nun Adası
Doktor Moreau’nun Adası
Dr. Moreau
Doktor Moreau’nun Adası
Doktor Moreau
The Island of Doctor Moreau
Edward Prendick, geçirdiği bir gemi kazası sonucunda kendisini Pasifik Okyanusu'nun ortasında, kimselerin uğramadığı volkanik bir adada bulur. Ama şansına, ada pek ıssız sayılmaz: Kendisini deneylerine adamış bir bilim adamı olan Dr. Moreau, alkolok asistanı Montgomery, onun tuhaf hizmetkarı M'ling ve Moreau'nun korkunç deneylerinin ürünü tuhaf yaratıklar. Prendick, adanın içindeki ormanlarda pusu kuran tehlikelerin arasında çıktığı yolculuklarda garip ayinlerle, Kanun'la karşılacak, yeni ve tuhaf arkadaşlar edinecektir.

Bilimkurgunun büyük ustalarından H. G. Wels'ten, doğayla oyuna girişmenin tehlikelerini ve insan olmanın anlamını sorgulayan, çarpıcı bir başyapıt.

Kitabı okuyanlar 1.820 okur

  • Bulut
  • Sena Dağdeviren
  • TheBooklady
  • Zeynep sare ozturk
  • Hope 84
  • November Rain
  • Rabia Coşkun
  • Rüveyda Yüksek
  • Ceren selvi
  • Ayşenur

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%4.9 (37)
9
%6.1 (46)
8
%8.2 (62)
7
%4.1 (31)
6
%1.2 (9)
5
%0.8 (6)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları