Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

·
Okunma
·
Beğeni
·
119783
Gösterim
Adı:
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Baskı tarihi:
Ağustos 2016
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370485
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Peyami Safa'nın şaheserlerinden Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Türk edebiyatında "insan ruhunun derinliklerinde ve labi-rentlerinde dolaşan ilk roman" olması ve hasta bir insanı ve onun psikolojisini ele alması bakımından önemli bir yere sahiptir. Birçok araştırmacı ve yazar tarafından Türk edebiyatında bir ilk kabul edilen Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Tanpınar dediği gibi, "acının ve ıstırabın yegâne kitabı" olarak hem kemiyet hem de keyfiyet bakımından başka hiçbir eser olmasa da Türk romanının var olduğuna delil gösterilebilecek kudrette bir eserdir. Romanın genç kahramanı, ayağındaki rahatsızlıktan kurtulabilmek için sayısız doktora görünür ve en nihayetinde havadar bir ortamda, stresten uzak bir istirahat dönemi geçirmesi gerektiğine ikna edilir. Ancak, gerek akrabaları olan bir Paşa'nın Erenköyü'ndeki köşkünde misafir kaldığı dönemde, gerekse kendi evi ve hastaneye gidiş gelişlerinde şuurunu adeta bir facia atmosferinde yoğurur. Peyami Safa'nın çocukluk ve gençlik dönemlerinden fazlasıyla izler taşıyan roman, hem umudu ve umutsuzluğu, hem de sevinci ve felaketi aynı sayfalara sığdırabilmiş olması bakımından insanın eşsiz bir tarifini sunuyor.
112 syf.
·121 günde·10/10
Peyami Safa takma adıyla Server Bedi Türk edebiyatının usta yazarlarından biridir. Her romanında insan ruhunun derinliklerinde sizi yolculuğa çıkarır. Tabiri caizse insanın kendi iç dünyasını size 3boyutlu gözlük taktırıp gösteriyor.

Kitapta genç yaşta hastalığa yakalanan biri ve çektiği aşk acısı var. Diyeceksiniz ki her romanda bu tür şeyler vardır. Ama İstanbul'da yaşamak var, İstanbul'u yaşamak var. İşte Peyami Safa bize İstanbul'u yaşatanlardan.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
112 syf.
Kitabı okuduktan sonra Peyami Safa adına derin bir üzüntü duydum.
Çünkü psikolojik tahlil dediğimiz şey bundan daha iyi yapılabilir mi bilmiyorum.
Çünkü hemen hemen her cümle için “bu cümle böyle de söylenebiliyor muymuş vay be!” dedirten bir kitap okudum.
Çünkü şimdiye kadar en çok alıntı yaptığım kitap bu kitaptı sanırım hatta bir ara tüm kitabı siteye kopyalamaktan korktum.
Peyami Safa adına derin bir üzüntü duydum çünkü siyasi görüşü nedeniyle geri planda bırakılmış, gereken değer verilmemiş bir usta yazar olduğunu gördüm.
Keşke sanatçıyı kişiden bağımsız kılarak sadece sanat yönünden değerlendirsek. Ama yapamayız.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, genç yaşta yakalandığı ve tüm hayatını etkilediği hastalığı olan bir gencin çektiği acıları ve yalnızlığını, yaşadığı aşk acısı ile harmanlayarak psikolojik tahlil ve enfes betimlemelerle ele almış olduğu bir yapıttır, diyebilirim. Hastane sahnelerdeki betimlemeler ve genç hastanın psikolojisinin aktarımı o kadar olağanüstü ki hastanenin kokusunu duyarak çektiği acıyı ta içinizde hissediyorsunuz.

Peyami Safa bu eseri eski kadim dostu Nazım Hikmet Ran'a ithaf etmiş.
Ve kitabın arkasında da bulunan Nazım Hikmet'in kitap ile ilgili düşünceleri şöyledir;
"Ben Peyami'nin bu son romanını üç defa okudum, otuz defa daha okuyabilirim ve okuyacağım. Bu kitabın karşısında ben, yıldızlı göklerin sonsuzluğuna bakanve k layetenahi (sonsuz) alemde yeni pırıltılar, o zamana kadar hiçbir gözün görmediği acayip, fakat hakiki alemler keşfeden müneccimin hayranlığını duymaktayım. Eğer ıstırabı, azabı ve nefleyi coşkun bir ciddiyetle duyan öz ve halis halk kitleleri okuma yazma bilselerdi, bu romanın on bin, yüz bin, hatta bir milyon satması işten bile değildir."

Görüşlerini ve siyasi olaylar ve durumlara tutumunu hiçbir bağlamda kendimle bağdaştıramayacağım bu yazarın icra ettiği sanata hayran kaldım ve biliyorum ki diğer kitaplarını da büyük bir ilgi ve hayranlıkla okuyacağım.

Okuyunuz efenim, ön yargılarınızı bir kenara bırakarak okuyunuz. Emin olun hayran kalacaksınız.

(Ama insan diyemeden de geçemiyor; keşke Necip Fazıl'a değil de eski kadim dostun Nazım Hikmet'e dönseymişsin yüzünü be usta.. her şey çok farklı olurmuş)
  • Çalıkuşu
    8.9/10 (9.701 Oy)11.494 beğeni45.735 okunma4.856 alıntı173.040 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (15.889 Oy)17.035 beğeni63.959 okunma10.054 alıntı365.589 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (15.513 Oy)15.765 beğeni59.642 okunma4.119 alıntı254.279 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.2/10 (16.532 Oy)20.234 beğeni60.148 okunma28.883 alıntı741.648 gösterim
  • İçimizdeki Şeytan
    8.6/10 (14.855 Oy)16.503 beğeni56.496 okunma24.625 alıntı294.937 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.1/10 (22.602 Oy)25.896 beğeni82.794 okunma11.554 alıntı413.726 gösterim
  • Bin Muhteşem Güneş
    9.0/10 (11.350 Oy)12.660 beğeni43.355 okunma5.408 alıntı150.683 gösterim
  • Aşk
    7.7/10 (8.823 Oy)9.572 beğeni39.352 okunma3.941 alıntı136.481 gösterim
  • Dönüşüm
    8.1/10 (21.897 Oy)21.626 beğeni87.565 okunma4.445 alıntı2.248.233 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (21.696 Oy)23.458 beğeni80.938 okunma13.301 alıntı274.397 gösterim
112 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10·
Gecikmeli olarak elime aldığım bu roman aylarca kütüphanemde durdu, durdu; sonunda onu elime aldım ve su gibi okudum derler ya, işte öyle, hemencecik bitirdim ama bir yandan da hiç bitmesin istedim.
Peyami Safa’yı tanımayan birisi olarak benim adıma çok sürpriz bir tanışma oldu.
Çok şaşırdım; bu incelikte böylesi bir başyapıtla karşılaşacağımı asla tahmin edemezdim.
Muazzam bir derinliğe sahip olan bu eser, beni insan ruhunun koridorlarında, sokaklarında, en ücra köşelerinde adeta elimde fotoğraf makinemle seyahat ettirdi, ben de kare kare fotoğraflar çektim ve sizlerle paylaştım.
Acının ve acziyetin psikolojik tahlillerini Peyami Safa öyle güzel, öyle ustaca yapmış ki kitabı defalarca okumak isteyebilirim.
Üslubuna ve tarzına hayran kaldığım Peyami Safa, Türk edebiyatının kudretine olan inancımı kat be kat arttırdı.
112 syf.
·Beğendi·9/10
Yapacağım en ilginç incelemeden selam olsun sizlere hormonlu Riki Martinler !Bu incelemeyi Aziz Nesin ' e hırsız deme cürreti göstermiş bir "akıl küpü" sayesinde yapıyorum .. Hayır ! Size onu savunacak değilim pek tabi ! BABA' nın verilemeyecek bir kalem hesapsız - kitapsız ve "akçeli" işi YOK ! (VAR DİYEN VARSA ÇIKSIN .. ALNINI ROKETLE KARIŞLARIM !!) Bir iletide atıştık bir Peyami Safa severle .. O hınçla , gayet "iyi" tanıdığım bu adamın romanlarını okumadığım için bir bakam dedim neler oluyor romanlarında .. Evet ,siyasi - tarihi her iki taraftan da okuduğum için, bu tayfayı yani nfk'ları (üstad ?!?) Atsız'ları ve Safa gibileri bilirim... Dur hemen celallenme muhafazakar ve milliyetçi kardeşim ... Önce ben bir derdimi anlatayım sonra roketleşiriz ! DOYA DOYA !!! Gelin bambaşka bir açılış yapalım .. Duta TUT , tuta DUT denilen bir ilimize götüreyim ben sizi .. BİR DÜDÜKLE ÇIKILACAK , BİR DÜDÜKLE TOPLANACAK , BİR DÜDÜKLE YENİLECEK kayısılarıyla ünlü o şehre ..

Sene 2010 falan sonları .. Askerdeyim .. Zaten erteleye erteleye normal askerlik sürecini don lastiğine evirmişiz .. Gittik katıldık usta birliğine .. Sancılı bir süreç .. Eve rest çekip gitmişiz .. Alayını silmişiz harddiskten shift+delete ile .. Dağıtım iznini bile kullanmadan usta birliğine geçmişiz .. Bilen bilir cehennemden çıkıp cehenneme dönüştür bunun adı .. Orda yaşananlar fasiküllerce ansiklopedi olur , bir çoğunuz da anlatmamı istiyorsunuz ya bir başka sefere diyelim devam edelim ..Söz anlatıcam işsiz askeriye maceralarımı da yeri geldikçe .. Devre kaybı gitmişim ... Hesabım, rahatsızlığımdan dolayı olacağım ameliyat ve kullanmadığım izinlerimle yuvaya 2 ay erken dönüş .. 2 ay "boru" yani ! Hesaplara bak hele !! Askerliği severim , askeri daha çok severim KAMUFLAJIN MANYAĞIYIM diyordum ama askerlikten yıldırdılar beni orda .. Çarşıya beyaz kamuflaj şortla çıktım diye izin kitlemeler mi ararsın , okuduğum kitabı satanizme yoranı mı ? Burnuma fitil ettiler sondaj çakıp çıkardılar .. Neyse efenim .. Günler aylara , aylar şafağa kapı araladı , hesabını kitabını yaptığımız ameliyat günü geldi çattı .. Gittik gün aldık .. Hastaneler gelecek yakının yoksa kötü ya askeri hastaneler daha da bir kötü .. Yarı açık cezaevi .. Aç mı tok mu gittim ameliyata hatırlamıyorum .. Bizimkilere masada kalırız , nolur nolmaz falan diye son anda haber verdim ameliyattan 10 dakka önce.. Gelmeyin de dedim .. Gülme! Bura Türkiye canım kardeşim .. Bademcik ameliyatına girip sol testisinden olan adam var bu memlekette ! =)) Ben girmeden sedyeyle birini çıkardılar önümden .. Narkozlu .. Bildiğin mezbaha ortamları.. Girdim o haleti ruhiye ile .. Anestezi uzmanı geldi .. Bir tomar kağıt serdi önüme .. Okutmadı da .. Çaktık imzaları .. Meğerse spinal anestezi sırasında felç kalma riskim var imiş .. TSK işi şansa bırakır mı ? Bunu da local anestezi sonrasında girdiğim ameliyatı gerçekleştiren ve Monstrosity dinlediğini öğrendiğim bir asteğmenden ameliyat sırasında öğrendim .. Herif kütür kütür kesip biçiyor bizi , adamla 90 sonrası Swedish Death Metal muhabbeti yapıyoruz .. Vomitory klas grup ama Cannibal Corpse davayı sattı ! Sen şu spliti dinledin mi ? Vay efendim Hypocrisy de mainstream 'e kaydı falan .. ŞAKA GİBİ ! Bkz : hacı hacıyı Şam'da , bok boku kenefte bulurmuş !!! =)) Her ne kadar bizim cenap adamı da olsa ameliyat bitti .. Bu arada o soğuk metalden musalla taşına yatmak , kesilen damarları hissetmek bir başka duygu .. Getirdiler odaya beni .. İlk gece .. 3 bilemedin 5 saat sonra anestezinin etkisi geçti .. Açlıktan feleğim dönmüş çarkı felek misali.. Kalkıp tuvalete bile gidemiyorum .. Çalınmasın diye cüzdanımı neredeyse ameliyat sargılarına sokucam .. Kavga dövüş (?!?) bir hemşire bulduk çağarttık .. Zor zar 2 ağrı kesici alıp ,attım .. Atmayaydım kendimi camdan atacaktım artık .. O gece bir başka geceydi işte ! Kalbini kırdığım insanları sabaha kadar uykusuzluk ve acıya sebep düşündüm durdum .. Ne kadar üzülmüştüm ?Ne kalpler kırmıştım .. Hayat neydi ? Ne alıp veremediği vardı onun benimle ? Ertesi gün sabah oldu .. Baygınlık geçirip uyumuşuz =)) Kalktık! Hastanede minimize edilmiş Hacıbekir lokum sandığı kıvamında bir peynir PARTİKÜLÜ ve 4 adet nişan atmış , depresif, hayata küsmüş , buruşuk zeytin tanesiyle yaptık kahvaltıyı .. Sanırsın ki dana fajita yiyorum zohahahahahaha =))BU NASIL BİR LEZZET !! ÖLMEMİŞTİM İŞTE ! İlk gün böyle geçti .. Sonraki günlerde yarısı mavi yarısı beyaz duvarlara baka baka kafayı sıyırma raddesine geldim .. Önceden kızdığım , beni yarı yolda bıraktığını düşündüğüm sevip ardımda bıraktığımı düşündüğüm kimselerle alakadar oldum düşüncelerimde çoğu kez .. Garsonluk , barmenlik zor zanaat.. Askerlik daha bir zor .. Barmenlikten arttırdıklarımla , askere gelmeden önce ve o paranın içinden kendime , yanıma 5 kuruş dahi almadan karşımdakine ben yokken geçinirsin bunlarla diyerek verdiğim , üstüne askerde telefonla beni terki diyar eyleyen insanlara bile hak verdim.. Tavanlara baka baka Error Büyükburç ' a döndüm.. Bunları size niçin anlattım ? Peyami Safa , bu romanı okurken bana o günleri tekrar YAŞATTI çünkü .. Bu adamın dünya görüşü ve ideolojisinden kelimenin tam anlamıyla NEFRET ediyorum !! Ama büyük bir yazar mıdır ? KESİNLİKLE !! Yaşar Kemali saymaz isek bu adamın tahlil ve betimlemelerinin emsaline ben Türk edebiyatında rastlamadım .. Sezarın hakkı kardeş ! Kimse kusura bakmasın ! Yazar hakkında söylenecek çok şey var ..Lakin bu inceleme vasıtasıyla oruçlu bünyeler kotayı sanırım ki aştı .. Bugün kendi düşüncelerimi bilen bir arkadaşım dedi ki yazacaklarını merak ediyorum .. Burdan bir kez daha söyleyeyim öyleyse .. Doğru HERYERDE DOĞRU ! Ama hakkını teslim edelim ..

Bitirirken roketi de eksik etmeyelim .. OLMAZ İSE OLMAZ !! Şimdi birileri kalkıp derse ki ya ama Knut Hamsun da nazilere bayrak açtı !

Knut Hamsun düşüncelerinden hiç ama HİÇ VAZGEÇMEDİ !! RÜZGAR GÜLÜ OLMADI O HİÇBİR ZAMAN !!

Son olarak .. Biliyorum ki bundan önce incelemelerin bitiminde verdiğim şarkıların linkleri sizler için hep KÖTÜ sürprizlerle bitti =))) Bu kez öyle değil .. BANA İNAN !!

NÜZHET 'ini kaybedenler için ben bir parca atayım .. O acıyı ancak bilenler anlar .. Parçanın ismi Your Absence..
Meali : YOKLUĞUN ! Sözleri de şöyle bırakayım ... Ayrılanlar, yol ayrımı yapmak zorunda kalanlar SANIRIM Kİ anlar... Sözler arapça ..

Farewell

Get up and say goodbye, because it's time for me to leave...

It's farewell day (the day to say goodbye) i hope there is no rain we're tired from the distance between our remains...

Softed up, be gentel, and say goodbye cause the distance is BITTER - "i beg you" - and the separation is long...

https://www.youtube.com/watch?v=anaZn4BiBqs

4: 40 ' dan sonrası takdirinize kalmış ...
112 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Merhaba Sevgili Kitap Kurtları,

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabını incelemeye başlamadan önce müellifi olan Peyami Safa hakkında biraz araştırma yaptım. Bu araştırma kafamda eksik kalan bazı noktaları doldurmada yardımcı oldu. Varmış olduğum sonuçları ve değerlendirmeleri sizlere elimden geldiği kadar aktarmaya çalışacağım. Vakit ayırıp okuyan değerli insanlara şimdiden teşekkür eder, kıvanç duyduğumu bilmelerini isterim.

Peyami Safa'nın yazmış olduğu Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, psikolojik roman türünde Türk edebiyatının önemli yapıtları arasında kendine yer bulmuştur.
15 yaşındaki isimsiz bir karakterin 7 yıldır çekmiş olduğu "Kemik Veremi" hastalığı eserin ana konusudur. Bu hastalık çerçevesinde olaylar gelişir. Bu hastanın içinde bulunduğu meçhul durum ve ıstıraplar okura aktarılmaktadır.

Bu eser aynı zamanda bir otobiyografidir. Peyami Safa'nın küçük yaşta "Kemik Veremi" hastalığına yakalanması ve romandaki karaktere isim vermemesi bu ihtimali güçlü kılar. Aşağıdaki alıntı da bu eserin otobiyografi özelliğini destekler niteliktedir.

"Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler. İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur. Hasta olmayanlar bizi ne kadar az anlayacaklar!"

İlgi çeken bir diğer durum ise romanda geçen yoğun betimlemelerdir. Hayatım boyunca okumuş olduğum kitaplar arasında en yoğun betimleme geçen kitap desem abartmış olmam. Safa'nın öyle bir tasavvur gücü var ki satırları okuyup gözlerinizi kapattığınızda anlatılan kişiler ve mekanlar hayalinizde canlanmakta. Bu melun hastalığa yakalanmış olan gencin bütün acılarını, arzularını, sevinçlerini ve hüznünü iliklerimize kadar hissetmekteyiz. Aynı zamanda bu acılar Peyami Safa'nın acılarıdır. Belkide başından geçtiği için böylesi güçlü bir tasavvura sahiptir.

Yazar dönemin siyasi olaylarına da el atmaktadır. İttihatçıların Almanlara olan hayranlığı karşısında Tanzimat'tan beri süregelen Fransız hayranlığının çatışması. Yazar bu noktada milliyetçi bir tutum sergileyerek siyasi görüşünü açık bir şekilde belirtmektedir.

Sonuç olarak bakıldığında Türk Klasiği okumayı seven biri iseniz, okuduğunuzda pişman olmayacaksınız. 2000 sonrası jenerasyon için dil biraz ağır gelebilir. Fakat kederlenmeye gerek yok. Çağdaşı olan diğer kitapları da okuduğunuzda zamanla bu üsluba otomatik olarak alışacaksınız. Yeni kelimeler öğrenmek sizi zamanla mutlu edecektir.

Tekrardan teşekkür eder, keyifli okumalar dilerim...
112 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
İsimde koğuş geçince hapishane ile ilgili bir kitap diye düşünüyordum. Halbuki koğuş oda demektir, hariciye de tıpta dış hastalıklar anlamında kullanılır. Yani ana karakterimiz melun bir hasta. Evet ana karakterimizin ismi verilmemiş. O genel itibariyle bir hasta.

Peyami Safa küçük yaşlarda yaşadığı kemik hastalığını ve çektiği sıkıntıları bu kitap ile ölümsüzleştirmiş. Soyut kavramları, hisleri, duyguları, acıları öyle bir somutlaştırmış, öyle bir tasvirlemiş ki hayran kaldım. Özellikle "Duvarlar" kısmı büyüleyiciydi.

Yer yer kitapta Ahmed Hamdi Tanpınar kokusu aldım. Bu iki yazar aynı dönemde yaşamışlar fakat hangisi hangisini etkiledi bilemem.

"Ağır bir hastalık geçirmemiş biri hayatı tam anladığını iddia edemez."

Mutlaka okuyun...
128 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Peyami SAFA.

Server Bedi
Çömez
Serâzâd
Safiye Peyman
Bedia Servet

mahlasları ile 43 yıl durmadan yazan bir yazar.

Babası gibi şair olan amcaları Ahmed Vefa ve Ali Kâmi'nin yönlendirmesiyle edebiyata başlamış.Ne de güzel yapmış.Bazı hünerler ve meziyetlerin de tıpkı hastalıklar gibi genetik,ırsi olduğuna inananlardanım.Para kaygısıyla yazdığı sıradan yazılarda annesi Server Bedia'nın adından esinlenerek yarattığı "Server Bedii" takma adını kullanmış. Bu isimle kaleme aldığı "Cingöz Recai" isimli polisiye dizi romanları büyük ilgi görmüş.Sanat, edebiyat, felsefe, psikoloji, sosyoloji gibi değişik alanlarda yazdığı yazılarla çok yönlü bir yazar olduğu biliniyor. Roman-öykü-oyun-inceleme-deneme ve hatta ders kitapları yazan,Rusların Dostoyevskisi,Tolstoy'u varsa bizim de Peyamimiz var,Safamız olsun! dedirtecek yazarımızla ilk tanışmam,bende çok derin izleri ve hisleri ortaya çıkaran okuduğum ilk kitabı (maalesef) Kendisini bana çok sevdirten,benim ruhumun yada beynimin mahzenlerinde el fenerleriyle huzur vererek dolaşan insanları incelemeyi,onlar hakkında çok yönlü bilgi sahibi olup araştırmayı hep çok sevmişimdir.En son bir dönem severek dinlediğim Sagopa Kajmer'i de ayak numarasından en sevdiği yemeğe kadar araştırıp öğrenmiştim. (43 numara ve patlıcan musakka-pilav) 43 sene durmadan yazan Safa'da çok yönlü araştırılıp,bilinip,okunması gereken bir usta.Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabını da çocuk yaşta geçirdiği kemik veremi hastalığının etkisiyle yazdığını öğrendim.Böyle bir psikolojiyi ancak yaşayan birinden hissederdiniz zaten.

Kitap,çocuk yaşta (8) Artrit hastalığına yakalanan (Vücut tarafından üretilen,eklemlerde meydana gelen iltihabik bir hastalık) bir çocuğun yedi sene bu hastalığı çekmesi ve 15 yaşındaki psikolojik buhranlarını anlatıyor.Kitabın içinde NÜZHET diye bir de aşk var.Ama hastayken insan aşık bile olamıyor.Ama birine,hastalıklıyken bile aşık olunamıyor.Geriye kalan merhamet,geriye kalan acıma duygusu.Ruhsallığın değişik boyut, süreç ve katmanlarını inceleyen,bundan her sayfada bahseden,ruhsal soru, sorun, arayış ve bozukluklar konusunda kendisine etkili bir tedavi arayan yazarın bu kitabı kesinlikle ve kesinlikle sıradan bir roman değil.Okuyan herkesin,özellikle de bir hastalık geçirmiş olması gerekmiyor,en yakınını,en sevdiğini o hastane bahçesinde,koridorunda,koğuşunda gören herkesin ruhunun labirentlerinde dolaşan bir eser. Bir de nasıl naif,bir de nasıl ince,bir de nasıl muazzam bir anlatım dili var okumalı görmelisiniz.Geç olsa da, ben böyle bir yazarla tanıştığım için çok mutlu oldum.Görüp baksınlar Türklerin edebiyatında da kimler varmış,Psikolojik roman nasıl yazılırmış bir baksınlar.Ama önce mutlaka siz bakın.Bana bu zamana kadar kimse Peyami Safa oku demedi.Bana bu zamana kadar bu kitabı kimse tavsiye etmedi.Bu benim ayıbım olduğu kadar sizlerin de ayıbı eyyyy entelektüel! arkadaşlarım.

Biyografik bir psikoloji romanı okumak isterseniz,o çocuğun bacağının dizinin acısını hissetmek isterseniz,o hastane çaresizliğini tekrar hatırlamak isterseniz,o ameliyathane kokusunu almak isterseniz,kırık ve imkansız bir aşka ucundan kıyısından şahit olmak isterseniz,kısaca ruhunuzu 3-5 saatliğine birilerine emanet etmek isterseniz OKUYUN.
112 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Peyami Safa ile tanışmama vesile olan kitap Dokuzuncu Hariciye Koğuşu hasta genç psikolojisini ve kendi otobiyografik romanı olarak ortaya koymuştur.Kitapta hasta psikolojisi ayrıntılı bir şekilde işlenmiş.Kitapta çok iyi tasvirlerde yer almaktadır.Postmodern romana geçişte ilk denemelerinden sayılan bir eserdir.Kitap konu olarak ise Küçük yaşta babasını kaybetmiş, dizinden uzun süredir hasta, İstanbul'un kenar semtlerinden birinde annesi ile birlikte yaşamakta olan on beş yaşlarındaki fakir kahramanın, birlikte büyüdükleri ve kendisinden dört yaş büyük olan Paşa'nın kızı Nüzhet' e karşı beslediği duygular; aralarındaki zıtlıklar yüzünden bu duyguların sebeb olduğu çatışmalar ve hastalığındaki olumsuz gelişmeler sebebiyle yaşadığı maddi ve manevi sıkıntılar anlatılmıştır.Kitapta en beğendiğim alıntı;
“Az ümit edip çok elde etmek hayatın hakiki sırrıdır.”
Kesinlikle Okumanızı Tavsiye Ederim
112 syf.
Öykü mü, novella mı, roman mı?

Edebiyat nazariyecileri, eleştirmenler ve yayıncılara seslenmek istiyorum: uzun, kısa, dar, geniş, az, çok vb. gibi tür tanımlayacak terimlerinizi edebiyat ilmi çemberinin dışına atınız.

Öykünün veya romanın uzun kısası olmaz! Edebiyatta öykü, öyküdür; roman, romandır.

Gerektiği kadardır!

Roman'a ev sahipliğini üstlenen ingilizler, bu özgüvenle olsa gerek şimdi de novella'ya kaftan biçmektedirler. Sanatı kalıplaştırmak, genelleştirmek, kemiyetleştirmek de ne oluyormuş?! Sendeki ile bendeki aynı olmak zorunda değil. Eserin düzenini, tertibini, ölçüsünü, özelliklerlerini, nalını, mıhını ancak onun "yaratıcısı" (yazarı) tayin edebilir. Aksini düşünmek edebiyatta, sanatta yaratıcılık, estetik anlayışının üzerinden çizgi çekmek demektir. Bırakalım da sanatkar "içindeki" yaratıcıyı arasın ve bulsun. Çünkü, (Anladım işi, sanat, Allah'ı aramakmış; ...) şairin dediği gibidir. Edebiyatta tüm eserleri bu anlayışla kritize etmek mümkün mü? Elbette ki, mümkün. Fakat, etmemek lazımdır. Eleğin içinde pek az eser kalır. Elenirler..

Bir nesr eserinin novella olduğunu anlamanın kabaca üç yolu:
1. Bir konusu, bir meselesi/sorunu vardır.
2. Karakter sayısında sınırlama vardır.
3. Mekan, zaman, "hikaye" var; kurgu yoktur.

"Dokuzuncu Hariciye Koğuşu"
Baştaki soruya dönüyorum: Novella. Kesinlikle!

"Dokuzuncu Hariciye Koğuşu" dünya "standartları" kalitesinde değeri hak eden, edebi eleştiriye üst perdeden tabi tutabileceğimz, Türk edebiyatında müstesna yeri olan bir novella örneğidir.

(Örnek niteliğinde spoiler vardır.)

Bir okuyuşta iki kez okudum. Diyelim ki, otuz sayfa okudum. Bu otuz sayfayı tekrardan okudum ve bu şekilde devam ederek bitirdim. Gurur duydum.. Edebiyatımız adına gurur duydum... Nihayet ki, betimlemesinden 'tam olarak' memnun kaldığım bir eserimizi okumuş oldum. Çok sevindim, gururla sevindim. Bir örnekle, beraber keyfini çıkaralım. Nesr eserinde öyle betimleme ve teşbih ki, nazmdaki terennüm gibi:
<< Hep gittiler. Yapayalnız. Çıt yok. Odaya şimdiye kadar hiç tanımadığım yabancı bir akşam giriyor. Gittikçe artan karanlık, iki parça eşyayı da benden uzaklaştırıyor ve beni daha yalnız bırakıyor.
Odadan gündüz ışığıyla berber bana ait her şey çekiliyor: Evime ait hatırlar, kalabalıklar, sevdiklerimin sesleri, birçok şekiller, hayatımın parçaları, Erenköy, köşk, tren, vapur, fakülte, doktorlar, hastabakıcılar, hayatın gürültüleri, şehir, gündüzün sesleri her şey uzaklaşıyor. İçimde bir boşluk. Garip ve büyük bir his, derinliklerime kaçıyor, gizleniyor. Ruhumun karartılarla, sessiz ve şekilsiz gölgelerle, eşya arkasına saklanan hayaletler gibi kendilerini göstermeden korkutan mechul varlıklarla dolu.
Kapım kapalı. Açmak istemiyorum. Açarsam hastahanenin benim için hazırladığı felâketlerin hepsi birden içeri girecek sanıyorum.>>

Ben kısaca bedii (estetik), saf, berrak bir eser demek istiyorum. Bu cümlemin altını nasıl dolduracağınız sizin yükümlülüğünüzde olsun. 9/10 puan "elimde" kıyaslayacak pek örnekler olmadığı içindir. Zamanla bu puanı 10/10'a yükseltebilirim. Peyami Safa'ya içtenlikle teşekkür ediyorum.

Okuyunuz kemiğinize dokunsun.
112 syf.
Hayat size tembellik hakkı vermez. BÜNYE! BÜNYE! BÜNYE!

Alabildiğine spoiler / sürprizkaçıran içermektedir !

Zavallı Yorik! Horatio! Bana bir şey söyle! Ne söyleyeyim efendimiz?
---Shakespeare'nin Hamlet'inden---

Dünyanın hiçbir Nüzhet'i yalan söylememelidir.
---Her bireyin yalan söyleme özgürlüğü vardır, sevdiklerimiz buna dahil değildir---

Ümit, aşk ve tembellik.
---Ümit etmek hayatı temsil eder, aşk gönlü, tembellik şeytanı---

-Berlin'e ne vakit gideceksin, Nüzhet?
-Bu gece sabaha karşı. Çünkü bu gece gitmezsem, altı sene tren yok.
---Bir şehir ardından koşar, sen kaçarsın---

Yıl 2003 ya da 2004 15 yaşındayım. Yer ise Afşin Devlet Hastanesi. Çocuk doktorunun önünde bir sıra ki evlere şenlik! Kimisi anne kucağında kimisi babalarının ellerinden tutmuş çocukların arasında ergenlikte arşa yükselmiş, boyu posu 1.80'e dayanmış bekliyorum. Sıra gelecekte ben de göreceğim! Sonra güç bela
kalabalığı yara yara girip doktor beye kavuşuyoruz. Önce yüzüme bakıyor sonra da dışarıda ki kalabalığa. Sonra oturmam yönünde bir komut veriyor ve oturuyorum. İki dakikalık muayene sonrası canından bezmiş sevgili çocuk doktorumuz ben de Hepatit buluyor. (A, B ya da C) hangisi olduğunu şuan hatırlamıyorum. Babam error! veriyor tabii! Ardından soruyor, yani? Yani okula gidiyor ise diğerlerinden uzak dursun diyor bıkkınlığın verdiği cesaretle! Hızlı bir şekilde alelade yazılmış ilaçlarımızı koltuk altımıza kıstırıp uzaklaşıyoruz saatleri çürüttüğümüz polikliniğin önünden. Babam ilaçları alıyor, gidiyoruz. Adam da artık dokunmuyor bana, korkuyor. Sonra 1 ay boyunca okula gidemedim. Hatta balkonda beni gören akranlarım bir pisliğe bakıyormuşçasına gözlerini hızla uzaklaştırıyor benden. 1 ay sonra babam işkilleniyor bu durumdan. Yav doktor böyle söyledi amma çocuk turp gibi! Turp gibi çocuk yani ben! 1 ay boyunca hepatit olduğumu düşünerek çoğu kez nece buhranlara girdim, sürüklendiğim psikolojik travmaları hiç saymıyorum! Okulumdan, derslerimden uzak kalışım da cabası! Sonuç olarak iki dakikalık muayenenin faturası ben de ağır olmuştu. Doktora hiç gitmesem 1 hafta sonra iyileşir yoluma bakardım.

Bu romanı okuyunca bu anı gözümde, fikrimde belirdi. Ben de sizinle paylaşmak istedim. Peyami Safa'yı ilk defa okuyorum. O yüzden fazla fikir beyan etmek yerine bu roman üzerinden yürümek istiyorum. Duygu geçişlerinin yoğun olduğu ve hangi duygunun içinde ise yazar onu arşa değin yaşıyor / yaşatıyor. Istırabın ilacının yine ıstırap olduğunu düşünecek kadar da realist.

Romanın hepsini alıntılasan kimse sebebini sormaz. Gerçekten tahlil, tasvir açısından eşsiz bir roman. Peyami Safa'nın buhranı, umutsuzluğu, dağılmışlığı, bıkkınlığı, vazgeçmişliği dibine kadar damarlarımıza kadar nüfuz ettirebildiğini şahsım adına söyleyebilirim. Özellikle Hamlet'ten alıntı ile karışık ruh halini yansıtırken büyülendim.

Romandaki ana karakterin kopmaya yüz tutmuş ayağını bir aşk yüzünden kurban edişine de tanıklık ediyoruz. Bana göre stres ölümün yama sürümüdür. Bizi ölüme olabildiğince yaklaştırır. Karakterimiz de stresten uzak, aktif bir dinlenmeye ihtiyaç duyuyorken kendini afilli cehennemimiz saygıdeğer aşka kaptırıyor ve film kopuyor. Aşk pişmanlıktır, stres öldürür, sıhhat en önemli mevcudiyetimizdir, Peyami Safa psikolojik olarak okuyucuyu süründürür. :)

#29235825 nolu ve C.Asya sponsorluğunda gelişen etkinlik kapsamında bu romanı okudum. Teşekkürler! Böyle etkinlikleri hep yapalım. Romanın içeriğini size kısaca özetleyecek bir alıntı ile incelemeye son noktayı koyayım:

Odadan gündüz ışığıyla beraber bana ait her şey çekiliyor: Evime ait hatıralar, kalabalıklar, sevdiklerimin sesleri, bir çok şekiller, hayatımın parçaları, Erenköy, köşk, tren, vapur, fakülte, doktorlar, hastabakıcılar, hayatın gürültüleri, şehir, gündüzün sesleri her şey uzaklaşıyor. İçimde bir boşluk. Garip ve büyük bir his, derinliklerime doğru kaçıyor, gizleniyor. Ruhum karartılarla, sessiz ve şekilsiz gölgelerle, eşya arkasına saklanan hayaletler gibi kendilerini göstermeden korkutan meçhul varlıklarla dolu. Kapım kapalı. Açmak istemiyorum. Açarsam hastahanenin benim için hazırladığı felâketlerin hepsi birden içeri girecek sanıyorum.
112 syf.
Değerli yazarımız Peyami Safa'yı hiç bilmezdim. Sanırım bir kaç ay önceydi, 1K'da paylaşımları incelerken kendimi kitap önerisi alırken buldum. Daha o zamanlarda Dokuzuncu Hariciye Koğuşu önerilmişti. Bu öneriyi yapan değerli insan ayrıca bu kitabı bana hediye etti ve şimdiye kadar hediye olarak aldığım ilk kitap oldu Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ve benim için ayrı bir önemi var. Bu vesile ile o değerli insana bu güzel eseri okumama vesile olduğu için tekrardan teşekkür ediyorum.(Bu eser daima kütüphanemde kalacak)
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu psikolojik roman türünde yazılmış ve özellikle de hayatınızın bir döneminde ciddi bir hastalık, sakatlık ya da sağlık sorunu ile karşılaştıysanız sizi daha ilk sayfalarda içine alan ve sanki bir nevi yaşadıklarınız kitapta anlatılıyormuş gibi hissettiğiniz bir roman.

“İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur.
“Hasta olmayanlar bizi ne kadar az anlayacaklar!

Hayattaki zorluklar insanları her zaman daha çabuk olgunlaştırır ve bir hastanın halinden de en iyi başka bir hasta anlar. Bu durum romanda ustaca anlatılmış ve kesinlikle okunulmasını düşündüğüm bir roman.
225 syf.
·9/10
Bugün çok önemli bir yazar ile tanıştım…PEYAMİ SAFA. Betimlemeleri ile bana hastane köşelerinde ıstırap çektiren,sağlıklıyım diye şükrettiren,imkansız bir aşkı derinden hissettiren…
Yaptığı kusursuz psikolojik tahlilleri ve mükemmel edebi ifadeleriyle bu durum böyle de anlatılabiliyor muymuş diye şaşırtan bir yazar; Peyami Safa.
Bu ismi aklınız da iyi tutun çünkü bu eserini okumaya başladığınız an her eserine saldıracağınız bir adam.
KİTAP NE ANLATIYOR?
7 yıl süregelen hastalıktan dolayı 15 yaşındaki bir çocuğun çektiği acılar ve akrabası olan kendinden büyük nüzhet’e olan derin aşkı anlatılmaktadır kısaca.
Peyami Safa yani meşhur takma adıyla Server Bedi bu romanı bize 3 bölümde aktarıyor; Hasta çocuğun annesiyle beraber oturduğu fakir ev, uzaktan akrabaları olan emekli bir Paşa’nın köşkü ve en sonunda çilenin başladığı meşhur dokuzuncu hariciye koğuşu. Dokuzuncu Hariciye koğuşu anlaşıldğı üzere yazarın tedavi gördüğü hastanedir. Kitabın en can alıcı yeri de buradan itibaren başlıyor bence.
Kitapta üzerinde gerçekten durmak istediğim ve okuyan herkesin çok beğendiği kitaptan tasvirleme örnekleri sunmak istiyorum size;
Ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürdüm. (Bacağının ağrısından)
"beklemesini onlar kadar bilen yoktur" (Hastanede sıra bekleyen hastalar için)
‘’Nüzhet bana yalan söyledi. Bunu onun yüzüne vurmak istiyorum. Hakikat yalana karşı beni mücadeleye memur ediyor. ‘’
Ve sonra gelen çok etkilendiğim en içten söz...
‘’Dünyanın hiçbir Nüzhet'i yalan söylememelidir.’’ (Sevdiği kızın ona yalan söylediğini düşündüğünde)
Buraya bütün etkilendiğim sözleri yazsam büyük ihtimalle yeni bir kitap ortaya çıkacak bunun farkındayım.Siz burada okurken aslında soğumuş bir yemeği yiyorsunuz sıcak yemek istiyorsanız kitabı okumanız lazım. Çünkü ancak böyle hissedilir bütün tadı.Eee edebi haz da kitap bittiğin de tadı damağınızda kalan değil midr?. Böyle bir eser Dokuzuncu Hariciye Koğuşu.
Şimdi sıkı durun romanın ortaya çıkışı da çok ilginçtir;
Peyami Safa ile Nazım Hikmet aynı dergide çalışmalarıyla birlikte biri muhafazakar biri solcu olmasına rağmen çok yakın arkadaş olurlar.(Tuhaflık bunun neresinde demeyin canım o zaman için zor şeyler bunlar)
İkisi iyi başlayan sıkı dostluklarına rağmen çok sonraları araları açılır ünlü iki düşman olurlar ve edebiyat camiasında çok ses getirirler.
Biz biraz daha başa yani Nazım Hikmet ile Peyami Safa’nın aralarından su sızmadığı o zamana gidelim sizinle şimdilik. İşte o zamanlardan bir gün;
Peyami Safa ile Nazım Hikmet bir arkadaşının evinde oturmaya giderler.Sohbet ederken Peyami Safa anlatır küçüklüğünde başından geçen talihsiz olayları. Nazım Hikmet çok etkilenir ve neden hayatını romana dökmüyorsun diye teşvik eder.Bu ısrarlar sonucunda Peyami Safa ikna olur ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ortaya çıkar. Bakın bu roman ile ilgili ne diyor sevgili Nazım Hikmet;
‘Ben, Peyami'nin bu son romanını üç defa okudum. Otuz defa daha okuyabilirim ve okuyacağım... Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nu, Çalıkuşu'na ağlayanların anlaması kabil değildir. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, on bin, yüz bin, bir milyon satardı. Eğer ızdırabı, azabı ve neşeyi coşkun bir ciddiyetle duyan öz ve halis halk kitleleri okuma ve yazma bilselerdi’
Peyami Safa bu romanı Nazım Hikmete ithaf eder yani onun adına sunar. Araları bozulduktan sonra da bunu kaldırmaz sebebini soranlara da;O zamanki duygum öyleydi, o şekilde devam etmesi gerekir.” cevabını verir.

Peki Peyami Safa bu kadar başarılıydı da neden çok ses getirmedi?
Peyami Safa nın muhafazakar tarafı aslında o zaman ki sanat ve edebiyat camiası tarafından adeta ambargoya uğramasına sebep olmuştur. Üniversitede hoca, köşe yazarı ya da program yapımcıları olmuş insanlar daha çok kendi ideolojilerine yakın kişileri halka anlatmayı tercih etmiş olduklarından adeta Peyami Safa yokmuş gibi davranmışlardır.Özellikle Nazım Hikmet ile olan kapışmalarından sonra ona karşı büyük br cephe oluşmaya başlamıştır.
Bakın Atilla İlhan’a Peyami Safa ve eserlerini sorunca, ne cevap veriyor: “O gelecekte okunacak romanlar yazdı.” Bu cümle bile aslında o zamanın ruh halinin özetiydi.
Sonuç olarak kitaptan öğrendiğim Peyami Safa’nın çocukluğunda yaşadığı sıkıntıları tutunda sonradan yazarken ki uğradığı haksızlıklar beni çok üzmüştür.
Bu kitap bence okunmayı çok hak ediyor… Ve okuyun çünkü ne demişler ;
Bilen unutur kitap unutmaz… İyi okumalar
"Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişmeyeceğinden korkuyorum."
Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile: Damlardan kiremitler uçmalıdır, camlar kırılmalıdır hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Baskı tarihi:
Ağustos 2016
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370485
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Peyami Safa'nın şaheserlerinden Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Türk edebiyatında "insan ruhunun derinliklerinde ve labi-rentlerinde dolaşan ilk roman" olması ve hasta bir insanı ve onun psikolojisini ele alması bakımından önemli bir yere sahiptir. Birçok araştırmacı ve yazar tarafından Türk edebiyatında bir ilk kabul edilen Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Tanpınar dediği gibi, "acının ve ıstırabın yegâne kitabı" olarak hem kemiyet hem de keyfiyet bakımından başka hiçbir eser olmasa da Türk romanının var olduğuna delil gösterilebilecek kudrette bir eserdir. Romanın genç kahramanı, ayağındaki rahatsızlıktan kurtulabilmek için sayısız doktora görünür ve en nihayetinde havadar bir ortamda, stresten uzak bir istirahat dönemi geçirmesi gerektiğine ikna edilir. Ancak, gerek akrabaları olan bir Paşa'nın Erenköyü'ndeki köşkünde misafir kaldığı dönemde, gerekse kendi evi ve hastaneye gidiş gelişlerinde şuurunu adeta bir facia atmosferinde yoğurur. Peyami Safa'nın çocukluk ve gençlik dönemlerinden fazlasıyla izler taşıyan roman, hem umudu ve umutsuzluğu, hem de sevinci ve felaketi aynı sayfalara sığdırabilmiş olması bakımından insanın eşsiz bir tarifini sunuyor.

Kitabı okuyanlar 42.119 okur

  • Büşra Karayazgan
  • dilara aktas
  • Said Kıran
  • Nur KOÇ
  • Cengiz Yıldız
  • zeze
  • Mert taşdemir
  • Ayfer Ejder
  • Şeyma Nur Ayan
  • Ahmed ELHÜSEYNİ

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%21.1
14-17 Yaş
%13.5
18-24 Yaş
%20.8
25-34 Yaş
%23
35-44 Yaş
%14
45-54 Yaş
%4.5
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%70.8
Erkek
%29.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.2 (2.107)
9
%20.9 (1.820)
8
%24.5 (2.131)
7
%13.5 (1.173)
6
%5.2 (449)
5
%2.4 (209)
4
%0.7 (58)
3
%0.5 (40)
2
%0.1 (12)
1
%0.2 (21)

Kitabın sıralamaları