Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

·
Okunma
·
Beğeni
·
171,6bin
Gösterim
Adı:
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Baskı tarihi:
Eylül 2020
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370485
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Peyami Safa'nın şaheserlerinden Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Türk edebiyatında "insan ruhunun derinliklerinde ve labi-rentlerinde dolaşan ilk roman" olması ve hasta bir insanı ve onun psikolojisini ele alması bakımından önemli bir yere sahiptir. Birçok araştırmacı ve yazar tarafından Türk edebiyatında bir ilk kabul edilen Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Tanpınar dediği gibi, "acının ve ıstırabın yegâne kitabı" olarak hem kemiyet hem de keyfiyet bakımından başka hiçbir eser olmasa da Türk romanının var olduğuna delil gösterilebilecek kudrette bir eserdir. Romanın genç kahramanı, ayağındaki rahatsızlıktan kurtulabilmek için sayısız doktora görünür ve en nihayetinde havadar bir ortamda, stresten uzak bir istirahat dönemi geçirmesi gerektiğine ikna edilir. Ancak, gerek akrabaları olan bir Paşa'nın Erenköyü'ndeki köşkünde misafir kaldığı dönemde, gerekse kendi evi ve hastaneye gidiş gelişlerinde şuurunu adeta bir facia atmosferinde yoğurur. Peyami Safa'nın çocukluk ve gençlik dönemlerinden fazlasıyla izler taşıyan roman, hem umudu ve umutsuzluğu, hem de sevinci ve felaketi aynı sayfalara sığdırabilmiş olması bakımından insanın eşsiz bir tarifini sunuyor.
112 syf.
Kitabı okuduktan sonra Peyami Safa adına derin bir üzüntü duydum.
Çünkü psikolojik tahlil dediğimiz şey bundan daha iyi yapılabilir mi bilmiyorum.
Çünkü hemen hemen her cümle için “bu cümle böyle de söylenebiliyor muymuş vay be!” dedirten bir kitap okudum.
Çünkü şimdiye kadar en çok alıntı yaptığım kitap bu kitaptı sanırım hatta bir ara tüm kitabı siteye kopyalamaktan korktum.
Peyami Safa adına derin bir üzüntü duydum çünkü siyasi görüşü nedeniyle geri planda bırakılmış, gereken değer verilmemiş bir usta yazar olduğunu gördüm.
Keşke sanatçıyı kişiden bağımsız kılarak sadece sanat yönünden değerlendirsek. Ama yapamayız.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, genç yaşta yakalandığı ve tüm hayatını etkilediği hastalığı olan bir gencin çektiği acıları ve yalnızlığını, yaşadığı aşk acısı ile harmanlayarak psikolojik tahlil ve enfes betimlemelerle ele almış olduğu bir yapıttır, diyebilirim. Hastane sahnelerdeki betimlemeler ve genç hastanın psikolojisinin aktarımı o kadar olağanüstü ki hastanenin kokusunu duyarak çektiği acıyı ta içinizde hissediyorsunuz.

Peyami Safa bu eseri eski kadim dostu Nazım Hikmet Ran'a ithaf etmiş.
Ve kitabın arkasında da bulunan Nazım Hikmet'in kitap ile ilgili düşünceleri şöyledir;
"Ben Peyami'nin bu son romanını üç defa okudum, otuz defa daha okuyabilirim ve okuyacağım. Bu kitabın karşısında ben, yıldızlı göklerin sonsuzluğuna bakanve k layetenahi (sonsuz) alemde yeni pırıltılar, o zamana kadar hiçbir gözün görmediği acayip, fakat hakiki alemler keşfeden müneccimin hayranlığını duymaktayım. Eğer ıstırabı, azabı ve nefleyi coşkun bir ciddiyetle duyan öz ve halis halk kitleleri okuma yazma bilselerdi, bu romanın on bin, yüz bin, hatta bir milyon satması işten bile değildir."

Görüşlerini ve siyasi olaylar ve durumlara tutumunu hiçbir bağlamda kendimle bağdaştıramayacağım bu yazarın icra ettiği sanata hayran kaldım ve biliyorum ki diğer kitaplarını da büyük bir ilgi ve hayranlıkla okuyacağım.

Okuyunuz efenim, ön yargılarınızı bir kenara bırakarak okuyunuz. Emin olun hayran kalacaksınız.

(Ama insan diyemeden de geçemiyor; keşke Necip Fazıl'a değil de eski kadim dostun Nazım Hikmet'e dönseymişsin yüzünü be usta.. her şey çok farklı olurmuş)
112 syf.
·121 günde·10/10 puan
Peyami Safa takma adıyla Server Bedi Türk edebiyatının usta yazarlarından biridir. Her romanında insan ruhunun derinliklerinde sizi yolculuğa çıkarır. Tabiri caizse insanın kendi iç dünyasını size 3boyutlu gözlük taktırıp gösteriyor.

Kitapta genç yaşta hastalığa yakalanan biri ve çektiği aşk acısı var. Diyeceksiniz ki her romanda bu tür şeyler vardır. Ama İstanbul'da yaşamak var, İstanbul'u yaşamak var. İşte Peyami Safa bize İstanbul'u yaşatanlardan.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
  • Çalıkuşu
    8.9/10 (13,5bin Oy)15,8bin beğeni62,8bin okunma36,2bin alıntı250,5bin gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (23,9bin Oy)25,1bin beğeni98,3bin okunma63,7bin alıntı503,9bin gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.7/10 (23,8bin Oy)23,5bin beğeni90,6bin okunma28,6bin alıntı352,9bin gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.2/10 (24,6bin Oy)29,3bin beğeni88,9bin okunma131,1bin alıntı943,5bin gösterim
  • İçimizdeki Şeytan
    8.6/10 (23,7bin Oy)25,6bin beğeni92,1bin okunma155,9bin alıntı474,4bin gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.1/10 (34,8bin Oy)39bin beğeni128,1bin okunma90,9bin alıntı624,7bin gösterim
  • Bin Muhteşem Güneş
    9.0/10 (16bin Oy)17,6bin beğeni61,7bin okunma31bin alıntı203,4bin gösterim
  • Aşk
    7.7/10 (10,8bin Oy)11,5bin beğeni49,9bin okunma15,4bin alıntı162,2bin gösterim
  • Dönüşüm
    8.1/10 (31,4bin Oy)29,9bin beğeni128,2bin okunma25,7bin alıntı2,4milyon gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (31,9bin Oy)33,4bin beğeni120,6bin okunma107,5bin alıntı383,3bin gösterim
112 syf.
·Puan vermedi
Günlerin , hayat yoğunluğunun müsadesi ile sonunda bitirmenin nasip olduğu hayli anlamlı bir eser.Edebiyatımızın ne denli güçlü olduğunu , elimizdekilerin kıymetini bilmeksizin fayda sağlamayan yazarlara hayran zihinlerin esaretini hatırlar oldum.Sayfalarımızda ; genç bir hastanın psikolojik mücadelesi anlatılmış.Yılların emanet adımları bu kez eksik kalıyor.Hastahane ve hastalığın ne denli zor şartlar olduğunu tamamen hissettiriyor bizlere sevgili yazarımız.Eserde de vurgulandığı gibi ; kimse başına gelmeden gerçek anlamıyla hissedemez hastalığı , belki de biraz aşkı.Psikolojik savaşın üzerine bir de sevda hasreti beklentisi düşüyor karanlığın anlam kazandırdığı yıldızlar gibi.Aklınızda ise bir an önce okumanızı tavsiye ediyorum sevgili kardeşlerim."Bir solukta" kalıbının hakkını veren yapıt.
112 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan·Ne Okusam'dan
Gecikmeli olarak elime aldığım bu roman aylarca kütüphanemde durdu, durdu; sonunda onu elime aldım ve su gibi okudum derler ya, işte öyle, hemencecik bitirdim ama bir yandan da hiç bitmesin istedim.
Peyami Safa’yı tanımayan birisi olarak benim adıma çok sürpriz bir tanışma oldu.
Çok şaşırdım; bu incelikte böylesi bir başyapıtla karşılaşacağımı asla tahmin edemezdim.
Muazzam bir derinliğe sahip olan bu eser, beni insan ruhunun koridorlarında, sokaklarında, en ücra köşelerinde adeta elimde fotoğraf makinemle seyahat ettirdi, ben de kare kare fotoğraflar çektim ve sizlerle paylaştım.
Acının ve acziyetin psikolojik tahlillerini Peyami Safa öyle güzel, öyle ustaca yapmış ki kitabı defalarca okumak isteyebilirim.
Üslubuna ve tarzına hayran kaldığım Peyami Safa, Türk edebiyatının kudretine olan inancımı kat be kat arttırdı.
112 syf.
·Puan vermedi
Kitabı okuduktan sonra Peyami Safa adına çok üzüldüm.Çünkü hastane kokusunu , beyazlığın ne denli ürkütücü olduğunu ve yaşadığı ızdırabı içinizde hissetmenize neden oluyor.Her cümlesinde duygu seline kapıldığım ve sağlığıma şükrettiğim bir eserdi..
112 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Kitabı Ötüken Neşriyat tan okudum.Fatih Harbiye den sonra ikinci okuduğum Peyami Safa romanı.Kütüphaneme kesinlikle bu okuduğum iki romandan sonra diğer Peyami Safa romanlarını da ekleyeceğim.İlk yayınını kitabın Resimli Ay yapmıştır.Peyami Safa nın en meşhur ve en çok baskısı yapılan romanıdır.Ama kendi kişisel düşünceme göre Fatih Harbiye daha anlamlı, daha çok mesaj içeren, daha tam bir roman.Onu doğrusunu söylemek gerekirse daha çok beğendim.
Roman aslında bir hatıra defteridir.Bu günü gününe tutulmuş hatıra defterindekileri yazar bizlere okur.
Romanın baş kahramanı 15 yaşındaki bir hasta çocuktur.Ve çocuğun adı hiçbir zaman kitabın herhangi bir sayfasında geçmez.Hasta çocuk, kemik veremi hastasıdır.Cocuğun hastalığı ciddidir.2 kere ameliyat olur ama kesin bir çözüm bir türlü alamaz.Bu esnada bacağını kaybetme riskiyle de karşı karşıyadır.Çocuk kahramanımız, bir köşke gider.Misafir olduğu bu köşkte küçüklük dönemlerinde de tanıdığı olan Nüzhet le aralarında bir yakınlık olur.Ama Nüzhet in ailesi onu Doktor Ragıp a vermeye gönüllüdür.Devamı kitapta
Kitabın başı ortası güzel tamam ama sonu net değil.Herşey ortada kalıyor gibi bitiyor.Yapılan tefrikadan kitaba geçiş süresinde kitaptan çıkarılan kısımlar olmuş.Bu kısımlar içerisinde ciddi kısımlarda yer alıyor.Örneğin, Nüzhet in Berlin den yolladığı mektuplar gibi.Belki o kısımlar eklense daha net bir son olurdu.Bir mesaj, çıkarılan sonuçlar var.Ama daha akıllarda kalan birçok soru da mevcut.
Yazar, ilk baskısında bu kitabı dostu olan Nazım Hikmet e de ithaf etmiştir. Malum sonrasında bu ikili düşmana dönüşüyorlar.
Ayrıca kitabın aynı isimle Nejat Saydam dizisini de çekmiştir.
Kitaba puanım 8.
112 syf.
·3 günde·Beğendi
Merhaba Sevgili Kitap Kurtları,

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabını incelemeye başlamadan önce müellifi olan Peyami Safa hakkında biraz araştırma yaptım. Bu araştırma kafamda eksik kalan bazı noktaları doldurmada yardımcı oldu. Varmış olduğum sonuçları ve değerlendirmeleri sizlere elimden geldiği kadar aktarmaya çalışacağım. Vakit ayırıp okuyan değerli insanlara şimdiden teşekkür eder, kıvanç duyduğumu bilmelerini isterim.

Peyami Safa'nın yazmış olduğu Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, psikolojik roman türünde Türk edebiyatının önemli yapıtları arasında kendine yer bulmuştur.
15 yaşındaki isimsiz bir karakterin 7 yıldır çekmiş olduğu "Kemik Veremi" hastalığı eserin ana konusudur. Bu hastalık çerçevesinde olaylar gelişir. Bu hastanın içinde bulunduğu meçhul durum ve ıstıraplar okura aktarılmaktadır.

Bu eser aynı zamanda bir otobiyografidir. Peyami Safa'nın küçük yaşta "Kemik Veremi" hastalığına yakalanması ve romandaki karaktere isim vermemesi bu ihtimali güçlü kılar. Aşağıdaki alıntı da bu eserin otobiyografi özelliğini destekler niteliktedir.

"Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler. İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur. Hasta olmayanlar bizi ne kadar az anlayacaklar!"

İlgi çeken bir diğer durum ise romanda geçen yoğun betimlemelerdir. Hayatım boyunca okumuş olduğum kitaplar arasında en yoğun betimleme geçen kitap desem abartmış olmam. Safa'nın öyle bir tasavvur gücü var ki satırları okuyup gözlerinizi kapattığınızda anlatılan kişiler ve mekanlar hayalinizde canlanmakta. Bu melun hastalığa yakalanmış olan gencin bütün acılarını, arzularını, sevinçlerini ve hüznünü iliklerimize kadar hissetmekteyiz. Aynı zamanda bu acılar Peyami Safa'nın acılarıdır. Belkide başından geçtiği için böylesi güçlü bir tasavvura sahiptir.

Yazar dönemin siyasi olaylarına da el atmaktadır. İttihatçıların Almanlara olan hayranlığı karşısında Tanzimat'tan beri süregelen Fransız hayranlığının çatışması. Yazar bu noktada milliyetçi bir tutum sergileyerek siyasi görüşünü açık bir şekilde belirtmektedir.

Sonuç olarak bakıldığında Türk Klasiği okumayı seven biri iseniz, okuduğunuzda pişman olmayacaksınız. 2000 sonrası jenerasyon için dil biraz ağır gelebilir. Fakat kederlenmeye gerek yok. Çağdaşı olan diğer kitapları da okuduğunuzda zamanla bu üsluba otomatik olarak alışacaksınız. Yeni kelimeler öğrenmek sizi zamanla mutlu edecektir.

Tekrardan teşekkür eder, keyifli okumalar dilerim...
112 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Yapacağım en ilginç incelemeden selam olsun sizlere hormonlu Riki Martinler !Bu incelemeyi Aziz Nesin ' e hırsız deme cürreti göstermiş bir "akıl küpü" sayesinde yapıyorum .. Hayır ! Size onu savunacak değilim pek tabi ! BABA' nın verilemeyecek bir kalem hesapsız - kitapsız ve "akçeli" işi YOK ! (VAR DİYEN VARSA ÇIKSIN .. ALNINI ROKETLE KARIŞLARIM !!) Bir iletide atıştık bir Peyami Safa severle .. O hınçla , gayet "iyi" tanıdığım bu adamın romanlarını okumadığım için bir bakam dedim neler oluyor romanlarında .. Evet ,siyasi - tarihi her iki taraftan da okuduğum için, bu tayfayı yani nfk'ları (üstad ?!?) Atsız'ları ve Safa gibileri bilirim... Dur hemen celallenme muhafazakar ve milliyetçi kardeşim ... Önce ben bir derdimi anlatayım sonra roketleşiriz ! DOYA DOYA !!! Gelin bambaşka bir açılış yapalım .. Duta TUT , tuta DUT denilen bir ilimize götüreyim ben sizi .. BİR DÜDÜKLE ÇIKILACAK , BİR DÜDÜKLE TOPLANACAK , BİR DÜDÜKLE YENİLECEK kayısılarıyla ünlü o şehre ..

Sene 2010 falan sonları .. Askerdeyim .. Zaten erteleye erteleye normal askerlik sürecini don lastiğine evirmişiz .. Gittik katıldık usta birliğine .. Sancılı bir süreç .. Eve rest çekip gitmişiz .. Alayını silmişiz harddiskten shift+delete ile .. Dağıtım iznini bile kullanmadan usta birliğine geçmişiz .. Bilen bilir cehennemden çıkıp cehenneme dönüştür bunun adı .. Orda yaşananlar fasiküllerce ansiklopedi olur , bir çoğunuz da anlatmamı istiyorsunuz ya bir başka sefere diyelim devam edelim ..Söz anlatıcam işsiz askeriye maceralarımı da yeri geldikçe .. Devre kaybı gitmişim ... Hesabım, rahatsızlığımdan dolayı olacağım ameliyat ve kullanmadığım izinlerimle yuvaya 2 ay erken dönüş .. 2 ay "boru" yani ! Hesaplara bak hele !! Askerliği severim , askeri daha çok severim KAMUFLAJIN MANYAĞIYIM diyordum ama askerlikten yıldırdılar beni orda .. Çarşıya beyaz kamuflaj şortla çıktım diye izin kitlemeler mi ararsın , okuduğum kitabı satanizme yoranı mı ? Burnuma fitil ettiler sondaj çakıp çıkardılar .. Neyse efenim .. Günler aylara , aylar şafağa kapı araladı , hesabını kitabını yaptığımız ameliyat günü geldi çattı .. Gittik gün aldık .. Hastaneler gelecek yakının yoksa kötü ya askeri hastaneler daha da bir kötü .. Yarı açık cezaevi .. Aç mı tok mu gittim ameliyata hatırlamıyorum .. Bizimkilere masada kalırız , nolur nolmaz falan diye son anda haber verdim ameliyattan 10 dakka önce.. Gelmeyin de dedim .. Gülme! Bura Türkiye canım kardeşim .. Bademcik ameliyatına girip sol testisinden olan adam var bu memlekette ! =)) Ben girmeden sedyeyle birini çıkardılar önümden .. Narkozlu .. Bildiğin mezbaha ortamları.. Girdim o haleti ruhiye ile .. Anestezi uzmanı geldi .. Bir tomar kağıt serdi önüme .. Okutmadı da .. Çaktık imzaları .. Meğerse spinal anestezi sırasında felç kalma riskim var imiş .. TSK işi şansa bırakır mı ? Bunu da local anestezi sonrasında girdiğim ameliyatı gerçekleştiren ve Monstrosity dinlediğini öğrendiğim bir asteğmenden ameliyat sırasında öğrendim .. Herif kütür kütür kesip biçiyor bizi , adamla 90 sonrası Swedish Death Metal muhabbeti yapıyoruz .. Vomitory klas grup ama Cannibal Corpse davayı sattı ! Sen şu spliti dinledin mi ? Vay efendim Hypocrisy de mainstream 'e kaydı falan .. ŞAKA GİBİ ! Bkz : hacı hacıyı Şam'da , bok boku kenefte bulurmuş !!! =)) Her ne kadar bizim cenap adamı da olsa ameliyat bitti .. Bu arada o soğuk metalden musalla taşına yatmak , kesilen damarları hissetmek bir başka duygu .. Getirdiler odaya beni .. İlk gece .. 3 bilemedin 5 saat sonra anestezinin etkisi geçti .. Açlıktan feleğim dönmüş çarkı felek misali.. Kalkıp tuvalete bile gidemiyorum .. Çalınmasın diye cüzdanımı neredeyse ameliyat sargılarına sokucam .. Kavga dövüş (?!?) bir hemşire bulduk çağarttık .. Zor zar 2 ağrı kesici alıp ,attım .. Atmayaydım kendimi camdan atacaktım artık .. O gece bir başka geceydi işte ! Kalbini kırdığım insanları sabaha kadar uykusuzluk ve acıya sebep düşündüm durdum .. Ne kadar üzülmüştüm ?Ne kalpler kırmıştım .. Hayat neydi ? Ne alıp veremediği vardı onun benimle ? Ertesi gün sabah oldu .. Baygınlık geçirip uyumuşuz =)) Kalktık! Hastanede minimize edilmiş Hacıbekir lokum sandığı kıvamında bir peynir PARTİKÜLÜ ve 4 adet nişan atmış , depresif, hayata küsmüş , buruşuk zeytin tanesiyle yaptık kahvaltıyı .. Sanırsın ki dana fajita yiyorum zohahahahahaha =))BU NASIL BİR LEZZET !! ÖLMEMİŞTİM İŞTE ! İlk gün böyle geçti .. Sonraki günlerde yarısı mavi yarısı beyaz duvarlara baka baka kafayı sıyırma raddesine geldim .. Önceden kızdığım , beni yarı yolda bıraktığını düşündüğüm sevip ardımda bıraktığımı düşündüğüm kimselerle alakadar oldum düşüncelerimde çoğu kez .. Garsonluk , barmenlik zor zanaat.. Askerlik daha bir zor .. Barmenlikten arttırdıklarımla , askere gelmeden önce ve o paranın içinden kendime , yanıma 5 kuruş dahi almadan karşımdakine ben yokken geçinirsin bunlarla diyerek verdiğim , üstüne askerde telefonla beni terki diyar eyleyen insanlara bile hak verdim.. Tavanlara baka baka Error Büyükburç ' a döndüm.. Bunları size niçin anlattım ? Peyami Safa , bu romanı okurken bana o günleri tekrar YAŞATTI çünkü .. Bu adamın dünya görüşü ve ideolojisinden kelimenin tam anlamıyla NEFRET ediyorum !! Ama büyük bir yazar mıdır ? KESİNLİKLE !! Yaşar Kemali saymaz isek bu adamın tahlil ve betimlemelerinin emsaline ben Türk edebiyatında rastlamadım .. Sezarın hakkı kardeş ! Kimse kusura bakmasın ! Yazar hakkında söylenecek çok şey var ..Lakin bu inceleme vasıtasıyla oruçlu bünyeler kotayı sanırım ki aştı .. Bugün kendi düşüncelerimi bilen bir arkadaşım dedi ki yazacaklarını merak ediyorum .. Burdan bir kez daha söyleyeyim öyleyse .. Doğru HERYERDE DOĞRU ! Ama hakkını teslim edelim ..

Bitirirken roketi de eksik etmeyelim .. OLMAZ İSE OLMAZ !! Şimdi birileri kalkıp derse ki ya ama Knut Hamsun da nazilere bayrak açtı !

Knut Hamsun düşüncelerinden hiç ama HİÇ VAZGEÇMEDİ !! RÜZGAR GÜLÜ OLMADI O HİÇBİR ZAMAN !!

Son olarak .. Biliyorum ki bundan önce incelemelerin bitiminde verdiğim şarkıların linkleri sizler için hep KÖTÜ sürprizlerle bitti =))) Bu kez öyle değil .. BANA İNAN !!

NÜZHET 'ini kaybedenler için ben bir parca atayım .. O acıyı ancak bilenler anlar .. Parçanın ismi Your Absence..
Meali : YOKLUĞUN ! Sözleri de şöyle bırakayım ... Ayrılanlar, yol ayrımı yapmak zorunda kalanlar SANIRIM Kİ anlar... Sözler arapça ..

Farewell

Get up and say goodbye, because it's time for me to leave...

It's farewell day (the day to say goodbye) i hope there is no rain we're tired from the distance between our remains...

Softed up, be gentel, and say goodbye cause the distance is BITTER - "i beg you" - and the separation is long...

https://www.youtube.com/watch?v=anaZn4BiBqs

4: 40 ' dan sonrası takdirinize kalmış ...
112 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Peyami Safa ile tanışmama vesile olan kitap Dokuzuncu Hariciye Koğuşu hasta genç psikolojisini ve kendi otobiyografik romanı olarak ortaya koymuştur.Kitapta hasta psikolojisi ayrıntılı bir şekilde işlenmiş.Kitapta çok iyi tasvirlerde yer almaktadır.Postmodern romana geçişte ilk denemelerinden sayılan bir eserdir.Kitap konu olarak ise Küçük yaşta babasını kaybetmiş, dizinden uzun süredir hasta, İstanbul'un kenar semtlerinden birinde annesi ile birlikte yaşamakta olan on beş yaşlarındaki fakir kahramanın, birlikte büyüdükleri ve kendisinden dört yaş büyük olan Paşa'nın kızı Nüzhet' e karşı beslediği duygular; aralarındaki zıtlıklar yüzünden bu duyguların sebeb olduğu çatışmalar ve hastalığındaki olumsuz gelişmeler sebebiyle yaşadığı maddi ve manevi sıkıntılar anlatılmıştır.Kitapta en beğendiğim alıntı;
“Az ümit edip çok elde etmek hayatın hakiki sırrıdır.”
Kesinlikle Okumanızı Tavsiye Ederim
112 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
İsimde koğuş geçince hapishane ile ilgili bir kitap diye düşünüyordum. Halbuki koğuş oda demektir, hariciye de tıpta dış hastalıklar anlamında kullanılır. Yani ana karakterimiz melun bir hasta. Evet ana karakterimizin ismi verilmemiş. O genel itibariyle bir hasta.

Peyami Safa küçük yaşlarda yaşadığı kemik hastalığını ve çektiği sıkıntıları bu kitap ile ölümsüzleştirmiş. Soyut kavramları, hisleri, duyguları, acıları öyle bir somutlaştırmış, öyle bir tasvirlemiş ki hayran kaldım. Özellikle "Duvarlar" kısmı büyüleyiciydi.

Yer yer kitapta Ahmed Hamdi Tanpınar kokusu aldım. Bu iki yazar aynı dönemde yaşamışlar fakat hangisi hangisini etkiledi bilemem.

"Ağır bir hastalık geçirmemiş biri hayatı tam anladığını iddia edemez."

Mutlaka okuyun...
112 syf.
hasta bir insanın ızdırabını, aşkını, çaresizliğini anlatan muhteşem roman. başucu kitabımdır, üzerimde bu kadar tesiri olan başka bir kitapla tanışamadım henüz.eser kısa olduğu için sıkılmıyorsunuz.son 20 sayfaya kadar kitap beni büyülemedi ama o son sayfalar,insanı hele hastanede biraz kalmış bir insan daha iyi nasıl tasvir edilir bilmiyorum.
112 syf.
·3 günde·9/10 puan
“Benim her romanımda kendi hayatımdan parçalar vardır." diyen Peyami Safa, adıyla bütünleşen kitabında; Bacağında ciddi bir problem olan 15 yaşındaki bir gencin hastalığı ile ilgili mücadelesini, ilk defa aşık olmanın verdiği utangaçlıkla başa çıkmaya çalışırken sendelemesini ve ilk defa yalan ile tanıştıktan sonra hayatına devam edebilmenin zorluğunu en iyi şekilde sunuyor.

Tamamen psikolojik tahliller barındıran bu kitabı bir hemşire olarak geç okumaktan müzdaribim.
Yıllardır hasta psikolojisini anlamamız için teorik+pratik görmediğimiz, bilgilendirilmediğimiz ders kalmamışken kimsenin hastalığın tasvirini gözünde bir kadavraya bakıyormuşcasına gerçekçi canlandırman ve bir hastanın ıstırabınını en iyi şekilde empati kurabilmen için Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nu oku demedi ne yazık ki...


Kitabın kahramanının isimsiz olması daha çok sen, ben, bizden biri olmasını sağlıyor. Empatiyi dibine kadar empoze ediyor.
Nazım Hikmet’in ilhamıyla bu kitabı yazmaya başlasa da aynı zamanda bizzat yaşadığı eklem rahatsızlığını ölümsüzleştirmek istediği aşikâr.


Ölümün yüzü soğuk, hastalığın tasvirlerini okurken ‘sağlıklı’ olduğunuza şükredeceksiniz... :)
"Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişmeyeceğinden korkuyorum."
... bu sefer demir parmaklıklı kapıdan bahçeye girerken, dokuzuncu hariciye koğuşuna doğru, ağaçların bile sihhatine imrenerek yürürken...
Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişmeyeceğinden korkuyorum!
Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile: Damlardan kiremitler uçmalıdır, camlar kırılmalıdır hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Baskı tarihi:
Eylül 2020
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370485
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Peyami Safa'nın şaheserlerinden Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Türk edebiyatında "insan ruhunun derinliklerinde ve labi-rentlerinde dolaşan ilk roman" olması ve hasta bir insanı ve onun psikolojisini ele alması bakımından önemli bir yere sahiptir. Birçok araştırmacı ve yazar tarafından Türk edebiyatında bir ilk kabul edilen Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Tanpınar dediği gibi, "acının ve ıstırabın yegâne kitabı" olarak hem kemiyet hem de keyfiyet bakımından başka hiçbir eser olmasa da Türk romanının var olduğuna delil gösterilebilecek kudrette bir eserdir. Romanın genç kahramanı, ayağındaki rahatsızlıktan kurtulabilmek için sayısız doktora görünür ve en nihayetinde havadar bir ortamda, stresten uzak bir istirahat dönemi geçirmesi gerektiğine ikna edilir. Ancak, gerek akrabaları olan bir Paşa'nın Erenköyü'ndeki köşkünde misafir kaldığı dönemde, gerekse kendi evi ve hastaneye gidiş gelişlerinde şuurunu adeta bir facia atmosferinde yoğurur. Peyami Safa'nın çocukluk ve gençlik dönemlerinden fazlasıyla izler taşıyan roman, hem umudu ve umutsuzluğu, hem de sevinci ve felaketi aynı sayfalara sığdırabilmiş olması bakımından insanın eşsiz bir tarifini sunuyor.

Kitabı okuyanlar 60,9bin okur

  • Betül Feyza AYDEMİR
  • Ş.ö
  • Dealtis
  • hilal
  • hiç
  • gamze altun
  • Sude Güler
  • Esra
  • Nezahat
  • Gül DURSUN

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%21.1
13-17 Yaş
%13.5
18-24 Yaş
%20.8
25-34 Yaş
%23
35-44 Yaş
%14
45-54 Yaş
%4.5
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%70.8
Erkek
%29.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.7 (3.060)
9
%21.3 (2.746)
8
%24.9 (3.218)
7
%13.3 (1.714)
6
%4.8 (622)
5
%2.2 (290)
4
%0.6 (75)
3
%0.4 (48)
2
%0.1 (16)
1
%0.2 (27)

Kitabın sıralamaları