Çok rahatsız edici bir kitaptı. Akıcı olmasına rağmen elime almak istemedim günlerce. Ve ben ne okuyorum dedim birçok kez. Ama kitabın olayı da tam olarak bu sanki. Sizi rahatsız etmeli. Sorguluyor, empati yapıyor ve bazen dehşete düşüyorsunuz...
Bitirmiş olduğum noktadan genele baktığımda, kitabı beğendiğimi söyleyebilirim. Sadece kapakta yazdığı kadar büyüleyici olduğunu düşünmüyorum. Yine de bir şans verilebilir.
⋆⋆⋆
Uzaktan bakıldığında kusursuz gözüken bir ada düşünün. Yaklaştıkça ne kadar kötülük barındırdığını anlayacaksınız.
Dünyadaki çöpler, aklınıza gelebilecek her şey - bozulmuş beyaz eşyalar, pantolonlar, belki fazla alınmış yoğurtlar, yarısı yenmemiş çikolatalar, strafor kutular, koltuklar, minderler, önlükler ve cabası... - gemilerle bu adaya gönderiliyor.
Adada çitlerin içinde doymak nedir bilmeyen altı domuz var ve bu atıklarla besleniyorlar. Ama tabii ki bunu kendi başlarına yapamıyorlar. Tüm bu çöpleri ayıklayıp onlara vermekle görevli farklı yaşlarda dört çocuk var. Bir de onları buna zorlayan ve insanlıktan nasibini almamış yetişkinler... Kendileri tepedeki lüks evlerinde yemekler yiyip partiler yaparken, çocuklar adanın mağaralarında yaşıyor; açlıkla savaşıp bir yandan domuzları beslerken parmaklarını kaybetseler bile bu görevi sürdürmek zorunda kalıyorlar.
Her şey “kusursuz işleyen bir düzen” gibi görünüp ilerlerken, kıyıya fıçı içinde bir çocuk gelince, bir ikilem ortaya çıkıyor: Bu çocuk dünyadan buraya gönderilen bir çöp mü, yoksa onlardan biri mi?