Adı:
Don Hikayeleri
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sentez Yayınları
Baskılar:
Don Hikayeleri
Don Hikayeleri
Don Hikayeleri
Don Hikayeleri
Don Hikayeleri
Sovyet rejimi altında yetişen biryaban gülü misali olan Solohov'un bu eseri Çarlık Rusyası sonrasından oluşan öyküler demetindern meydana gelmiş. Büyük devrim rüzgarları altında oradan oraya savrulan insanların hazin öykülerini okuyacaksınız. Solohov kırsal alan insanlarının, rejimin sahip çıkmayı unuttuğu insanların dramlarını gözlemci ve objektif bir tanımla bizlere sunar
322 syf.
·6 günde·7/10
İyi sayılabilecek bir günün ardından, kahvemi yudumlarken, karanlığın sokakları esir almaya başladığı bu zaman diliminde yavaştan başlıyorum incelememe...

Nobel ödüllü yazarın en ünlü eseri olan Don Hikayeleri 1920'li yıllarda Don Nehri (Sovyet topraklarından geçen bir nehir) etrafında geçen hikayeleri ele alır.

Nişan, Sığırtmaç, Şibalok'un Ölümü, İaşe Komiseri, Cumhuriyet Devrim Askeri Sovyet Başkanı, Bostan Bekçisi, Aile Babası, Yüzkarası, İnatçı, Yol ve Yön, Kulun, Mavi Bozkır, Yaban Kan, Can Düşmanı, Çiftlik İşçileri ve Çürük olmak üzere toplam 16 hikayeden oluşur.

Hemen hemen bütün hikayelerin ana teması, Bolşevik Devrimine gidilirken Don Nehri etrafındaki Kazakların Devrime olan yaklaşımlarını içerir.


Açıkçası hikayeleri okuduğunuzda yazarın Bolşevik Devrimi yanlısı olduğu ve Devrime destek vermeyen Kazaklara nefret gözüyle baktığını destek verenleri ise kucakladığını rahatlıkla görebilirsiniz.

Ülkemizdeki ağalık sistemine benzer toprak sahiplenmesi ve bunun etrafında şekillenen sefalet, cehalet ve sömürü durumlarını göz önüne seriyor. Aile içinde farklı tarafta yer alıp birbirini öldüren aile bireylerinin acıklı hikayeleri zaman zaman sizi sarsabilir. Bu durum Doğuda PKK ve Devlet arasında kalan kişilerin veya İslamiyetin ilk yıllarında Müslümanlığı kabul eden ve etmeyen aile bireylerinin birbirlerini öldürmesi gibi cereyan etmektedir.

Hikayelerin sonlarında hep acıklı durumlarla karşılaşıyoruz. Hikayelerde ise öldürmeler, köylülerin mahsullerinin askerler tarafından haksız bir şekilde alınması, iyi toprakları ellerinde bulunduran güçlülerin zulmü, çaresiz yaşlılar ve askerden dönemeyen gençlerin kadere dönüşmüş hayatlarını görürüz...

Bir şey beni düşündürdü, kitabı masamda gören ülkücü bir arkadaş sordu; nedir, neden bahseder bu kitap diye
ben de ona bir hikayede geçen şu olayı anlattım;

Birinin serzenişi; komün gelecekmiş, sahiplenme durumu ortadan kalkacakmış, topraklar ve hatta kadınlar bile ortak olacakmış
Diğeri; bu saçma sapan koca karı hikayelerine nasıl inanırsınız, komünlük öyle bir şey değil ezilen köylülerin hakkı olan topraklarını, onlar arasında eşit olarak dağıtır.
(diyaloglar hikayedekine benzer şekilde oluşturulmuştur)

Arkadaş kadın kısmını kastederek zamanında bunun ekmeğini çok yemiştik doğrusu dedi (gülümseyerek)...

Bir şeyleri doğru bilmek her zaman iyidir. Burada zaman zaman görüyorum karşıt görüşlülerin birbirine kin kusmalarını yalan yanlış bilgilerle birbirini suçlamalarını, hakaretlerini, hayret ederek izliyorum. Bir ideolojiye saplantılı bir şekilde bağlı olmadığım için de kendimle gurur duyuyorum. Bu sayede her görüşteki insanlarla anlaşabiliyor ve onları daha iyi anlayabiliyorum. Çünkü kapalı bir şekilde onlara yaklaşmıyorum ve olayları daha objektif değerlendirebiliyorum... Açıkçası beni ilgilendiren kişinin kişiliğidir, inancı, düşüncesi beni zerre kadar ilgilendirmez... ve bu konuda son olarak şunu söylüyorum saygı gösterilmeden saygı beklenilmez...

İnceleme bağlamında da son olarak Sığırtmaç hikayesinde geçen bir olayı anlatarak incelememi bitirmek istiyorum;

150 sığırı güden iki sığırtmaç hayvanların salgın bir hastalığa yakalanıp ölmesiyle zor durumda kalırlar köylülere haber verirler 10-20 arasında hayvan hastalıktan telef olunca köylüler gelip çözüm olarak havaya ateş açarlar tabii ki bu çözüm olmaz bulaşıcı hastalık diğer hayvanlara da bulaşır ve 150 hayvandan kala kala 50 hayvan kalır. Köylüler köpürür suçu sığırtmaçların inançlarına bağlarlar;
-Bu çadırın en kutsal köşesindeki fotoğraf kimin
+Lenin'in
-Bre zındıklar, bütün bu belalar hep bunların yüzünden başımıza geliyor
+Onunla ne alakası var baytar getirmeniz gerekirken siz havaya ateş açtınız, hayvanlarda tabii ki ölecek....
184 syf.
·6 günde·7/10
Komünizm, sosyalizm gibi kavramları çok bilmeyen biri olarak komünizmin Sovyet Rusya'da doğurduğu yaşantı şeklini gözler önüne seren bir kitap okumuş olup komünizm ile ilgili az çok fikir sahibi oldum ve komünizmin öyle aman aman birşey olmadığı kanısına vardım.Bana göre kitaptan çıkarılacak en belirgin şey ne çekiyorsa gariban halkın çektiğidir.Kitabın dili bana biraz ağır gelse de hikayeler gerçekçi ve çarpıcıydı.Hikayeler tadında biten, insanı duygulandıran ve hayat gerçeğini gözler önüne seren biçimdeydi.
322 syf.
·Beğendi·6/10
Kitabı anlamakta biraz zorluk çektim. Pek bana göre değildi. Tabiki bu kitapın kötü olduğu anlamına gelmez. Belki benim okuyuşumdan ya da kitap zevklerimden kaynaklanan bir şeydir.
322 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Nobelist yazar Şolohov'un 1920'li yıllarda yazdığı ve Rusya'da Bolşevik devrimin gerçekleşmesinin ardından Don Nehri bölgesinde direnen Kazaklar ve bölgeye devrimi yaymak için çalışan kızıllar arasındaki mücadeleyi ana eksenine alan sıradan insan hikayeleri.

Bazen hüzünleniyor, bazen hayret ediyor ve sıklıkla da üzülüyorsunuz.

Kime sorsam ya da tavsiye etsem lise yıllarında okumuştum diyor.
İnşallah öyledir... :)
322 syf.
·5 günde·7/10
Don nehri kıyısında yaşamış halkın iç savaş yıllarında çektiği sıkıntılar resmedilmiş. İç savaşta yoksulluk, fakir halkın ezilmesi, açlık ve soğuk şolohovun dilinden sanki bir hatıranızı okuyormuş gibi gözünüzün önünden geçiyor. Başarılı.
322 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Harika ,eşsiz anlatımlardan biri daha.İçindeki hikayeler insanı alıp götürüyorlar;tekrar dönebilmek için çabalamanız gerekiyor.Daha ne diyeyim.
320 syf.
·18 günde·8/10
Liseye giden yeğenimden aldığım kitap. Okuma düşüncem yoktu ama  Umrandan Uygarlığa ile birlikte başladım ve bugün bitirdim. Farklı hikayelerden oluşuyor. Sovyet'lerin yaşadığı iç savaş ve toplumsal olayların sade bir dille anlatıldığı bir eser. En etkileyici hikaye 'yüz karası' hikayesi idi bana göre.
322 syf.
·Beğendi·10/10
İç savaş nedir? İnsanlar iç savaş esnasında ne hisseder? Dalga geçmiyorum ,bu kitap insanın içine öyle oturuyor ki bazı bölümlerinde gün boyu etkisinden çıkamıyorsunuz. Kitabın en sevdiğim bölümü Yabani Kan bölümüydü. 1920'li yılların Rusya'sını,iç savaşını her açıdan mükemmel betimlemelerle size adeta yaşatır. Beyazlar ne hissetmiştir? Kızıllar ne hissetmiştir? Atlar,tepeler,ovalar... İç savaş neyi nasıl etkilediyse o açıdan anlatır. Zaten nobel ödüllü bir kitaptır. Kesinlikle okunmalıdır. "Köye, dayak yemiş it gibi boynu bükük bir sessizlik çökmüştü" İşte iç savaşın ağlattığı bir köyün sessizliği ancak böyle anlatılabilirdi.
304 syf.
·8 günde·7/10
Ülkemizdeki ağalık sistemine benzer toprak sahiplenmesi ve bunun etrafında şekillenen sefalet,sömürü durumlarını göz önüne seriyor. Hikâyelerin sonu acıklı sonla bitiyor...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Don Hikayeleri
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sentez Yayınları
Baskılar:
Don Hikayeleri
Don Hikayeleri
Don Hikayeleri
Don Hikayeleri
Don Hikayeleri
Sovyet rejimi altında yetişen biryaban gülü misali olan Solohov'un bu eseri Çarlık Rusyası sonrasından oluşan öyküler demetindern meydana gelmiş. Büyük devrim rüzgarları altında oradan oraya savrulan insanların hazin öykülerini okuyacaksınız. Solohov kırsal alan insanlarının, rejimin sahip çıkmayı unuttuğu insanların dramlarını gözlemci ve objektif bir tanımla bizlere sunar

Kitabı okuyanlar 104 okur

  • Göksenin
  • Erva Arslan
  • Adem Yüce

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%3.3 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0