Don Hikayeleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.911
Gösterim
Adı:
Don Hikayeleri
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kenta Yayınları
Baskılar:
Don Hikayeleri
Don Hikayeleri
Don Hikayeleri
Don Hikayeleri
Don Hikayeleri
322 syf.
İyi sayılabilecek bir günün ardından, kahvemi yudumlarken, karanlığın sokakları esir almaya başladığı bu zaman diliminde yavaştan başlıyorum incelememe...

Nobel ödüllü yazarın en ünlü eseri olan Don Hikayeleri 1920'li yıllarda Don Nehri (Sovyet topraklarından geçen bir nehir) etrafında geçen hikayeleri ele alır.

Nişan, Sığırtmaç, Şibalok'un Ölümü, İaşe Komiseri, Cumhuriyet Devrim Askeri Sovyet Başkanı, Bostan Bekçisi, Aile Babası, Yüzkarası, İnatçı, Yol ve Yön, Kulun, Mavi Bozkır, Yaban Kan, Can Düşmanı, Çiftlik İşçileri ve Çürük olmak üzere toplam 16 hikayeden oluşur.

Hemen hemen bütün hikayelerin ana teması, Bolşevik Devrimine gidilirken Don Nehri etrafındaki Kazakların Devrime olan yaklaşımlarını içerir.


Açıkçası hikayeleri okuduğunuzda yazarın Bolşevik Devrimi yanlısı olduğu ve Devrime destek vermeyen Kazaklara nefret gözüyle baktığını destek verenleri ise kucakladığını rahatlıkla görebilirsiniz.

Ülkemizdeki ağalık sistemine benzer toprak sahiplenmesi ve bunun etrafında şekillenen sefalet, cehalet ve sömürü durumlarını göz önüne seriyor. Aile içinde farklı tarafta yer alıp birbirini öldüren aile bireylerinin acıklı hikayeleri zaman zaman sizi sarsabilir. Bu durum Doğuda PKK ve Devlet arasında kalan kişilerin veya İslamiyetin ilk yıllarında Müslümanlığı kabul eden ve etmeyen aile bireylerinin birbirlerini öldürmesi gibi cereyan etmektedir.

Hikayelerin sonlarında hep acıklı durumlarla karşılaşıyoruz. Hikayelerde ise öldürmeler, köylülerin mahsullerinin askerler tarafından haksız bir şekilde alınması, iyi toprakları ellerinde bulunduran güçlülerin zulmü, çaresiz yaşlılar ve askerden dönemeyen gençlerin kadere dönüşmüş hayatlarını görürüz...

Bir şey beni düşündürdü, kitabı masamda gören ülkücü bir arkadaş sordu; nedir, neden bahseder bu kitap diye
ben de ona bir hikayede geçen şu olayı anlattım;

Birinin serzenişi; komün gelecekmiş, sahiplenme durumu ortadan kalkacakmış, topraklar ve hatta kadınlar bile ortak olacakmış
Diğeri; bu saçma sapan koca karı hikayelerine nasıl inanırsınız, komünlük öyle bir şey değil ezilen köylülerin hakkı olan topraklarını, onlar arasında eşit olarak dağıtır.
(diyaloglar hikayedekine benzer şekilde oluşturulmuştur)

Arkadaş kadın kısmını kastederek zamanında bunun ekmeğini çok yemiştik doğrusu dedi (gülümseyerek)...

Bir şeyleri doğru bilmek her zaman iyidir. Burada zaman zaman görüyorum karşıt görüşlülerin birbirine kin kusmalarını yalan yanlış bilgilerle birbirini suçlamalarını, hakaretlerini, hayret ederek izliyorum. Bir ideolojiye saplantılı bir şekilde bağlı olmadığım için de kendimle gurur duyuyorum. Bu sayede her görüşteki insanlarla anlaşabiliyor ve onları daha iyi anlayabiliyorum. Çünkü kapalı bir şekilde onlara yaklaşmıyorum ve olayları daha objektif değerlendirebiliyorum... Açıkçası beni ilgilendiren kişinin kişiliğidir, inancı, düşüncesi beni zerre kadar ilgilendirmez... ve bu konuda son olarak şunu söylüyorum saygı gösterilmeden saygı beklenilmez...

İnceleme bağlamında da son olarak Sığırtmaç hikayesinde geçen bir olayı anlatarak incelememi bitirmek istiyorum;

150 sığırı güden iki sığırtmaç hayvanların salgın bir hastalığa yakalanıp ölmesiyle zor durumda kalırlar köylülere haber verirler 10-20 arasında hayvan hastalıktan telef olunca köylüler gelip çözüm olarak havaya ateş açarlar tabii ki bu çözüm olmaz bulaşıcı hastalık diğer hayvanlara da bulaşır ve 150 hayvandan kala kala 50 hayvan kalır. Köylüler köpürür suçu sığırtmaçların inançlarına bağlarlar;
-Bu çadırın en kutsal köşesindeki fotoğraf kimin
+Lenin'in
-Bre zındıklar, bütün bu belalar hep bunların yüzünden başımıza geliyor
+Onunla ne alakası var baytar getirmeniz gerekirken siz havaya ateş açtınız, hayvanlarda tabii ki ölecek....
322 syf.
·5 günde·9/10 puan
Mihail Şolohov , son zamanlarda kitap severler tarafından ilgiyle takip edilen bir yazar. Özellikle Durgun Don Cilt 1 dortlemesi oldukça rağbet görüyor. Okuma gruplarinda inceleniyor, tartışılıyor, Şolohov anlanilmaya çalışılıyor. Peki kimdir Şolohov...

1905 doğumlu, doğum yeri Don nehri bölgesi. Annesi de buranın köylerinden birinden. Bir Kazak. Annesinin Kazak olması önemli. Devamında bunu daha iyi analiz edebileceğiz. 16 yaşındayken bolşeviklerle birlikte savaşa katılmış. Aslen gazeteci. Ancak bu işten hayatını kazanamayinca, birçok işte çalışmış. Malum devir, iç savaş yılları. Don Hikayeleri , ilk ciddi eseri. Daha sonra yazdığı Durgun Don ile dikkatleri bir hayli üzerine çekiyor. 16 yılda tamamladığı bu roman ona hem Stalin nişanını, hem de Nobel edebiyat ödülünü getiriyor. Daha sonra kaleme aldığı uyandirilmis toprak ise Lenin nişanı ödülünü getiriyor kendisine. Bu roman için de 28 yılını veriyor. Yazdığı romanların özel notları, taslakları Naziler tarafından yakılmış. Bu kendisine atfen yapılan suçlamanın savunmasi. Gördüğümüz gibi bol ödüllü, komünist partisi üyesi, devrim yanlısı bir yazar.

Don hikayeleri 16 kısa öyküden oluşan bir kitap. Edebi anlamda dört dörtlük bir eser. Açık, etkileyici, sarsıcı. Ve de hüzünlü ve acıklı.
Tüm öykülerin ortak teması, devrim esnasında Don bölgesindeki köylerde yaşayan Kazakların, devrime karşı yaklaşımları. Aralarında tam bir birlik olmasa da , Kazaklarin geneli devrime karşı cephe almış bir topluluk. İsyanlarla, direnişlerle devrime ayak sürüyorlar. İç savaşin bir bölümü de Don bölgesinde yaşanıyor.

Hikayelerde, gerek iç savaşin getirdiği ölümler, gerekse askerlerin köylülere uyguladığı eziyetler anlatılıyor. Sulu gözseniz siz de benim gibi, mendilinizi yanınızda bulundurun.

Şolohov ise devrim yanlısı bir birey olarak kazaklara karşı açık açık bir nefret duygusyla kaleme almış bu hikayeleri. Belki taraflı yazılmış, ama etkileyici yazılmış. Tabii Kazaklarin direnişinin temelinde din olgusu var. Komünistlerin dinsiz olduğu vurgusu sık sık sık yapılıyor. Sırf komünist olduğu için, dislaniyorlar, aralarına almıyorlar köylüler. Başlarına ne gelse komünistlerin dinsizliginden biliyorlar. Yani hep aynı terane...

Şolohov için mükemmel bir başlangıç olur Don hikayeleri. Uzun romanlara sabrımız yoksa, tam sizlik. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
322 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10 puan
Nobelist yazar Şolohov'un 1920'li yıllarda yazdığı ve Rusya'da Bolşevik devrimin gerçekleşmesinin ardından Don Nehri bölgesinde direnen Kazaklar ve bölgeye devrimi yaymak için çalışan kızıllar arasındaki mücadeleyi ana eksenine alan sıradan insan hikayeleri.

Bazen hüzünleniyor, bazen hayret ediyor ve sıklıkla da üzülüyorsunuz.

Kime sorsam ya da tavsiye etsem lise yıllarında okumuştum diyor.
İnşallah öyledir... :)
304 syf.
·2 günde·7/10 puan
Bolşevik ihtilalinin özellikle Kazakların yaşadığı Don Bölgesinde meydana getirdiği karışıklıkları ve iç savaşı ve Kazakların bu duruma karşı gösterdikleri tepkilerin, sınıflar arası farklılıkları ve bu ihtilale hangi sınıfın kendi açılarından nasıl tepki verdiklerini hikayeler eşliğinde anlatıldığı, genel itibariyle duygulandıran, hüzünlü, üzücü ve vahşetin hiç eksik olmadığı bir eser olmuş. Bu eserde benim hoşuma gitmeyen en önemli tarafı Kazakların bir hiç uğruna bile çok rahatlıkla oğlunu, babasını, eşini, dostunu katledebildiğini, bu durumun da çok doğal olduğunun gösterilmesiydi.
184 syf.
·6 günde·7/10 puan
Komünizm, sosyalizm gibi kavramları çok bilmeyen biri olarak komünizmin Sovyet Rusya'da doğurduğu yaşantı şeklini gözler önüne seren bir kitap okumuş olup komünizm ile ilgili az çok fikir sahibi oldum ve komünizmin öyle aman aman birşey olmadığı kanısına vardım.Bana göre kitaptan çıkarılacak en belirgin şey ne çekiyorsa gariban halkın çektiğidir.Kitabın dili bana biraz ağır gelse de hikayeler gerçekçi ve çarpıcıydı.Hikayeler tadında biten, insanı duygulandıran ve hayat gerçeğini gözler önüne seren biçimdeydi.
320 syf.
·18 günde·8/10 puan
Liseye giden yeğenimden aldığım kitap. Okuma düşüncem yoktu ama  Umrandan Uygarlığa ile birlikte başladım ve bugün bitirdim. Farklı hikayelerden oluşuyor. Sovyet'lerin yaşadığı iç savaş ve toplumsal olayların sade bir dille anlatıldığı bir eser. En etkileyici hikaye 'yüz karası' hikayesi idi bana göre.
322 syf.
·5 günde·7/10 puan
Don nehri kıyısında yaşamış halkın iç savaş yıllarında çektiği sıkıntılar resmedilmiş. İç savaşta yoksulluk, fakir halkın ezilmesi, açlık ve soğuk şolohovun dilinden sanki bir hatıranızı okuyormuş gibi gözünüzün önünden geçiyor. Başarılı.
322 syf.
·Beğendi·6/10 puan
Kitabı anlamakta biraz zorluk çektim. Pek bana göre değildi. Tabiki bu kitapın kötü olduğu anlamına gelmez. Belki benim okuyuşumdan ya da kitap zevklerimden kaynaklanan bir şeydir.
322 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10 puan
Harika ,eşsiz anlatımlardan biri daha.İçindeki hikayeler insanı alıp götürüyorlar;tekrar dönebilmek için çabalamanız gerekiyor.Daha ne diyeyim.
304 syf.
·8 günde·7/10 puan
Ülkemizdeki ağalık sistemine benzer toprak sahiplenmesi ve bunun etrafında şekillenen sefalet,sömürü durumlarını göz önüne seriyor. Hikâyelerin sonu acıklı sonla bitiyor...
322 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Türk edebiyatında toplumcu yazarların eserlerini hatırlatan bir öykü kitabı. Rus edebiyatında Petersburg'a aşina olan okuyucuyu steplere, Rus taşrasına götürüyor yazar. Canlı, somut, renkli betimlemelerle mekan hakkında net izlenimler kazandırmayı başarmış. Hikâyeler arasında beş sayfa uzunluğunda olanı da var, elli sayfayı aşanı da. Kısa hikâyeler daha ziyade epik bir hava içinde Rus komünistlerinin Kazaklarla yaptığı mücadeleler, girdikleri çatışmalar, Kazakların zulümleri üzerine kurulu. Uzun olanlarda ise toprak, emek, işçi, sözleşme, ücret gibi konulara eğilmiş. Sosyalist bir açıdan bu konulara çözüm yolları göstermiş. Bu açıdan bir propaganda çeşnisi de veriyor. Hikayelerde Don ırmağı adeta bir kahraman olarak karşımıza çıkar. Sovyetlerin taşradaki maceralarını, mücadelelerini merak edenler için okunabilecek bir eser. İyi okumalar.
322 syf.
Oldukça eski baskısını bir çırpıda okudum, hikayeler acıklı olsa da verdiği mesajlar açısından güzel, aynı zamanda edebi olarak oldukça değerli olduğunu düşünüyorum.
“…üç kere lanet sana, lanetledim seni.Eğer bir daha birbirimizi göremeyecek olursak, ne âlâ, cehennemin dibine kadar yolun var.”
Mihail Şolohov
Sayfa 45 - Cem Yayınevi
“Sen daha küçüksün,hangi tarafın niçin dövüştüğünü sonra anlayacaksın…Toprak için ,yoksul halk için:herkes eşit olsun,bundan sonra zengini yoksulu kalmasın diye dövüşmeye gidiyorum .”
Mihail Şolohov
Sayfa 57 - Cem Yayınevi
“Biz fakir fukaranın malını çalmıyoruz ama başkalarının alın teriyle zengin olanların nesi var nesi yoksa alacağız.Hayatı boyunca emekçilerin kanını emenlerin…”
Mihail Şolohov
Sayfa 45 - Cem Yayınevi
“…ona öyle geliyordu ki, sanki bozkır canlı bir varlıktı da sayısız obaların, köylerin, kasabaların ağırlığı altında yaşamakta güçlük çekiyordu.Sanki yer çırpınmalı bir solumayla sarsılıyor ve yüzeyden derinlerde, kalın yer katmanlarının altında bir yerde, bilinmeyen,başka bir hayatın nabzı vuruyor,başka bir hayatın yüreği atıyordu.”
Mihail Şolohov
Sayfa 24 - Cem Yayınevi
“…üç kere lanet sana,lanetledim seni…Eğer bir daha birbirimizi göremeyecek olursak ne ala,cehennemin dibine kadar yolun var.”
Mihail Şolohov
Sayfa 45 - Cem Yayınevi
“Eğer insanın sırtında ufak bir torba,torbanın içinde arpa ekmeği kabuğu, elinde bir değnek varsa,yürümek zor gelmez ona.”
Mihail Şolohov
Sayfa 33 - Cem Yayınevi
“Nikon, kuyruğunu altına al otur, gıkını çıkarma. Ben askeri Sovyetin başkanıysam sen de benim sekreterimsin, bunun için ölümü birlikte karşılamalıyız.”
Lakin herif sınıf bilincine sahip olmadığı için arabadan attığı gibi vurdu bozkıra, nah, tabanları kıçına değiyor.
Bir sigara versene, kardeş dedi. Sizin iyi tütününüz var, halbuki biz iki haftadır tütün yüzü görmedik; tütün yerine at gübresi sarıyoruz. Buna karşılık biz de seni idam etmeyiz. Şerefli bir çarpışmadaymışsın gibi tependen aşağı biçeriz, sonra ailene haber veririz.
Ben de tütün kesesini rüzgâra doğru boşaltıp dedim ki:
“Aranızda nasıl kararlaştırdınızsa böyle öldürün beni. Ölümün kazak kılıcından olacak benim; ama sizler benim küçük güvercinlerim, layık olduğunuz gibi, mutlaka kuyu çıkrığının ucunda başaşağı sallanacaksınız.”
-Ahır kilitli mi acaba biliyor musun Mitka?
-Kilitli, ne yapacaksın?
-Ahırın anahtarları babamın yastığının altında, başının dibinde, git al onları da bana getir, at binmek istiyorum.
-Nereye gideceksin?
-Kızıl muhafızlara gideceğim, onların hizmetine gireceğim. Sen daha küçüksün hangi tarafın ne için dövüştüğünü sonra anlayacaksın… Toprak için, yoksul halk için; herkes eşit olsun diye, bundan sonra zengini yoksulu kalmasın diye vuruşmaya gidiyorum.
-Ne aşırıyorsun ulan, bok soyu? Kafandaki bütün saçları yolarım senin alimallah.
-Babacım, ahırın anahtarlarını almak için geldim, atlar biraz huysuzlanıyor da.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Don Hikayeleri
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kenta Yayınları
Baskılar:
Don Hikayeleri
Don Hikayeleri
Don Hikayeleri
Don Hikayeleri
Don Hikayeleri

Kitabı okuyanlar 204 okur

  • Hüseyin Çelikoğlu
  • Aslı Kasapoğlu
  • hatice ay
  • Burcu
  • Özgür
  • Samed Zengin
  • Burak Çap
  • Didem TÜRKMEN
  • Oylesine Çizer
  • Teacher Bengin

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%4.8 (3)
9
%3.2 (2)
8
%6.3 (4)
7
%4.8 (3)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0