Adı:
Don Kişot
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752522053
Kitabın türü:
Orijinal adı:
El Ingenioso Hidalgo Don Quijote De La Mancha
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Büyülü Fener Yayınları
"Dövüşe hazır olun sizi dev sefiller!" diye bağırdı Don Kişot. Dişlerini gıcırdatarak en yakındaki yel değirmenine doğru koşmaya başladı. Fakat mızrağını değirmenin dönen kanadına fırlattığında, silah paramparça oldu ve devasa bir kol şövalyeyi atının üzerinden alıp havaya fırlattı. Don Kişot; şövalyeler ve canavarlar hakkında öyle çok kitap okumuştu ki en sonunda aklını yitirdi ve bir şövalye olmaya karar verdi. Sanço Panza'yı da yanına yaver olarak işe aldı ve okurları asırlar boyunca hayrete düşüren bir maceraya atıldı.
920 syf.
·32 günde·10/10
Spoiler içerebilir!*
Dostoyevski’nin; “İnsan düşüncesinin son ve en yüce sözcüğü” olarak tanımladığı, Miguel de Cervantes’in hapishanede kaleme aldığı Don Kişot adlı eser, 1605 ve 1615’te iki bölüm halinde yayımlanmıştır. Cervantes, Dünya edebiyatının başyapıtları arasında yer alan Don Kişot’u, o günlerde çok tutulan şövalye romanlarına bir yergi olarak yazmıştır. Modern romanın ilk örneği sayılan “Don Kişot”, 17. yüzyılda çökmeye yüz tutan İspanyol feodal toplumunun eleştirel çözümlemesini de içerir...
Don Kişot'un etkilediği kişiler arasına Nazım Hikmet de girmiştir. Öyle ki Nazım Hikmet, bazen akıllara durgunluk veren hareketleriyle, bazen beklenmedik mantıklı konuşmalarıyla okuru muallakta bırakan, ilk romanın ilk karakteri Dünya Edebiyatının kült ve hiçbir zaman unutulmayacak roman karakteri Don Kişot hakkında bir şiir yazmıştır...
(Don Kişot
Ölümsüz gençliğin şövalyesi,
ellisinde uyup yüreğinde çarpan aklına
bir temmuz sabahı fethine çıktı
güzelin, doğrunun ve haklının:
Önünde mağrur, aptal devleriyle dünya,
altında mahzun ve kahraman Rosinant’ı.

Bilirim, hele bir düşmeye gör hasretin halisine,
hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek,
yolu yok, Don Kişot’um benim, yolu yok,

yel değirmenleriyle dövüşülecek.

Haklısın, elbette senin Dulsinya’ndır dünyanın en güzel kadını,
elbette sen haykıracaksın bunu

bezirganların suratına,

ve alaşağı edecekler seni

bir temiz pataklayacaklar seni.

Fakat sen, yenilmez şövalyesi susuzluğumuzun,
sen, bir alev gibi yanmakta devam edeceksin

ağır, demir kabuğunun içinde

ve Dulsinya bir kat daha güzelleşecek.

Nazım Hikmet Ran)


Bu 'İnsan düşüncesinin son ve en yüce sözcüğü' olan eseri kaleme alan Cervantes'in hayat hikayesine bakacak olursak oldukça dönemeçli yollardan geçtiği muhakkaktır. Bundan yaklaşık 450 yıl önce, İspanya’nın Alcala de Heneras kasabasında, -eczacı olduğu da rivayet edilen- yoksul bir sağlık memurunun yedi çocuğundan biri olarak doğmuştu Miguel De Cervantes. Amerika kıtasından İspanya kralına akıtılan zenginliklerin, İspanyol altın çağının başlarıydı o yıllar. Yoksullar için ise değişen pek bir şey yoktu. Ailesi ile Madrid’e taşınan Cervantes, ancak kısa bir süre okula gidebilmiş, eğitimini kendi kendine tamamlamıştır. Edebiyatla ilk tanışması da bu yıllardadır.Cervantes, 1569’da, kimilerine göre hapse mahkum edildiği için, İtalya’ya gitti. Osmanlılara karşı düzenlenen Haçlı seferine katılmak üzere donanmaya yazıldı. 1571 Leponte deniz savaşında yaralandı, sol elini kaybetti ama yine de savaşmayı sürdürdü Cervantes… Dönüş yolculuğu sırasında ise talih sırt çevirmişti ondan. Cezayir’deki Türk korsanların eline düştü. Birkaç başarısız kaçma girişiminin ardından, istenen fidye parası temin edildi ve 1580 yılında özgürlüğüne kavuşarak İspanya’ya döndü. Ne var ki beklediği bir mevkii sunulmadı kendisine. Yazarlık hayatı bu nedenle başlar. Önceleri tiyatro ile ilgilendi. Bir çok oyun yazdıysa da, bugüne yalnızca “El trato de Argel ” ve “La Numanica” ulaşabilmiştir. Ardından ilk romansı “La Galatea”yı tamamladı, kitabın getirisi ile de evlendi. Bu evlilik ona huzurdan çok geniş bir ailenin sorumluluğunu yüklemiş; bakması gereken insan sayısı artmış, evin geçimi zorlaşmıştı. Tekrar memuriyete döndü. Donanmanın ambar memuruydu ama hesapları iyi tutamadığı için kasa açık verdi ve Cervantes yeniden hapse düştü.Hapisliği verimli geçti Cervantes’in. Don Kişot’u burada tasarladı. 1605 tarihinde kitap yayınlandı ve sevildi. İlk birkaç hafta içinde kaçak olarak üç baskısı daha sürüldü piyasaya. Ancak, Cervantes Lemos kontunun himayesi altına girene dek parasızlık derdinden kurtulamadı. Geçimi kont tarafından sağlanan Cervantes, artık rahatça yazabilirdi öykülerini. 1613 yılında basılan “Novajeles ejampleres”te 13 öyküsü yer alır. 1614 tarihli “Vaje del Parnaso” ise yergi şiiridir. “Don Kişot”un ikinci bölümünü, bazılarının kitabı kendilerine mal etmeleri üzerine 1615’de yazar. 1616’da tamamladığı son yapıtı “Los trabojos de Persiles Sigusmunda”nın -(Persiles ve Sigismunda’nın Seyahatleri)- yayımlanmasından bir süre önce de ölür...

Romanın ilk örneği olarak kabul edilir Cervantes. Modern romanın miladı olarak burjuva devrimlerinin gösterildiği düşünülürse, erken bir üründür o. Henüz feodalitenin tasfiye edilmediği, burjuva birey kavramının oluşmadığı bir tarihte, Cervantes, Don Kişot’un şahsında klasikleşen ve günümüze kadar gelen bir tip yaratmayı başarmıştır. Hayatını bir hiç uğruna harcayan bu meczup, hem ortaçağ şövalyeliğinin sonunu ve trajedisini, hem de inandığı değerler uğruna savaşan, bir kolunu kaybeden, fedakarlığının karşılığını alamayan ve iyi niyeti nedeniyle hapse düşen Cervantesin kendi düş kırıklıklarını simgeler.


Konu artık herkesin ezberindedir herhalde; I.Bölümde, Le Mancha bölgesinde yaşayan Alonso Quijano, okuduğu romantik çağ şövalyelerinin romanslarından etkilenerek, bu müessesenin yeniden canlandırılması için yola çıkar. Ancak, ideali ile kendi gerçekliği arasındaki görüntüsel uçurum bile komiktir. Kafasında bir tas, elinde bir sopa, üzerinde paslı bir zırh ve cılız atı ile o, bir şövalye karikatürüdür. Maceralarını adamak için seçtiği güzel, yakınlarındaki bir köylü kızıdır. Önemsizdir bütün bu ayrıntılar; her şey -Don Kişot adını alan- Alonso’nun kafasında olup bitmektedir zaten. Gördüğü nesnelerin asıllarından büyü nedeniyle farklılaştığına inanınca mesele de kalmaz. Bir şato olarak varsaydığı köhne bir handa yapılır şövalyelik töreni. Dönüş yolunda -bol vaatle kandırdığı- Sancho ile karşılaşınca ekip tamamlanır. Bundan böyle maceralar, yel değirmenlerine, koyun güden çobanlara, makinelere, şarap tulumlarına saldırılar başlayacaktır. Bölümün sonunda, akrabaları ve köyün papazı tarafından kandırılarak evine -biraz da zorla- getirilir.

İkinci bölümde -zihinsel olarak değilse bile- sıhhati düzelmiştir Don Kişot’un. Sancho ile yeniden yola koyulurlar. Bu arada ünü duyulmaya başlamıştır. Eğlenceye pek meraklı olan Dük ve Düşes, onun için bir oyun hazırlarlar. Don Kişot şatoda gerçek bir şövalye gibi iltifat görür, Sancho’ya ise bir ada niyetine, bir çiftlik parçasının valiliği verilir. Kahramanlarımız mutludur ama oyun uzun sürmez. Adasını istediği gibi yönetemeyeceğini anlayan Sancho istifa eder. Don Kişot -bir mizansen olan- düelloda yenilir ve koşul gereği köyüne dönmek zorunda kalır. Yeniden eve gelen Don Kişot aniden hastalanır. İşin tuhafı artık deliliği de sona ermiştir. Hayaller dünyasına geri dönmeyi reddeder, papaza günahlarını çıkarttırır ve ölür.

Hikayenin en önemli öğelerinden birisi “deliliktir”. Deliler, Orta Çağ’ın ilginç bir topluluğuydu. Hemen her yerleşim bölgesinde rastlanabilen bu insanlar, toplumla iç içe yaşıyor, zaman zaman alaya alınıyor, itilip kakılıyor, ama bir dokunulmazlık zırhı ile korunuyorlardı da. Kimsenin söylemeye cüret edemediği kelimeler onlara yasak değildi, doğal davranışların dini baskılarla kısıtlandığı o yıllarda, delilerin içlerinden geldiği gibi hareket etmesinde yadırgatıcı bir yan yoktu. Aslında delilerin dünyası daha akılcıydı. Bu akılcılığı Erasmus “Deliliğe Övgü”de işlemiş ve bir bilge-deli yaratmıştı. Edebiyatın ilk bilge delisi ise Don Kişot’tur. Haksızlık etmeyelim, Sancho da onun kadar bilge, onun kadar delidir. :))

Aradan bunca yüzyıl geçmesine, yazıldığı dönemde henüz birtakım yazım teknikleri denenmemiş olmasına rağmen, “Don Kişot” hem içerik hem de biçimsel yönlerden çağdaş bir metindir. Bugüne dek, Dostoyevski’nin “Budala”sı Prens Mişkin’den, Flaubert’in “Madame Bovarys”ine, oradan Kafka’nın Bay K.’sına kadar pek çok roman kahramanına bulaşmıştır Don Kişot’luk. Hatta romanlardan gerçek dünyaya taşmış, umutsuz mücadelelere girişen kişilerin nitelemesi olmuştur.

Kurgusallığın ve metinler-arasılığın kökleri de “Don Kişot”ta bulunabilir. Romanını yazarken, kendi dönemindeki bütün yazım türlerini denemiştir Cervantes. Epik parodi, pastoral romans, ulusal dildeki öyküleme, soneler, hükümdar tartışmaları, pikaresk ve doğu öykü anlatımını bir araya getirmiş ve modern romana bir zemin hazırlamıştır. Bölümler arasına serpiştirilmiş ek öyküler ve hayali Arap tarihçisi Cid Hemata Benegeli’ye dayandırılan geri plan ise, post-modern edebiyatın, Borgesvari bir anlatım tarzının atasıdır.

Don Kişot, kişilerin gelişimini, birbirlerini etkileyişini ve karakter özelliklerinin yer değiştirişini hikaye sürerken diyalektik bir biçimde sergilemesi açısından da ilgiye değer. Başlangıçta Sancho, aç gözlü, maddi değerlere düşkün ve cahildir. Don Kişot ise düşler ülkesinde dolaşan bir bunak. Şövalye ve uşağı yaşadıkları maceralar sonunda giderek birbirlerine yaklaşır, her biri diğerinin özelliklerini de taşımaya başlar. Don Kişot, Sancho gibi halk ağzı ile konuşmaya başlar, Sancho saraylı diline özenir. Sancho, parayı pulu şan için tepip, düşler ülkesinde yaşamayı özler, Don Kişot ise gerçekleri fark etmiştir artık. Bütün bu simgesel motifler arasında, fantazyalarından uyanan Don Kişot’un ölümü de bir simge, gerçek dünyanın tahammül edilecek bir yer olmadığının işaretidir.

Don Kişot için söylenmiş güzel bir sözle bitireyim; “İnsan onu hayatında üç kez okumalıdır. Kahkahanın kolayca dudaklara fırlayıp duyguları harekete geçireceği gençlikte, mantığın hakim olmaya başladığı orta yaşta, her şeye felsefe açısından bakıldığı ihtiyarlıkta”. Cervantes ve “Don Kişot” üzerine söylenecek çok şey var, belki de hiç bir şey yok. Çünkü, o, okunduğunda kendisini gizlemeyen, herkese hitap edecek kadar katmanlı ve zevkine doyulmaz bir kitap...
374 syf.
Boyutlar Arası ve Zamanın Öğütemediği Roman: Don Kişot

Anahtar Kelimeler: Cervantes, Don Kişot, Roman, Üst Kurmaca, Ampirik Okur, Örnek Okur, Şövalye Macerası, Nasihatname, Siyasetname, Hayal ve Gerçek, Umberto Eco, Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti, Gustave Falubert, Madam Bovary, Orhan Pamuk, Kırmızı Saçlı Kadın, Murat Bardakçı.


Dünyanın ilk modern romanı olan Don Kişot, on yedinci yüzyılın başında İspanyol yazar Cervantes tarafından yazılan ve Don Kişot ile Sanço Panza isimli iki hayalperestin şövalyelik maceralarını anlatan bir romandır. Roman yalnızca basit bir macera romanından fazlasını sunar okuyucusuna. Devlet yönetiminden insan ilişkilerine kadar pek çok konuda hikmet barındırır.

Cervantes, Osmanlı’ya karşı yapılan deniz savaşlarında yer almış ve İnebahtı’da esir düşmüş bir yazardır. Cervantes, hem dokuz yıl Osmanlı topraklarında geçen esirliği hem de İspanya’nın Müslüman bölgesi Endülüs’ten dolayı İslam medeniyetini yakından tanıyan bir yazardır. Bu tanıyış, yazarın Don Kişot’una İslami mesajlar olarak yansır. Romanda İslam dinine ait pek çok inancın yanında Osmanlı’nın askeri yapısına ve Doğu toplumlarının kullandığı deyiş ve atasözlerine de rastlanır.

Cervantes’in mensup olduğu Orta Çağ yazarın oto-sansür uygulamasına yol açar. Orta Çağ’ın kilise egemenliğinde olması Cervantes’in İslami yanını ayan beyan kullanmasına engeldi. Bu engel Cervantes’in yazınına üst kurmaca olarak yansır. Eserindeki İslami mesajları örtmek ve yargılanmaktan sıyrılmak için Cervantes, eserini Seyyit Hamit bin Engeli isimli Müslüman bir Mağribi’nin el yazmalarından oluşturduğunu açıklayarak bastırır. Cervantes, bunu o dönemin baskısından kurtulmak için yapmış olsa da bugünün edebiyat literatüründe bu “el yazmalarından oluşma” durumu bir üst kurmacadır.

Umberto Eco, Anlatı Ormanında Altı Gezinti isimli kitabında okur profilini ikiye ayırır: Ampirik okur ve örnek okur. Ampirik okur, okuduğu eserle özdeşleşen ve gerçek dünyayı kurmaca dünyada arayan ya da kurmaca dünyayı gerçek dünyaya uyarlamaya çalışan okurdur. Örnek okur ise yazarın arzuladığı gibi metinlerin altını deşeleyip anlama ulaşmaya çalışan, gerektiğinde birden fazla okuma yapan, metne göre şekil alan ve okuduğunun bir kurmaca olduğunun bilincinde olan okurdur. Gündelik ifadeyle ampirik okur naif okur, örnek okur ise nitelikli okurdur.

Geçmiş çağların toplumu genel anlamda bir ampirik okur yığınıdır. Öyle ki, pek çok sanatçı, ortaya koyduğu eserden dolayı yargılanır. Örneğin Gustave Flaubert, Madam Bovary gibi ahlaksız bir kadını cezalandırmak isteyen ve bu kadını her yerde arayan Fransız toplumunda yargılanmış en sonunda da Madam Bovary’yi tanımadığını söyleyerek yakayı sıyırmıştır. Bir başka örnek de Türkiye’den. Orhan Pamuk’un Kırmızı Saçlı Kadın’ı için Murat Bardakçı’nın kaleme aldığı “Çüş Orhan Pamuk Çüş” isimli yazı da Bardakçı’nın ampirik bir bakışla gerçek ve kurmacanın ayrımını yapamamasının ürünüdür. Ampirik bakışın ihmal ettiği şey kurmacanın salahiyeti için yapılan her şeyin mubah olduğudur.

Don Kişot’un münzevi ve mütevazı bir hayat süren zengin baş karakteri Senyor Alonso, okuduğu şövalye maceralarının içinde yaşayan, kitaplardaki erdemli karakterleri gerçek hayatta arayan ve mazlumlara yardım etmek için bu karakterlerden biri, bir şövalye olmaya karar veren ampirik bir okurdur. Kitapların Senyor Alonso’yu buna sürüklemesi çevresindekiler tarafından şiddetle karşılanır ve “edebiyat” ile “kitap” tartışmaya açılır. Bu tartışma roman boyunca sürer. Senyor Alonso’nun çevresindekiler onun okuduğu bütün kitapları yaksalar da düşünmedikleri şey fikirlerin ölmezliğidir. Senyor Alonso da bütün maceralarında kafasındaki bu fikirleri kullanır.

Macera romanlarının düşselliği ile yola düşen Alonso, adını Mançalı Şövalye Don Kişot olarak değiştirdikten sonra sıska atı ve eşekli şişman seyisi Sanço Panza ile İspanya’yı dolaşarak kendine macera arar. Kısacası Don Kişot, hayalperest bir şövalye bozuntusu olarak yola çıkar. Gördüğü her şeyi kendi düş gücüyle yorumlayan Don Kişot’un o meşhur yel değirmenlerine saldırması hem ampirik okurluğunun hem de ölçüsüz düş gücünün sonucudur. Don Kişot, karşılaştığı bütün olumlu ve olumsuz olayları da düş gücünün kılıfına uydurur. Bu uyduruşun mantıktan uzaklığı onun ve seyisinin çevresindekiler tarafından “su katılmamış deliler” olarak tanımlanmasına yol açar doğal olarak.

Cervantes’in iki karakteri de idealize etmekte son derece başarılı olduğunu söylemek mümkündür. Sanço Panza'nın şişman, pisboğaz ve boşboğaz olarak donatılması onun efendisi için ne kadar uygun bir seyis olduğunu gösterir. Öyle ki Sanço Panza, vefa ve çıkar arasında gidip gelen ancak en sonunda dramatik kurgunun gereği olarak vefayı seçen sadık bir seyistir. Öte yandan Sanço Panza’nın Beleşonya’nın adaletli valisi olduğu dönemdeki akıllı başlı tavırları da önemlidir. İfade biraz daha ileri götürülürse Sanço Panza’nın bölünmüş bir kişilik olduğu söylenebilir: Vali Sanço Panza ve Seyis Sanço Panza. Zaten Sanço Panza’nın ormanda kendini kırbaçladığı sahnede bu bölünmüşlük açık ve net olarak ortaya çıkar.

Hem Don Kişot hem de Sanço Panza, gerçeklik ile hayalperestlik, akıllılık ve delilik, saflık ve kurnazlık arasında gidip gelirler. Onların bu tavrı kendileriyle alay edenleri bile şüpheye düşürür. Çevresindekiler, bu iki “deli”nin kendileriyle alay edip etmediğine emin olamazlar. Roman boyunca bu iki uç nokta arasında gidiş gelişler devam eder. Romanın sonunda bile Cervantes, bu iki karakteri de tam bir uca yerleştirmez. Metnin sonuna geldiğinde okur, Don Kişot ve Sanço Panza’nın akıllı mı deli mi olduklarına karar veremez.

Macera Don Kişot’un düzmece ve buruk yenilgisiyle sonuçlanır. Düzmecenin farkında olmayan ve hayali elinden alınan Don Kişot üzüntüsünden ölümün pençesine düşer. Cervantes burada hayal ve gerçeğin dengesinin iyi kurulması gerektiği mesajını verir. Delilik derecesindeki aşırı hayal başa olmadık işler açarken hayalsizlikle yaşanan yavan bir hayat da yaşanmaya değer değildir.

Romanı üç ana bölüme ayırmak mümkündür. İlk bölüm Sanço Panza’nın Beleşonya valisi oluşuna kadarki bölümdür ve bu bölüm genel anlamda bir macera romanıdır. İkinci bölüm Sanço Panza’nın valilik dönemidir ve bu bölüm devlet yönetimiyle ilgili önemli nasihatlerin verildiği bir siyasetname niteliğindedir. Roman valiliğin bitişiyle başlayan üçüncü bölümde yeniden macera romanına döner. Özellikle ikinci ana bölümde dinden devlet yönetimine, insan ilişkisinden bilgeliğe kadar önemli mesajlar verir. Cervantes, aksiyon ve felsefi söylemi Don Kişot’ta başarıyla harmanlar. Dilini anlaşılır kılan Cervantes romanında güldürü ögesini de ihmal etmez.

Don Kişot’un dikkate değer yanlarından biri Orta Çağ’ın sınıflara ayrılmış toplumlarının sosyolojik yapısını analiz fırsatı vermesidir. Feodalitenin hüküm sürdüğü İspanya’da toplum soylular ve sıradanlar olarak ikiye ayrılır. Bu ayrılışın Don Kişot açısından önemi, bu sınıfsal farkın Senyor Alonso’nun bilincine yansımasıdır. Öyle ki Senyor Alonso, Don Kişot olduktan sonra, sanki aradığı erdemli kurtarıcı Robin Hood gibi halk içinden çıkamazmış gibi bir “soyluluk” türküsü tutturur. Ona göre şövalye soyludur, halk da soyluların yardımına muhtaç mazlumdur. Öte yandan Don Kişot’un kürek mahkumlarıyla kurduğu diyaloglarda İspanya Krallığı’na yöneltilen ciddi eleştiriler var. Bugünün okuru olarak bu bölümleri alıntılayıp alıntılamamak konusunda tereddüt yaşadığımı belirtmem gerekiyor. Bugünden dahi bakıldığında Cervantes’in eseri Seyyit Hamit bin Engeli’den aldığını söylemekle döneminde ne kadar akıllıca bir yöntem seçtiği bir kere daha görülüyor.

Özetle Don Kişot, çağının çok ilerisinde bir teknikle yazılmış bir romandır. Romanda yukarıda sıralandığı gibi pek çok mesaj verilir. Bu teknik ve içerik unsurlarının yanında hem dünyanın ilki olması hem de Cervantes’in ustalığı Don Kişot’un bir klasik olarak yirmi birinci yüzyılda neden hâlâ okunduğunu açıklar. Öyle görünüyor ki Don Kişot, daha kaç yüzyıl boyunca okunmaya devam edecek…
920 syf.
·6 günde·10/10
Şüphesiz ki Don Quijote'(Don Kişot)u okumadan,ya da duymadan geçmiş bir çocukluk çok azdır yeryüzündeki tüm medeni ve iptidai toplumlarda..Don Quijote'yi bu kadar tanınır ve de anlamlı kılan şüphesiz hikayenin çarpıcılığı,orjinallği ve bir o kadar da ilklerin romanı hatta ilk roman olmasıdır.Peki nedir Don Quijote'nin bu kadar anlamlı olan sebepleri,biraz içini açalım..

Roman kısaca Alonso Quijana'nın şovalye kitapları okuyarak,kendini şovalye sanıp maceraya çıkmasıyla başlar.Kendine 'Don Quijote' adını verip serüvenlerde iyilere yardım edip,düşkünlere kol kanat gerip,haksızlığa uğrayanlara adalet getirip haksızlıklarla mücadele etmeye ve eşi benzeri görülmemiş bir şovalye olmaya hiç görmeden aşık olduğu 'Dulcinea del Tobosa' üzerine yemin ederek şovalyeliğe başlar.Amacı bu dönemde oluşan haksızlıkların yegane kaynağı olan şovalyelik tarikatının kapanmasının önüne geçik bu geleneği tekrar geri getirmek.Yanına Sancho Panza adında bir silahtar alarak maceraya girişir.Her serüvende gördüğü her türlü olayı düzeltmeye çalışır ne var ki deliliği yüzünden her yerde okuyucuyu ve romandaki tüm karakterleri üzerine güldürür.Maceralarının hepsi okumaya değerdir çok fazla 'spoiler' vermek istemiyorum.

Öncelikle Don Quijote'yi psikolojik olarak inceleyecek olursak okuduğu kitaplardan etkilenip adeta onların parodisi olacak derecede kendini şovalyeliği kaptıran,gerçek ile hayali ayırt edemeyen,saplantılı derecede Dulcinea del Tobosa adında hiç görmediği bir kadına aşık olan ilginç bir karakter görürüz.Psikiyatristlere göre gerçek ile hayalin ayırt edilememe durumuna 'şizofreni' adı veriiyor.Bu şizofren karakter arkadaşı Sancho Panza adından kendinin tam zıddı mizaca sahip bir silahtarla gördüğü her olayı macera sanarak bir adeta bir şovalye gibi gördüğü her şeye saldırır.Öyle ki bir seferinde gördüğü koyun sürüsünü büyücülerin kılıklarını değiştirip yolladığı bir düşman ordusu olduğunu düşünüp onlara saldırıp,çobanlardan dayak yemiştir.Fakat karakterimizi yine de deliliğinden dolayı küçümsememk gerekir.Her deli gibi onda da bir bilgelik deryası vardır.Aslında çoğu bilime hakim,sürekli okuyan ve adalet duygusu çok güçlü olan bir karakterdir.Romanda tek eleştirilecek yönü belki de deli oluşudur.Arkadaşı Sancho Panza ise hiç tahsil görmemiş,saf ama bir o kadar da kurnaz bir silahtardır.Don Quijote'in ona valilik vereceğinii vaadetmesi üzerine onun yardımcısı olmayı kabul eder ve tüm maceralarda efendisinin yanında durur.

Şimdi bunlardan yola çıkarak akıllılık ve delilik arasında ince bir çizgi olduğunu görüyoruz.Zira Don Quijote bilge seviyesinde nutuk atabilen tüm olaylara sağduyu ile yaklaşabilen,çoğu olayı bilimsel olarak analiz edebilen bir karakterdir.Paraya değer vermez,hiçbir şeyden korkmaz..Fiziksel olarak uzun boylu..Bununla beraber iş şovalyeliğe gelince tüm mantık ve iradesini kaybeden birine dönüşmesi de işin en ilginç yanlarından biridir.Yanında silahtar olarak boy gösteren Sancho Panza ise
tahsil görmemiş okuma yazma bilmez,olayları mukayese edemez,aptal ama kurnaz.Fiziksel olarak şişman kısa boylu..Tüm bunlara baktığımız zaman filozofların bu durumu diyalektiğe yorması kaçınılmaz olmuştur.Her şeyin nasıl zıddıyla uyum içinde olduğunu Cervantes bu eserde herkese göstermiştir.İrade ile nefsiyetin,hayal ile gerçeğin,akıllılık ile deliliğin,bilgelik ile cehaletin...Ayrıca da bilgeliğin de deliliğe götürdüğü gözler önüne serilmiştir.Bu konuda George Orwell başta olmak üzere bir çok yazar yeni kuramlar oluşturmuştur.Yani Don Quijote yazarını aşkın bir karakter olmuş Cervantes'den daha fazla tanınmıştır.Tıpkı Sherlock Holmes'ün Sir Arthur Canon Doyle'dan daha fazla tanınması gibi...

Miguel de Cervantes Saavedra romanı yazdığı zamanlarda şüphesiz bu kadar sansasyon yaratacığını bilmiyordu.Kendince Şovalye hikayesi Kitaplarının rasyonel bir eleştrisini yine bir Şovalye Hikayesiyle hatta o güne kadar türüne rastlanmamış olan romanla yapmaya koyulmuştu.Önsözde Jale Parla'nın değimiyle bir 'arkadaş' karşılar bizi ve arkadaş/okur ilişkisinin içine çeker.Yazar aslında burada hikayeleri ikinci ağızdan anlatıyormuş gibi anlatır.Milli bayramlarda 'Şiirini okumak üzere okulumuz falan nolu öğrenci...' ni davet eden sunucu havasında okuyucuyu hikayeyi dinlemeye çağırır.Kendisi de bu hikayeyi okuyucuyla beraber dinler ve oldukça da objektif olarak hikayeyi sunmaya çalışır.Bunda şüphesiz ki gerçekçilik düşüncesinin etkisi bir hayli fazladır.Yazar okuyucuya sunuşu yaparken onları besler aydınlatır,arada bir de göz kırpar.Olayları anlatırken de Seyyid Hamid Badincani şöyle anlatır diye girer.Yani roman içinde roman bir inception filmi nazariyesine bürüyebilir anlatıyı.Bu da metinlerarası doğurganlığa teşvik eder.Yani Don Quijote kendi maceralerını kendi doğurur.Henüz Modern Edebiyat oluşturulmamışken Postmodern edebiyatın eleştirisi kahramanların nükteli söyleyişlerinde gizliden gizliye kendisini gösterir.Yani Jale Parla'nın önsözde dediği gibi tam 400 sene evvellden postmodern edebiyatın gelişini haber vermiştir.

Şovalye kitaplarının kökünü kurutmak için yazılmış bu eser şovalye kitaplarından çok kendinden önceki edebi gelenekleri yerle bir edip yeni bir tür yeni bir edebi anlayış getirmiştir.400 sene önce yazılmış bir eser olmasına karşın Don Quijote'ten etkilenmemiş tek bir büyük yazar göstermek mümkün değildir.Toplumu aksayan yanlarını nükteli,istihzalı bir anlatımla topluma servis ederken mizahi dili hiç bir zaman şiddet diline çevirmeyerek bir şovalye kitabında benzerine rastlanmayacak naif ve entelektüel bir anlatıma başvurmuştur Cervantes.Roman içindeki çeşitli hikayeler romana ayrıca zevk katmıştır.Anlatıcı bunların yazarın zihninin tek yöne sabitlenmemesi için yaptığı bir beyin uğraşı olduğunu söyler.Ayrıca da Katolik Toplumunu da ahlaki ve kültürel yönden tanıma fırsatını bizlere sunuyor.

Bu paragrafta da son aklıma gelen şey olarak birinci cilt ve ikinci ciltte gözlemlediğim farkları sunacağım.1. Ciltte daha deli bir Don Quijote vardır,maceraya daha istekli arzulu.İkinci ciltte ise daha sakin daha akıllı.Birinci cildin mizahi yönü daha ağır basıyordu,felsefi tarafı da.İkinci ciltte ise olaylar daha durgundu ve felsefi alt yapı daha azdı.Hikayeler de daha azdıçBuradan yazarın yorulmuş olduğunu çıkardım biraz.Birinci ciltte daha aptal daha komik ve paragöz bir Sancho Panza vardı İkinci ciltte ise daha ciddi ama paraya daha az tamah eden bir sancho Panza vardı.

Neyse benden bu kadar.Okuyan herkese teşekkürler.Çok fazla yazmış gibi görünmeme rağmen kitabı yeni bitirmenin verdiği kafa karışıklığı ile bir çok detayı atladım ve kısa yoldan anlatamadım.Size naçizane tavsiyem bu kitabı kesinlikle okumanız..Hiç sıkılmadan okuyacağınızdan eminim ve sürekli kahkaha atacağınızdan..Bu yüzden toplu yerlerde okumaya kalkışmayın,aniden güldüğünüzde deli zannedebilirler :) İyi günler...
488 syf.
·Beğendi·10/10
Alonso'yu (yani Don Kişot'u) TRT'nin ucuz çizgi filmlerindeki aptal tiplemeyle, müptezelden hallice hareketleri ve çıkardığı anlamsız seslerle, ipe sapa gelmez beceriksiz tasvirlerle tanımak zorunda kalmak bizim nesle karşı işlenen en büyük edebiyat/kültür günahlarından birisidir sanırım.

Alonso hayalperest ve saf bir ihtiyardır. Pek dışarı çıkmadığı köyünde gündüz toprağında çalışıp akşamları kitap okumaktadır. Eski zamanlara olan hasretini ve merakını şövalye hikayeleriyle beslemekte, uzun saatler boyunca bu hikayelerin içerisinde hülyalara dalmaktadır. Kendini şövalye sanmasına kadar varacak bu naifliği etrafınca bilinmekte, insanlar Alonso'nun bu kusurunu çıkarları için kulanmaktadır. Günün birinde aklı iyiden iyiye uçar. Kendini dünya üzerindeki son seyyar şövalye sanmaya başlar ve evdeki tencereleri, kazmaları zırh, silah zannedip kuşanır. Zayıflıktan ölmek üzere olan uyuz beygirini soylu bir kısrak gibi görür ve yolculuğuna başlar...

Bahsettiğim çizgi filmlerin de etkisiyle, çocuk aklıyla okunduğunda olmaz maceralara çıkmış yaşlı bir delinin komik yolculuğu sanılır bu roman. Bir entelektüel ise şöyle diyecektir: 'Don Kişot yıllanan kültürdür, Sanço Panza ise çağdaştır, medeniyettir. Don Kişot, çöken bir devri kılıcı ile yaşatabileceğine inanır... Siz yine de Don Kişot olun. Tek hürmet ettiğim adamdır. Çoktan kaybedilmiş bir davanın ancak bu kadar fedakar bir kahramanı olabilirdi. Oysa dünya Sanço Panzalar ile doludur" - Cemil Meriç.

Okunması gerektiği şekliyle "Don Kihote" tüm zamanların en çok basılan, en çok bilinen, en çok dile çevrilen ve bilimum en ile başlayan tüm istatistiklerinde (en çok okunan değil) ilk beşte olmasından mütevellit popüler kültürde sıklıkla yer alan ve küçükken uyduruk bir çizgi film ile hikayesi öğrenildikten sonra bir daha ilgi duyulmayan, bu sebeple çağdaşlarımız arasında derinlemesine inceleyenine pek rastlayamayacağımız bir başyapıt. Bu öyle bir başyapıt ki; eğer Kafka ölümünden sonra eserlerinin gördüğü ilgiye şahit olsaydı, kendi yaşamı için üzüldüğünün beş katı kadar Cervantes için üzülürdü. Zira bence modern ve post modern romanların arasında en değerlisidir Don Kihote.

Benden burada İspanyol Dİli ve Edebiyatı dersindeymişiz gibi bir inceleme beklemeyin. Ararsanız binerce makale, binlerce inceleme, binlerce uyarlama bulursunuz. Zira bu eser yazılalı tam tamına 400 yıl olmuş...

Okurken anlayacaksınız ki Don Kihote -o maskenin altındaki gerçek insan Alonso- asıl savaşını zamanın değirmenlerine, çağının gerçekliğine karşı açmıştır. Her mücadelesinde aşkına yani Dulcinesine haykırır, ona kavuşmak, ona daha güzel bir dünya vermek için savaşır. O değirmenler öğütür Alonsoyu. Kendi gerçekliğini yaratan ve sistemin, çağın, zamanın değirmenlerinin karşısında kendi dünyasında ve kendi arzularıyla duran Alonso bu yüzden her dönemeçte bir tekme yiyecektir. En nihayetinde yenik, bitik bir halde aklı başına gelmiş olan Alonso tek başına evine döner. Tüm derdi çil çil altınlar olan yaver Sançoya, çoktan kaybedilmiş bir savaşın ganimetlerini bulmayı başından beri hiç istemediği için, bir daha inanmayacak, tüm mal varlığını da yoksullara bağışlayıp bu dünyadan göçecektir.

Anlamak isteyene çok şey anlatan, bulmak isteyene sonsuz bir maden veren bir eser bu. Öyle çok metafor, öyle çok gizli anlam, öyle çok alt metin var ki okurken yazarın dâhi olduğunu düşünmemek imkansız. Basit bir olayı -mesela Don Kihote'nin yol üzerindeki bir hana girişi, hanı şato, hancıyı ise lord sanması- bile işlerken okuyucuya öyle şeyler söylüyor ki satır aralarında siz bu halisünatif adamın gördüklerinin ve yaşadıklarının basit bir güldürünün sığ parçaları olmadığını,o hancının ilerleyen zamanın lorldarı olduğunu anlayıveriyorsunuz.

Kısacık bir pasaj daha ekleyip bitiriyorum.

Derebeyler zamanında, bir şahıs istediği kadar zengin olsun; tacirler de dahil olmak üzere hiç kimsenin lord ve benzeri ünvanlara sahip olamadığını, bunun sadece soy ile kazanılabileceğini biliyoruz. Cervantes bir hancıyı neden lord sanmaktadır? Bu sorunun cevabı coğrafi keşifleri izleyen zamanda; yani yaklaşık olarak 15. yüzyıl ve sonrasında tacirlerin özellikle köle ticaretiyle kazandığı muazzam servet sayesinde derebeylerinin en ufak bir hizmetine dahi muhtaç olmayacak pozisyona gelmeleri, ilerleyen zamanda toprak sahibi olmaları ve Cervantes'in öngörüsü ile hanların şatolara, hancıların lordlara dönüşmesidir.

Şarap şişelerindeki içkiyi kan gibi görmesi ve her birini parçalamaya çalışmasını yorumlamak için sanırım paragraf paragraf yazsam da az gelecektir.

Uzun lafın kısası; benim için her satırı ayrı dolu, her satırı ayrı anlam sahibi bir başucu eseridir. Çocukluktan yetişkinliğe her dönem ayrı tat ve ayrı mana verir.

Bahsettiğim gibi, kanaatimce hem modern hem de post modern zamanların en iyi romanıdır.
920 syf.
·Beğendi·10/10
Miguel de Cervantes'in kaleme aldığı Don Quijote (orjinal telaffuzu: Don Kihote), yada ükemizde bilinen adıyla Don Kişot, bir çok edebiyat okurunun sandığının aksine, 50-60 sayfalık bir çocuk masalı değildir. Kitap sağlam kurgusuyla yetişkinlere yönelik yazılmıştır. Ülkemizde ilk kez İspanyolca aslından tam metin olarak Roza Hakmen'in çevirmenliğinde ve Mine Urgan'ın düzeltmenliğinde Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisinde, Don Quijote La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade adıyla Yapı Kredi Yayınları tarafından 886 sayfalık bir çeviriyle yayınlanmıştır.

Söz konusu romanın baş karakteri olan Alanso, İtalya'da Mancha eyaletinde, küçük bir köyde yaşamaktadır. Sürekli olarak şövalye öyküleri okuyan Alanso, zamanla dünyayı şövalye öykülerinde olduğu gibi görmeye başlar. Eski çağlardaki şövalyeliğin canlandırılması gerektiğine inanır. Bir gün, aklını iyice yitirir, kendisini son gezgin şövalye zanneder. Kafasında bir tas, elinde kılıç sandığı bir sopa, üzerinde paslı bir zırh ve cılız atıyla yola çıkar Alonso. Amacı eski çağlardaki şövalyeliği yeniden ortaya çıkartmak ve ezilen halkı kurtarmaktır. Oysa bakıldığında o yalnızca bir şövalyenin karikatürü olabilecek kadar şövalyedir. Maceradan maceraya atılmak ister, bunun için de tıpkı şövalyelerin yaptığı gibi kendine bir isim seçer; Don Kişot. Zihninde canlandırmaya başladığı hayal parçaları tamamlanmaya başlar. Eksik olansa mekânlar ve düşmanlardır. Köhne bir han birden şövalyelik töreni yapılan bir şato olarak görünür ona, buradan çıktığında yol arkadaşı olacak saf karakterli Sancho ile karşılaşır ve onu türlü vaatlerle kandırır. Düşmanlarını da bulur yolculuk sırasında, yel değirmenleri, koyun sürüsü, makineler...

Akıl hastalığı boyutuna varan hayalleriyle ve kendi yarattığı dünyasındaki mutluluğuyla ün yapmaya bile başlar Don Kişot. Ama olaylar nedense insan dışındaki varlıklarla iyi giderken, araya insanlar girdiğinde birden değişir ve bu değişim onun ruhsal olarak iyileşmesiyle birlikte yaşamına mâl olur.

Kitap, mizahî yönünün yanında aynı zamanda eleştiri yüklüdür. Ancak bu eleştiriyi yazarın yalnızca “ölmekte olan şövalyeliğe” karşı getirdiğini düşünmek doğru olmaz. Aslında uçup giden değerler karşısında hüzün doludur Cervantes. Yapacak insanî bir uğraşları olmayıp günlerini eğlenmekle geçiren Dük ve Düşes karakterleri özelinde soyluluğa karşı öfkelidir. Şövalye saf ve temiz ruhludur. İnsanlığı kurtarmak, kötülüğü yenmek gibi bir amaçla çıkmıştır yola. Don Kişot'un fark edemediği, kötülüğün artık doğa üstü olmadığıdır. Kötü olan güçlü kişilerdir ve onlara karşı girişilen savaştan bir idealistin tek başına galip çıkması mümkün görünmemektedir. Yazarın kitapta Don Kişot özelinde asıl vurgulamak istediği bu. Zaten bu nedenledir ki Don Kişot bir roman karakteri isminden çok, haksızlık karşısında umutsuz mücadelelere girişen kişilerin nitelemesi olmuştur.

Türkler ve Osmanlı Devleti hakkında da sözlerin yer aldığı bu eser, oldukça akıcı ve anlaşılır bir yazım şekline sahip ve gerçekten her edebiyat severin okuması gereken bir klasik.
488 syf.
·43 günde·Beğendi·10/10
Edebiyatın ve sinemanın en önemli anlatım (narrative) kuralları Don Kişot'ta çok önemli bir rol oynar, Cervantes öykü boyunca anlatım perspektifleri ve mesafeleri ile ustaca oynayıp, kurgu içinde kurgu yaparak okuyucuyu kurgusal bir oyun içine sokar. Don Kişot'u dünyaca ünlü yapan ve modern romanın kurucusu yapan şey de budur.

Anlatım mesafesi ve anlatım perspektifi bir eserde anlatıcının yaşanan olaya ve okuyucuya karşı konumlanışı, diğer bir deyişle hikayeyi kimin anlattığı ve kimin gözünden olaya tanık olduğudur.

Don Kişotun kendisi kurmaca bir karakterdir. Ama bu kurmaca karakter, okuduğu kahramanlık romanlarının etkisi ile kendisine kurmaca bir karakter yaratır ( kurmacanın içinde kurmaca)

Romanın girişinde öyküyü anlatan kişi, kendi köyünde Don Kişot adlı birisinin yaşadığını ve okuduğu kahramanlık öyküleri sonucunda, okuduğu öyküye dönüştüğünü belirterek, olaya sanki ilk elden tanık olmuş gibi anlatır ama öykünün devamında birden bire "ünlü tarihçinin anlattığına göre Don Kişot okuduğu romanları..." ifadesini kullanarak birden bire sanki kendisi de olanlara yakından tanık olmamış, başkasının tanıklığından dolayı anlatmış gibi , yaşanan olaya mesafe koyar ve hikayenin anlatıcı kipini değiştirir.

Roman boyunca bu anlatım kipi sürekli değişir. Örneğin Don Kişot okuduğu kahramanlık hikayelerin etkisiyle, gerçek hayatı bir masal gibi yaşarken, zamanla onun hikayelerinin ağızdan ağıza anlatılmasına tanık olur ve ününün yayıldığını zannederek çok hoşuna gider. Ama duydukları, yaşadıklarından çok farklıdır. Don Kişot ise hikayenin öyle yaşanmadığını belirterek, anlatıcı olarak hikayeyi baştan kurgular, arada da okuyucuyla sohbet ederek, hikayenin doğrusu açıklar. Roman boyuncada yazar hikaye arasına girerek yaşananların gerçek olmadığını , başka bir şekilde olduğunu söyleyerek okuyucuyla birebir diyalog kurar.

Cervantes Don Kişot'da anlatım kipleriyle oynamanın dışında, siyasi, dini kahramanlık hikayeleriyle, mitolojik öykülerle de ironi yoluyla dalga geçer. Aslında Don Kişot'un okuduğu öykülerin bizdeki Kara Murat serileriyle sinemaya aktarılan abartılı, kurgusal tarihi kahramanlık öykülerinden hiçbir farkı yoktur.

Don Kişot kendisini dünyaca ünlü bir şövalye olarak kurgularken başına gelen birbirinden trajikomik olaylar, Cervantes'in üstün kurgusunun, incelikli ironisinin ve mizahının bir göstergesidir.

Tek kişilik krallığında, krallıkta önemli bir rol oynayacağı vaadiyle kandırdığı gariban Sanço Panzayı yanına aldıran bu kurgu kahramanın öyküsü, yüzyılın en başarılı öykülerinden birisidir ve başucu eseri olarak okunmalıdır.
488 syf.
Bir süreliğine, bir değirmen kenarında veya bir korulukta dinlenerek olmasa da ara vermek zorunda kaldığım Manş'lı Don Kişot'un maceralarını bitirmiş oldum. Bunu, okumamın uzun zaman almasından dolayı sürükleyiciliği olmayan bir kitap olarak algılanmaması açısından dile getirmek istiyorum. Kitaba başladığımda, yayınevinden ötürü (Boyut Kitapları - Dünya Klasikleri) "acaba çeviride sıkıntı olur mu?" tereddüdü yaşasam da, anlaşılabilirliği ve akıcılığı etkileyecek bariz hatalara rastlamadım. İçeriğe gelecek olursak, bu kitabı iki farklı yönden değerlendirmek isterim. Biri, birçoğumuzun okurken zevk aldığı, Don Kişot ve Sanşo'nun başlarına gelenlere gülüp eğlendiği, maskaralıklarıyla dalga geçtiği ve şövalyemizin Dülsine'ye olan aşkıyla dertlendiği yönü. Bir diğeri ise, her ne kadar ilk düşünceye sadık kalmak isteğiyle kitaba devam etmek istesem de zihnimi çevreleyen, kendine zararından çok hepimize zararı dokunan çakma Don Kişot'ların getirdiği huzursuzluk hissi. Bu Don Kişot'lar ki, kendini şövalye sanarak hayali canavarlar yaratır, onların üzerine yürüyüp kahramanlık taslar, yenilgilerinde kabahati büyülere ve büyücülere atar, düşüncelerinden asla taviz vermez, yalnız süslü laflarla etrafındakileri etkilemeyi bir şekilde becerir. Fakat kitap da gösteriyor ki kendini dev aynasında gören bu Don Kişot'ların suyuna giden bazı oyunbazlar, onları maymuna çevirmekte pek de muktedirlerdir ve bu Don Kişot bozmaları ile tenha köşelerde dalgalarını geçmektedirler. Neyse... Bu yönüyle bakmaya devam edersem, zavallım şövalyemiz Don Kişot'a haksızlık edeceğim, o yüzden hikayeye odaklanmak en iyisi. Sonlara doğru, kahramanımızın başına gelenler ve hikayenin dönüşümü, hayatta bir amacın olması gerektiğini çok güzel özetler nitelikteydi. Nitekim, o amaca erişmek de o amaçtan sapmak da insanı acayip bir boşluğa sürüklemekte. Westworld'ü izleyenler bilir, Dr. Robert Ford'un anlattığı tazı hikayesi buna güzel bir örnektir. Amaca giderken ölmek, amaçsızca ölmek, amaçladığını başarıp bir boşluk halinde ölmek... Her bir senaryo, kaderin cilvesi de olsa nihayetinde olacak olan hep ölüm...
Efenim... Bu aralar yazdığım incelemelerin sonunu pek bağlayamadığımı düşünüyorum, bir nevi "Grange Sendromu" olabilir bu. Yine güzel bir kapanış konuşması yapamayacak olmanın can sıkıntısı ile size sadece bu güzel eseri okumanızı, daha sonraki bir zamana ertelememenizi tavsiye ediyorum. Eee, ne de olsa geç gelen aklın, sahibine pek de bir faydası dokunmuyor. Haydi keyifli okumalar...
920 syf.
·Beğendi·9/10
“Don Kişot mu? Hani ilkokulda okumuştuk, şu çelimsiz atının üzerine binen ve değirmenlere savaş açan hayalperest şövalye oydu deme?” Evet, o şövalye Don Kişot’ tu ama size temin ederim ki; sadece bir başkahraman olmadığını büyüyünce kitabın tam metnini okuyup, üzerine onlarca araştırma yaptıktan sonra anladım. Sadece bir kitap değildi, çünkü çağımızın en çok okura sahip olan “Roman” türünün başlangıç noktasıydı. 1700 veya 1800’lü yıllar değil tam 1605 yılı, ondan önce Avurpa’ da destan veya şiir türü meşhurdu, yani bu kitap bir devrim niteliğindeydi. Mesela, o dönemde yazılan bir kitabın başkahramanı Prens mi? Kesinlikle onurlu olmalı, mazlum mu? Muhtemelen o da dertli olacaktı. Ama bu kitapta yine ilginç bir şey var; Don Kişot şövalye olarak tanımlanıyordu ama gerizekalının önde gideniydi. İşte Cervantes ilk defa bir kahramana “İroni”, yani tutarsızlık özelliğini yüklemişti. (Kişi analizinin derinleşmesi adına önemli bir nokta). Ayrıca Materyalizm, İdealizm ve ütopyen Sosyalizm’ in ilk örneklerindendi. Batı Avrupa Edebiyatı, onunla Altın Çağı’na girmişti. (…) (Açık konuşmak gerekirse; notlarımda bu tarz onlarca kayda değer özellik var ancak yazının bu bölümünden sonra sizi sıkmamak için yazara dair ilginç olaylara önem vereceğim.) Cervantes, İnebahtı Savaşı’nda Osmanlı’ ya karşı savaşıp sol kolunu kaybedip ağır yaralar almış ve 5 yıl esir olarak Osmanlı himayesinde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Ancak Cezayir’de yaptığı hırsızlıktan dolayı hapse mahkum edilmiştir. İşte Don Kişot’u orada yazmış ve Türklerin etkisinde kaldığı için kitabında (Ben ilk defa rastladım) yüzü, belki de iki yüzü aşkın defa “Türk” ifadesini kullanmıştır. Hatta bu etki daha da devam etmiş ve Osmanlı hakkında olan ancak Don Kişot’un gölgede bıraktığı “Yüce Sultan” adlı eseri kaleme almıştır. Aslında kitabın büyüklüğü önsözde yer alan: “Hiçbir yazar yoktur ki, bu kitaptan etkilenmesin.” ifadesinden anlaşılıyordu. Dostoyevski’yi bile örnek vermişlerdi, ne büyük idda değil mi? Açıkçası ben de onlara katılıyorum Ben Don Kişot’un tam metnini (Yapı Kredi Yayınları’ndan) tavsiye ediyorum, gerçekten her okur için güzel bir tecrübe.
290 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Dünyada en çok okunan romanlardan biri :"Don kişot" . Bunu duyunca kitabı ve içindekileri merak ettim ve okudum. Hayatımda gördüğüm en değişik yazılmış kitap. Okurken (kitabı) çok değişik bir duyguyla okudum. Şizofren bir kahraman ve saçmalıkları :) ... Kitabı okuduğum zaman daha bitirmemişken hayal kırıklığı oldu bende çünkü daha bir şey çıkaramamıştım ve nasıl bu kadar okunduğuna şaşmıştım. Kitabı okudum ve şöyle bir şey çıkardım daha doğrusu çıkarmak istedim diyelim:" İnsanlar bir hayal kurunca onları o hayal aleminden söküp atanlar vardır. Bunlar alaylarla , yalanlarla acıtarak yapılır. kendimizi hayal aleminden biz değil , insanlar çıkarır vs vs." gibisinden bir düşünceye kapıldım ama araştırmak gerekiyormuş ve buda ders oldu. kitabı araştırarak gelseydim daha tatlı ve güzel olacakmış.Bu düşüncemi hocama sorunca hocam bana açıkladı. Kitap orta çağda olan şovalyeliği anlatıyor ve onların nasıl bir durumda olduğunu gösteriyor. İspanya'nın sosyal, ekonomik, dini, siyasi ve edebi durumunu verirken güldürmeyide unutmamış diyebilirim. (Burayı araştırıp yazıyorum) Aslında kitap kısaltılmış. kitap 2 ciltmiş (bunuda köşeye bir yere yazarsınız). Bunları öğrenince kitap hakkında düşüncelerim çok değişti. Birdahakine tövbeliyim kitabı araştırmadan okumayacağım. Şuanda yeniden okumak bile istiyorum.Miguel De Cervantes'in çok iyi bir gözlemci ve tabikide çok iyi bir yazar olduğu kanısına vardım. Birinin bulunduğu ortamı bilmesi ve kaleme alması güzel bir şeydir. Çok kişi yapamaz bunu. Çok okunup, çokta beğenilen don kişotu bende beğendim. Okumanızı tavsiye ediyorum diyeceğimde okumayan var mı? güldüren, öğreten bir kitap. Çokta eski bir kitap ve günümüze kadar gelmiş (1615) yıllarında. Bir okuyun derim .:.:.:.
920 syf.
·30 günde·10/10
Yaklaşık 900 sayfalık bu eser sadece kahramanımız Don Quijote’nin herkesin bildiği çocuk romanında bahsi geçen yel değirmenleri ile savaşmasını anlatmıyor. Yel değirmeni olayı kitabın başında çok küçük bir yerde mevcut. İlk bölümü 1605 yılında basılmış ve o dönemde yazılan boş ve yalan olduğu düşünülen şövalye kitaplarını eleştirmek için yazılmış. Şövalye kitaplarını yine bir şövalye kitabı ile eleştirip bu kitabın dünyanın en çok okunan ve bilinen kitabı olması bu kitabın ne kadar büyük bir eser olduğunu çok açık gösteriyor.
Yazar Cervantes 1571 yılında İnebahtı Savaşı’nda Osmanlılara karşı savaşmış ve esir düşmüş. Cervantes eserinde kendi hayatından kesitleri yansıtırken Türk ve Osmanlı kelimelerini de sıklıkla görüyoruz.
Don Kişot kelimesi bize Reşat Nuri Güntekin çevirisinden kalmış. Asıl okunuşu “Don Kihote” şeklindedir. Hatta donkişotluk kelimesi TDK sözlüğüne bile girmiş ve anlamı romanı özetler nitelikte; “Gereği yokken kahramanlık göstermeye kalkışma durumu”
Hikaye içinde hikaye var. Bazı hikayeler o kadar uzun ki başka bir kitap bile yazılabilir. 900 sayfadan sakın korkmayın ve gözünüzde büyütmeyin. Çok eğlenceli ve akıcı bir kitap. Her yaştan herkesin okumasını kesinlikle tavsiye ediyorum. Yorumumu José Ortega y Gasset‘in bu kitap için söylediği muhteşem sözlerle bitiriyorum.
“İnsan onu hayatında üç kez okumalıdır. Kahkahanın kolayca dudaklara fırlayıp duyguları harekete geçireceği gençlikte, mantığın hakim olmaya başladığı orta yaşta, her şeye felsefe açısından bakıldığı ihtiyarlıkta...”
488 syf.
·20 günde·Beğendi·10/10
Don Kişot
Dünya edebiyatında ilk modern roman olarak yerini almış olan kitap günümüzde bile bir çok romana taş çıkartacak niteliktedir.
Dünya klasiklerinden olan Don Kişot yazı diliyle çok akıcı bir dilde yazılmış. Sayfalar hızlıca ilerliyor. Açıkçası kitaptan hiç sıkılmadım ve çok keyif aldım.
Kitabın giriş kısmında yazarın sizle ufak çapta bir sohbetini okuyorsunuz. Çok samimi bir dille yazılmış olan bu bölüm yüzünüzde ufak bir gülümsemeye neden olabilir.
Kitabın karakterlerine gelecek olursak Allonso namıdiğer adıyla Don Kişot okumayı çok seven, tam bir kitap kurdu olan kahramanımız sizlerin de gönlünde taht kuracaktır. Ancak ne yazıkki okuduğu kitapların etkisinde fazla kalmış ve gezginci şövalyeliğe soyunmaya karar vermiş. Yaşadığı maceralar kitabın temelini oluşturuyor zaten.Bu arada Don Kişot karakterinin bilge bir deli olduğunu da söylemeden geçmeyelim. Kendisi konuşmalarıyla ve hareketleriyle herkesi kendine hayran bırakırken konu şövalyeliğe gelince tam bir deliye dönüşüyor.
Diğer karakterimiz ise Sancho Panza ünlü şövalyemizin seyisi. Sancho efendisinin bir deli olduğunu öğrenmekle beraber biraz da para hırsı için Don Kişot 'un yanında bulunmakta. İkisi o kadar tatlılar ki onları beraber düşünmemek büyük ayıp olur.
Kitabı bitirdiğinizde şöyle kalbinizde bir sızı hissedeceksiniz ne yazıkki bir misafirliğin daha sonuna gelmiş bulunmaktasınız. Daha önce böyle bir misafirlikte bulunmadığınızı da belirtmek istiyorum.
Kitabı açın ve bu dünyaya sizde bir göz atın derim.
İYİ OKUMALAR
"Eskilerin altın çağ dedikleri çağ ne mutlu bir çağmış, ne mutlu yüzyıllarmış. İçinde bulunduğumuz demir çağda bu kadar değerli olan altın, o talihli çağda kolaylıkla bulunabildiği için değil; o çağda yaşayanlar senin ve benim kelimelerini bilmedikleri için. O kutsal çağda her şey ortaktı; günlük besinini elde etmek için, kimsenin, tatlı, olgun meyveleriyle kendisini davet eden sağlam meşelere elini uzatıp koparmaktan başka bir iş yapması gerekmezdi. Olağanüstü bolluktaki duru pınarlar, ırmaklar, insanlara lezzetli, berrak sular sunardı. Kayaların yarıklarında, ağaçların oyuklarında, çalışkan ve becerikli arılar cumhuriyetlerini kurarlar, hiçbir çıkar gütmeden, uzanan her tatlı ele, tatlı emeklerinin verimli mahsulünü bağışlarlardı. Ulu mantar meşeleri, hiçbir araca gerece ihtiyaç olmadan, geniş, hafif kabuklarını kendiliğinden, kibarca bırakıverirlerdi; bunlarla, sırf gökyüzünün gazabından korunmak için, kaba kazıklarla destek yapılarak evlerin üstü örtülmeye başlandı. O zamanlar sadece huzur, sadece dostluk, sadece uyum vardı; kıvrık sabanın ağır demiri; henüz ilk anamızın cömert karnını deşmeye cesaret etmemişti. O kendisi, verimli ve geniş göğsünün her yanından, o zamanlar kendisine sahip olan çocuklarını doyuracak, yaşatacak, sevindirecek şeyleri zorlanmadan sunardı. O zamanlar, saf, güzel bakireler vadiden vadiye, tepeden tepeye, başları açık, üstlerinde, namus gereği her zaman örtülmesi gerekenden fazla yerlerini örtecek giysilerden başka şey olmadan, gezerlerdi. Süsleri de, şimdikiler gibi, Sur firfiriyle, çeşitli şekillerde çarpıtılmış ipekle allanıp pullanmış süsler değildi; sarmaşıklarla örülmüş birkaç yeşil pıtrak yaprağından oluşurdu; belki de bu süslerle, günümüzde saraylı hanımların, aylaklık meraklarıyla öğrendikleri tuhaf, aşırı icatlarla dolaştıkları kadar gösterişli ve gururlu dolaşırlardı. O zamanlar, ruhun aşkla ilgili kavramları, tıpkı algılandıkları şekilde, basitçe, safça ifade edilir, daha şatafatlı olsun diye yapmacıklı, dolambaçlı laflar aranmazdı. Gerçeğe ve içtenliğe hile, yalan ve kötülük karışmazdı. Adalet kendi amaçlarını güder, şimdi olduğu gibi çıkar ve iltimas amacıyla bulandırılmaya, lekelenmeye, hırpalanmaya cesaret edilemezdi. Gelişigüzel yargı alışkanlığı, henüz yargıçların kafasına yerleşmemişti, çünkü o zamanlar yargılamaya gerek yoktu, yargılanacak kişi yoktu."
Miguel de Cervantes
Sayfa 101 - Yapı Kredi Yayınları
"O şeytanca aletlerin, yani topların korkunç gazabından mahrum olan yüzyıllar, ne mutlu çağlarmış! Mucidi, bana kalırsa, şeytanca icadının mükafatını cehennemde görüyordur; onun yüzünden, korkak, sefil bir yaratık, yiğit bir şövalyenin canını alabiliyor; cesur yürekleri tutuşturan, canlandıran heyecanın ortasında, nasıl, nereden geldiği belli olmadan, isyankar bir mermi, belki de lanet olası alet ateşlenirken çıkan parıltıdan korkup kaçan biri tarafından gönderilerek, bir anda uzun yıllar yaşamayı haketmiş birinin düşüncelerini kesiveriyor, ömrünü noktalıyor."
Miguel de Cervantes
Sayfa 337 - Yapı Kredi Yayınları
Hayatım bir anlam kazansın istedim, yatakta can vermek istemedim ve bu ateşten gömleği ben gönüllü giydim.
Gerçek hayatı kazanmanın, ten sevdasından geçmekle olacağını kimseye anlatamadım.

Kutsallarım çiğnenmiş, bencillik almış yürümüş; başkaları için yaşamak unutulmuş ve duyarlılık sinelerden kovulmuş, hal böyleyken ben... nasıl çıldırmayayım Rosinante?

Koş Rosinante! Fethedilecek daha çok kale var, koş!
- Evet Sanço dostum. Galyalı Amadis'in tövbe ve çilesini taklit etmek devleri tepelemekten, ejderleri öldürmekten ve ordularla savaşmaktan daha kolay değil midir? Değil mi ki Amadis bu vasıta ile bunca zaferler kazandı; ben de onun gibi yapacağım.
- Belki hakkınız vardır Senyör, fakat bana öyle geliyor ki bu mükemmel şövalyenin çileleri, tövbeleri ve delilikleri için birtakım sebepleri vardı; oysaki siz...
Miguel de Cervantes
Sayfa 101 - Yapı Kredi Yayınları
Değerleri ne olursa olsun bu gibi kimselerin suçluların kefaretini ödemelerine ve yola gelmelerine yardım etmek hakkımızdır. Adaleti sopa ile sevdirecek değiliz onlara. Bunun için ben bunları kürek cezasına çarptıran yargıçlarla beraber değilim. Bana göre insanları arzu ve iradelerine karşı hareket etmeye zorlamaktan daha çirkin bir şey olamaz.
Miguel de Cervantes
Sayfa 89 - Yapı Kredi Yayınları
Neden ağaçlara,kırlara,ırmaklara kısaca tabiatın güzelliklerine adadığım güzelliğimi erkeklere adama mı istiyorsunuz? Ne kimsenin emri altına girmeyi ne kimseyi sevmeyi, ne kimseden nefret etmeyi, ne de kimse ile alay etmeyi düşünmüyorum.
Bu hayata ilişkin şeylerin hep aynı durumda kalacaklarını düşünmek yersizdir; aksine her şey sanki devirler halinde dönüp durur: ilkbaharı bahar izler, baharı yaz, yazı sonbahar, sonbaharı kış; zaman bu sürekli çarkla birlikte döner

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Don Kişot
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752522053
Kitabın türü:
Orijinal adı:
El Ingenioso Hidalgo Don Quijote De La Mancha
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Büyülü Fener Yayınları
"Dövüşe hazır olun sizi dev sefiller!" diye bağırdı Don Kişot. Dişlerini gıcırdatarak en yakındaki yel değirmenine doğru koşmaya başladı. Fakat mızrağını değirmenin dönen kanadına fırlattığında, silah paramparça oldu ve devasa bir kol şövalyeyi atının üzerinden alıp havaya fırlattı. Don Kişot; şövalyeler ve canavarlar hakkında öyle çok kitap okumuştu ki en sonunda aklını yitirdi ve bir şövalye olmaya karar verdi. Sanço Panza'yı da yanına yaver olarak işe aldı ve okurları asırlar boyunca hayrete düşüren bir maceraya atıldı.

Kitabı okuyanlar 5.614 okur

  • Doruk erolçevik
  • İpek Unutmaz
  • Esteban

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları