Adı:
Dönüşüm
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
48
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059479165
Orijinal adı:
Die Verwandlung
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kurukafa Yayınevi
“Bir kitap başımıza inen bir darbe gibi bizi sarsıyorsa neden zahmet edip okuyalım ki?” Franz Kafka 3 Temmuz 1882 - 3 Haziran 1924… insan ömrü için açılmış kırk yıllık kısa bir parantez ve bu kısa aralıklı paranteze sığdırılan ömre derinlik katan yedi eser, bunların yanında tamamlanmamış üç roman, iç dökümü yüzlerde mektup… Gotik öğelerle bezeli Gregor'un öyküsü, birey ile muktedir arasında yaşanan çatışma döngüsüne ve yabancılaşmanın tekinsizliğine dair bit manifestodur. Dönüşüm, kurmacanın sınırlarına giren pek çok olguyu ve kavramı harmanlayarak sunan bir yapıt olması yönüyle metin odaklı eleştiri noktasında okura özel özgürlük alanları açar. Bu nedenledir ki gerek liselerde gerek üniversitelerde okuma listelerinin vazgeçilmezleri arasındadır. Bu vazgeçemeyişin gizi Dönüşüm'ün alt metinlerine sızmıştır. Eserin sonunda fark ederiz ki trajik olan Gregor'un başına gelenler değil, eserde açmaz olarak sunulan insanlık sorunlarının aradan geçen onlarca yıla rağmen geçerliliğini koruyor olmasıdır. Kafka, öyküsel manifestosunu yapılandırırken ironinin olanaklarını da göz ardı etmez.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Franz Kafka'nın; böcek metaforu üzerinden, ana akımından ayrılana karşı, toplumun duyduğu hoşgörüsüzlüğü, dışlanmışlığı vurgulayan, herkes gibi olmak istemeyenlerin yaşadığı trajediyi anlatan, farklılıklara duyulan tahammülsüzlüğü gözler önüne seren şahane bir eseri. Herkesin okuması, kütüphanesinde bulundurması ve önermesi gereken bir klasik.
80 syf.
·10/10
"hayatta her insanın kendini gregor samsa gibi hissettiği zamanları olmuştur"

kafka'nın sembolizmin ve soyut düşüncenin dibine vurduğu hikaye. fiziki bir değişiklikten yola çıkarak, belki de duygu dünyamızda bunun binlerce katı ters değişiklikleri ne kadarda doğal karşıladığımızı yüzümüze vurur. düşünülenin aksine değişen gregor samsa değil, ailesi ve çevresindekilerdir bana göre.

yazarın tam olarak ne anlattığından çok sizin ne anladığınıza bağlı bir kitap.hayatınızın her döneminde, her her okuyuşunuzda, yeni bir şey bulursunuz içinde, hayatınızdaki her dönüm noktasında, ilkokuldan liseye, liseden üniversiteye, her dönemde bir şeyler katar bu kitap size. hep kendinizden bir parça bulursunuz.

bir insanın böceğe dönüşmesiyle bir böceğin insana dönüşmesi arasındaki ayrımı düşündürür ilk başta.
sistemin çarklarından biri olursan, yaşarsın. Ama özgürlüğünü, sistemin belirlediği sınırlar dahilinde yaşamak zorundasındır. eğer çarktan ayrılmayı seçersen asıl özgürlüğü yakalamışsın demektir. ama bu sefer de toplum tarafından dışlanırsın. insanlar, onlara yük olduğunu sana hissettirmekten kaçınmazlar. psikolojin dağılır, yalnızlaşırsın ve sonunda ölürsün. en acısı da, kimse pek üzülmemiştir ölümüne. kurtulmuşlardır senden çünkü…

insanlara faydan dokunuyorsa onların herhangi bir ihtiyacını karşılıyorsan, sevilirsin, sayılırsın. eğer bir faydan dokunmuyorsa ve hatta zararın dokunuyorsa insanlar tarafından yavaş yavaş dışlanırsın. ilişki bu duruma geldiğinde artık onların umrunda olmuyorsun ve gözlerinde bir böcek olarak görünüyorsun sadece.

bunu hayatınıza da uygulayabilirsiniz. siz insanlara iyilik yapsanız da bu iyiliği kestiğiniz vakit karşı tarafın takındığı tavrın bir anda nasıl değiştiğini görebilirsiniz rahatlıkla. iyilik artık mesuliyete dönüşür…
  • Satranç
    8.7/10 (15.466 Oy)15.611 beğeni49.539 okunma4.540 alıntı197.509 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (15.921 Oy)19.227 beğeni56.337 okunma8.627 alıntı407.387 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (12.612 Oy)13.498 beğeni42.267 okunma2.094 alıntı161.203 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (12.728 Oy)14.077 beğeni45.510 okunma6.617 alıntı180.270 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (12.468 Oy)14.558 beğeni44.505 okunma5.053 alıntı240.348 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (24.200 Oy)29.633 beğeni74.585 okunma10.426 alıntı279.977 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (13.824 Oy)16.076 beğeni44.894 okunma3.087 alıntı201.571 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (9.537 Oy)9.751 beğeni35.078 okunma2.106 alıntı171.048 gösterim
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
    8.5/10 (11.063 Oy)10.825 beğeni36.348 okunma5.365 alıntı288.570 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (10.073 Oy)10.850 beğeni31.025 okunma7.856 alıntı144.654 gösterim
74 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye edeceğim YouTube kanalımda Dönüşüm kitabını yorumladım:
https://youtu.be/rTU8zWtG9tw

İnsansız hayat aracı.

Yeter ki yatakta hiçbir şey yapmadan kalmamak. Her zaman bir şeyleri seçme zorunluluğuna itilmelerimiz. Ayağa kalkabilmek için ellere ve kollara ihtiyacı olmak. Sistemin bize sunduğu somut sınırlardan soyutluklarımızı kullanarak sıyrılamamak. Samsa kelimesinin bir börek çeşidi anlamına gelmesi. Belirsizliğin çekiciliği. İnsanlarla iletişim kurarken yaşanan, asansörlerde zamanın bir türlü geçmemesi gibi oluşan iletişim fobisi. Dünyadaki yaşamış, yaşıyor olan ve yaşayacak her insanın bir tane bile olsa böcek ezmiş olması ve yine bir tane bile olsa böcekten tiksinmiş olmaları.

En tatlı sabahlar içsel devinimlerle başlar. Dünyanın o ruhu ezen kaosu ve gürültüsü hepimizin ruhlarını bir böceğe dönüştürür. Aslında her gün metrobüslere, arabalara, mezarlara, mağazalara, oy kullanmaya, okullara ve işimize ruhlarımız böcekleşmiş olarak gideriz. Daima bizleri A noktasından B noktasına götürmeye şartlanmış insansız hayat araçları içerisinde bulunuruz. İnsansız hayat aracı dediğim de aslında ruhun ta kendisi. Ne kadar insanlıktan uzak, o kadar yere yakın.

Tin Suresi 4.ayetinde geçtiği gibi "Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık." cümlesinden insanların yaratılışının güzelliğine, 5.ayetinde geçtiği gibi de "Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik." cümlesinden dönüşümün ta kendisine ulaşıyoruz! Acaba dıştan o kadar tiksinç görünen böcekler aslında onlarca altın orana sahip, en güzel biçimde yaratılan insanlardan daha mı masumlar yoksa? Gerçekten, biz neye dönüşüyoruz? Bu kocaman beton yığınlarını dünyaya yığan, bütün belaların baş sorumlusu insanoğlu yolculuğuna böyle nereye kadar devam edecek? https://www.youtube.com/watch?v=WfGMYdalClU

Peki, son ağaç kesildikten, son nehir zehirlendikten ya da son balık yakalandıktan sonra mı anlayacağız paranın yenmiyor olduğunu? Ya da dönüşmeyen tek şeyin dönüşümün ta kendisi olduğunu? Esas şaşırdığım şey de bizleri doğurmuş olan insanların bizler için demiş olduğu nurtopu gibi lafından sonra kintopu ve paratopu olan insanlara dönüşmüş olmamız. O gözleri açılmamış bebeklik hallerinden sonra gözleri açılan canavarlara dönüşmemiz. Keşke bir böcek olup da bu olmuş, oluyor olan ve olacak olayların hiçbirini görmemek isteyişlerimiz.

Kafka'nın Dava kitabındaki K.'nın o bitmeyen merakının sürecinde gittiği yukarıdaki kasvetli sistemdeki insanların aşağıda duran K'ya baktıklarında nefes alamamaları ve ölecekmişçesine hissetmeleri gibi, Samsa'nın etrafındaki insanların -yani biz, hepimiz!- her birisi de olabildiğine rütbeli, olabildiğine ego sahibi, olabildiğine kibirli, olabildiğine iyi arkadaşlıkların ve sevgilerin sahibi, olabildiğine para ve güç sahibi olmayı ister. Beklemediğiniz, tanışmadığınız ve yüzleşmekten korktuğunuz o sistem sizi eninde sonunda odanızda bulur ve sizi bir paranoyağa, böceğe ya da apeirofobik bir insana dönüştürene kadar da hiç durmadan o duyulmayan sesini çığırmaya devam eder.

Dönüşüm benim açımdan Kafka'ya ait esrarengiz bir kaçış romanıdır. Kaçış fakat bastığı toprağın üstündeki acılardan farkında -nereye kaçarsan kaç- kaçamayacağın bir kaçış. Öyle ki, dönüşümün nedeninin bile hiç sorgulanmadığı, aynen kabullenildiği bir kaçış. Eski muhabbetlerin samimiliğinden ve aile yaşantısının güzelliğinden, statik ve katı bir duygusuzluk hayatına doğru alınan yoldan kaçış. Otoritenin psikolojik, spiritüel ve ekonomik olarak bizlere biçtiği rolün sömürgesinden 1984vari bir kaçış.

Peki, böcek mi toplumdan çıkar yoksa toplum mu böcekten?
80 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Dönüşümü rastgele elinize alıp okursanız sizin için bir şey ifade etmeyebilir hatta bu adam ne yazmış diye yarıda bile bırakabilirsiniz fakat okumadan önce kitap hakkında ufak bir inceleme yapmalısınız yazılış amacını biraz çerçeve etmelisiniz sonra okuduğunuzda ayrı bir bakış açışı yakalamış olup o bakışla kitaba hakkettiği değeri verebilirsiniz
80 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Aslında bu kitap okumak istediğim kitaplar arasında yoktu. Kitapçıda ucuz, ince olduğunu gördüm, çok okunduğunu da bildiğim için aldım. Bu kitabı okumak istemiyordum çünkü hamamböceklerinden nefret ederim ama aldığım için okudum. Okurken midem bulandı. Gözümün önünde dev gibi hamamböcekleri görür oldum. Çok gerçekçiydi... Bir yazar kendini bir böceğin yerine nasıl bu kadar iyi koyabilir, şaşırdım.

Kitap kapağı ve kitap ismi ancak bu kadar güzel kitabı anlatabilir. "Böceğe dönüşen insan" herkes en azından bu kadarını bilir bu kitap hakkında ama okuyunca durumun farklı olduğunu görürsünüz. İnsan'a bir böcek olduğunu hissettirir bazı aileler, kişiler. Acaba aslında böcek olan kişiler bu duyguyu hissettirenlerin kendileri midir? Bir insan en yakınları olan ailesinden saygı görmez ise kendini değersiz bir böcek gibi hissetmez mi? Çok hasta olduğunuz da, işiniz basit bile olsa, yaptığınız tek olumlu şeyi, kendinizi iyi hissettiren işinizi yapamıyorsanız ve müdürünüz sizin gibi çalışkan, dürüst birine inanmaz ise kendinizi nasıl hissedersiniz? İşte bu kitapta okuduğunuz satırların duygularını hissedeceksiniz? Yıkılmış olan bir gencin, Gregor Samsa'nın acı dolu hikayesini okuyacaksınız. Mutlaka okuyun, böceklerden tiksinseniz bile...
80 syf.
·10/10
"Herkes 'sürüye' katıldığından ötürü güven içerisinde, ...sınırları 'iyice' çizilmiş bir yaşam."

Kafka'nın (1920-23) Jonouch'la konuşması


Öncelikle Dönüşüm, sayfa sayısının azlığına, üslubunun görünüşteki yalınlığına karşılık deyim yerindeyse öyle kolay yutulur lokma değil.

Kolay yutulur lokma olmamasına rağmen neden bu kadar çok okunduğuna gelirsek; Ahmet Cemal bu konu da kitabın sayfa sayısının azlığını, kitabın ince olmasından dolayı çok okunuyor denilmesine karşı çıkıyor. Bu çok okunmayı başka bir olgu da aramak gerektiğini bununda eserin 20.yüzyılın başlarında kalema alındığı yıllarda toplumların  artık 'insan' kavramının niteliği konusunda arayışa girmelerinin eserin çok okunmasına neden olduğunu belirtiyor.

Evet katılabilirim ama insanın niteliği bağlamında kitabı okuyan kesim o yıllarda Avrupa toplumları idi. Günümüz de bence çok okunması sayfa sayısının azlığı gibi geliyor insanlar bir oturuşta okuyup bitirebilecekleri eserleri hele ki bir de bu çok okunanlardansa  hemen aradan çıkarma gibi bir  eğilimle okuyorlar.

Kaldı ki çok okunmasına rağmen bu kadar simgelerin yoğun olduğu ve Kafka'nın eserlerinde oluşturduğu iki dünyayı da

-Günlük yaşam ve
-Doğaüstü kaygının dünyası

dikkate alırsak eğer eser Kafka'ya değilde başka birine aitmiş gibi simgelere takılmadan düz okuyup ilk anlamıyla eseri anlamlandıranlar bu klasiği çok 'basit' görüp 'abartıldığını' bile düşünebiliyor.

Oysa Dönüşüm Ahmet Cemal'inde belirttiği gibi kolay yutulur lokma değil.
Kolay yuttuğunu düşünenler sadece
Günlük yaşam penceresinden bakıp anladıklarını sanabilirler.(ki bu da yanlıştır diyemem.)
Kafka'nın farklı bakış açıları ile 2 kez okunulmasını bazı yazarlar tavsiye ediyorlar. Yoksa sıradan bir uzun hikâye gibi görebilirsiniz.

Öykü 'sürüden' (Toplum) ayrılmaya başlayan
Gregor Samsa'nın böcek metaforu üzerinden :
- Aile yapısı ve
- Toplumsal yapıyı ayrıntılı olarak eleştirmektedir. Bu eleştiriler nesnel bir boyuttadır.

===============Spoiler=================

Gregor Samsa'nın böcek olarak uyanması ile başlayan öykü böcek olarak uyanmasına çok şaşırmayan Gregor'un işe gitmek için kurduğu alarmı duymadığının farkına varması yani insanın toplumsal bakımdan 'kullanım talimatlarına' uymadığını fark etmesiyle bir telaşa kapılması ve işe gidememesi üzerine ailesinin tepkisi ve müdürünün eve gelmesiyle bu 'uyanış' sürecine verilen tepkiler ile devam ediyor ve Gregor'un ölümüyle sonlanıyor.

"Biraz daha uyusam ve bütün bu saçmalıkları unutsam nasıl olur."

Uyuma fikri şüphesiz ki Gregor için bir fiziksel süreç değildir. Çünkü Gregor artık aile ve toplumun baskıcı yapısına karşı 'başkaldırmıştır.'
Gerçek bilinç yerine geldiği için uyumanın ona fayda vermeyeceği gün gibi ortadır zaten Kafka'nın onu yeniden uyutmasını beklemiyoruz.

Müdür bey:" Hiç iş yapılamayacak bir mevsim yoktur, Bay Samsa asla da olmamalıdır."

Onu böcek olarak gören müdürünün kabullenemeyişi ve yüzüne bile bakmadan sırt dönüp gitmesi toplumsal işleyişi aksatan insanların bahanelerinin dinlenmeyeceğini gerek duyulmadığını gösteriyor.

Müdür giderken Gregor'un kız kardeşi evde olsaydı eğer:
"kız kardeşi evin kapısını kapatır ve holde Müdür Bey'in  korkusunu yatıştırırdı." diye düşünmesi bunun nasıl bir yatıştırma olacağını söylememe gerek yok sanırım toplumda belirli bir mevki anlamda üstünlüğü olanların diğer bireylere nasıl baktığını görebiliriz.

Simgelere de göz atmak gerekirse
Gregor'un odasında asılı bulunan

Kadın resmi: Ailesine bakma sorumluluğu ve iş baskısı yüzünden özel hayatının olmamasını yani cinsel bastırılmışlığı gösteriyor o resmi almaya çalıştıklarında karşı konulamaz bir şekilde resmi saklamaya, vermemeye çalışmasıda bastırdığı duygunun ne denli güçlü olduğunu gösteriyor bize.

Merdiven: İçinde bulunduğu durumdan kurtulmanın zorluğunu labirent şeklinde belirtilmiş.

Ve 4 5 kez 'pencere' vurgusu yapılmış bu da hapsedilmişliği yani özgürlüğü pencere ile simgelemiş. "Pencereden bakmanın iç dünyasında filizlendirdiği özgürlük duygusunu anımsamasıydı." (Can Sayfa 49)

Gregor odasına girdiği zaman karanlık dışarı çıktığı zamansa aydınlık olarak görsteriliyor.
Gregor hayattayken odasının çok karanlık ama öldükten hemen sonra aydınlanması ailenin ve toplumun 'uyanışı' yani başkaldırmayı kabul etmemesini tam tersi şeklinde gösteriyor.

17 yaşında olan 'işsiz' kız kardeşinin ilk başta ona sahip çıkması sonra da evden gönderilmesini istemesi ise kız kardeşinin işe başlaması yani sürüye katılıp toplumun parçası haline gelip sistemin kölesi olduktan sonra evden kovma fikrini benimsemiştir.

"acaba küçükhanım yanımıza gelip çalmak istemezler mi, çünkü bu oda çok rahat?
Baba, sanki kemanı çalan kendisiymiş gibi: Rica ederim memnuniyetle diye karşılık verdi."

Aile yapısı içinde bireyin fikirlerinin önemsenmediğini karar verme kısmının aileye bırakılmasını eleştirmiştir.

Doktor çağırılması ve doktorun geldiğine dair bir bilgi verilmemesi ise hiçkimsenin bu uyanışı anlayamayacağını Gregor'un iç konuşması ile anlıyoruz.


Eklemek istediğim o kadar çok şey var ki kısa tutmak için atladım hep ona rağmen uzun oldu.
Güncelliğini sürekli koruyacak bir eser her okudunduğunda farklı ayrıntılara denk gelinebilir. Kütüphanenizde bulunulmasını tavsiye ederim. Sisifos Söyleni'nden sonra okunması anlaşılması için daha iyi olabilir.
80 syf.
Nereden icap ettiyse artık, sitedeki Dönüşüm”ünü Kafka’nın okudum diye işaretlemişim. Halbuki inceleme yapmadığım hiçbir eseri okudum diye işaretlemeyecektim. Atlamışım. Artık ne vardıysa kafamda. Buna bir inceleme yazmak farz oldu. (Ben okuduğum zaman adı Değişim’di. Metamorfoz’u öyle çevirmişti çevirmen Türkçeye. Dile iyi hakim olanlar, Almanca özgün isminden değerlendirme yapabilir.)

Peki Gregor Samsa basit bir konu mankeni midir? Bir kitabı okumak, sadece olay örgüsünü deşifre edip zevk almak mıdır? Ya da yazarın üslubunun peşinden gitmek. Gerçi son zamanlarda güzel üslup avcısı gibi davranır olduğumu fark ettim kendimde. Yaşıma verip kendimi affettim de. Felsefi işaretlerin peşinden de gitmiyorum denemez. Bu kitap ama, inanın bana, üstüne ciltler dolusu kitap yazılıp tahlil çıkartılacak zenginliğiyle eşsizdir. İçinde ne yok ki bu uzun hikayenin? Bir yerinden gireyim. Ve görün sizi bu kitabın felsefesiyle nerelere savuracağım. Biraz didaktik takılmak benim de hakkım.

Baştan söylemeliyim ki, özellikle hiçbir fikri ve hiç kimseyi hedeflemedim.

Birçok Türk aydını ve değerli okur Gregor Samsa'nın ismine de, yaşadığı o inanılmaz dönüşüme de zihinlerini ideolojik kuma gömmüş kişiler gibi hoyratça yaklaştı yıllarca. Elbette zavallı Samsa, bir konu mankeni olursa, uzun hikayesinde kendisine önceden dayatılmış zihinsel reçetelerle yaklaşılırsa Gregor'dan, Groger, gerekirse Mregor'a da, hatta emir komuta zincirinde Dimitri'ye de Vasili'ye de dönüşebilir.

Ama yok, yok, bir işsizin yaşadıklarıyla sınırlı değildir onun dönüşümü. Memleketin birinde işsiz adamın biri böceğe dönüşmüş diye anlaşılmamalı. En basitinden zamanla sınırlanmamıştır yaşadıkları, bir iş bulup değiştiremez kaderini. Yatağından bile çıkamaz, arkasını dönmesi mümkün değildir ve sonunda da bir ısırılmış elma darbesiyle, mahkum edildiği kaderine -ölüme- sürüklenir.

Bana kalırsa, okuduğunu anladığını sanmak, hiç okumamaktan da büyük felaket. İktidara gelmediği için eli fazla kana bulaşmamış birçok fikir, bu fikirlere sahip bir çok insan atlanırken, hadi bu derinliksiz toplum eleştirisine uygun bir sos diyelim, ama bunu görmemenin sebebi derinlikli okumamak, bu sebeple de okuduğunu anlamamaktır. Birçok entelektüel okurun okumamış olduğu varsayılanlar listesinde Hegel’in yanında Kafka'ın ismini görmek, insanda hayret uyandırmaya yetiyor. Hegel’i eminin okumamıştır zaten.

Bir liberal parti üyesi olan Russell'a, sırf liberal olduğu için dudak büküp okumamak olsa olsa kibirdir. Sanır ki okuduğu üç beş tek yönlü ideolojik kitap ve okuduğunda edindiği hep aynı yöne taş atma yeteneği dünyanın tüm karanlık yerlerini aydınlatacak. Goethe okurken sırf Müslüman olduğu için Hafız’ı ıskalamayı nasıl adlandırmalıyız? Bu isimler özellikle seçilmiş değil elbette. Altında ideolojik bir kurgu aranmasın diye söylüyorum. Ve biliyoruz ki mezarlıklar insanın insana çektirdiklerini hallettim, başka bir arzunuz diyen adamlarla dolu. Çoğu da okunması gereken filozof.

7 sene önce yazmışım, Plotinuss adıyla. Bir daha yazayım. <<<<<Peki birisi çıkıp, bir yüzyıl önce yaşayanlara göre en az 2 saat daha az uyuduğumuzu söylese, şaşırır mıydınız? Başka birisi çıkıp rekabet ve kültürel şartlandırma sonucunda uykumuzdan çaldığımız bu saatlerin, yalnız depresyon ve intiharlar değil, aşırı kilo alma, kronik öfke hali, kazalar, cinayetler, hatta savaşlar ve insan kardeşlerimizin acı çekmesine sebep olan diğer suçlar, kısacası sorunlarımızın pek çoğunun sebebi olduğunu söylese, ne derdiniz?>>>>>

Ve unutmayın, ideoloji asla fikir değildir. Her fikir önceki fikirlerle beslenir, bu doğru. Ama bir fikri, o fikri alt ettiğini savunan birinin yazdıklarından asla öğrenemezsiniz.

Bu yazdıklarımın bu novella ile ne alakası mı var? Dikkatli okur, girdiği Kafkaesk ruh halinin içinde hepsini yakalayacaktır.

İyi okumalar.
104 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Spoiler içermez!

*Kısa Bilgi*

Kitap;Dönüşüm, Değişim veya Metamorfoz isimleri ile yayımlanmıştır. İlk olarak 1915 yılında yayımlandı. Kafka'nın uzun öyküsüdür. En popüler eseri olarak kabul görür.(Vikipedi)

*Kafka'yı Anlamak*

Yüzü gülmeyen, güçsüz, zayıf, hastalıklı, yalnız adam Kafka... Değeri öldükten sonra anlaşılan Kafka, karamsar ve boğucu eserler yazmıştır. Dönüşüm Kafka'nın en popüler ve en müthiş eseridir. Ancak Kafka'yı anlamak için yalnızca Dönüşüm'ü okumak yeterli olmayacaktır.Özellikle "Milena'ya Mektuplar, Dava, Şato ve Babaya Mektup" isimli eserler Kafka'yı daha iyi anlamak ve tanımak isteyen herkesin okuması gereken eserlerdir.

*Eserin Özellikleri*

Kitapta kullanılan dil sade ve akıcı. Okuyucuyu sıkmıyor. Betimlemeler çok ustaca yapılmış. Karakterlerin psikolojik halleri çok iyi tahlil edilmiş. Müthiş bir anlatıma sahip bu kitapta hikaye bölümü sadece 70 sayfa ve çok sürükleyici.

*Üzerimde Bıraktığı Etki*

Ben kitabı Can Yayınları'ndan okumayı tercih ettim ve gerçekten memnun kaldım. Ahmet Cemal gerçekten mükemmel bir çeviri yapmış. Kafka ile Ahmet Cemal' in işbirliği olan bu kitabı okumak iyi hissettiriyor.Kitabı okuyup bitirdiğimde kendimi olduğumdan daha yalnız hissetmeye başladım." Acaba Gregor Samsa'nın başına gelenler benim başıma gelse ailem nasıl davranırdı?" diye kendi aile ilişkilerimi irdelemeden de edemedim. Bu kusursuz öykü kitabı insanın ufkunu genişletiyor. İnsanın hayata dair göz ardı ettiği bazı gerçekleri gözler önüne seriyor. Eğer bu gerçekler ile yüzleşecek cesareti kendinizde buluyorsanız bu kitabı okumanızın tam zamanı. Okumadan ölmeyin bu kitabı...

Zaman ayırıp bu incelemeyi okuyan herkese çok teşekkür ediyorum :)))
74 syf.
Yoğun bir iş temposu ve dönüşüm :)
Şuan yorgunluk diz boyu olsa bile hiç birimiz yaşadığımız hayatı bırakamıyoruz.

Bir sabah uyandınız ve bomm inandığınız ne bir işiniz, ne de bir aileniz var.
Kendinizi sorgulamak için uzunca bir süre sizin.


Ben en çok neyi düşündüm kitabı okurken, biliyormusunuz, elim ayağım tutmasa sevdiklerim ne kadar yanımda olur ?
Ne kadar bu duruma tahammül ederler ?
İnsanlar -belki buna ben de dahilim- işimize yaramayanı görmezden geliyoruz.
Güzel bir iş ve gelecek... Hangimiz yarın ne olacağını biliyoruz ? Hiç birimiz. Kendinize zaman ayırın ve kendiniz için yaşayın. Bunu hak ediyorsunuz.

Samsa...
Seninle birlikte o odada kapalı kaldım .
74 syf.
·1 günde·9/10
"Bazen en çılgın, en imkânsız görünen fikir kafanızda öyle kuvvetli bir yer edinir ki, öyle veya böyle gerçekleşeceğini zannedersiniz."
(Dostoyevski)


Belki bizler Gregor gibi sabah yatağımızda bir böcek olarak uyanmayabiliriz. Evet bu çok uzak bir ihtimal. Ama bir sabah uyandığımızda insanların hayretli bakışlarının üzerimizde olabileceği, çirkin ya da hastalıklı bir insan olamaz mıyız? Çok kıllı, yüzü sivilceli, vücudu yanık, bir kolu ya da iki bacağı olmayan biri?
Burnu çok büyük, kulağı çok küçük, ağzı yamuk, sırtı kambur, boynu uzun, kafası kare, kafası kel, dili lal, bir de poposu yuvarlak değilse tam alaylık konular, kulağı da duymuyorsa aman canım, değil alay geçmek rahatlıkla söv gitsin... İnsan olmanın getirisi bu mu, bu vasıfları mı veriyor-katıyor bizlere? Kusurlu olan onlar mı oluyor? Tipini, dış görünüşünü beğenmeyip, belki de iğrendiğimiz insanlar? Yüzü ya da elleri yanık bir insanla, iğrenebileceğinizi, midenizin bunu kaldıramayacağını düşünerek aynı sofrayı paylaşamayıp, bir başka sofrada ağız şapırdatıp, utanmadan, sıkılmadan diğerlerinin bundan tiksinebileceğini düşünmeden, sürdürebilen insalarken... Hangi mideniz kaldırmıyorsa çıkarıp en yakın çöp bidonuna fırlatabilirsiniz. Midelere verilen kıymetin, akla ve kalbe verileceği günleri görür mü ki bu insanlık?


Okuyanlar bunu daha iyi anlamıştır; bir böceğin yediği, içtiği ve barınacak yerleri insanla bir olmazmış. Bir böcek kapıyı açamaz ve süt içemezmiş. Bu tür durumlar böceğin doğasına aykırı. Buradan yola çıkarak evlere ve kafeslere hapsettiğiniz hayvancağızları bir salın çağrısında bulunuyoruz. Ve bir de tanışma fasıllarında; adım Ceren, bir de köpeğim var, adı da canim demekten mümkün mertebe kurtulmaya çalışınız. Köpeği besleyin lütfen köpekten beslenmeyin. Çok bayıyor, en azından beni... Bakın bundan da çok eminim; bir kedinin yeri sadece kucağınız değil! Bir kedi beslediniz diye de bir başka kedi besleme duyarlılığınız yitmesin. Beslemekten kastım da ayağınızla önlerine yiyecek itmeniz değil; bakın bir şair bir ağaca siz diye hitap ediyormuş, böyle bir beslemek. Bir de evlere kapatılan insanlar da var. Çok duyarlı aileciklerimiz; bir kız ya da erkek çocuğu kapıdan çıkar çıkmaz soluğu meyhanelerde almıyor, bilin istedim. Ben daha önce evden koşar adım çıkıp 'annemler gelmeden ben bir meyhane gidip geleyim' diyenine rastlamadım. Ama evden çıkmasına mani oldukları için evden koşar adım kaçıp, soluğu meyhanede alan çok vardır...Tabi Kafka burda böceği bir sembol olarak kullanıyor, yani böcek metaforu aslında başka fikirlere kapalı bir zihin, seküler bir hayattan bunalım vs. anlamlarına da yorulabilir.


Bir kapalı kapının ardında bir dünyayı saklayabilir mi ki insan? Yaşadıklarının faturasını istisnasız her zaman kendine kesen bir insan ise, sadece sevdiklerinin hatırına yaşıyor ise, inanın değil dünya, bir odaya tüm galaksiyi sığdırabilir. Böyle de tuhaf bir mahluktur bu insan. Her şeyine akıl sır erdirebilir nitelikte bilim dalları mevcuttur da, şu duygu dünyasına ancak bir kaç yazar, ancak bir kaç kitapta tercüme olabiliyor...



Kafka bu öykü kitabını Felice ile birlikteyken yazar. Yorgunluğu, yalnızlığı, anlamsızlığı, sıkılganlık ve yataktan kalkamaz hale gelinişin en iyi öyküye kurgulandığı eserlerindendir. Fiziki bir dış görünüş değişiminin-dönüşümünün akraba ve dost çevresi üzerindeki etkilerinin irdelendiği en iyi öykülerden biri. Her insanın her döneminde kendinden bir parça bulabileceği bir eser. Ne kadar sevilen, sayılan bir insan olsan bile, günün birinde ölümünün insanlar için -en sevdiklerin de dahil- kurtuluş olarak görülebileceğini ele alan bir eser. Hiç elinde olmadığı halde bir değişiminin çevren tarafından nasıl karşılanabileceğini gösteren, istediğim bir değişiklik olursa, 'böyle mi karşılanır?' diye düşündürten bir eser. Gerçeklikle kurmacanın ayırt edilemeyeceği, -üzerine düşünülmesi gereken- akıcı bir eser. Tavsiye edebileceğim her hangi bir okuru kalmış mıdır, bilemiyorum? :) Ben de bir yorum getirmek istedim; tekrardan okuyan bir okur olarak, tekrar okuyacak okurlarının olmasını istediğimden...

Biz yorgun, argın aylaklara bir tavsiye daha sıkıştırmış satırlarına;
"An gelir insan çalışamayacak durumda olur, fakat İşte o an, o insanın geçmişteki başarılarını hatırlamak ve ileride engeller ortadan kalktığında daha bir gayretle, daha çok çalışacağını düşünmek için en uygun andır."
S.18


Film Tavsiyesi:
1- Black (2005)
2- My dinner with andre
3- Deriler ( Gül 'ün tavsiyesi üzerine )

Herkese farkındalıklı, güzel okumalar dilerim.
80 syf.
Sevgili Kafka, çok mutluyum çünkü bu okuduğum 3. kitabında mantığını oturttum, alıştım sana eskisi gibi zorlanmıyorum :) bu arada Gregor Samsa, unutamayacağım karakterlerden.

Ailesinin yükü omuzlarında; kız kardeşi okuluna başarılı bir şekilde devam etsin, annesi yardımcı alsın, babası yaşlandı artık dinlensin ama Gregor çalışsın da çalışsın hem de öyle bir müdürü öyle bir işi var ki sormayın gitsin.
Gün gelir artık bu yükü daha fazla kaldıramayacağını anlar Gregor yorgundur, yatağından bile kalkacak dermanı yoktur, sorumluluk sırası Gregor'dan aileye geçince bi anda biricik oğulları onların gözünde değişmez, dönüşür, Böcek'e dönüşür. Çünkü artık para kazanamayan, annesini rahat ettiremeyen, babasını tekrar çalışmaya zorlayan, kardeşinin kendine hizmet etmesi durumunda kalan Gregor kişi değil olsa olsa bir böcektir.

İyi okumalar dilerim.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Milyonlarca insan tarafından okunmuş ve okunmaya devam edecek bu başyapıt için ne söylenebilir ki? Yüzlerce inceleme ve alıntıdan sonra üstelik.
Ben de yazara, yüzünü görmediğim benden 100 yıl önce doğmuş ağabeyime sesleneyim en azından.

FRANZ AĞABEY ,

İnternet yoktu henüz,telgrafın telleri başını döndürmeye yetiyordu.Cep telefonu yoktu ama ev telefonları uzun uzun çalıyordu ve zihninde yankılanıp duruyordu.

Trenler hızlı değildi ama kara dumanlar çıkartıyordu,fabrika bacalarını anımsatıyordu sana.Sanayi devriminin bütün yükünü omuzlarında hissediyordun,kıvranıyordun.

Otomobiller tın tın uçaklar pır pır acemice ilerliyordu,bu kadar yenilik ruhunu yoruyordu. Fakat gemiler başkaydı.Yüzyıllardır vardı onlar.Uzak ülkeler seni çağırıyordu.Olsa olsa bir gemiyle gidebilirdin. Bilmediğin bir güç seni kalmaya davet ediyordu,inanıyordun.

İnanıyordun bütün olup bitenin bir rüya olduğuna.Düşlerin tek çıkış yolundu,biliyordun.

Ve aşka inanıyordun sen,üstelik kavuşmayı ön şart olarak kabul etmiyordun. Seviyordun,sevmek istiyordun.

Aslında her gün az çok aynıydı.Kağıtlar üst üste gelip dosyalara dönüşüyordu.Kayboluyordun. Ve bir lokma ekmeğe muhtaç olmamak için dişlerini sıkıyordun. Çıkış yoktu biliyordun, nereye gidersen git böyle olacaktı.Ruhunu ezip geçecekti birileri, birileri hep yok sayacaktı seni. Anlamazlardı.Düşünüyordun.Okuyordun.Ve nihayet yazıyordun.Kalem kutsaldı. Kadim zamanlardan kalma bir yarayı taşıyordun.

Boynunu büküp kabullenmiştin derdini.Yazıyordun. Zihninin zembereği boşalıyordu yazarken,tazeleniyordun.Var oluşundan gelen insan olma haline tutkuyla bağlıydın.

Yemek,içmek,yürümek,uyumak gibi eylemlerin yanına ekleyebileceğin, içinde nesne barındıran tek eylem yazmaktı. Kalem ve yazmak. Kalem yeryüzüne bir ayet olarak inmişti sana göre.Geri kalan ne varsa büyük bir kaosun parçalarıydı.Gözünün gördüğü her şey birbirinden bağımsızdı. Zihnindeki binlerce yol bir araya gelemiyordu.

Tek çare yazmaktı. Yaşadığını hissetmenin başka bir yolu yoktu.Ölüm ise hayattan kıymetliydi. Ölüyordun, ölümsüzleşiyordun.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dönüşüm
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
48
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059479165
Orijinal adı:
Die Verwandlung
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kurukafa Yayınevi
“Bir kitap başımıza inen bir darbe gibi bizi sarsıyorsa neden zahmet edip okuyalım ki?” Franz Kafka 3 Temmuz 1882 - 3 Haziran 1924… insan ömrü için açılmış kırk yıllık kısa bir parantez ve bu kısa aralıklı paranteze sığdırılan ömre derinlik katan yedi eser, bunların yanında tamamlanmamış üç roman, iç dökümü yüzlerde mektup… Gotik öğelerle bezeli Gregor'un öyküsü, birey ile muktedir arasında yaşanan çatışma döngüsüne ve yabancılaşmanın tekinsizliğine dair bit manifestodur. Dönüşüm, kurmacanın sınırlarına giren pek çok olguyu ve kavramı harmanlayarak sunan bir yapıt olması yönüyle metin odaklı eleştiri noktasında okura özel özgürlük alanları açar. Bu nedenledir ki gerek liselerde gerek üniversitelerde okuma listelerinin vazgeçilmezleri arasındadır. Bu vazgeçemeyişin gizi Dönüşüm'ün alt metinlerine sızmıştır. Eserin sonunda fark ederiz ki trajik olan Gregor'un başına gelenler değil, eserde açmaz olarak sunulan insanlık sorunlarının aradan geçen onlarca yıla rağmen geçerliliğini koruyor olmasıdır. Kafka, öyküsel manifestosunu yapılandırırken ironinin olanaklarını da göz ardı etmez.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 5 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları