·
Okunma
·
Beğeni
·
243,1bin
Gösterim
Adı:
Dorian Gray'in Portresi
Baskı tarihi:
Ekim 2018
Sayfa sayısı:
280
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750702938
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Picture of Dorian Gray
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Ressam Basil Hallward, güzelliği karşısında büyülendiği genç Dorian Gray’in bir portresini yapar. Ressamın evinde Lord Henry Wotton’la tanışan Dorian, hayatta izlemeye değer tek şeyin güzellik olduğunu savunan Lord Henry’nin görüşlerine hayran kalır. Ama güzelliğinin bir gün solup gideceğinin farkına varınca kendisinin değil, portresinin yaşlanmasını diler. Dorian’ın büyük sırrını, portredeki değişimi sadece Basil fark edecektir...

Oscar Wilde’ın tek romanı Dorian Gray’in Portresi 1891’de yılında yayımlandığında, ahlaksızlığı yücelttiği gerekçesiyle büyük tep­kiyle karşılandı. Dorian Gray’in kendini yıkıma sürüklemesi bile, yapıtın eleştirmenlerce ahlaksızlıkla suçlanmasını engellemedi. Wilde ise ısrarla, ahlaki bir sonu olsa da sanatın özünde ahlakdışı olduğunu vurguladı ve herkesin Dorian Gray’de kendi günahını göreceğini tekrarladı.

Bu başyapıtı Nihal Yeğinobalı’nın Türkçesiyle sunuyoruz
192 syf.
Dorian Gray ' in Portresi, Oscar Wilde ' nin tek romanı olma özelliğini taşıyor. Ama 10 kitap yazacağına tek bir kitapla 10 kitaba bedel bir etki bırakması onun nasıl bir yazar olduğunu ortaya koyuyor zaten. 1981 yılında basılan Dorian Gray ' in Portresi yayımlandığı dönem büyük tepki görüp, büyük tartışmalara sebep olmuştur. Kitabın yazarı Oscar Wilde " ahlaksızlıkla " suçlanmış, kitap birkaç kere sansüre uğramıştır. Çünkü kitapta eşcinsellik ve hazcılık açıkça işlenip, ahlaksızlık ön plana çıkarılmıştır, o dönemin insanlarına göre.


Oscar Wilde ' nin " Bir ruhun hikayesi " diye tanımladığı kitabı, masum ve saf bir gencin adım adım günaha sürüklenmesini, egosuna yenik düşüp ahlak ve karakter savaşını kaybedişini anlatıyor. Kitap ana karakter Dorian, dostları Basil ve Henry ' i anlatıyor. Oscar Wilde bu karakterler için "
Basil Hallward ben olduğumu sandığım kişidir; Lord Henry dünyanın ben sandığı kişidir; Dorian ise benim olmak istediğim kişidir, belki başka bir çağda... " diye bahsediyor.


Dorian tüm ailesini kaybetmiş ama ardlarından büyük bir mirasa sahip olmuş, eğitimli, insanları tekrar döndürüp baktıracak kadar yakışıklı saf bir genç. Fakat kendisine eşcinselliğe varacak kadar büyük bir ilgiyle yaklaşan dostu Basil ' in yaptığı portresi sayesinde güzelliğinin farkına varan ve Basil ' in tanışmasını istemediği Lord Henry ' nin sözlerinin etkisinde kalan kahramanımıza göre dünyada önemli olan tek şey gençlik ve güzelliktir artık. Sonsuza kadar genç ve yakışıklı kalmayı dileyen Dorian bunun için ruhunu şeytana satmaya hazırdır. Dostu Henry ' nin sözlerinin etkisinde kalan Dorian ' a göre zevk ve heyecan hayatın temel taşı olmuştur ve zevk, haz, heyecan kötülüktedir. Zamanla içindeki iyiliği kaybeden Dorian bambaşka bir insan olmuştur. Yaptığı her kötülük portresine yansır. Kitabı okurken dikkat çeken bir noktada dış görünüşün, güzelliğin insanlar üzerinde bir etki bıraktığı. Dorian o kadar yakışıklı ki, böyle birinin kötü olması mümkün değildi topluma göre. Çünkü "çirkin" insanlar sadece kötü olabilir algısına sahibiz ve bu algı bariz bir şekilde bugün bile toplumda fark ediliyor.


Yazar; kitapta alaycı, iğneleyici bir anlatım kullanmış. Henry karakterinden her ne kadar nefret etsem bile dediklerinin doğru olduğunu düşünmekten kendimi alıkoymadım. Henry kelimelerle oynayan, insanları konuştukça etki altında bırakan, oldukça kurnaz bir karakter. Bir zamanlar masum ve saf olan Dorian ' ın her yanlışından sonra artık neler yapabilir, ne kadar ileri gidebilir diye beklerken daha büyük bir yanlışı patlak verdi. Kitapta üzüldüğüm ve en çok sevdiğim karakter ise Dorian ' ın portresi sayesinde kariyerinin dönüm noktasını yaşayan Basil oldu.


Uzun bir aranın ardından inceleme yapma fırsatı bulduğum Dorian Gray ' in Portresi okuduğum en orjinal konuya sahip, akıcı, farklı ve olağanüstü güzel, üstüne uzun süre düşündürecek bir kitaptı. Edebi yönü ve çevirisi de oldukça başarılıydı bana göre. Kitabı okurken Oscar Wilde ' nin ruhunu ve düşüncelerini tüm çıplaklığıyla göreceksiniz. Estetik, din, sanat, güzellik, ego, vicdan, aşk, cinsellik,,, gibi bütün düşüncelerini kitaba aktarmış çünkü. Bu kitabı Ahmet Y/Duvar/ ' nun tavsiyesi ve Seyid Ahmet GÜLTEKİN/Duvar/ ' in incelemesi üzerine okumaya karar verdiğim için, ikisine de teşekkür ederim. Tüm ön yargı ve sığ düşüncelerden arınıp okuyabilecek kişilere bu kitabı tavsiye ederim...
320 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Öyle bir kitap olsun ki bambaşka bir dünyanın kapısını aralayayım diyorsanız Dorian Gray'i kesinlikle okumalısınız. Son zamanlarda okuduğum en iyi klasik kitaplardandı diyebilirim.Bireyin iç dünyasını çok güçlü tasvirlerle ele almış.
Oscar Wild romanını “bir ruhun hikayesi” olarak çok güzel tanımlamış bence. Baştan sona zevkle okudum. Sade ve akıcı bir dili vardı, hikaye sizi öylesine içine alıyor ki elinizden bırakmak istemiyorsunuz.
Kısaca konuya değinecek olursam; yaşlanmak istemeyen, yakışıklı Dorian’ın portresini görünce onu kıskanıp portrenin yaşlanmasını dilemesi ile başlıyor aslında her şey . Psikolojik bozukluğa kadar giden bir serüven anlatılıyor. Bir insanın ruhunun nasıl günden güne kötülüğe evrildiğinin en güzel örneklerinden biriydi bu kitap. Özellikle de Lord Henry'nin analizlerine ve derinlemesine yaptığı gözlemlerine öylesine hayran kaldım ki.Oscar Wilde’ın tek romanı olma özelliğine sahip eser keşke daha çok roman yazsaydı dedirtti bana. Eminim siz de çok severek okuyacaksınız. Kitaplarla kalın.
280 syf.
·Puan vermedi
TOPLUMUN AHLAKA AYKIRI SAYDIĞI KİTAPLAR, TOPLUMA KENDİ AYIBINI GÖSTEREN KİTAPLARDIR..

Hedonist yaşam tarzı, estetiğe ve zevke düşkünlüğü ile döneminin en zeki ve entellektüel sanatçılarından biri olan Oscar wilde, katı ve muhafazakar bir devir olan Viktorya çağı ingilteresinde öyle bir kitap yayınladı ki, üzerinde güneş batmayan imparatorluktaki tüm ahlak anlayışı yeniden sorgulandı. Ahlaksızlığı yücelttiği düşünülen kitap yüzünden oscar wilde, başta yüce kraliçe ve sanat camiası olmak üzere tüm britanyada tepki topladı.

KRALİÇE HİÇBİR ŞEYİ AFFETMEZ!

Kitap kurguda “lanet” temasının odağında olduğu gibi aynı zamanda hikayedeki lanetini yazarı oscar wilde’a da bulaştırıyor ve ününe ün servetine servet katmasına karşılık yayınlandığı günden ölümüne dek oscar’ın peşini bırakmıyordu. Haftalık mecmualardaki köşe yazılarında sık sık ingilterenin iki yüzlü ahlak anlayışı ve kraliçeyi dengesiz yönetimine dem vuran ve kraliyetin sinsi gözlerinin radarına giren oscar, dorian gray’in portrei ile kum saatini tersine çeviriyordu. Tahtının ufak bir sarsılmasına dahi katlanayamayan kibirli kraliçe istese bir gecede oscar’ı ortadan kaldırabilirdi, ama oscar’ı efsaneleştirmek yerine zalimce bir yola başvurdu! Oyunlarında ve kitaplarında sık sık bahsettiği gibi gerçek hayatında da muazzam bir ihanete uğrayan oscar Önce reading zindanlarında ( ki burda genelde idam mahkumları kalır) 2 yıllık ağırlaştırılmış kürek cezasını çarptırıldı, önce itibarını servetini ve tüm ailesi, dostları hatta soyadını bile kaybeden oscar, tahliyesinden kısa bir süre sonrada sağlığını kaybetmiş, göç etmek zorunda olduğu paristeki ucuz bir otel odasında beş parasız ve sefil bir halde ölü olarak bulunmuştur.

TIPKI DORİAN GRAY GİBİ HİÇ YAŞLANMAYAN KİTAP!

Yayınlandığı 1890 yılından 2019 yılına kadar kadar tam 139 yıldır popülaritesini hiç kaybetmeyen kitabın değeri yıllar geçtikçe daha çok anlaşılıyor ve gitgide daha da geniş kitlelere yayılıyor.

KİTAP OKURA NE VERİYOR?

Muhteşem bir dil zenginliği ve aforizmalarla dolu olan kitap, harika bir hikaye ve çarpıcı karakterlerle birlikte insan ruhunun karanlığını gün yüzüne çıkarıp benliğimizde baskılanan tutku ve arzularımızın elçiliğini yapıyor. Kendini tatmin etmenin özünde günahların ve kötülüğün olduğu fikrini okuyucuya aşılayan kitap, aynı zamanda bir bedeli olduğu gerçeğini bize hatırlatıyordu.

ŞEYTAN YALNIZCA SUNAR, İNSAN İSTERSE SEÇER. PEKİ AMA ŞEYTAN KİM?

Ruhların şeytana satılıp arzu ve isteklerden daha büyük bedeller ödendiği her hikayedeki gibi bu kitaptaki bütün yollarda yaşanan hazlardan sonra hüsrana çıkıyor. İnsanoğlunun doyumsuzluğunun ne kadar ileri gidebileceğinin gözler önüne serildiği hikayede “kasa her zaman kazanır” deyimini bir kez daha görüyoruz. Oscar kitapta şeytan karakterini sürekli arka planda tutsada, ileri seviye bir zekanın arzularla buluştuğunda yozlaşarak nasıl şeytani bir kimliğe büründüğünü gösteriyor. Ve işin ilginç yanı bunu karaktere hayran bıraktırarak yapıyor. Her ne kadar dorian’a günahlarının bedelini ödeten şeytan olsada onu günah yoluna sokan kişide kitaptaki gerçek şeytan olan kişidir. Yani Lord Henry Wotton... -bana her zaman düşkün olacaksın dorian, çünkü ben senin işlemeye hiçbir zaman cüret edemeyeceğin tüm günahları temsil ediyorum-

SONUÇ..

Oscar wilde kitapla ilgili sık sık şunları söylemiştir; “lord henry dünyanın ben sandığı kişidir. Basil halward ben olduğumu sandığım kişidir. Dorian ise benim olmak istediğim kişidir”
Çağının çok ilerisinde olan ve hala bile o çağa gelmediğimiz kitap her kitap severin kütüphanesinde olmayı sonuna kadar hak ediyor.
Dip not; fatma çolak çevirisi ile okursanız kitabın ihtişamındaki tada doyamazsınız..
272 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10 puan
Yazarı Oscar Wilde’ın ‘’Bir ruhun hikayesi’’ olarak tanımladığı Dorian Gray’in Portresi, Oscar Wilde’ın yayımlanan tek romanıdır. Yazıldığı dönem çok fazla tepki görüp bir çok tartışmaya yol açan bu eser yazarını yok eden bir kitap haline gelmiştir. Dorian Gray’in Portesi içinde barındırdığı konulardan dolayı yazıldığı dönemin çok çok ilerisinde olmakla birlikte her çağa ses getiren bir eser olmuştur.

Kitapta, ressam arkadaşı Basil Hallward tarafından kendisinin bir tuvale tasvir edilmiş portresinin, kendisinin yerine yaşlanmasını daha çok isteyen, ruhunu güzellik ve gençlik uğruna bir tabloya vermiş olan Dorian Gray'in yaşamı konu alınıyor.

Dorian Gray yaşamı henüz keşfedememiş olan, güzelliğiyle herkesi büyüleyen bir gençtir. Ressam arkadaşı Basil Hallward ona büyük bir ilgi duyar, o yanındayken en güzel eserlerini çıkarır ve onu ilham kaynağı edinir. Bir gün Basil Hallward'ın bu ilham kaynağını arkadaşı Lord Henry'e anlatması üzerine Dorian Gray ve Lord Henry tanışır. Lord Henry, yaşam felsefesini arayan, hayatını zevk ve hazlara bağlı yaşayan ve oldukça hazırcevap olan bir soyludur. Bir zaman sonra o da arkadaşı Basil Hallward gibi Dorian'ın güzelliğinden ve saflığından etkilenir ve Dorian'ı kendi düşüncelerine doğru çekmeye başlar.

Dorian, Lord Henry'nin inanılmaz, hayatı tekrar tekrar sorgulatan düşüncelerini ve olaylara bakış açısını gördükçe ondan etkilenmeye başlar. Ona benzemeye başladıkça da nedenini anlamadığım ve hâlâ sorguladığım bir şekilde (ya Lord Henry'de kendini bulur ve bu açığa çıkar ya da Lord Henry'nin düşüncelerini benimsedikçe bu ona ağır gelir ve düşüncelerini kontrol edemez), herkesin tanıdığı o Dorian Gray'den bambaşka bir insana dönüşür. Yüzünde güzelliğini gençliğini taşır ama ruhu ve davranışları ise güzelliğinden hiçbir parça olmayan bir bataklığa dönüşür.

Kitapta gerçekleşen olayla birlikte bu alıntıyı çok sorguladım:
"Günah insanın yüzüne vurur; gizlenemez. Hani insanların gizli kapaklı kötülüklerinden, günahlarından bahsedilir ya, öyle bir şey yok. İnsan kötülük ettiğinde ağız kıvrımlarından, düşük göz kapaklarından, hatta ellerinin duruşundan bile ele verir kendini." (sf.172)

Dorian Gray'in dileği gerçekleşiyordu, evet ama güzelliği ve bu dileği onun sonu oluyordu. Bambaşka bir insana dönüşmesine sebep oldu bu dileğin sonucu.

•Aslında onun yaşamı bir portreden ibaretti.
(Belki de sadece yaşamını değil, ruhunu da o portreye gizlemişti Dorian.)

▪︎Okurken Hissettiklerim▪︎
Başlarda çok sakin bir anlatımı vardı, olaylardan uzak ve sadece düşündüren. Lord Henry konuşurken her bir cümleye tekrar okuyup tekrar düşündüm. Bazı düşünceleri benim için inanılmazdı. Lord Henry en sevdiğim karakter olabilir ama çoğu düşüncesine tamamen katılamıyorum. Yazar, kadın düşmanlığını maalesef bu karakterine çokça yansıtmış. Basil Hallward çok sakin bir karakterdi, Dorian Gray'i önemseyen ve ona yol göstermeye çalışan. Ama ona olanlara acıdım, bazı şeyleri hiç hiç hak etmiyordu. Kitap, Sibly Vane karakteri dahil edilince biraz hızlanmaya başladı. Ama Sibly Vane'in çok kısa bir aralıkta olması, ona olanlar da şaşırmama sebep oldu diyebilirim. Sibly Vane'e olanlar yüzünden Dorian Gray'den nefret etmeye başladım ve sonrası zaten geldi. Tabii belki Sibly Vane kendi kendine yazık etti, sonuçta dorian bir şey yapmadı gibi düşünebilirsiniz ama Dorian resmen onu aşağıladı. Bir de sonrasında nasıl olsa beni seviyor onla evlenmeliyim diye karar vermesi baya bir fiyaskoydu. Dorian Gray'i saf, kendini beğenmiş, bencil ve sinir bozucu olarak görüyorum maalesef. Kitabın sonlarına doğru dönüşmüş olduğu kişiye inanamadım. Rüyadayım sandım çünkü ondan hiç böyle şeyler beklemezdim. Kitabın sonunda belki pişman oldu ve teslim olcaktı ama yaptıklarının en iyi şekilde cezasını çektiğini düşünüyorum.

Tabloya olanlardan dolayı fantastik bir olayı da içinde barındıran Dorian Gray'in portresi hem felsefi hem de hayatı konu alan bir anlatıma sahip. Yaşamımız boyunca yaptıklarımızı, düşüncelerimizi bize tekrar tekrar hatırlatacak ve yaşamı yeniden sorgulatacaktır.

Yazarın bambaşka bakış açılarıyla ele aldığı aşk, felsefe, din, iyilik, vicdan, güzellik gibi konular hem okurken keyif veriyor hem de insana olabildiğince çok şey katıyor. Bir insanın yaşamı boyunca kesinlikle okuması gereken ve benim de iyi ki okumuşum dediğim bu eseri herkese tavsiye ediyorum. İyi okumalar...

Dorian Gray'in Portresi
Oscar Wilde
272 syf.
·3 günde·10/10 puan
Oscar Wilde'ın yargılandığı zaman aleyhine kullanılan romanı Dorian Gray'in Portresi; birçok yazarın tüm eserlerini geride bırakacak nitelikte bir roman. Yayımlandığı dönemde yasaklanmış olmasının nedenini kitapta geçen şu sözle tanımlıyorum; "Toplumun ahlâka aykırı saydığı kitaplar, topluma kendi ayıbını gösteren kitaplardır". Kitabın ana karakterleri; Dorian, Basil ve Henry'dir. Yazar bu karakterleri kendinden pay biçerek yaratmış ve şu şekilde tanımlamıştır.
"Basil ben olduğumu sandığım kişidir, Henry dünyanın ben sandığı kişidir, Dorian ise benim olmak istediğim kişidir, belki başka bir çağda.."

Basil, olağanüstü bir güzelliğe sahip olan Dorian'ın portresini çizerken orda bulunan Henry'nin Dorian'dan uzak durmasını ister. Çünkü Henry'nin insanlar üzerinde oldukça büyük bir etkisi vardır. (Okurken Basil'e çok hak verdim). Ancak, Henry bu fırsatı kaçırmaz ve bir anda Dorian'ın hayatındaki en değerli varlık olur. Basil portreyi tamamlar ve Dorian Gray, kendi portresini kıskanır. Çünkü kendisi her geçen saniye yaşlanır ancak portre hep o anda kalır. Buna sitem eden Dorian, güzelliğini korumak adına vicdanını, ruhunu şeytana satacak kadar değişir ..

Okurken, bilmediğim gerçekleri gördüm hatta bazen bildiklerimin de yanlış olduğunu düşündüm. Belki de Lord Henry'nin hipnozundan çıkamadım hâlâ ama şu bir gerçek ki; Lord Henry çok etkileyici bir karakter. Gerçekte böyle bir insanı tanımak istemem. Bu da yazarın kaleminin ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Bu kadar övgüyü hak eden, döneminin ötesinde bir eser..

- İyi ki varolmuşsun Oscar Wilde
280 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bence cok başarılı bir kitap kesinlikle okunmalı insanın vicdanının nerede olduğunun bir önemi yok çünkü bir şekilde yüz yüze geliyor ..Lord Henry gibilerden uzak kalmak şart şeytan her türlü suretiyle hayatımıza girebiliyor.
280 syf.
ARTIK, EN SIRADAN ÇİÇEĞİN AÇMASI İÇİN BİLE DÜNYANIN ŞİDDETLİ DOĞUM SANCILARI ÇEKMESİ GEREKİYOR...

(İlk kısımda anlatılanlar yarı gerçektir.)

1890 yılı FA Cup finalinde Blackburn Rovers ile Sheffield Wednesday takımları karşılaşmaktadır. Maç bitince Kraliçe Victoria saraya dönmüş beş çayını yudumluyordu. Güneşli bir Londra akşamüstüydü. Kapı vuruldu ve içeri Heinrich girdi:
''Kraliçem, Engels'in manifestosundan daha büyük bir problemle karşı karşıya olabiliriz.''
Kraliçe: ''Nedir sorun Heinrich?''
Heinrich sıkıntılı bir ifadeden kurtularak elindeki Lippincott's Monthly Magazine adlı dergiyi kraliçeye uzattı: ''Wilde efendim. Yaklaşık 1 yıl önce parçalar halinde yayınladığı eserin tamamını yayınlatmış, Birleşik Amerika'da şu an bu tefrikayı okuyor.''
Kraliçe kendinden emin bir şekilde Heinrich'in bu anlamsız yüz ifadesinden sorunun ne derece büyük olduğunu anlamaya çalışıyordu: ''Sen okudun mu içeriğini?''
Heinrich yüzünü buruşturarak ''deli saçması, bir erkek bir erkeği nasıl sever efendim''
Kraliçe belirsiz bir gülümseme ile ''zerafet Heinrich, bunun cinsiyet ile ilgisi yoktur, bana kalırsa da erkek kadından, kadın da erkekten hoşlanmalı, eseri okuyup bununla alakalı ne yapacağımızı sana bildiririm, şimdi çıkabilirsin.''

Kraliçe 2 gün boyunca bu eseri okudu ve aldığı edebi keyiften ötürü kendini yenilenmiş hissediyordu. Wilde'ı saraya çağırtıp iki kelam etmenin hazzını duyumsadı içinde. Sonra kendi ismiyle anılan Victoria devrinin katılıklarını ve bu katılıkların kendinden doğduğunu anımsadı. Yüzünü buruşturdu, 50 yıldan beri sürdürdüğü kraliçeliği ilk kez bu kadar ağır geldi. Dünyanın en güçlü devletlerinden birini yönetiyordu, sömürgelerle birlikte dünyanın yarısı neredeyse ona aitti. Yine de hayatın sınırı bu saray kadardı.

''Toplumun ahlaka aykırı saydığı kitaplar topluma kendi ayıbını gösteren kitaplardır.'' Bu kısmın özellikle altını çizmişti. (Durkheim'in ileride savunacağı ''sapma teorisi''ne ışık tutar bu alıntı) Buckingham Sarayı'ndan Londra'nın o büyülü atmosferine göz gezdirirken bile binlerce ayıp çarpmıştı gözüne. Ölümü düşünen insanın aldığı nefes bile onu taşırmış kulağına dedi. Sonra Wilde'a güldü içinden, Lord Henry'nin bilgeliği kendisine de bulaşmış olmalıydı.

Heinrich'i çağırttı. Girer girmez yine yüzündeki endişeli ifade karşıladı onu. Arada sırada yükselen nefesi sinirlerinin yerinden oynadığını da gösteriyordu. Kraliçe Victoria kendisinden hiç beklenmeyecek bir tevazu ile toplumun bu kitaba karşı nasıl tepki vereceğini beklemeyi önerdi. Heinrich şaşırmıştı, demokrasinin ayak seslerini duyar gibi olmuştu bu cümlelerde. Şaşırarak, ''nasıl olur efendim, toplumdaki düzeni bozmak istiyor. Soylu, zengin ve kendince bilge olması bu yaptığı hadsizliği kapatmaz. Düpedüz başkaldırı bu!''
Kraliçe, Heinrich'in bu saygısızca ileri atılışına normalde kızmaz, hatta onunla çene çalıp görüşlerini almak isterdi ancak bu kez öyle olmadı. Sinirlendi ve ayağa kalkarak, ''sana ne diyorsam onu yapacaksın sersem, basit taşralı kafanla anlamayacağın işlere burnunu sokma!'' Heinrich sersemlemişti, çünkü tam olarak bunun için bulunuyordu sarayda. Görüş bildirmekti işi. Yine de tüm saygısıyla çekildi kraliçenin huzurundan.

Aylar geçti, o zamanlar Osmanlı Devleti ve Rusya'nın iç işleri ile alakalı meseleler kraliçe Victoria'nın mesaisini alıyordu. Ne Engels ne de Wilde alaka sınırlarının dışına çıkmıştı çoktan. Dorian Gray'in etkisi de sönmüş olmalıydı. Heinrich ya da bir başkası bununla alakalı havadis getirmez olmuştu. İçten içe mutluluk duyuyordu bundan. Sanatın yaşamın önüne geçmiş olması ve onu taklitten payının bu kadar yüksek olması onu fazlasıyla memnun etmişti. Ta ki Londra ve çevresinde artan skandallar, olaylar onun keyfini kaçırana dek. Artık her sokak başında Dorian Gray'in yarattığı etki konuşuluyordu. Erkek erkeği sevebilirdi, kadın da kadını, sonra romanın içeriğinde yazılanlar tam bir düşünce devrimine denkti. Kendisi de etkilenmemiş miydi o nitelikli aforizmalardan. Lord Henry'nin dilinden dökülenlerin altını çizmemiş miydi? Kaçınılmazdı bu etki! Kraliçe Victoria'dan önce sarayın diğer gediklileri harekete geçmişti Wilde'a karşı. Davalar, skandallar birbirini kovaladı. İnsanlarının edebiyata bakışları, içinde yaşadıkları dünyayı, - özellikle cinsellik ve erkeklikle ilgili olarak - algılama ve anlama biçimlerinin değişmesine yol açmıştı bu eser. Wilde'ın cezalandırılması gerekiyordu. Yarım asırdır yönetmiş olduğu İngiltere'de böyle bir değişimin önü kesilmeliydi. Birçok yazar ve soylu, Wilde'ın eserinden çok kişiliğini övüyordu. Onlara göre ''Wilde iyi biriydi ancak iyi bir yazar değildi.'' Kişiliğine göre cezai yaptırımda indirime gidilmeliydi. Ancak bu savunu, iyi anlamda değil tam anlamıyla Oscar'ın hayatını değiştiren, edebi anlamda yolunu çizdiren bir dönüm noktasıydı.

Reading zindanlarında bir hücre ayrılmıştı çoktan ona. Kendisini ressam Basil'in içine gizlemeyi başaramamıştı. Yaşamı aşıp kendi sınırlarını çizen insanların arasında farklı fikirleriyle birlikte ezildi. Kabul görmekten veyahut saygıdan öte cezai yaptırımlarla karşı karşıya kaldı. Yaşam mı sanatı taklit ediyor, yoksa sanat mı yaşamı bilemiyorum tek bildiğim insanların dünyada yarattığı dalga Wilde da dahil herkesi yuttu. ''Ben bütün dehamı yaşamıma harcadım; eserlerime yalnızca yeteneğimi harcadım'' diyen yazarın bir portreye yansıttığı yaşamı, birinin elinde fırça diğerinin elinde ise kalem. Sonu ölüm olan yaşamın içinde çiğnenen fikirler, düşünceler.

Her şey tehlikeli, sevgili dostum...
...Öyle olmasaydı, hayat yaşamaya değmezdi.

Öyle mi gerçekten? Hayat tehlikeli olduğu için mi cazip Wilde! Pragmatik yanımızı çağdaş kılan en yüce görüş bu mudur? Hiç sanmıyorum. Çünkü mevcut duruma bakınca tehlikeden çıkamaz oluşumuzu resmediyor dünya. Her daim insan eliyle nasıl daha çok insan ölür bunun deneyi içerisindeyiz. Sığamadığımız dünyanın içine saniyede 4.1 insan gelirken 2.2'si ise gidiyor. Aradaki dengeyi sağlamak adına muazzam tehlikeler atlatıyoruz.

Roman kısaca kendisi yerine tuvaldeki portresinin yaşlanması dileyen ve bu dileği gerçekleşince yoldan çıkıp yozlaşan haz ve güzellik tutkunu yakışıklı bir adamın öyküsünü anlatır. Ancak bu haliyle dışarıdan sıkıcı ve sığ bir konusu olduğu aşikar. Bu romanı özel kılan içerisinde barındırdığı diyaloglar, zincirleme işlenen suç örgüsü, bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim'ler, iç monologlar, suç ve cezanın yeryüzüne roman anlamında ikinci inişi. Sadece bununla sınırlı olsa iyi romanın etkisi. Yayınlandıktan sonra insanların edebi bakışlarına ve yaşayışlarında bıraktığı etki. Tesire bir bakın. Sizce sadece anlatılanlar mı tetiklemiş bu insanları yoksa anlatılanın anlatılış şekli mi? Cidden büyüleyici bir anlatımı var Wilde'ın.

Her bir sayfası kıymetli, betimlemesiyle, iç monologlarıyla, hayat hakkında atılıp tutulan o kıymetli öngörüleriyle, Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sına selam çakan harikulade bir kitap okudum. Basil'in portresi nasıl bir portreden fazlası ise, Wilde'ın romanı da bir romandan fazlası. Kitabın 3/2'sini alıntı niyetine buraya koyabilirsiniz. Kitabı öneren arkadaşıma da ayrıca teşekkür ederim.

https://www.youtube.com/watch?v=Zg7Qx6-s__c
272 syf.
·4 günde·9/10 puan
Düşünsene bir; ölüyorsun ve ardından yine sabah oluyor, güneş yeniden bütün ihtişamıyla yine doğuyor. Hadi bu doğanın kanunu belki ölüm insanın zoruna gitmez ancak korkuyorum. Ya her bahar tazelenen tabiata ne demeli, yeniden açan çiçeklere, yeşile boyanan ormanlara, tohumları çatlatan filizlere; haksızlık değil mi Lord Henry? Biz günden güne yaşlanırken, haksızlık değil mi?

“Ne hazin! Ben yaşlanıp çirkin ve iğrenç bir şey olacağım. Oysa bu portre hep genç kalacak. Yaşı şu haziran gününde sabitlenecek; bir gün bile yaşlanmayacak... Keşke tam tersi olabilseydi! Ben hep genç kalsaydım da şu resim yaşlansaydı. Bunun için neler vermezdim. Varımı yoğumu verirdim. Ruhumu bile satardım!” (Alıntı #40915500 )

İngiltere’nin aşırı haz düşkünü ve çağın “züppesi” olan Dorian Gray’in şatafatlı, iğrenç yaşam öyküsünün konu edildiği eser “hedonizm” yancısı karakterlerle güçlendirilmiş, döneminin en parlak yarı felsefe ve bol aforizmalı kurgu romanıdır. “Yazılış amacı ise Oscar Wilde’in üzerinde olan sen roman yazamazsın baskısıydı. Romanın oluşmasının en nice etkeninden birisi de bu baskıydı.”

Konformizmin ve hedonizmin yaşam tarzı olmadığı bir dönemde bazı modern felsefe kuramlarını da içine alarak kendi dönemi ve kendi döneminden sonrasının bir eleştirisidir. Kötülüğün ve iyiliğin hedef alındığı ve kronolojisine inilip; topluma ahlaki darbe vurmuş geçmiş kişilerden örnekler vererek Yunanlılardan başlayıp kendi zamanın öncesine kadar getirmiştir.

“...insanlar her şeyin fiyatını biliyorlar da hiçbir şeyin kıymetini bilmiyorlar.” (Alıntı #40827168 )

Dönemin rezilliği ve sınıflar arasındaki vicdan farklılıkları apaçık belli oluyorken “köylü milletin efendisidir,” sözünün değerini bir kez daha kanıtlamış bulmaktayız. Dorian Gray’in yansıttığı kişilik dönemin en aydın kişiliğidir. Hatta Avrupalı’nın da Avrupalısı desek abartmış olmayız. Türk Edebiyatı’nda böyle bir züppenin karşılığı ise kesinlikle yoktur. Ancak medeniyet dediğimiz kültürün olduğu ve ahlaki değerin yerle bir edildiği bir toplumda bu tarz bir karakterle karşılaşmamız ise mümkündür.

İyi görünüşe aldanırız. #Horatius
Dorian Gray’in uzun yaşama arzusu günümüz döneminde anti aging kelime karşılığına denk gelmektedir. Bu uzun yaşama arzusu ise kurguda Tanrı’dan öç alma duygusunu okura vermektedir. Gray’in tapılacak kişi olacak kadar albenisinin varlığı, çevresindeki herkesi kaosun ortasına çekmesi ve içten içe ruhunun yanıp kül olmasını sağlamadaki başarıları ise Oscar Wilde’in yaşadığı döneme olan isteksizliği olarak görüyorum.

“İnsanoğlu kendini fazla ciddiye alıyor. İnsanlık tarihinde işlenen ilk günah budur. Mağara insanı gülmeyi bilseydi, tarih çok daha farklı gelişirdi.” (Alıntı #40823873 )

Kitap içerisinde belirtilmeyen üç ana bölümün olduğunu düşünmekteyim; Dorain Gray’in gençlik pazarlığı, Dorian Gray’in gençlik kazanımı ve Sibly Vane, son olarak ise James Vane ile güzelliğin, gençliğin getirdiği onarılamaz hatalar…

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan… Çevirisi sorunsuz, ancak 2018 yılı basımlı olduğundan dolayı sanki sayfa kaliteleri düşürülmüş gibi geldi. Çok rahat bir şekilde esniyor ve alıntıları çizdiğim zaman sayfa inceliğinden dolayı arka tarafında bariz bir mürekkep izi çıkıyor. Bu yayınevinden beklemeyeceğim bir işti, şaşırdım ve üzüldüm.

Romanın özetini Azra Kohen’in bir kitabında geçen güzellik tanımıyla özetlersek sanırım hata etmemiş oluruz; “İlkelliğin torpiliydi bu: Güzellik. İzleyene ilham, yokluğunu çekene acı, avcısına amaç, aşığına neden,öfkeye güçsüzlük, yağmacıya hedef, sahibine başta kolaylık sonda lanet veren şey bedeninin her tarafını sarmıştı.”

Sözün özü; kitap kesinlikle okunulası ve tavsiye edilesi. Sayın Wilde’nin en tecrübesinden faydalanmalı, Lord Henry’den hayat görüşlerini öğrenmeli, Basil ile tanışıp dostluğun ne demek olduğunu anlamalı ve Dorian Gray gibi dostlarınızdan uzak durmalısınız.

Sevgi ile kalın.
280 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
HERKES ÖLDÜRÜR SEVDİĞİNİ!

Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!

Kimi gençken öldürür sevdiğini
Kimileri yaşlı iken öldürür;
Şehvetli ellerle öldürür kimi
Kimi altından ellerle öldürür;
Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.

Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
Kimi satar kimi de satın alır;
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;
Herkes öldürebilir sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez.

Oscar Wilde’ı bu şiiri ile tanımıştım. Tuncer Kurtiz sesiyle can verdiğinde daha da büyüleyici bir hâl aldı şiir.

Tıpkı bu şiirde olduğu gibi sevdiklerini gözünü kırpmadan harcayan Dorian cezasını bu dünyada buldu mu dersiniz?

NE DİLEDİĞİNİZE DİKKAT EDİN, HER AN GERÇEKLEŞEBİLİR!

Kaderimizi bilseydik keşke, gelecekten haber alabilseydik.
Sonu bilinen bir hayat belki merak uyandırmazdı ama güvenli bir yolculuk olurdu.
Günde kim bilir kaç kez dilekte bulunuyoruz.
Başınıza gelmiştir, bir şey dilersiniz ve arkanızı dönmeden gerçek olur, keşke başka bir şey dileseydim dersiniz.

Mucize midir, ceza mıdır bilemezsiniz dileğinizin sonuçlarını.
Keşke çok param olsa...
Keşke sevgilim olsa...
Keşke mutlu bir evlilik yapsam...
Keşke hep genç kalabilsem...
Keşke geçmişte yaşadıklarımı değiştirsem...

Keşke dediğiniz şey kapınıza geldiğinde....
Kader iş başına geçer ve mucize sandığınız şeyin aslında bir kabus olduğunu kanıtlamaya başlar.
Dileğiniz şey başınıza bela olur.
Aşk sandığınız kişi uğursuzluk getirir.
Şans sandığınız şey felaketiniz olur.
Mutluluk dediğiniz kan kusturur.
Lanetlenmiş bir hayat...

Hayat bir ticaret; yaşarsın, günah işlersin, eğlenirsin, içersin ve günün sonunda hesabını ödersin.

Güzelliği mahvetmişti onu; güzelliği, bir de Tanrı’dan dilediği gençlik. Yüzü güzel kalsın diye ruhunu şeytana satan Dorian’ın gerçekleşen dileğinin hazin öyküsü. Okunmalı mı? EVET!

https://youtu.be/XPC7La-244E
280 syf.
Neydi şimdi bu?!!

Ruhunu şeytana satmanın hikayesi mi?
Gümbür gümbür haykıran bir egonun sesi mi?
Güzelliğin manifestosu mu yoksa?
Sevgiye hasret..sevgiye susuz bir insanın muazzam değişimi mi?

Hani..ruhunuzun bir yerinde iğne ucu kadar bir nokta vardır ya, simsiyah..
Hani yok saydığımız, kabullenmek istemediğimiz..
Hani büyüdüğü zaman, benliğimizi tamamıyla yutacağını çok iyi bildiğimiz..
Insanoğluna bahşedilmiş en eski remizdir belki de.

Işte o noktada başlıyor her şey..
Günaha koşar gibi son hızla yayılıyor.
Okudukça, içine girdikçe satırların, bazen şeytanın bile masum olduğunu düşünüyorum.
Yaşlanan, çirkinleşen, şeytanlaşan bir portrenin gözlerinden alev alev baktığını hissediyorum zaman zaman..

Sevgiye açlık ve sonsuz bir egonun içerisinde, güzellik kadar çirkinliği de iliklerime kadar hissediyorum.
Ki güzellik, en kadim maskedir aslında.
Aşkın bile gözde başladığına inanan ben, güzelliğin de bir çeşit büyü olduğuna inanıyorum.

Önce hasret, sonra çabalayış,sonra vazgeçiş ..Işıltılı bir tenin altında buz gibi bir soğukluk ve göz kamaştıran ama zerre kadar kokusu olmayan bir yapma çiçek kandırmacası..

Basil iyiliği,
Lord Henrry kötülüğü,
Ve Dorian da muazzam egosuyla insanı temsil ediyor diye düşünüyorum.

Hissetmenin günahını tatmış, susmanin vurdumduymazligini soluyan, içinde gümbürdeyen şelaleye kafa tutan..
Ki insanın duygularını bastırması, görünüşte bir savunma mekanizması gibi gelse de, başka biri gibi davranmaya, ürkütücü ve ağır bir sona doğru götürür bizi.
Yorgun düşeriz.
Eksik kalırız.
Kendimiz olamayız.

Hatalarımız hata değildir artık.
Sevgimiz de sevgi değildir, içi boşalmıştır.
Öyle bir ego kaplamıştır ki bizi ; şeytan görse kıskanır..

Ruhunu arayan mı?
Ruhunu kaybeden mi?
Ruhunu satan mı?

Boşuna değil Dorian 'ın ,portresini saklaması ve yüreğini kabartan öfkesi aslında.

Neydi şimdi bu?!!
Güzelliğin manifestosu mu?
Belki de söylendiği gibi, terazi burcunun el kitabı olma niteliğinde.
Olay estetizm çünkü.
Söyle ki; edebiyat, güzel sanatlar, müzik ve diğer sanatlar için estetik değerlerin, sosyal-politik temalardan daha fazla önemini vurgulayan bir entelektüel ve sanat hareketidir kendisi.

Yani bir nevi kalple düşünebilme becerisi.
Güzele vurgun,
Güzele sevdalı,
Ortayı tutturamayanlarin, yaşamı beste kabul edenlerin hikayesi.

GÜZELLİĞİ, GÜZEL OLANI, GÜZELLİĞİN ŞİDDETİYLE ÖLÇENLERİN..

Okudukça, ne kadar az okuduğumu hissetiren kitaplardan biri,belki de en güzeliydi.

Bir otel odasında, sefillik ve açlık içerisinde, kalemi kendini yok etmiş bir yazardır Oscar Wilde.
Yazdığı her cümleyle büyüleyen..

- Işte bu..
- Tam da bu!!
dedim defalarda..

Evet bu..
Ruhunu şeytana satmanın hikayesi..
Güzelliğin manifestosu!



Keyifli okumalar..:)
280 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Şöyle bir düşünün; Gençsiniz, güzelsiniz/yakışıklısınız. Sokakta yürürken insanların bakışlarını üzerinizde topluyor, en ilgisiz insanın bile dikkatini hiçbir çabaya gereksinim duymadan çekebiliyorsunuz. Tüm bunlara rağmen bu güzelliğinizin pek de farkında olduğunuz söylenemez.

Son derece yetenekli ve gelecek vadeden bir ressam arkadaşınız var ve o da sizin bu kusursuz görünüşünüzün farkında. Doğal olarak sizi, resimlerinde bir model olarak kullanmak istiyor. Kabul ediyorsunuz ve arkadaşınız, 'ustalık eserim' şeklinde ifade edeceği muhteşem bir portre çiziyor. İşte ilk defa orada, o portreye baktığınızda ne kadar muhteşem bir güzelliğe, gençliğe ve çekiciliğe sahip olduğunuzu fark ediyorsunuz. Tam da bu sırada içinizde dehşetli bir duygu doğuyor. Bu güzelliği kaybetme korkusu... Bir gün, bu gençliğin ellerinizden kayıp gideceği gerçeğinin acımasızlığı...

"... gün gelecek yüzü buruşup çökecek, gözlerinin nuru, rengi kaçacak... Ruhunu geliştirecek olan yaşam bedenini çirkinleştirecekti."  #123035908

Bir dua ediyorsunuz o sırada, bir dilek diliyorsunuz: "Keşke ben değil de o yaşlansa! Değişen şu resim olsa da ben olduğum gibi kalabilsem!" Ve bir gece evinize gidip portreye baktığınızda görüyorsunuz ki isteğiniz gerçekleşmiş. Aynaya baktığınızda o güzel yüzü görmeye devam ediyorsunuz. Portre ise artık sizin ruhunuzun aynası olmuş.

Oscar WILDE... Bir çoğumuzun aklına kazınan;
"OYSA HERKES ÖLDÜRÜR SEVDİĞİNİ,
"KULAK VERİN BU DEDİKLERİME..." diye devam eden mısralarla ismini duyduğumuz ve bu kitabı okuyarak hakkında daha ayrıntılı bilgi sahibi olabileceğimiz adam... WILDE, tek romanı olma özelliğini taşıyan bu eseri temmuz 1890'da yazdığında, özellikle İngiliz basınında ahlaksızlığı yücelttiği gerekçesiyle büyük tepkiyle karşılaşmış. Oscar Wilde, sanki bu tepkileri öngörüp kitabında şöyle bir cümleye yer vermiş:
"Toplumun ahlaka aykırı saydığı kitaplar topluma kendi ayıbını gösteren kitaplardır."
#123751605
(Bence bu kitapta ahlaksızlığın, özellikle bir karakter tarafından, okuyanlar anımsayacaklardır, cazip gösterildiği aşikâr. Tabi ki, felsefik yaklaşımlarla bu görüşler farklı yerlere çekilebilir ama felsefeye bir kere girilince çıkması bir hayli zor oluyor. Dolayısıyla bu konuda daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum, bu konudaki görüşleri kişilerin ahlak anlayışlarına bırakıyorum:)

Bir mektupta Wilde, kitaptaki karakterlerin kendisini yansıttığını belirtiyor.
"Ressam Basil Hallward kendi hakkımda düşündüklerim, Lord Henry dünya hakkında düşündüklerim, Dorian, belki başka yaşlarda, olmak istediğim." (Wikipedia)
Karakterleri tanıyanların da düşünecekleri üzere, ilginç gerçekten.

Bir de kitap, 2009 yılında sinemaya uyarlanmış. Ben, açıkçası fragmanına ve Imdb'sine (6.2) baktığımda pek de izlemek istemedim. Bir de şu dikkatimi çekti. Kitapta Dorian hakkında sürekli 'altın sarısı saçlar'a sahip olduğu belirtilirken, filmde Dorian'ı canlandıran karakter esmer seçilmiş. Bana, sanki Dorian'ı, Oscar Wilde'a benzetmeye çalışmışlar gibi geldi. Size de göstereyim. Bu Oscar Wilde'ın fotoğrafı https://resimyukle.io/r/dn1JNmPFaA  Bu arkadaş da  https://resimyukle.io/r/otcJH8ntRZ filmde Dorian'ı canlandıran karakter. Sizce de benzemiyorlar mı? Bence kesinlikle böyle düşünülmüş :) Her şeye rağmen kitabı çok beğenip bir de filmde göreyim diyenler izleyebilirler diye düşünüyorum.

Biraz uzun bir inceleme olduğunun farkındayım. Hâlâ buradaysanız eğer, sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim :D

Son olarak, bence kitapta asıl anlatılmak istenen şu düşünceyle incelememi bitiriyorum. Keyifli okumlar...

"Her birimiz Cennet'i de Cehennem'i de içimizde taşıyoruz."  #123563745
'' Gülmek, bir dostluk için iyi bir başlangıçtır, dostluğu sona erdirirken yapılacak en iyi şey yine gülmektir.
\\ Güzel şeylerde çirkin anlamlar bulan kişiler, hoş olmaksızın yozlaşmış kişilerdir.
Güzel şeylerde güzel anlamlar bulan kişiler ise kültürlüdür. Bu kişiler için umut vardır.//
Her türlü bedensel ve zihinsel üstünlükte bir ölümcüllük vardır, tarih boyunca kralların duraksamalı adımlarını izleyen bir ölümcüllük.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dorian Gray'in Portresi
Baskı tarihi:
Ekim 2018
Sayfa sayısı:
280
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750702938
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Picture of Dorian Gray
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Ressam Basil Hallward, güzelliği karşısında büyülendiği genç Dorian Gray’in bir portresini yapar. Ressamın evinde Lord Henry Wotton’la tanışan Dorian, hayatta izlemeye değer tek şeyin güzellik olduğunu savunan Lord Henry’nin görüşlerine hayran kalır. Ama güzelliğinin bir gün solup gideceğinin farkına varınca kendisinin değil, portresinin yaşlanmasını diler. Dorian’ın büyük sırrını, portredeki değişimi sadece Basil fark edecektir...

Oscar Wilde’ın tek romanı Dorian Gray’in Portresi 1891’de yılında yayımlandığında, ahlaksızlığı yücelttiği gerekçesiyle büyük tep­kiyle karşılandı. Dorian Gray’in kendini yıkıma sürüklemesi bile, yapıtın eleştirmenlerce ahlaksızlıkla suçlanmasını engellemedi. Wilde ise ısrarla, ahlaki bir sonu olsa da sanatın özünde ahlakdışı olduğunu vurguladı ve herkesin Dorian Gray’de kendi günahını göreceğini tekrarladı.

Bu başyapıtı Nihal Yeğinobalı’nın Türkçesiyle sunuyoruz

Kitabı okuyanlar 28,5bin okur

  • Melek Özkan
  • Yaren Sert
  • Beyza
  • Damla Çınar
  • Mert Yıldız
  • A̸l̸i̸t̸a̸ b̸a̸b̸y̸
  • Yagiz in cikolata pastası kıskanç bir kiz
  • Okyanus
  • Merve Deniz Kısıklı
  • eda esen

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%16.1
13-17 Yaş
%5.4
18-24 Yaş
%28.3
25-34 Yaş
%28.7
35-44 Yaş
%16.4
45-54 Yaş
%3.9
55-64 Yaş
%0.3
65+ Yaş
%1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72.4
Erkek
%27.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%8.3 (862)
9
%7.2 (751)
8
%5 (521)
7
%2 (210)
6
%0.8 (88)
5
%0.2 (26)
4
%0 (5)
3
%0 (5)
2
%0 (2)
1
%0

Kitabın sıralamaları