Dört Köşeli Üçgen

·
Okunma
·
Beğeni
·
2116
Gösterim
Adı:
Dört Köşeli Üçgen
Baskı tarihi:
1961
Sayfa sayısı:
163
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dün - Bugün Yayınevi
Baskılar:
Dört Köşeli Üçgen
Dört Köşeli Üçgen
Gece uyurken bile gözlemcilik görevimi elden bırakmam.
Gazinoda oturanlar, işportacılar, memurlar, müdürler, satınalma kurulu üyeleri, şoförler, karaborsacılar, önemli derneklerin genelyazmanları, orospular, hırsızlar, aydınlar hep benim gözlemim altındadır.
129 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
İsmi çok entresan değil mi eserin? Dört Köşeli Üçgen. Dört köşesi nasıl olur bir üçgenin? Kitabı okuduktan sonra onun da mümkün olduğunu anlıyorsunuz. Elbette ki kitap yalnızca "bir üçgenin dördüncü köşesi" üzerine değil. Bu sefer bir gözlemci ile karşı karşıyayız. Ama nasıl bir gözlemci? Karakterimizin kendi ifadesiyle uluslararası bir gözlemci. Kitapta kendini anlatan karakterimize oldukça doğal gelen bir durum bu. Her şeyi ve herkesi gözlemliyor: Arka kapakta bahsedildiği üzere; gazinoda oturanlar, işportacılar, memurlar, müdürler... Fakat bu gözlemleri yüzünden başına gelmeyen kalmıyor. Bir açıdan Aylak Adam'ı anımsatan bir eser Dört Köşeli Üçgen. Topluma nesnel bir gözle bakmaya çalıştığı için karakterimiz eksiklikleri de hemen fark ediyor. Gözlemlerinin amacını, kendisi de net olarak belirtmediği halde okurken anlıyorsunuz: Totaliterlik. Totaliterlik kelimesini kullandığım için kitabın siyasi amaçlarının olduğu anlaşılmasın, bir ahlak totaliterliğinden bahsediyorum. Ahlak totaliterliği gölgesinde kaybolup gitmiş insanlar ve bu kayboluşları sürekli izleyen bir gözlemci. Gözlenenlerden kimi bir apartmandaki bir kadın, kimisi de bir kahvedeki hararetli havada tartışan bir adam. Karakterimize bunlar fark etmiyor. Seyrettiği şeyler ona herhangi bir anlam ifade etmiyor, o seyretme işinden hoşlanıyor. Dolayısıyla bu seyretme işi, gözlemcimize farklı şekillerde gözüküyor. Herkesin gördüğü şeyden farklı şeyleri görür hale geliyor. Tıpkı ışığın suda kırılması gibi, gözlemcimizin yaptığı gözlemler de zamanla ona daha farklı gelmeye başlıyor. Bu gözlem işinin öylesine bağımlısı haline geliyor ki, günde 24 saat gözlem yaparken bunu günde 48 saate, hatta günde 96 saate yükseltiyor. Günde 96 saat, evet. Gözlemcimiz bunun da mümkün olduğunu söylüyor bizlere. Ayrıca gözlem olayının yalnızca "göz" ile değil bütün vücudumuz ile yapılabileceğini öne sürüyor. Öyle ki, verdiği örnekle de bunu kanıtlıyor: Newton'ın da tam başına elma düştüğü sırada başının üst tarafı ile gözlem yaptığını örnek veriyor. Bir süre sonra varlığının sebebini gözleme bağlayıp, "gözlem yapıyorum demek varım" düşüncesine ulaşıyor. Doğruluk payı da yok değil gözlemcimizin öne sürdüklerinin. Gözlem yapamıyorsak, nasıl yaşayacağız? Fakat bunu da yapmayanların olduğunu, o kişilerin de vücudunun hiçbir kasını fiziksel anlamda kullanmadığını söylüyor. Gözlemde doğru veya yanlışın olmadığını da çeşitli gözlemlerini bize aktararak kanıtlıyor. Fakat her farklı insan gibi farklılığı insanların gözüne çarpmaya başlıyor. Bir süre sonra gözlem yapması suç haline geliyor. İnsanlar yadırgamaya başlıyor karakterimiz "ben gözlemciyim" dese de. Zaten bu hali de kitap boyunca devam ediyor. Zannımca Salâh Birsel, bir çığlığı anlatmış burada. "Değil"lerin dünyasında atılan bir çığlık. Gölgelerin karanlığında atılan bir çığlık mı demeliydim? Dört Köşeli Üçgen, gerek ismiyle gerekse de karakterimizin C.'yi anımsatan düşünce ve tavırlarıyla ilgi çekici ve gerçekten mükemmel bir eser. Sessiz çığlıkları atan insanların isminin olmadığı yönündeki düşünceye Salâh Birsel de sahip yanılmıyorsam. Çünkü karakterimiz kendiyle ilgili onlarca şeyden bahsederken, yalnızca isminden bahsetmiyor. Sessiz çığlık atan insanların ismi olmaz...
128 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Türkçeyi oylum oylum işleyip gözden kaçırdığımız kelime ve deyimleri satırlarına taşıyan bu roman, evvela okuyucunun ağzında müthiş bir dil tazeliği bırakıyor. Roman dedim; ama bu kitap bir novella bile sayılmaz. Modern, postmodern romanın kalıplarına bile uymayan yapısı var. Bir deneme üstadının romanı olduğu çok belli. Ama bu da özgün bir üslup oluşturmuş. Bu sebeplerle bitsin istemedim kitap. Neyse ki "Bay Birsel" de yazarken bitirsin istememiş anlattıklarını. Üç yerde final yapması gerekirken lafa devam etmiş. Yine de bitirmeye kalemi el vermemiş. Ne mutlu! Kitabın son sayfalarında sağlam tokatlar yiyoruz Kral Siraküze'nin kulları olarak. Filmini izlemek bu şairane üslubu bozmak olur mu bilmiyorum; ama son yıllarda çekilmiş ve henüz izlemediğim bir filmi de var kitabın.
128 syf.
·Puan vermedi
1. Türk edebiyatının en özgün, en üslupçu yazarlarından Salâh Bey deneme, günlük ve şiirlerinin yanı sıra bir de roman yazmıştır: Dört Köşeli Üçgen. Tıpkı şiirleri gibi, bir kategoriye sıkıştırmanın zor olduğu bir roman Dört Köşeli Üçgen. Belki de bu yüzden üstüne çok fazla yazılmamış, üstünde layığınca durulmamış bir roman. Selim İleri, Edebiyatımızda Sevdiğim Romanlar Kılavuzu’nda anlatır: 1980’lerde bir gün, uzun süre çürümeye ve yıkılmaya bırakıldıktan sonra şimdilerde yeniden yapımına başlanan Atatürk Kültür Merkezi’nde Salâh Birsel Günü yapılır, Selim İleri de Dört Köşeli Üçgen üzerine konuşur. Toplantı sonrasında Jale Hanım ve Salâh Beyle birlikte Çiçek Pasajına giderler. Selim İleri kaç kişi olduklarını, yanlarında başka kimler olduğunu unutmuştur, belli ki kalabalıkça bir gruptur. Yalnız kendisine teşekkür ettiğini unutmaz Salâh Bey’in, bir de şu sözlerini: Sonra hem alaycı, hem belki hafif kırgın, “Kimse iplememişti o romanı,” dedi.

Onur Çalı

İncelemenin tamamı: https://kayiprihtim.com/...l-dort-koseli-ucgen/
128 syf.
·Puan vermedi
Okuduğum ilk kitabı yazarın. Tek romanıymış aynı zamanda Salah Birsel'in. Roman okumayı sevip; olaylar, betimlemeler içerisinde boğulmayı sevmeyenler için birebir. Herkesin az veya çok çevresindeki insanları gözlemleme alışkanlığını kitaptaki kahraman mesleğe döküyor ve ona anlam, ciddiyet katıyor. Merakla başlayan gözlemcilik zaruret halini alıyor. Gözlemcinin anlattıkları gerçek mi, gözlemlerinin kurgusu mu, aslında var mıydı derken kitap bitiyor. Yer yer ince eleştiriler var gözlemleriyle harmanlanmış. İyi okumalar.
128 syf.
·3 günde·10/10
Mutlaka okuyun! Size kitabı anlatamam ama yaşayarak okudum diyebilirim. Çok özel bir kitap! Bildiğim kadarıyla da Türk Edebiyatı’nın ilk düşünce kitabı.
128 syf.
·12 günde·Beğendi·7/10
Cumhuriyet'in ilk düşünce romanı, yazarın ise tek romanı konumuna sahip bir eser. Dili ve anlatılan hikaye akıcı fakat yer yer mantık sınırlarınız zorlanabilir.
128 syf.
·4 günde·6/10
"Ben bir gözlemciyim, uluslararası bir gözlemci." diye başlıyor kitap ve  yazar, karekterin ( gözlemcinin) çevresiyle ilgili gözlemleri hakkında genel olarak attığı nutukları roman formu içerisinde anlatmaya çalışmış . Çalışmış diyorum çünkü roman işini tam olarak becerebildiğini düşünmüyorum. Kitap, bir romandan ziyade bir roman deneme karışımı bir şey olmuş. Yazar,  Salah Birsel'in denemeleriyle ünlü olduğu göz önünde bulundurulursa ve deneme yazma hastalığından vazgeçmemesi bu sonucu ortaya çıkarmıştır. Ancak yazarın türkçeyi kıvrak bir şekilde kullanması ,dile hakim olması, onu; en azından denemelerinin okunmaya değer kılıyor.
128 syf.
·Beğendi·9/10
Birsel'in ilk romanıdır. Dili akıcı ve temiz olmasının yanında benim gibi uzun romanları takip edemeyecek olanların okuyabilecekleri kadar da kısadır.
128 syf.
·Puan vermedi
Bu Salah Birsel'in dilinde ne var bilmiyorum. Bakış açısı, görüşleri ve samimi dili insanı rahatlatıyor. Bu kitabında da gözlemlerini anlatmış, çok eğlendim severek okudum. Yazarın, okuduğum ilk kitabıydı ve heyecanla diğer kitaplarını almaya başladım.
Doğrusu ya, insanlar, kendi türlerine benzememeye, herkesten başka bir adam olmaya pek çok değer veriyorlardı. Ama çevrelerinden kaçmak, çevrelerinin üstüne çıkmak için attıkları her adım onları çevrelerine öykünmeye götürüyor, her davranış onları bulundukları yere çiviliyordu. İnsanlarda bir dışlanmak korkusudur gidiyordu.
Salâh Birsel
Sayfa 25 - Sel Yayıncılık
Bir düşünce kendiliğinden ya doğrudur, ya değildir. Değilse ona başkalarının katılması düşüncenin doğruluğunu göstermez.
Salâh Birsel
Sayfa 41 - Sel Yayıncılık
Gelgelelim, insanlar, uşaklık pahasına elde ettikleri bir lokma ekmeği yitirmekten korktukları için görünüşlerin ötesine geçmekten çekiniyorlar, gözlemci olmağa yanaşmıyorlardı.
Bilmek, bildiğini sanmak, bilir gibi olmak, bir parçasını bilmek her çatışmayı ortadan kaldırıyordu.
Salâh Birsel
Sayfa 22 - Sel Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dört Köşeli Üçgen
Baskı tarihi:
1961
Sayfa sayısı:
163
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dün - Bugün Yayınevi
Baskılar:
Dört Köşeli Üçgen
Dört Köşeli Üçgen
Gece uyurken bile gözlemcilik görevimi elden bırakmam.
Gazinoda oturanlar, işportacılar, memurlar, müdürler, satınalma kurulu üyeleri, şoförler, karaborsacılar, önemli derneklerin genelyazmanları, orospular, hırsızlar, aydınlar hep benim gözlemim altındadır.

Kitabı okuyanlar 141 okur

  • Uğur Kaya
  • mehmet saföz
  • Tuğçe Coşkun
  • Onur
  • EySelim

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%2.6 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0